Ahmet İnsel



Bookmark and Share

Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?


11.4.2019 - Bu Yazı 452 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 AKP-MHP iktidar bloğunun, 31 Mart 2019 seçim sonuçlarını işine geldiği yerde tanıyıp, işine gelmediği yerde tanımaması, sayım üzerine sayım talep etmesi, olmayacak gerekçelerle seçimin tekrarını istemesi, Türkiye siyasal tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı mıdır? 31 Mart 2019 akşamı ve onu izleyen günlerde yaşanan gelişmeler, sergilenen tavırlar, bu olası yeni dönemin baskın niteliklerini ele veriyor. Seçim sürecinin son aşaması olan sayımın ve sayım sonucunun yürürlükteki yasa ve YSK içtihadı çerçevesinde değerlendirilmesi ve sonucun taraflar tarafından kabul edilmesi, bu rejimde iktidara demokratik meşruiyet görünümü vermeye devam eden yegâne işlemdi. Bu hafta yaşananlarla, İstanbul’da, Ankara’da, Kars’ta, Iğdır’da, Muş’ta ve başka seçim bölgelerinde, Yüksek Seçim Kurulu’nun vereceği nihai karar ne olursa olsun, muhalefetin adaylarını kazanmış ilan etsin veya etmesin, telafisi artık çok zor olan bir adım daha atıldı. Bu adımdan daha ilerisi, seçimi de Orta Asya diktatörlerindeki plebisite dönüştürmek ve buna karşı çıkanları zorla susturmaktır.   

Yeni Türkiye rejimi veya Erdoğanizm, aslında hatırı sayılır bir seçmen desteğine sahip olmaya devam etmekle birlikte, seçim meşruiyetini yitirmeye kendi elleriyle zemin hazırladı. Bundan sonraki herhangi bir seçimde, hele Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinde seçimi kaybetmeyi kabul etmeyebileceğini somut olarak gösterdi.

İktidar partisi ve ortağı, seçmen listesi hazırlanması, oy verilmesi ve oyların sayılması işlemlerine bütünüyle hâkim olan devlet gücünü eksiksiz biçimde kullandıkları, baştan sona kendi düzenledikleri ve denetledikleri bir seçim sürecinin sonuçlarına, başta İstanbul olmak üzere birçok yerde itiraz ettiler. Bu dünyada pek bilinen, karşılaşılan bir vaka değildir. İtiraz etmekle yetinmeyip, kendileri açısından “kabul edilemez” buldukları sonuçları “sandık darbesi, FETÖ-PKK teröristlerinin kumpası, hayatın olağan akışına aykırı sonuç” gibi akla ziyan gerekçelerle geçersiz kılmaya çalıştılar. Sergilenen tavır bir açıdan, şımarık ve şirret bir çocuğun başkasının oyuncağını elinden bırakmak istememek için yaptığı yaygarayı anımsatıyor. Ama söz konusu olan bir çocuk değil. Bu her şey benimdir, her şeyi yapmaya hakkım vardır inancını yansıtan taşkınlık hali, sadece AKP’nin içinde bir grup çıkar bağımlısının, iddia edildiği gibi Pelikancıların, bu konuda sicili kabarık Akitçilerin, AKP medyasının, yerel menfaat şebekelerinin vaveyla etmesiyle izah edilemeyecek, çok daha yaygın ve derin bir zihniyeti ele veriyor. Ayrıca AKP ile de sınırlı değil bu zihniyet. 

“Sandık başındaki görevlilerin maksatları, kimlere hizmet ettikleri deşifre edilmelidir. FETÖ’cüleri, PKK’lıları arkasına alıp siyasi dolandırıcılığa sapanlar milletimizin sabrını test etmesinler, aksi halde sonuçlarına katlanacaklardır” deme cüretini gösteren Devlet Bahçeli’nin tiz sesi, Cumhur İttifakı’na yön veren asli gücün Türkiye’de seçimle iktidar değiştirme kapısını kendisi açısından kapamaya yatkın olduğunu gayet sarih biçimde gösteriyor. Demokratik temel haklarını kullananlara karşı Bahçeli’nin bu açık tehdidi, MHP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinden beri giderek artan biçimde Erdoğanizme yol ve yön veren işlevinin artık zirvesine ulaştığını ele veriyor. 

Bu son aşamaya gelmeden önce demokrasinin olmazsa olmaz kuralları zaten bir bir çiğnenmişti. Kemal Can, beş gündür yaşananları “iktidarın en önemli meşruiyet dayanaklarından birini kendi eliyle imha ettiği bir süreç” olarak değerlendirip, “her türlü adaletsizlik, haksızlık, hukuksuzluk iddiasını sandık sonuçlarını gerekçe göstererek meşru yapmaya çalışan, sandıktan çıktığı için her durumda haklı çıkacağına inanan, inandırmak isteyen iktidar(ın), kendisine kalkan yaptığı ve tek siyaset alanı haline getirdiği seçimi de siyasetin dışına” taşıdığına işaret ediyor (bkz. link). Kemal Can, AKP iktidarının 31 Mart seçimlerine kadar halkın iradesini gasp ettiği eylemlerin, siyasal alanı, medyayı, hukuk düzenini, yasal kurumları, yargıyı teker teker imha edişinin dökümünü yapıyor. Bunları tekrar hatırlatmaya gerek yok. YSK’nın bundan sonra seçim sonuçlarıyla ilgili vereceği kararlar ne olursa olsun, AKP’nin son meşruiyet dayanağı olan sandıktan çıkma meşruiyetini de yitirebileceği bir eşikteyiz.

CHP’nin ve müttefikinin, HDP’nin ve diğer muhalif partilerin sandık meşruiyetini koruma yönündeki büyük ve takdire şayan çabaları, sadece hak ettiklerini elde etme mücadelesi değildir. İslâmcı-milliyetçi iktidar ittifakının atmaya cüret ettiği bu son meşum adımın sonuçlarının herkes için bir kaos anlamına geldiğinin farkında olmanın verdiği güçle, Türkiye’de iktidar değişiminin demokratik yöntemlerle gerçekleşme kapısını açık tutma, bu inancı koruma azminin ifadesidir bu. Bunun hayati önemini, eğer bir beka meselesi varsa tam burada, bu azim ve inancın ayakta kalmasında yattığını anlayamayacak kadar iktidarı kaybetmenin telaşına düşmüş bir güruh, arkasına toplumun bir bölümünün koşulsuz desteğini alarak, ülkeyi büyük bir felakete doğru sürüklüyor.

Elbette bunun işaretleri epeydir vardı. AKP’nin içinde ve çevresinde iktidarı demokratik yollarla değiştirmeye çalışmanın, iktidar partisine muhalif olmanın “iktidarı darbe ile devirmeye çalışmak” olarak algılandığının işareti Gezi protestolarından beri artarak geliyordu. 15 Temmuz menfur darbe girişimi bu gidişatı hızlandırdı, kesintisiz olağanüstü hal yönetimine zemin hazırladı. Bugün artık bunun işareti değil, eyleme geçmiş hali söz konusu. AKP-MHP iktidarı, bundan sonra işine gelmeyen seçim sonuçlarını da tanımama cüretinde bulunacağını, iktidarı vermemek için her türlü gerekçeyi bahane etmekten geri kalmayacağını göstererek, artık Rubicon’u geçmek için hamle etmeye hazır olduğunu gösteriyor. Yaşadıkları kaybetme paniği içinde, AKP sözcülerinin, karar alıcılarının ve akıl verenlerinin bunun ne anlama geldiğini idrak etmekten maalesef yoksun olmaları kuvvetle muhtemeldir.

BİRİKİM

.

Facebook Yorumları

Kod8
11.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
30.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
6.12.2018
Sarı Yelekle İfade Edilen Hınç ve Öfke
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
1.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
13.6.2018
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
14.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
13.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
23.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
28.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
3.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8
Emlak8.Net