Ahmet İnsel



Bookmark and Share

Popülizm Demek Yeterli mi?


7.11.2018 - Bu Yazı 405 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir alışkanlık halini almaya başladı: Diktatörlüğü demokrasiye üstün gören, azınlıkların, dışlananların eşit yurttaşlar olarak toplumsal yaşama katılmalarını destekleyen politikalara nefret kusan, dinî dogmaların yasalara üstünlüğünü savunan, yabancı düşmanlığını bayrak yapan ve aynı zamanda emekçilerin haklarını ve doğayı koruyan önlemleri büyüme düşmanı ilan eden siyasetçilere günümüzde “popülist” etiketi yapıştırılıyor.

Dört dörtlük bir aşırı sağ söylemin, güçlünün şiddet kullanmasını yüceltmenin, hem milliyetçi hem dindar bir bağnazlığı bayrak yapmanın karşılığı popülizm midir? Soruyu şöyle de sorabiliriz: 21. yüzyıl faşizmlerinin mi adıdır popülizm? Popülizm kavramı bugün birçok toplumda geniş kitlelerde karşılığını bulan şiddet, nefret ve korku karışımı siyasal tahayyüle sırtını dayan ve bu tahayyülü kışkırtarak seçimleri kazanan siyasal oluşumları tanımlamak için kullanıldığında, onları göreli olarak meşrulaştırmış olmuyor mudur?

Çok yakın bir örneği somut olarak ele alarak, bu sorunun yanıtını arayabiliriz. 28 Ekim’de ikinci turda oyların yüzde elli altısını alarak Brezilya’da başkan seçilen ve görevine Ocak 2019’da başlayacak olan, yirmi sekiz yıldır silik bir milletvekilliği yapmış eski yüzbaşı Jair Bolsonaro’yu sadece sağ popülist veya otoriter popülist olarak tanımlamak yeterli midir?

Bolsonaro’nun başkanlık görevine başladıktan sonra yıllardır söylediklerinin politikasına ne kadar yansıyacağını, iki tur arasında biraz ılımlılaştırmaya çalıştığı radikal önerilerini ne ölçüde hayata geçireceğini şimdilik kestirmek zor. Buna karşılık Brezilya’da seçmen çoğunluğunun tercih ettiği siyasetçinin yakın geçmişte veya seçim kampanyasında sergilediği düşüncelerin, önerilerin kısa bir derlemesini yapmak, söz konusu olan sadece ve sıradan bir popülizm midir sorusunu yanıtlamaya başlamak için aydınlatıcı oluyor.

Önce sözü Jair Bolsonaro’ya bırakalım:

-“Bu kadar kapsamlı iş yasası karşısında ülkemizde işveren olmak sorunlu. Parmağında yüzükle geliyor, altı ay doğum izni. Kim ödeyecek faturayı? Patron.”

-“Brezilya’da uluslararası insan hakları günü hiçbir işe yaramazlar günü ilan edilmeli. Brezilya’da insan hakları eşkıyaları, hırsızları sadece koruyor.”

-“Oğlumun bir trafik kazasında ölmesini, eşcinsel olmasına tercih ederim. Her durumda benim için ölmüş olacaktır.(…) Çocuklarım eve zenci getirmezler, iyi aile terbiyesi almışlardır.”

-“Irkçılığa karşı, tacize karşı politika olmaz. Zavallı zenci, zavallı kadın, zavallı eşcinsel, zavallı Nordestino (Kuzeydoğu Brezilyalı)… Bu laflara son vereceğiz.”

-“Portekizliler Afrika’ya ayak basmadılar bile. Zencilerin kendileri köle ticaretini yürüttü.”

-“Yerliye artık bir santimetre toprak bırakmayacağız. Yaşasın Amazon’da ağaçların kesilmesi, bu işten çok kişi kazanacak.”

-“Polis gecekondu mahallesine giriyor. On, on beş, yirmi tanesini, her birine yirmi beş-otuz mermi sıkarak öldürüyor. Bunun için onu cezalandırmak değil, ona madalya vermek gerekir.”

-“İş sadece bana kalsa, her yurttaşın evinde ateşli silahı olurdu.”

-“Şimdi temizlik çok daha büyük olacak. Ya giderler ya da hapsi boylarlar. Bu kızıl marjinaller vatanımızdan kovulacaklar.”

-“Diktatörlüğün hatası öldürmek yerine işkence yapmak oldu. (…) Diktatörlük döneminde otuz bin pisliği kurşuna dizmek gerekirdi. Ulusa yapılacak en büyük hizmet bu olurdu.”

Bu nezih fikir ve söz sağanağından yapılan seçkiyi, Bolsonaro’nun evanjelist ilahiyattan esinlenerek geliştirdiği ve seçim kampanyasında çok sık kullandığı iki sloganla bitirelim: “Gerçeği öğreneceksiniz ve Gerçek sizi özgürleştirecektir.” ve “Brezilya her şeyin üstünde, Tanrı herkesin üstündedir.”

Jair Bolsonaro’yu iktidara taşıyan siyasal-toplumsal dalganın ilk adımı Dilma Roussef’in başkanlıktan düşürülmesiydi. Bunu Lula’nın hapsedilmesi izledi. Bolsonaro’nun taşkın ve saldırgan söylemi, 2002’den beri iktidarda olan Emekçiler Partisi’ne karşı orta sınıfta oluşan küskünlük ve hayal kırıklığının üst sınıflarda baştan beri sergilenen korku ve nefretle birleşmesini sağladı. Buna, alt sınıflarda ve gençlerde ciddi bir yankı uyandıran “hepsi gitsin!” dalgası ilave olunca, Bolsonaro’nun seçim kampanyası şiddet tapınmasına dönüştü. Örneğin Lula’nın hapiste çürüyeceğini muştulamakla yetinmedi Brezilya’nın yeni başkanı. İkinci turda rakibi olan Haddad’ı da hapse yollama vaadinde bulundu. 

Seçimin birinci turuna bir ay kala Emekçiler Partisi’nden 2004’te ayrılanların kurduğu Sosyalizm ve Özgürlük Partisi’nin (PSOL) eski bir militanı Bolsonaro’yu ağır biçimde bıçakla yaraladı. Bu saldırıyı “Tanrı’dan aldığı emir üzerine” yaptığını iddia etti. Gerçekten de bu saldırı, hayati tehlikeyi atlattıktan sonra, bu kez Tanrı’nın Bolsonaro’ya lütfuna dönüştü. Rakipleriyle yapılması öngörülen altı televizyon tartışmasına bu sayede katılmaktan kurtulurken, Emekçiler Partisi’nin “kızıl komünist kanlı katiller ocağı” olduğunun tescillendiğini ilan etme fırsatını kazandı. “Özgürleştirici Gerçek”, Brezilyalıların whatsapp hesaplarında yandaşlarının dolaştırdığı on binlerce yalan haberde yatıyordu. 

Jair Bolsonaro’nun iki ay sonra başkanlık koltuğuna oturduğunda kafasındakileri, seçim kampanyasında vaat ettiklerini ne ölçüde hayata geçirme olanağı olacak, şimdilik meçhul. Minyatür bir merkez sağ parti iken, 2018’de Bolsonaro’nun üye oluşunun ardından birkaç ay içinde aşırı sağ kulvara yerleşip, Brezilya’nın en çok oy olan partisine dönüşen Liberal Sosyal Parti’nin bu başkanlığı ne kadar taşıyabileceği de bilinmiyor. Bütün bunlara rağmen, Bolsonaro’yu sadece taşkınlıkla, saldırganlıkla, aşırılıkla taraftar toplayan sıradan bir popülist olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. On yıllarca çapsızlığı, yeteneksizliği alay konusu olmuş bir siyasetçide aniden vücut bulan bu aşırı otoriter nasyonal-liberal alaşımın toplumun göreli çoğunluğunda yarattığı etkileşimi küçümsemek anlamına gelir böyle bir değerlendirme. Nasyonal yanı, milletin benimsediği dinin emrettiği düzene tâbi olmayı da içeren, liberal yanı ise piyasa ekonomisinin güçlülerinin arzuladığı toplumsal örgütlenme modelini gerçek özgürlük olarak sunmaya dayanan bu dinci, milliyetçi, cinsiyetçi, ırkçı otoriter magmayı, 20.yüzyılın ilk yarısında faşizm ve nasyonal-sosyalizmin temsil ettiği devrimci karşı-devrim dalgasının içinde bulunduğumuz yüzyılın koşullarında ortaya çıkan bir versiyonu olarak ele almak daha doğru olacaktır. 

Bolsonaro örneğinde karşımızda, kendini iktidara geldikten sonra ele veren, zaman içinde otoriterleşen bir siyasal lider figürü değil, faşizan dünyasını açıkça dile getirerek oy alan bir lider var. Bu nedenle kendisine Güney’in Trump’ı da deniyor. Unutmamak gerekir, Hitler de iktidara gelmeden çok önce Kavgam’da siyasal emellerini açıklıkla dile getirmişti.

Bolsonaro’nun Brezilya’da demokrasi direnişi karşısında tafrası kısa zamanda tükenecek ikinci sınıf bir Caudillo mu, yoksa kısa zamanda bütün Latin Amerika’ya yayılacak bir gerici otoriter restorasyon dalgasının öncüsü mü olacağını göreceğiz. İleride ne olacağından bağımsız olarak, reaksiyoner aşırı sağın bütün özelliklerini eksiksiz ve yüksek dozda içinde barındıran Jair Bolonsaro’nun temsil ettiği siyasal eğilimi, sadece popülizm olarak değil, 21. yüzyıl faşizmlerinin en anlamlı örneklerinden biri olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Birikim
.

Facebook Yorumları

Kod8
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
1.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
13.6.2018
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
14.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
13.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
23.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
28.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
3.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8