Ahmet İnsel



Bookmark and Share

Komplo Anlatısının Dayanılmaz Hafifliği


4.02.2020 - Bu Yazı 235 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Hoşumuza gitmeyen, hatta düşmanca olan veya öyle algılanan ama nedenini tam anlayamadığımız bir olayın arkasında gizli bir el, gizli bir amaç aramak evrensel bir davranış tarzıdır. Komploya dayalı izahlar tarihin eski zamanlarından beri varlar ama günümüzde kamu alanında çok daha büyük bir yer işgal ediyorlar. Hele iktidarın bütünüyle saydam olduğu, iktidardan hesap sormanın mümkün olmadığı, kitle iletişim araçlarının büyük bölümünün alenen iktidardaki güç tarafından yönetildiği bir toplumda, hemen her şeyin arkasında bir gizli el, bir gizli niyet aramak neredeyse doğal bir davranış biçimi haline geliyor. Böyle bir ortamda komplo, yalnız iktidardaki güç veya güçlere muhalif olanların değil, belki onlardan daha fazla iktidardakilerin ve onların destekçilerinin gerçeklik algısını çarpıtıyor. Demokratik kurumların zayıfladığı veya yürürlükte olmadığı ortamda iktidarlar çok daha fazla komplo karabasanı içinde yaşamaya mahkum oluyorlar. Bu karabasanları onları daha fazla şiddet yöntemlerine, despotluğa, tahakküme yöneltiyor.

Türkiye, komplolarla toplumsal olayları, siyasal gelişmeleri, hatta doğal afetleri açıklamanın çok yaygın olduğu bir ülke. Adnan Ekşigil, Birikim Güncel’de yayımlanan yazısında bunu Kanal İstanbul projesi örneğini ele alarak, gayet iyi betimliyor. Popülizmle halk kitlelerine ulaşma olanağını sağın elinden alma amacıyla geliştirilecek bir sol popülizm yaklaşımının da, halkı iktidardan veya sağ güçlerden soğutmak için komplo kurmacalarına sarılmasının büyük bir hata olacağına dikkat çekiyor.

Komplo Teorileri, Disiplinlerarası Bir Giriş, komploya dayalı izahlara karşı herkesin aşılanmak için okuması gereken bir kitap. Kerem Karaosmanoğlu’nun yazdığı bu kitapta ( İletişim Yayınları, 2019), komploya dayalı izahların tarihsel kökenlerini (Masonlar, Tapınak Şövalyeleri, İlluminati ve elbette Yahudiler) gösterdikten sonra, bu tür izaha yatkınlığın arkasında yatan bir dizi psikolojik saplantı ve epistemolojik çarpıklığın detaylı dökümü yapılıyor. Bunlar çoğunlukla, izah olarak bile nitelenmesi mümkün olmayan, çoğu zaman « flaş…flaş… İfşa… » türünden çığırtkan iddialar olarak karşımıza çıkıyor. Bunları tek tek burada ele almaya bu kısa yazının ebatı ele vermeyeceği için, bu mantıksal safsatalar ve bilişsel yanılgılardan birkaç örneğin adını aktarmakla yetineceğim : kuşku üzerinden sonuç safsatası, onay çarpıtması, normallik önyargısı, vd…

Komploya dayalı izahlara inanmaya yatkınlığın arkasında, gerçekliği algılama konusunda yaygın olan iki eğilim yatıyor. Birincisi, kasıtlık inancı, diğeri doğrulama/onaylama refleksi.

İstisnasız bütün olayların arkasında belirgin bir amaç, bir kasıt olduğu inancı, komploya dayalı izahlara inanmanın önkoşuludur. Hele bu olay düşmanca veya olumsuz bir gelişme olarak algılanıyorsa, bunun arkasında yatan kötü niyete, gizli kasta işaret eden, onu ortaya çıkaran izahları benimsemek kolaylaşır. Bu aynı zamanda bir boşalma eylemidir. Öfkeyi, tatminsizliği, yoksunluğu, acıyı, çaresizliği ifade etmenin farklı bir yoludur. Olayın arkasında yatan komplonun sorumlularını bulup ortaya çıkarmak, birçok durumda nedenleri gayet haklı da olabilen bu tepkisel hislerin hınca dönüşmesini sağlar. Artık bu olumsuz olayın arkasında yatan güç ortaya çıkmış, kime hınç duyulacağı belli olmuştur ve bu bir anlamda belirsizliğin yarattığı güvensizliği telafi eder. Kime karşı hıncın yönlendirilmesi ve mücadele verilmesi gerektiği belli olduğuna göre, eksik olan güven duygusu kısmen de olsa yeniden oluşur.

Eğer olayın görünür nedeni çok basit görünüyorsa, bunun arkasında muhakkak başka bir daha büyük amaç ve gizli kasıt aramak, her şeyin önceden tasarlanmış bir iradenin sonucu olduğuna inanan ilahi irade veya mutlak determinizm inançlarına yatkındır. Örneğin Susurluk’ta mafya-devlet-siyaset üçgeninin ortaya saçılmasına yol açan araba kazasında, kamyonun tuzaklandığı, kamyon sürücüsünün gizli güçlerin adamı olduğu, yani kazanın bir komplo olduğu inancı hâlâ çok yaygın değil mi? 

Birçok gizli ilişkinin, gizli olayın ortaya dökülmesinin öngörülmedik rastlantılar sayesinde olduğunu kabul edemez ilahi irade veya mutlak determinizm inancı. İktidardaki güçlerin birçok tasarrufunun eksik bilgi ortamında el yordamıyla alınmış kararlara dayandığını da kabul etmek istemez mutlak determinizme inananlar. Zaten mutlak determinizm inanışı da ilahi irade anlayışının sekülerleşmiş hali değil midir?

Doğrulama/onaylama çarpıklığı ise, zaten inandığımız şeyleri, benimsediğimiz dünya görüşünü onaylayan/doğrulayan izahları kabul etmeye olan yatkınlıktır. Salt inançlardan hareketle olayları yorumlamaya yatkın olan kişilerde çok daha fazla görülen bu eğilim, alelacele yanıt üretme telaşı ve eleştirel düşünme refleksi eksikliğiyle daha da güçlenir.

Bu iki eğilimin birleşmesi, karşımıza çıkan olayla ilgili ifşa edilen bilginin inandırıcı olduğu kanaatini kendiliğinden yaratır, çünkü bu bilgide korkularımızın, früstrasyonlarımızın, endişelerimizin, çaresizliğimizin yansımasını buluruz. Aynı zamanda elbette bir dizi toplumsal olayda, bu olayı hazırlayanlar, meydana gelmesine vesile olanlar çoğu zaman belli bir niyetle hareket ettikleri için, niyet okuma yöntemi kendi başına yanlış değildir. Ama komplo anlatıları niyet okumayla sınırlı kalmazlar. Atfedilen niyetin maddi koşullarının da var olduğu varsayımından hareket ederler. 

Sağ veya sol kökenli komplo anlatılarının ortak özelliği, gizli güçlerin ülkenin yönetimini belirledikleri inancıdır. Bu gizli güçler genellikle uluslararası alanda yer alırlar. Öneğin ülkede var olduğuna inanılan ama gizlenen doğal kaynakların kullanılmasını uluslararası gizli güçlerin engellediği iddia edilir. Bugün Türkiye’de ekonomiyi zirvelere taşıyacak özel madenler, petrol ve gaz yatakları olduğuna ama uluslararası gizli güçlerin bunların değerlendirilmesini engellediğine inanan insan sayısı sağda ve solda aşağı yukarı aynı orandadır. İçe kapanmaya dayalı tepki milliyetçiliği, farklı ırkların varlığına ve bunların davranış özelliklerine olan inançla beslenen ırkçılık, antiemperyalizm kisvesi altında ifade edilen öteki nefreti ve çoğu yerde antikapitalizm kisvesi altında sergilenen Yahudi nefreti (Soros figürü bunun yaşayan en canlı örneğidir)

Komplo anlatılarına inanmaya yatkınlık, kendi kendini doğrulayan bir mantık zincirine dayanır. Komplo anlatısını yalanlayan bulgular da komplonun bir parçası olarak algılanır. Kurguyla gerçek arasında gidip gelen bir anlatıdır komplo ve bizim hayal gücümüze hitap ettiği için caziptir. Büyülü bir dünyanın kapılarını aralar. Ve en önemlisi komplo anlatıları sonucun ifşa edileni doğrulaması üzerine kuruludur. İkiz kulelere saldırı CIA-MOSSAD ittifakının, terörle mücadele kisvesi altında saldırılarını başlatmak için düzenlediği bir komplodur, çünkü bu tarihten sonra terörle mücadele gerekçesi emperyalizmin uluslararası hukuku, temel insan haklarını askıya almasının bahanesi olmuştur ve geleceğin savaşlarına kapıyı açmıştır gibi bir komplo anlatısı, ifşa ettiğini olayın sonucuna bakarak doğrulatır.

Komplo anlatıları endişe verici dönüşümlerin veya büyük sosyal çatışmaların yaşandığı ortamlarda daha büyük yankı bulurlar. Bu yankıyı sertlik ve keskinlik yanlısı siyasal düşünce akımları genişletir, ona siyasal görünümlü içerik yüklerler. Günümüzde komplo anlatılarında bir patlama yaşanmasının en önemli nedeni, takriben yarım yüzyıldan beri giderek daha yoğun biçimde temsil sistemlerine olan güvenin yitirilmesi, aşırı bireyciliğin yükselmesi, günübirlik/kalıcı olmayana atfedilen önem ve değerin artması ve güvensizliğin yaygınlaşmasıyla, internetin herkese “bilgi” üretir olma olanağı sunmaya başlamasının kesişmesidir. Kesişmekten öteye birbirlerini karşılıklı beslemeleridir. Söylentinin bu kadar hızlı biçimde ve bu kadar çok kişiye ulaştığı bir ortamda, yarım yamalak birbirine iliştirilmiş olgu ve iddialar bir göz atışta tüketilirken, yarattığı “bilgi” tufanı eleştirel düşünceyi köreltiyor. 

Okuldan üniversiteye, siyasal partilerden sendikalara ve gazetelere televizyonlara, uluslararası kuruluşlara, dini örgütlere olan güvenin hızla zayıfladığı bir ortamda, saplantılı bir şüphe kültürü yeşerirken, en büyük gıdasını, internet üzerinden yayılan ve en kolay erişilebilir olan “haberdar olma” kanallarından alıyor. Bu güvensizlik ve şüphecilik ortamında, komplo anlatıları bir tür kıyamet endişesinin dile getirildiği araçlara dönüşüyorlar. Kültür alanında bu kıyamet veya kıyamet benzeri temalı ürünlerin büyük ilgi görmesi bir rastlantı değil. Komplo anlatılarının her şeyi bir şekilde aydınlığa kavuşturan, güçsüzlük ve çaresizlikten kaynaklanan endişelerimize yanıt veren, hınç ve öfkemizi yönlendirecek bir hedef gösteren güçlü bir cazibesi, hafifliğinin karşısında direnilmesi zor bir ağırlığı olduğu açık. 

Komplo anlatılarının yaygınlaşarak sıradanlaştığı ve birbirini kovaladığı günümüz medyasında, solun komplo kurgularına itibar ederek halk kesimlerine sesini duyurmaya, onları “bilinçlendirmeye” çalışması, sonucu nafile ya da hüsran olan bir çabadır. Tam tersine, bugün ve burada solun yapması gereken, her türlü komplo anlatısını gerçek olgular ışığında deşifre etmek, bu anlatıların barındırdıkları gerçeklik kırıntılarıyla tamamen hayal mahsulü olanları dikkatle ayırmaktır. Bugün Batı dünyasında geleneksel gazeteciliğin önemi yeniden keşfedilirken, buna bir de haberlerin doğrulanması misyonu ilave oluyor. Birçok gazetenin en çok okunan sayfalarının “checknews” tarzı bir haberciliğin yapıldığı sayfalar olması anlamsız değil. 

Her durumda sol düşüncenin temelinde eleştirel aklın yattığını ve solun kendi söylem ve iddialarına da eleştirel akıl yoluyla yaklaşmasının onun önemli özelliklerinden biri olduğunu unutmayalım. Komplo anlatılarına bel bağlamak, onları üretmek ve çoğaltmak ise eleştirel aklı köreltmek anlamına gelir ve bunun hangi siyasal akımın güçlenmesine zemin hazırladığını tarife gerek yoktur.

birikim

.

Facebook Yorumları

Emlak8
4.02.2020
Komplo Anlatısının Dayanılmaz Hafifliği
12.12.2019
Yerli ve Milli Nomenklatura
28.11.2019
Bolivya’da Özeleştiri Zamanı: “Evo Olmazsa Her Şeyin Çökeceğine İnanıyorduk!”
1.11.2019
“Yeter Artık!” İsyanları
27.09.2019
Kadınkırım
16.07.2019
Çin Devletinin
4.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
11.06.2019
Diktatörlerin Servetleri
29.05.2019
Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin
11.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
30.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
6.12.2018
Sarı Yelekle İfade Edilen Hınç ve Öfke
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
1.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
13.6.2018
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
14.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
13.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
23.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
28.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
3.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive