Ahmet İnsel



Bookmark and Share

“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük


6.2.2019 - Bu Yazı 1341 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hint kökenli ABD’li sosyal bilimci Arjun Appadurai, 2006’da yayımlanan Küçük Sayılardan Korkmak: Öfkenin Coğrafyası Üzerine Bir Deneme başlıklı kitabında (Türkçesi, Timsah Yayınları, 2008, çeviren Ferit Burak Aydar), küreselleşmenin neden olduğu güvensizlik ve belirsizliğin bir öfke coğrafyası yarattığı tespitinden hareket ediyor. Bu öfke coğrafyası nefret, etnik kıyım ve ideolojik temelli yeni yok etme biçimleri üretiyor. Kitapta yazarın kullandığı bir kavram, bundan on yıl önce dikkatimi çekmemişti. Bir vesileyle notlarımı karıştırırken bu kez ilgimi çekti. İçinde bugünün Türkiye’sinin yer aldığı çoğunlukçu otoriter rejimleri besleyen, iktidarda kalmalarını sağlayan toplumsal tahayyülü kısmen de olsa tanımlamak için uygun bir kavram olduğunu düşünüyorum. 

Appadurai kitabında saldırgan/yıkıcı kimlikler (predatory identities) kavramını kullanıyor. Saldırgan kimliği, kendini çoğunluk olarak gören belli bir grubun, bir coğrafyada birlikte yaşadığı ama kendi bekasına yönelik tehdit olduğunu düşündüğü diğer toplumsal grup veya kategorilerin ortadan kaldırılmasını talep eden toplumsal hareket ve oluşumların kimliği olarak tanımlıyor. Bu ortadan kaldırma eylemi ayrımcılıktan etnik temizliğe ve en son aşama soykırıma kadar gidebiliyor. Bu fiziki yok etme girişimlerinin yanında, ideolojik ve kültürel olarak yok etme veya görünmez kılma politikaları da saldırgan kimliğin bir tezahürü olarak ele alınabilir.

Saldırgan kimlikler genellikle çoğunluk kimlikleridir ve adına konuştukları çoğunluğun tehdit altında olduğu iddiasından beslenirler. Bu tehdit, genellikle, kendisinin kültürel çoğunluğu oluşturduğuna inanan kimliğin ulusun/milletin kimliğini bütünüyle ve eksiksiz biçimde temsil ettiği inancının bir sonucudur. Bu inanç veya arzuyla gerçeğin örtüşmediği durumlarda, ki bu en sık rastlanan durumdur, çoğunluk olma iddiasındaki kültür yakınındaki ötekiyi bu inancını sarsan, bu arzusunun gerçekleşmesini engelleyen, dolayısıyla onun kendi varlığına atfettiği konumu tehdit eden bir düşman olarak görmeye başlar. Saldırgan kimlikler esas olarak “içimizdeki düşman”ı tehdit olarak görürler.

Saldırgan kimlikler dinî, dilsel/etnik veya açıkça ırkçı bir çoğunluk kimliği iddiası aracılığıyla kendilerini ifade ederler. Appadurai, çoğunluk kimliğiyle ulusal kimlik arasında bir gerginlik ortaya çıktığında saldırganlığın daha şiddetli bir hal aldığını belirtiyor. Bunun bir nedeni, çoğunluk olarak kendini gören kimliğin, haldeki çoğunlukla ulusalın/millinin saf bütünlüğü arasındaki bütün mesafeyi ortadan kaldırma arzusudur. O mesafe kaldıkça, toplumsal alanda görünürlüğü devam ettikçe, çoğunluk kimliği egemenliğinin eksik kaldığı endişesi içinde saldırganlaşır. İktidarı mutlak biçimde elinde tutuyor olsa da, toplumu çok yakından denetleme imkânına sahip olsa da, bu çoğunluk kimliği kendi saflık ve mutlak bütünlük idealinin tamamlanmamış veya tamamlanamıyor olmasının endişesi içindedir. Bu durumda çoğunluk kimliğinin temsilcileri, iktidarda olmanın imkânlarını yoğun bir korku ve nefret politikası yönünde kullanarak, kendini sayısal çoğunluğun içinde gören gruptakileri azınlığın veya azınlıkların oluşturduğu yakın ve büyük bir tehlikenin tehdidi altında olduklarına ikna politikası güderler. Tek bir gruba dayalı tekil ve saf etnos algısı “en küçük azınlığı bile ulusal bütünün saflığı için katlanılmaz bir tehlike olarak görür”, diye belirtiyor Appadurai.   

Müslüman-Türk çoğunluk kimliği yukarıda kabaca tanımlanan yırtıcı/saldırgan kimlik tanımına dün olduğu gibi bugün de büyük ölçüde uyuyor. Hatta bugün din ve milliyetçiliğin daha fazla iç içe geçmesi, bu temaların siyasette başat hale gelmesiyle, Müslüman-Türk çoğunluk kimliği eskisinden daha fazla saldırgan ve yıkıcı bir nitelik kazanmış durumda. Demokratik siyaset alanında, askeri darbe dönemlerindeki tahribatın boyutlarıyla kıyaslanabilecek, hatta bazı açılardan onları aşan büyük ve kalıcı bir tahribatı bugün sürdürüyor. Demokratik siyaset alanını daraltmadan da öteye, bütünüyle yok etmeyi amaçlıyor. Hukuk devletini lağvederken, kanun devleti sınırları dışına çıkmakta da beis görmüyor. Keyfi bir otokrasi rejimini “yerli ve milli” olmanın alâmetifarikasına dönüştürüyor. Bunu yaparken, eski Türk-Müslüman çoğunluk kimliğinden daha dar bir muhafazakâr Türk-Müslüman kimliğini baskın kılmaya çalıştığı için, AKP iktidarı ve günümüzdeki AKP-MHP koalisyonu, karşısında sayısal olarak küçük bir azınlık değil, neredeyse toplumun yarısına yakınını temsil eden bir “azınlık”ı iç düşmanlaştırmaya çalışıyor. Bu da iktidar cephesinde korkunun daha güçlü ve yakın bir tehlike olarak hissedilmesine ve bastırma, sindirme, yok etme reflekslerinin giderek daha baskın hale gelmesine yol açıyor. 

Diğer taraftan bu Türk ve Sünni Müslüman kimliğinin birbiriyle örtüşmekte zorlandığı birçok alanın varlığı, çoğunluk kimliğinin içinde de gerilimlere, zaman zaman su yüzüne vuran çatışmalara neden oluyor. Bu Türk ve Sünni Müslüman kimliklerinin tam örtüşememe hali, çoğunluk kimliğinin eksiklik endişesini daha fazla körükleyerek, hem etnik hem dinî yönde radikalleşmeleri körüklüyor.

Günümüzde dinci-milliyetçi iktidar ortaklığının kapsama alanı, kurucu Müslüman-Türk kimliğinin kapsama alanına göre daha dar. İktidarın “millet” olarak tanımladığına dahil edilmeyenlerin, buna dahil olmayanların yanında, Gülen cemaati üyeleri gibi Müslüman-Türk kimliğinin bazı ana unsurlarının da katıldığı bir “iç düşman” yığınına karşı durmak bilmez bir saldırganlıkla, iktidar olağanüstü hali süreklileştiriyor. Appadurai, karşı taraf karşısında hissettiği kompleks, aşağılanma algısı, onun yerini bütünüyle almayı bir türlü başaramamanın hıncı, öfkesi ve ezikliği içinde, çoğunluk kimliğinin taleplerinin sürekli daha fazla saldırganlaştığına işaret ederken, şunu belirtmeyi ihmal etmiyor: “Kendilerinin aşağılandığı, küçük görüldüğü hissi ne kadar güçlüyse, çoğunluğun talepleri de acil ve baskın hale gelir. Çoğunluk statüleri kendilerinin küçük görüldüklerini hissettikçe, bir o kadar daha saldırganlaşırlar.”

Müslüman-Türk çoğunluk kimliğinin bu saldırgan/yıkıcı tavrının oluşturduğu fasit daire, ortak medeniyet kaybının hem önemli bir nedeni, hem de sonucudur. Bu konuyu farklı açılardan ele almak, bu saldırgan/yıkıcı kimlik tespitinin geçerliliğini farklı somut tezahürleri ışığında sınamak gerekiyor.

BİRİKİM

.

Facebook Yorumları

Kod8
11.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
30.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
6.12.2018
Sarı Yelekle İfade Edilen Hınç ve Öfke
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
1.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
13.6.2018
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
14.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
13.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
23.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
28.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
3.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8
Emlak8.Net