Alperen Cihan ÇETİNKAYA

alperencihancetinkaya@hotmail.com



Bookmark and Share

Nato’nun konsept arayışı ve yeni Ortadoğu


25.10.2013 - Bu Yazı 4202 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Arap Baharından sonra NATO, BM ve ABD’nin gözü kulağı Avrupa’nın enerji deposu, ABD’nin önümüzdeki 50 yıllık süreçte Asya anahtarı olan Ortadoğu’da. Ortadoğu’da yaşanan siyasi krizler ‘‘Libya operasyonu’’ ile doğrudan Ortadoğu ülkesinde ilk kez operasyon yapan NATO’yu ve ABD’yyakından ilgilendirmektedir. NATO’nun güvenlik algısı ‘‘Soğuk Savaş’’ sonrasında değişmiş ve bir komşu ülke ordusunun işgalinden duyulan korku yerini ekonomik kriz, kimyasal silahların yayılması(son olarak Suriye örneği) ve terörizme bırakmıştır.

Güvenlik anlayışının farklılaşmasıyla NATO’da faaliyetlerinde yeniliği ifade eden bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bu süreç NATO’nun farklı coğrafi bölgelerde ortaklık programları kurarak bölgesel bir örgütten küresel bir örgüte dönüşmesi, yeni üyeler kabul etmek suretiyle genişlemesi, bu doğrultuda kuvvet yapısının yeniden düzenlenmesi gibi çok yönlü faaliyet ve teşkilat değişimini içinde barındırmaktadır. Nitekim NATO eski Genel Sekreteri Lord Robertson, bu ortaklıkları ‘‘NATO’nun altın tozu ve şimdiye kadar daha güvenli bir gelecek için yapılmış en önemli yatırım’’ olarak nitelendirmiştir.

Ortadoğu’daki çatışmalar sebebiyle, NATO bölgedeki tüm devletleri kapsayan bir ortaklık oluşturamamakta. Bunun yerine Akdeniz’e kıyısı olan Kuzey Afrika ülkeleri ve Orta Doğu ülkelerinin bir kısmı ile ‘‘Akdeniz Diyaloğu’’ ve Körfez ülkelerinin bir kısmı ile de ‘‘İstanbul İş Birliği Girişimi’’ adlı ortaklıkları kurmuş ve geliştirmeye çalışmıştır. Bu sayede NATO, katılan ülkelere üyelik perspektifi sunmadan bu ülkeleri NATO ile irtibatlandırmıştır. Ancak örnek verecek olursak NATO ülkeleri, İsrail-Filistin çatışması dahil olmak üzere bölgesel sorunlara ‘‘Akdeniz Diyaloğu’’ vasıtasıyla yaklaşmak istemiştir fakat bu ülkelerin kamuoylarındaki yaklaşım NATO’nun orantısızlığı ve taraf olduğu noktasında düğümlenmiştir. Böyle bir coğrafyada düğümü açabilmenin tek yolu şüphesiz Türkiye’den (dış politikasını mezhepsel değil, realist fikirlere göre şekillendiren) geçmektedir.

NATO, yeni Ortadoğu’ya açılım yaparken kesinlikle Türkiye öncülüğünde bunu gerçekleştirmelidir. Ortadoğu bölgesi diğer hiç bir bölgeye benzememektedir bu nedenle NATO, dengeli bir politika ile gereğinden fazla güç kullanılması konusunda gerekli değerlendirmeleri yaparak akılcı bir tutum izlemelidir zira Türkiye önderliğindeki NATO, Ortadoğu’da silaha gerek duymadan kendini benimsetebilecektir ve iyi bir model olabilecektir. NATO’nun ABD dış politikasının silahlı bir organı olmadığını ve dünya barışı için var olduğunu benimsetmenin tek yolu Türkiye’nin model olarak kullanılmasıdır. Bu konuda gerekli gözlemci kurullar oluşturulabilir ve gidilecek ülkelerde barış-istikrar tesisi için nasıl çaba harcandığını Ortadoğu’daki halklara gösterebilirler zira bu yaklaşım NATO’nun, Ortadoğu’da kalıcı olabilmesi için zaruridir. NATO’nun bu konuda ilk yapması gereken Türkiye önderliğinde politikalarını revize ederek bu sorunları çözmek adına ciddi ve gerçekçi adımlar atmasıdır. Aksi halde Afganistan, Irak, Libya örneklerinde olduğu gibi başarısız olma riskiyle karşılaşacaktır.

NATO, Türkiye’yi daha fazla önemsemeli, ona verilen görev ve desteğin derecesini arttırmalıdır. Akıllıca yapılmayan hamleler, diplomatik yolla çözülemeyen sorunlar, enerji merkezi olan Ortadoğu’da ekonominin olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır ki bu en son istenen şeydir. NATO, eski düşmanı Varşova Paktı gibi ‘‘müzelik’’ olmamak adına acilen konsept değişikliğine gitmeli ve politikalarını revize etmelidir. Bunu yaparken de Ortadoğu’yu, Batı ve Orta Avrupalı ülkelerden daha iyi tanıyan Türkiye’yi daha çok desteklemelidir.

NATO, Soğuk Savaş döneminde ittifak üyelerinin bağımsızlıklarını korumayı ve Avrupa’da yeni bir dünya savaşını önlemeyi başarmıştır. Soğuk Savaş bitiminden itibaren yaşanan belirsiz durumlar yeni bir küresel güvenlik ortamının oluşmasına ön ayak olmuştur. Bu nedenle NATO sürekli olarak, yeni ortamın risk ve tehditlerine karşı dönüşüm geçirmiştir ve geçirmeye devam etmektedir. Ancak son on yılda yapılan dönüşüm yetersiz olacak ki NATO, eski başarılarını mumla aratmaktadır. Bunun nedeni ise, kanımca dönüşümünü tamamlayamayan kurumsal programlarının, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi kavramları biraz olsun ikinci plana atmasıdır. Oysaki NATO saldırmak üzere kurulu bir ordudan ziyade, varlık nedeni özgürlük, demokrasi ve insan haklarını savunmak olan bir örgütlenmedir.

Günümüzde uluslararası terörizm büyük bir tehlike arz etmektedir. 1999 Stratejik Konsepti’nin yazımı sırasında, Türkiye’nin ısrarına rağmen bu tehdide kuvvetli ifadelerle değinmekten kaçınan NATO’nun 11 Eylül sonrası alınan dersler sonucu göstermiş olduğu tutum ve strateji değişimi dikkat çekicidir zira artık radikalizmin ne kadar büyük tehlike yaratabileceğinin farkına varmıştır. Burada önemli bir husus kesinlikle ama kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Terörizm asla savaş ile bitirilemez. Bunu anlayabilen, kavrayabilen bir NATO, özellikle Ortadoğu’da Türkiye eli ile çok akılcı politikalarla bu tehdidi azaltabilir. Bugün NATO’nun risk ve tehdit olarak algıladığı gelişmelerin neredeyse tamamı Türkiye’nin sınırlarında gerçekleşmekte. NATO açısından bakıldığında Türkiye’nin jeopolitik ve jeo-stratejik öneminde artma olduğu aşikardır ama unutulmaması gereken bir nokta vardır ki o da; özellikle İran’ın uranyum zenginleştirme gayretleri ve uzun menzilli balistik füze geliştirme çalışmaları nedeniyle NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacı olduğu kadar Türkiye’nin de NATO’ya ihtiyacı vardır.

11 Eylül saldırıları NATO’nun alan dışı operasyonlarının ilkini gerçekleştirmesine neden olmuştur. Ancak yine de, NATO’nun Ortadoğu’ya ilgisinin bugünkü seviyeye gelebileceğini tahmin etmek imkansızdı. 2011’de önce Fransa ve İngiltere’nin sürüklemesi ve ABD’nin katılımı ile başlayan, akabinde de NATO komutası altında yürütülen Libya operasyonu, NATO’nun Ortadoğu’ya ineceğinin ilk göstergesiydi. Halihazırda gerekli donanım ve alt yapıya sahip tek uluslararası savunma ittifakı NATO’dur. Bu da NATO’nun barış operasyonlarına katkısının azalmayıp, aksine uzun vadede artabileceğinin önemli bir göstergesidir. Arap Baharı’nın getirdiği istikrarsızlıklar, çatışmalar göz önünde tutulduğunda Ortadoğu ve Akdeniz bölgesinin NATO’nun güvenlik mülahazalarında giderek daha fazla ağırlık kazanacağı ve dolayısıyla NATO’nun bu bölgelerle ortaklık faaliyetlerini derinleştirme ve geliştirme yolunda çaba harcayacağı aşikardır. Bu aşamada Türkiye büyük bir önem arz etmektedir. Zira Türkiye barış operasyonları ve çeşitli yapılandırma süreçlerinde deneyimli bir barış gücü olmuştur. Ordusunun da kuvvetli olması, aslında bir savunma ittifakı olarak kurulan NATO’nun yaptırım gücünü de arttıracaktır. Arap Baharı sonrası dönemde, yeni Ortadoğu için, Türkiye önemli bir deneyimdir. Türkiye, Arap Ligi ve Körfez İşbirliği Konseyi gibi bölgesel kuruluşlarla, üyesi olduğu NATO arasındaki sinerjiyi arttırabilecek kabiliyete sahiptir. Böylece Ortadoğu’da, NATO’nun arzu ettiği güvenlik ve istikrarın muhafazasına bir adım daha yaklaşılmış olacaktır…

Sonuç olarak; NATO, sadece bir savunma değil, aynı zamanda bir güvenlik kuruluşudur. 21. yüzyılın güvenlik sorunlarının üstesinden gelebilmek adına ittifak yapısı yenilenmeye devam etmelidir. İttifakın dayanağını oluşturan, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ortak değerleri, müttefiklerinin güvenliğini sağlayabilmek adına NATO’nun genişlemesi gerekmektedir. NATO’nun sınırları dışında oluşan istikrarsızlık, terörizm, konvansiyonel saldırı olasılığı İttifak’ın güvenliğini tehdit etmektedir. NATO’nun genişlemesi durur veya sendelerse, hem NATO’nun hem de ABD’nin dünya üzerindeki liderliği büyük ölçüde zedelenir üstelik Rusya’nın Avrupa’daki şuan uyuyan jeopolitik özlemlerini alevlendirebilir. NATO ise Ortadoğu’ya giderken, Avrupa’dan olmak istemeyecektir bu nedenle yeniden yapılanma ve genişleme istisnasız sürdürülmelidir.

Bugün Dünya’da barış ve güvenliğe karşı tehdit oluşturan olayların büyük bölümü Türkiye’nin yakın çevresinde meydana gelmektedir. NATO’nun Ortadoğu’daki ortaklık gelecekleri sürecinde Türkiye, Batı ile mevcut en kuvvetli bağını oluşturan bu ittifak içerisinde daha etkin roller üstlenme gayreti içinde olmalıdır. Dış politikadaki yatırımları tek bir oyuncu üzerine (örneğin son olarak Müslüman Kardeşler) yapmamalıdır. NATO’ya bağlı olmayan bir Türkiye’nin, NATO’dan yoksunluğun getirdiği alternatif maliyetleri de hesap etmesi gerekmektedir. Güçlü bir ülke olabilmek adına daha pragmatist ve realist politikalarla NATO’nun yeni konseptinde daha da etkin olabilmek ümidiyle…

.

Facebook Yorumları

Emlak8
06.03.2014
Özgürlüğe bir adım kala: VİCDANİ RET
14.12.2013
Basın Özgürlüğü Mümkün mü?
22.11.2013
Korku duvarı: Bölgeli devlet
19.11.2013
Eğitim üzerine kısa bir not!
12.11.2013
10 MADDEDE KLASİK LİBERALİZM
09.11.2013
AVRUPA, AVRUPALI MI?
25.10.2013
Nato’nun konsept arayışı ve yeni Ortadoğu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive