Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Ahmet İnsel

Cumhuriyet



Bookmark and Share

Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?


19.4.2017 - Bu Yazı 323 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Referandum sonucunu bir cümlede şöyle özetleyebiliriz: Tayyip Erdoğan resmi sonuçlara göre bu oylamayı kazanmış, istediğini elde etmiş ama siyasal olarak kaybetmiştir. Bu değerlendirmeyi Reisperestler züğürt tesellisi olarak küçümseyecekler, şaibeli bir seçim zaferinin kazanımlarını hızla hayata geçirmeye öncelik vereceklerdir. Reislerinin seçim sonuçları daha resmileşmeden yaptığı sönük zafer konuşmasında kullandığı bir cümle, fiili durumla ülke yönetmeye alışmış zihniyet dünyasının meşruiyet anlayışını mükemmel biçimde yansıtıyor: “Atı alan Üsküdar’ı geçti!”

Artık Türkiye Cumhuriyeti’nin başında el çabukluğu marifetiyle elinde topladığı gücü sınırsız biçimde ve yasaları açıkça çiğneyerek kullanmayı siyaset olarak gören bir Reis oturuyor. Taraflı olduğunu anayasaya da kaydettiren ve bundan sonra 16 Nisan referandumu öncesi ve sırasında oynadığı gibi, güç oyununu sonuna kadar oynayacağını ilan eden bir Cumhurbaşkanı ve partileşmiş devlet organları olacak karşımızda.

Ne var ki Tayyip Erdoğan bu güç oyunundan elindeki son demokratik dayanak kırıntısını da yitirerek çıktı. 2015 genel seçimlerinde seçim kampanyaları çok büyük bir eşitsizlik içinde yapılmış ama seçim gününe, oy verme ve sayım işlemlerine anlamlı bir gölge düşmemişti. Bugün ise referandum kampanyasının askeri darbe sonrası anayasa referandumlarının baskı, zor, yasak ortamıyla aynı olmasının yanında, sayımın da YSK kararıyla şaibeli olduğu ve şaibeli kalacağı bir seçim yaşadık. Türkiye’de demokrasinin on yıllardır elde edilmiş önemli ender kazanımlarından biri olan, güvenilir seçim sayımı da tarihe karıştı. Seçim Yasası’nın öngördüğü geçerli oy pusulası tanımı, sayım başlarken YSK tarafından değişirildi. Bu yapılan sayımın bütünüyle geçersiz sayılması için yeterli bir yasadışı müdahaledir. Bu anlamda 16 Nisan referandumunun sonuçları, yasadışı bir müdahale ile çarpıtılmış, resmi olarak kabul edilse de gayri meşru seçim sonucu olarak ilelebet anılmaya mahkûmdur artık. Aynı 1946’da tek parti yönetiminin son çırpınışı olan açık oy, kapalı sayım yöntemiyle gayri meşruluğu tarihe geçmiş seçimlerde olduğu gibi. O seçimler, tek parti CHP’sinin gelecek hezimetinin habercisi olmuştu.

Zor, baskı, yasak ve en sonunda sayım hilesiyle elde edilen bir %51’lik “zafer”, Reis’in, atı herkesten önce ve diğerlerinin önünü kestirerek alıp istediği yere varmasına şimdilik yeterli olabilir. Ama ülkenin en büyük kentlerinde çoğunluğu yitirmiş, esas desteğini İç Anadolu, Karadeniz ve kısmen Doğu’da bulan bir şaibeli meşruiyet bu.Ülkeyi sayı olarak tam ortasından, bir yanda fanatik Reisperverler milleti, diğer yanda reisliğini ilan eden şahsa karşı bir o kadar tepkili ve öfkeli halk olarak ikiye bölen bir sözde zafer bu. Yönetilmesi giderek zor olmaktan öteye, geleceği daha da belirsiz kılan bir siyasal, toplumsal ve kültürel yarılma 16 Nisan’da çıplaklığı ve ürkütücülüğü içinde iyice belirdi.

Seçim yasasını resmen ihlal ederek, zor bela ve ucu ucuna kazanılan resmi sonuçlar, Türkiye’de parlamenter rejimi, çoğulcu demokrasiyi, laikliği farklı gerekçelerle de olsa savunan ve en önemlisi tek adamın hükümranlığına kararlılıkla, her türlü tehdidi göğüsleyerek karşı çıkan bir yüzde elli olduğunu gösterdi. Bu yüzde elli, bu referandumun meşruiyetini hiçbir zaman kabul etmeyecektir. Bu yüzde elliye karşı Cumhurbaşkanı’nın 16 Nisan akşamı yegâne somut vaadinin, en kısa zamanda ölüm cezasını uygulamaya sokmak olması, yakın geleceğimizin daha da büyük bir yarılmaya ve çatışmalara gebe olacağını gösteriyor. Seçim sonuçlarına olan genel güvenin yitirildiği, seçim meşruiyetinin kalmadığı bir ortamda bu işin sonunun nereye varacağını kestirmek artık mümkün değildir. Unutmayalım, atı alana Üsküdar’ın ötesine gitmesine izin vermemeye kararlı bir yüzde elli de bu ülkede artık mevcuttur.

.

Facebook Yorumları

reklam
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı