Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Korona ve siyaset


19.03.2020 - Bu Yazı 116 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Yeni coronavirüsü dünyanın sağlığıyla oyuncak gibi oynuyor. Kimi kapitalist, kimi sosyalist anlı şanlı devletler bu yayılmacı mikroskopik tehdit karşısında perişan halde. Çoğu hazırlıksız yakalandı. Bazıları şaşkın ve dağılmış durumda.

Bu arada yıllardır dünyayı meşgul eden bütün önemli siyasi mevzular ise mecburiyetten şimdilik bir kenara alınıyor.

Korunmaları için büyük devlet fonlarının, olağanüstü imkânların ve sayısız kadronun seferber edildiği siyasi liderler birer birer gözle görünmez düşmanın pençesine düşüyor. Yöneticilerini bile bu belâdan koruyamayan sistemlerin güvenilirliğinin sorgulanması da şimdilik erteleniyor.

Virüsün sıcakta yaşayamadığı tezinden hareket eden bazıları umudunu kuzey yarıküreye yaz gelmesine bağlamıştı ki, sıcak Afrika ülkelerinden salgın ve ölüm haberleri gelmeye başladı.

Bütün dünya yağmur duasına çıkar gibi, bir an önce aşının bulunup uygulamaya geçilmesini bekliyor. Aşının bulunduğunu söyleyenler ise kitlesel üretim için zamana ihtiyaç olduğunu hatırlatıyor. Aşı bulunsa dahi, yaşananların vahameti unutulacak gibi değil.

Dünya böyle sarsıcı bir salgının ağına düşünce, tahmin edileceği gibi komplo teorileri de sökün etti. Çin ABD’yi, ABD Çin’i virüsü bulaştırmakla suçladı. 

Coronavirüs salgını dünyanın başına gelen ilk âfet değil. Önceki salgın felâketleri hakkında medyada yer alan haberler çok bilgilendirici. Ama ülkelerin bu salgınlardan yeterli dersi çıkarmadığı görülüyor. En zengin ve gelişmişleri bile halkını yeterince koruyamadı. Teknoloji ilerlemiş, uzaya gidilmiş, oraya buraya korkunç füzeler yerleştirilmiş, trilyon dolarlık şirketler ortaya çıkmış -- ama bir virüs hepsinin üzerinden silindir gibi geçebiliyor.

Sadakatle vergisini ödeyen yurttaşlar alt tarafı üç kuruşluk test için ölüm pahasına bekletiliyor. Ne düzen ama! 

Türkiye’nin isabetli tedbirleri

Bu arada hiç umulmayan bir şey oldu; Türkiye Covid-19 salgınına karşı gerekli tedbirleri zamanında alan ve açıklık ilkesi gereği halkı sürekli bilgilendiren bir ülke olarak dikkatleri üzerine çekti. Olur olmaz her konuyu sansüre bağlayan, yazanı çizeni sık sık cezaevine yollayan bir ülke için bu durum çoğuna haklı olarak şaşırtıcı geldi.

Bu konuda Sağlık Bakanının hakkını teslim etmek gerekiyor. Panik havası yaratmadan gerekli adımların atılmasını ve devlet kurumlarının koordinasyonunu sağladı. İktidar da topyekûn bu çalışmaların arkasında durdu.

Gerçi tam tersi yönde görüşler de var. Aslında virüsün Türkiye’ye çoktan girdiği ama hastanelerin ilgili bölümlerine durumu saptayacak test kitinin verilmediği; Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ilân ettiği 50 milyar dolarlık fondan pay almak hesabıyla son bir iki günde “bizde de var” diye ortaya çıkıldığı ve konunun bu amaçla köpürtüldüğü iddia ediliyor.

Elbette kimse buna kolay kolay inanmak istemez. Ama halkın salgına karşı sergilediği duyarlılığı, tıpkı kıtlık ve savaş yıllarındaki vurguncular gibi, kolonya ve maske vurgunlarına dönüştürmek isteyenlerin zuhur ettiği de bir gerçek. Gerek sosyal medyada yer alan yalan yanlış haberlere, gerekse salgın fırsatçılarına karşı yetkili kurumların hızlı davranması ve serinkanlı bilgilendirmeleri, halk açısından olumlu ve eğitici rol oynuyor.

Şüphesiz kitlesel salgının henüz başındayız, Türkiye zengin bir ülke değil. Devlet kurumlarının tıkır tıkır işlemediğini de biliyoruz. Muhtemel bir salgına iktidarın, devlet kurumlarının ve ilgili personelin ne ölçüde hazırlık yapmış olduğunu zaman içinde daha iyi göreceğiz.

İktidar ve muhalefet uyumu gerekli

Bilindiği gibi, 1980’lerin sonundan itibaren başlayan küreselleşme döneminde Türkiye uluslararası planda yoğun ve geniş ilişkiler ağına sahip bir ülke haline geldi. Dünyayı kuşatan salgın karşısında korunmak kolay bir iş değil.

Eğer Türkiye Covid-19 salgınını az hasarla atlatırsa, hem iktidar hem de halk adına önemli bir başarı söz konusu olacak. Özellikle iktidar, gerekli adımları zamanında atmış olmaktan dolayı karnesine yazılacak her olumlu puanı hak etmiş olacak.

Böyle bir salgınla mücadele sadece merkezi hükümetin aldığı tedbirlerle başarılamaz. Muhalefete ve yerel yönetimlere de önemli roller düşmekte. Öneri ve eleştirilerin yapıcı bir dille ortaya konulması gerekir.

Muhalefetin yönetimindeki İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehir belediye yönetimlerinin gösterdiği çaba hiç göz ardı edilemez. Bu belediyelerin, iktidarın politika ve tedbirleriyle koordinasyon içinde çalışmalarının, uyumlarının, özel gayret ve hassasiyetlerinin altı çizilmeye değer. Belki de onların bu uyumu, salgının daha çabuk ve az hasarla alt edilmesini sağlayacak. 

Buharlaşan “beka” sorunu

Tabii bu salgın, iktidar, muhalefet, sınıf, ırk ve inanç farkı gözetmeden herkesi etkisine aldı. Ülkenin bütün önemli sorunları geri plana düşmüş gibi. Suriye ile Libya’da savaş halleri ve Doğu Akdeniz’de giderek artan gerilim, içeride tıkanan başkanlık rejimi, demokrasi ve adalet talepleri, medya ve özgürlükler sorunu, alıp başını giden ekonomik açmazlar ve artan işsizlik…

Hayat durmuş gibi ama dertlerimiz alttan alta derinleşerek devam ediyor.

Yıldıray Oğur’un Karar gazetesinde yayınlanan “Bir virüs dünyayı nasıl değiştirir?” (14 Mart 2020) başlıklı yazısında çok güzel ifade ettiği gibi, Covid-19 gündeme düşünce iktidarın bir türlü vazgeçemediği “beka” söylemi buharlaşıverdi. Haklı; siyasetimizin köklü meselelerinin ne spor müsabakaları gibi ertelenmesi, ne de kendini unutturması söz konusu.

Gerçekten de daha düne kadar bir numaralı gündemimiz, yıllarımızı alan ve hayatımızın her ânına nüfuz eden “beka” sorunumuz, Suriye meselesi ve onun saçaklanmış son aşaması olan İdlib anlaşmazlığıydı. Konu birden sessizliğe büründü. Halbuki, bırakın İdlib’te savaşmayı, neredeyse Meclis’te bile konuyu doğru dürüst konuşmayı başaramayıp, karşılıklı siperlere girmiştik. 

Ortak devriyeler

Rusya ile “savaşa ha girdik, ha gireceğiz” noktasına gelmiştik.  Muhalefetin konuyu bir tür ulusal gurur meselesi haline getirip sergilediği sert eleştirilere rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün ekibiyle Moskova’ya gitti ve orada Putin’le uzlaşıp yeni bir ateşkes sağladı. Bu, rahatlatan bir gelişmeydi. İdlib’te ateşkesin sağlanması, iktidara Covid-19 salgınına karşı mücadelesinde nisbeten sorunsuz ve barışçı bir ortam sundu.    

15 Mart itibariyle Türkiye ve Rusya M-4 karayolunun altışar kilometre kuzey ve güneyindeki şeritlerde ortak güvenlik devriyelerine başladı. Bazı pürüzler olsa da ateşkesin devam etmesi gerekir. Türkiye’nin içeride büyük bir salgınla mücadele ederken dışarıda savaş profilini sürdürmesi kimsenin aklına getireceği bir durum olmamalı.

Moskova mutabakatını Türkiye için basbayağı zafer olarak görmek bariz bir abartı. İçeriğinden hareketle hezimet olarak nitelemek de karşıdaki gücün Rusya olduğunu hesaba katmayan bir sübjektivizm. Hele ulusal gururun içine düştüğü durumu ölçmek için Kremlin Sarayı’nda diplomatik kronometre çalıştıranlara söyleyecek söz bulamıyorum.

En kötü barış savaştan iyidir

Geçici de olsa, uzun bir haksızlıklar zincirinin ara evresi de olsa, ateşkesi ve geçici barışı her gün şehit cenazesi gelmesine daima yeğlerim. Dahası, bu hususta son sözü söyleyenin Putin gibi demokrasi ve özgürlüklerden nasibini almamış biri olması da fikrimi değiştirmez.

“En kötü barış bile savaştan iyidir” anlayışının insanlığa her zaman nefes aldıran temel bir düstur olduğunu düşünenlerdenim. Zaten bu nedenle, öncesi ve sonrasındaki tartışmalı pozisyon ve sorunlara rağmen Moskova Mutabakatı’yla gelen ateşkes ve geçici uzlaşma, uluslararası kamuoyunda genel bir memnuniyet havası yarattı.

Elbette farkındayım, Moskova Mutabakatı öncesi Türkiye’nin kendi politikaları sonucu içine düştüğü yalnızlık ve çaresizlikle oradan oraya sürüklenmesi; dostluklardan düşmanlıklara, düşmanlıklardan dostluklara savrulması, hem ibretlik bir olaydı, hem de olağanüstü can sıkıcıydı. 

Yanlış yerde yapılan politik yığınak…

Türkiye’yi Suriye meselesinde bu kritik noktaya, AK Parti iktidarının vakt-i zamanında önünü arkasını hesaba katmadan attığı politik adımlar ve Kürt sorununun barışçı çözümünden uzaklaşması taşıdı. Şüphesiz bunun hikâyesi yazılmaya girişildiğinde, iktidarın kendini savunacağı birçok gerekçesi olacaktır.

Ama tıkanmanın yaşandığı o eşikte demokratik, barışçı, çoğulcu ve kucaklayıcı bir vizyonda diretilseydi, her türlü dayatmaya karşın yine de olumlu bir rota çizilebilir ve geride bıraktığımız sancılı yıllar başka türlü yaşanabilirdi.

Bu bakımdan, geriye bakarken süreci Arap Baharı’nın başladığı dönemden almak isabetli olur. Gürbüz Özaltınlı’nın Serbestiyet’te yayınlanan “Bu günlere nereden geldik” başlıklı yazısı (28 Şubat 2020) o zamanı ve kırılma noktalarını gayet derli toplu özetliyor.

AK Parti iktidarı geldiği bu noktayı gözden geçirecek durumda mı derseniz, şimdilik bunun belirtileri pek görünmüyor. Buna girişse bile geç kaldığını söylemek yanlış olmaz. Çünkü iktidar tarafından kırılıp dökülmeyen bir toplum kesimi neredeyse kalmadı. İktidar inandırıcılığını kaybetti.

İdlib anlaşmazlığının ve sığınmacı krizinin yarattığı kaos ortamında AB ile geliştirmeye çalıştığı yeni ilişki ise  sanki arka planında taktik amaçlar varmış gibi bir his uyandırıyor. Yurttaş olarak biz, her zaman samimi bir çaba gösterilmesini bekleriz. Ders çıkarmak için hiçbir zaman geç değildir.

Konuya coronavirüsü salgınıyla başlamıştık, ama görünen o ki, siyasetin ağır sorunları corona günlerinde bile kendini unutturacağa hiç benzemiyor.

Dileğimiz, savaşsız ve virüssüz günler…

.

Facebook Yorumları

Emlak8
19.03.2020
Korona ve siyaset
4.03.2020
Ömer Faruk’tan Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlar'dan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
18.05.2019
#sanatçıyadokunma!
12.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
4.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
15.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
8.4.2019
Adresini arayan uyarı!
4.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
10.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
20.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
11.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
30.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
9.12.2018
Siyasetin güçlü babaları ve etkisiz oğulları
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
22.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
15.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
31.7.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
10.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive