Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Hukuku tuşa getiren HDP operasyonu


29.09.2020 - Bu Yazı 81 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Ortada anlamlı bir hukuksal gerekçe olmayınca, Kobani olaylarından 6 yıl sonra gelen, HDP’lilere yönelik gözaltı furyasının ve yedi milletvekiline fezleke hazırlığının sebebi üzerine herkes kafa yoruyor.

Çok haksız da sayılmazlar.

Gündem değiştirme mi, seçime hazırlık için milliyetçilik temelinde güç konsolidasyonu mu, iktidarın yol vereceği bir Kürt partisine yer açma mı, Suriye’deki ABD girişimine yanıt mı, muhalefeti yumuşak karnından vurma mı her neyse, AK Parti iktidarının bu işin arkasında ne tür hesapları olduğunu zaman içinde daha iyi anlayacağız.

Hatırlamaya çalışalım; Suruç’un iki adım ötesinde, Kuzey Suriye’de, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Kobane’yi (Kobani) IŞİD kuşatınca, hem Selahattin Demirtaş, hem de HDP MYK’sı, AK Parti hükümetini sınırları açmaya zorlamak üzere, yurttaşların sokağa çıkması, meydan ve alanlarda toplanması, gösteri yapmaları ve siyasal tepkilerini ortaya koymaları için çağrı yapmıştı.

Demirtaş ve HDP MYK’nın bu çağrıları eleştiri ve dava konusu oldu; çıkan olaylar ve yaşanan ölümler bu çağrılara bağlandı. Belki o kritik siyasi şartlarda, daha dikkatli ve sorumlu davranıp, “alan tutulması” falan gibi farklı anlamlara çekilmeye müsait yanlış kavramlar yerine, daha net ifade ve kelimelerin kullanılması daha iyi olabilirdi.

IŞİD’in işgal ve katliam endişesi yüksekti

O çağrının yapıldığı zaman dilimi içerisinde HDP, Kobani’nin IŞİD’in eline geçmemesi için dönemin başbakanı, içişleri bakanı, emniyet görevlileri ile üst düzey devlet görevlileriyle sürekli görüşme halinde olan, demokratik siyasetin bütün imkanlarını devreye sokmaya çalışan bir partiydi.

Aynı anda, sınırda toplanmış, IŞİD’in katliamına engel olmak için Kobani’ye gitmek isteyen binlerce insanın baskısını da üzerinde hissediyordu.

Barış ve Çözüm Süreci’nin yarattığı zeminden hareketle, HDP ile AK Parti hükümeti arasında bir süredir siyaseten yakınlık oluşmuştu. Bunun bilgisine sahip olan Kandil, parlamentoda üçüncü büyük parti olan HDP’yi radikal bir dil ve üslupla sınır kapısının açılması yönünde hükümete baskı yapması için zorluyor ve radikal eylem çağrıları yayınlıyordu.

IŞİD’in katliam ve işgal tehdidini hemen yanı başlarında hisseden Suriyeli Kürtler ise bir yandan temsilcilerini Türkiye’ye gönderiyor, diğer yandan da Kürt kimliğinin temsilcisi olarak gördükleri HDP’nin hükümetle sürdürdüğü diplomasiyi dikkate alıp, sınırların açılması için devreye girmesini ve hükümeti ikna etmesini istiyorlardı.   

İktidar sınırı açmakta istekli değildi

İnsani, etnik, dini, siyasi ve ahlaki boyutları de bulunan acil çağrı ve isteklerin baskısını hisseden yalnız HDP değildi. Bu, farklı bir boyutla AK Parti hükümeti için de geçerliydi.

Ama iktidar, daha farklı politik hesaplarla farklı bir yaklaşım sergiliyor; Kobani’nin düşmesine ve ağır bir Kürt katliamı yaşanmasına seyirci kalacakmış gibi bir izlenim veriyor ve sınırları kapalı tutma ısrarı sergiliyordu.

Hele Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Ekim 2014 günü yaptığı “Kobani düştü düşücek” açıklamasındaki içerik, dil ve eda, gözleri ve kulakları onda olan Kürt seçmende inanılmaz ölçüde hayal kırıklığı, öfke ve olumsuz etki yarattı.

Türkiye’de gerilim ve çatışmalar özellikle ikinci gün artma temayülü gösterince, yine çıkış yolunu iktidarla birlikte arayan ve bu amaçla kaosun önüne geçmeye çalışan görüşmeler yapan parti de HDP idi.

İktidar, HDP’yi müsebbip değil, kendi partneri olarak görüyordu

Bu süreç içerisinde, iktidar partisi ve yöneticilerinin HDP’ye dair düşünce ve algısının çağrılar nedeniyle olumsuz olduğuna dair kayıtlara geçmiş ve kamuoyuna yansıyan hiçbir şey yoktur.

İktidar HDP’yi olayların müsebbibi değil, kendisiyle birlikte demokratik siyasal yollardan olayları önlemeye çalışan bir partner olarak görmüş olmalı ki, onlara yönelik o dönemde takdir içerikli olumlu bazı açıklamalarda bulundu.

Özetle, IŞİD Kobani’yi ele geçirip Kürt vatandaşların yakın akrabalarına yönelik bir katliama girişmesin diye, HDP’nin nasıl bir olağanüstü çaba gösterdiğini AK Parti yakından izlemiş; zamanın başbakanı, içişleri bakanı, önemli bürokratları ve emniyet yetkilileri de buna yakından tanık olmuşlardı.

Bundan dolayı da, bırakın “Kobani olayları” hakkında HDP’ye ve sorumlularına dava açmayı, HDP’liler, çatışmaların yatıştırılması konusunda sergiledikleri sorumluluk nedeniyle iktidar çevrelerinde ve iktidara yakın medyada takdir dolu ifade ve değerlendirmelerle anılmışlardı. Sonra açılan davadan da kayda değer bir sonuç çıkmamıştı.

Aradan hayli zaman geçtiği için, hafıza tazelemeye ihtiyacı olanlar ve iktidarın tavrının neden bu kadar kuşkuyla karşılandığının ayrıntılarına vakıf olmak isteyenler, bu konuda Yıldıray Oğur’un dönemin belgeleri üzerinden hazırladığı kapsamlı yazısına ilişikteki linkten ulaşabilirler. (https://serbestiyet.com/yazarlar/gelinen-asama-itibariyle-41796/)

Dosya yıllar sonra devreye sokulunca…

Siyasi şartlar değişip politik ihtiyaçlar farklılaşınca, bazıları için gerçeklere bakışta ciddi yamulmaların olduğu görülebiliyor. Bu dava ve son gözaltılar konusunda da galiba böyle bir durumla karşı karşıyayız.

Savcılık, yıllar sonraki bu şüpheli hamlesinin yaratacağı haklı soruları kısmen bertaraf etmek ve dosyaya biraz meşruiyet kazandırmak adına Kandil’in önde gelen PKK’lılarını ve dağda olduğu ileri sürülenleri de konuya dahil etmiş görünüyor.

Lakin, dosyayı meşhurlarla süslemek soruları ortadan kaldırmıyor ve işin ardında politik hesaplar bulunduğu yönündeki şüpheleri izale etmiyor. Bu kapsamda yargıyı politik araç olarak kullanmaya dönük mükemmel bir örnekle karşı karşıyayız. Devlete, kurumlarına ve kurallarına güvensizliği artırmak da işin bonusu.

HDP’nin değerlendirmesi ve beklentisi

Gözaltıların başladığı gün bazı HDP yöneticileriyle olayın mahiyeti hakkında görüşme fırsatım oldu.

İktidarın bu operasyonunda herhangi bir haklı hukuksal boyut görmüyorlar. Zayıflama ve ciddi ölçüde daralma trendine girmiş olan AK Parti’nin, çaresizlik süreci içinde başvurduğu hak ve hukuk tanımaz atak olarak değerlendiriyorlar. 

Asıl niyetlerinin, muhalefetin giderek daha fazla güçlenmesini önlemek için, özellikle bu noktada kritik bir öneme sahip olan HDP ve etrafındaki dinamik kesimleri dağıtmaya çalışmak; yeni gündem bombardımanıyla zihinlerde politik bulanıklık yaratmak olarak değerlendiriyorlar. Özetle, demokratik siyasetin ve hukukun zerresiyle alakası olmayan, siyaseten kötü niyetli bir girişim olarak görüyorlar.

Muhalefet partilerinin ve toplumsal muhalefetin bu konuda gösterdiği tepki ve dayanışma, bu ağır şartlarda elbette memnuniyet yaratmış durumda. Ancak, bu hukuk dışı girişimin aynı zamanda iktidarın ömrünü uzatma ve toplumun muhalif kesimleri üzerinde baskı kurma amacı taşıdığına dikkat çekerek, destek ve dayanışma girişimlerinin genişletilmesi ve sürekli kılınmasının son derece önemli olduğuna dikkat çekiyorlar.

HDP ne zaman rahat bırakılacak?

Yazıyı bitirirken bir iki noktayı daha belirtmek isterim: Dünya üzerinde HDP kadar iktidarın baskısına maruz kalan, mağdur edilen bir parti var mı, bilmiyorum. Herkes gibi ve hatta daha da kötü şartlarda seçimlere girip, halkın iradesiyle seçiliyorlar ama ne milletvekilleri ne belediye başkanları doğru dürüst o koltuklarda oturamıyorlar.

Parlamentonun üçüncü partisi ve Kürt sorununun demokratik çözümü için elinden ne geliyorsa yapmaya hazır bir örgüt. Akıl alır gibi değil ama yasal siyaset platformundan söküp atmak için, akla gelen ve gelmeyen her şey yapılıyor.

Hükümetin başbakanı, bakanları ve yetkilileriyle birlikte “Barış ve Çözüm Süreci” götürüyorlar, ama gün geliyor bu çabaları nedeniyle yargılanıp cezaevlerinde ömür tüketenler yine onlar oluyor. IŞİD katliam yapmasın diye didinip duruyorlar, ama iktidarın politikası değişince, gözaltı furyasına muhatap olanlar yine onlar.  Bu nasıl iş? Hukuk ve adalet bunun neresinde?

Bu parti ne zaman rahat bırakılacak?

Bildiğim, Kürt sorununun tarihi çok eski ve çok da iktidar eskitti. Bunun farkına varan bir iktidar görecek miyiz, bilmiyorum.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
29.09.2020
Hukuku tuşa getiren HDP operasyonu
25.09.2020
“Samimi demokrasi” buysa…
17.09.2020
İçişleri Bakanı böyle davranamaz!
11.09.2020
Atlamayalım… Bahçeli bu defa idam istedi!
6.09.2020
Barış Atay’a saldırı geçiştirilemez!
30.08.2020
Müjde ve felaket: Karadeniz’in gazı ve seli
14.08.2020
‘Nepotizm’ dediğin böyle olur!
9.08.2020
Bugün CHP’den ayrılma ne anlama gelir?
24.07.2020
AK Parti’yle nereye kadar?
16.07.2020
Muteber iş adamı ve durmaksızın patlayan fabrikası
2.07.2020
AK Parti’nin ‘ince’ hesapları
22.06.2020
Türkiye Kürt sorununu kiminle çözecek?
16.06.2020
HDP’yi kapattırma sevdası
7.06.2020
Yine neler oluyor?
2.06.2020
Siyasette iki tıkanma
16.05.2020
Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil!
8.05.2020
Kullanım süresi geçmiş suçlama
17.04.2020
Vebadan sonra Avrupa’da ne oldu?
4.04.2020
Salgınla mücadelenin üzerine düşen gölge
19.03.2020
Korona ve siyaset
4.03.2020
Ömer Faruk’tan Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlar'dan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
18.05.2019
#sanatçıyadokunma!
12.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
4.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
15.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
8.4.2019
Adresini arayan uyarı!
4.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
10.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
20.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
11.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
30.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
9.12.2018
Siyasetin güçlü babaları ve etkisiz oğulları
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
22.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
15.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
31.7.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
10.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive