Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

“Samimi demokrasi” buysa…


25.09.2020 - Bu Yazı 162 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Son yıllarda iktidar ve küçük ortağı ülkenin siyasal rejimine dair öyle tanımlar getirdiler ki, çoğu zaman aynı topraklarda mı yaşıyoruz kuşkusuna kapıldık.

Hafta içinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti il başkanlarına seslenirken yaptığı tanımlama ise bu yaklaşımın zirvesi oldu.

Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin dış politika çizgisini tanımlarken şöyle dedi: “Kendimizle birlikte ister tarihi bağlara dayansın, ister yeni ilişkiler kurmuş olalım, tüm kardeşlerimiz için aynı mücadeleyi vermekte kararlıyız. Bunun adı Türkiye modelidir. Başka bir yerde insani değerler üzerine bina edilmiş böylesine samimi bir demokrasi, adil bir kalkınma hedefi, köklü bir hak ve adalet ideali bulamazsınız. İnşallah 2053 vizyonumuzu böyle bir model üzerine inşa edeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan dış politikası çizgisini “Türkiye modeli” olarak tarif ederken, ülkenin ona eşlik iç siyasal sistemini de “samimi demokrasi” olarak gösterdi. 

Unuttuğumuz demokrasi ilkeleri

Bu yazıda asıl niyetim, toplumsal yaşamımıza rengini veren siyasal sistemimizle ilgili yaygın ve olağan bazı sahneleri sizinle paylaşmak ve Cumhurbaşkanı’nın üzerinde hususiyetle durduğu demokrasimizin “samimiyetini” anlamaya çalışmak olacak.

Demokrasi, ilkeleri itibariyle şüphesiz kendini diğer siyasal sistemlerden önemli ölçüde ayırmaktadır. Aralarında kısmi farklılıklar söz konusu olsa da, bu ilkeler aşağı yukarı bütün demokrasilerde milli egemenlik, bütün yurttaşlara seçme ve seçilme hakkı, hukuk devleti, özgürlük, eşitlik, katılım, çoğulculuk, hoşgörü, kuvvetler ayrılığı şeklinde tezahür ediyor.

Söz konusu egemenlik halk tarafından kullanılırken ‘doğrudan, yarı doğrudan ve temsili demokrasi’ tercihleri önümüze çıkıyor. Bunlar arasında dünyada en yaygın olanının, halkın egemenlik hakkını seçtiği temsilciler aracılığıyla kullandığı temsili demokrasi modeli olduğunu biliyoruz. Türkiye’de uygulanan da bu kategoriye giriyor.

Demokrasi de çeşit çeşit ama…

Siyaset hukuku üzerinde çalışanlar, demokrasiyi amacı, anlamı ve içeriği itibariyle de bazı türlere ayırıyorlar:

Klasik çoğulcu demokrasi, mutlak çoğunlukçu demokrasi, liberal demokrasi, radikal demokrasi, sosyalist demokrasi, düşük yoğunluklu demokrasi, uzlaşmacı demokrasi, delegasyoncu demokrasi, militan demokrasi, müzakereci demokrasi, plebisitçi demokrasi, siber demokrasi, Westminster demokrasisi, oydaşmacı demokrasi. (Bu tasnifleri Ali İmran Köşker’in 20 Mayıs 2019 tarihli kısa makalesinden aldım. www.imvemedeniyet.com

Bunların her birinin niteliğini ve içeriğini açıklamayı mesleğin erbaplarına bırakıp, demokrasi çeşitleri arasında bulamadığımız “samimi” türün Türkiye’de nasıl bir şey olduğuna bakalım. 

‘Samimi Türk demokrasisi’nden sahneler

Bildiğim ve yaşadığım kadarıyla bizim demokrasimiz iyi bir çocukluk ve ergenlik dönemi geçirmedi. Yetişkinlik dönemi ise çok eskilerden devralıp, bir türlü üstesinden gelemediği kimlik sorunlarının, birbirine güvensizliğin, kutuplaşmaların yarattığı kavga ve kaoslarla sürüp gidiyor.

1960 Anayasası’nda, Özal döneminde ve AK Parti’nin ilk yıllarında demokrasiyi geliştirmek, vatandaşın özgürlük taleplerini karşılamak adına bazı adımlar atılmış ve Türkiye demokrasinin kitaplardaki tanımına, kimi ülkelerde görüp imrendiğimiz model ve uygulamalarına bir nebze de olsa yaklaşmıştı.

Fakat bu dönemler uzun sürmedi; yasalar ve uygulamalardan başlayarak birçok şey tersine döndü. Türkiye, bu “ara” dönemleri takiben, demokratik ve insani kriterler bakımından övünülmesi hiç de kolay olmayan malum yerine hep avdet etti.

Yanlış anlaşılmasın; tabii ki Afrika’nın, Asya’nın ve Güney Amerika’nın nice ülkeleriyle birçok yönden kıyaslanamaz bir noktadayız fakat demokrasinin kriterleri ve evrensel değerleri söz konusu olduğunda, bizim bulunduğumuz yere övgüler düzene pek rastlanmıyor.

Bir kere o yola girilince…

Öncesinde de ara ara ataklar olmakla beraber, 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana, AK Parti’nin yönetiminde Türkiye hukuk, adalet, özgürlük, güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü, insan hakları ve hukuku, vb. alanlarda, zaten kusurlu olan demokrasisinden adım adım uzaklaştı.

15 Temmuz 2016’daki FETÖ Darbesi, ardından gelen OHAL, hukuki sınır tanımayan davalar ve işten çıkarmalar, üniversitelerde yaşanan tasfiye, gazetecilerin ve aydınların hukuksuz bir şekilde aylar ve yıllar boyu tutuklu kalmaları ve nihayet 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu’yla geçtiğimiz başkanlık sistemi, demokrasi adına kalan ne varsa üzerinden silindir gibi geçti.

Demokrasinin en temel ilkesi olan güçler ayrılığı rafa kalktı; yasama, yürütme ve yargı erki siyasal uygulamaların çoğunda görüldüğü gibi tek elde toplandı. Bugün, ağırlıkla cumhurbaşkanlığı karar ve kararnameleriyle yönetilen bir ülkeyiz.

Hakimler ve savcılar gözlerini ve kulaklarını cumhurbaşkanlığından ayıramıyorlar. Atanmış bakanlar yüksek yargıçlara ayar çekmede, meydan okuma ve azarlamada beis görmüyor. Adalet sisteminin en önemli parçası olan savunmanın örgütü olan baroların partizan ihtiraslar uğruna parçalanması bile göz alındı.

Kanunlar genel müdürlüğüne dönen Meclis

Bugün, bir zamanlar demokrasimizin kâbesi sayılan TBMM esasen işlevsiz hale gelmiş durumda. Meclisin bütçe yapma ve denetleme yetkisi neredeyse yok düzeyinde. Üzerinden 40 yıl geçtiği halde, 12 Eylül 1980 darbesinin hayatımızı kışlaya çeviren anayasasından bile memleketi kurtaramıyor.

Ne milletvekillerinin vekilliklerine, ne dokunulmazlıklarına, ne can güvenliklerine doğru dürüst sahip çıkabiliyor. Meclis artık Cumhurbaşkanlığında hazırlandığı alenen belli olan taslakları yasalaştırmaktan öte bir şey yapamayan bir kurum olarak görülüyor.

Evet, sektirmeden seçimlerimizi yapıyoruz. Ama seçim barajımız neredeyse dünya birincisi. Buna rağmen, muhaliflerin örgütlenip seçime tam teşekküllü biçimde katılma yönünde adım atmaya hazır olduklarında da, milli spor haline getirdiğimiz seçim ve siyasi partiler yasası değişikliklerini devreye sokuyoruz. Bu yönde iktidar mahfillerinde harıl harıl hazırlıkların yapıldığı haberleri yine duyuluyor.

Gündelik siyasette, saldırgan milliyetçiliğin ve onunla sarmaş dolaş olan endişeli ve ihtiraslı siyasal İslamcılığın demokrasiye bakışlarında, yasaklama, kapatma, baskı ve kısıtlamadan fazla bir şey görmek şimdiye kadar kısmet olmadı.

Kimi vali ve kaymakamların Osmanlı kadısı gibi kent caddelerinde vatandaşa gözlerinin ucuyla bakmaları, liyakat tartılarının nasıl yapıldığını pek bilemediğimiz rektörlerin, o makamda bilimden başka her şeyle iştigal etmeleri nasıl olduysa normalimiz haline geldi.

Samimi olan buysa, sırada ne var?

Ekonomik durumdan, diplomalı diplomasız işsizliğinden, döviz kurları karşısında heder olmuş Türk lirasından, yoksulluktan, borçlardan, kapanan iş yerlerinden, eş dost kayırma ve yolsuzluklardan, memleketin tarım arazisinin ve yeşilinin yandaş beton bağımlılarının eline teslim edilişinden, bu yazıda söz etmeyeyim.

Covid-19’dan kurtulmaya başladığımızı sanıyor, mücadelenin, her şeyin ayan beyan halkın önüne konulduğu bir açıklıkla sürdürüldüğüne inanıyorduk. Meğer durum tam tersiymiş. Bu şartlara rağmen, sağlıkçılarımız büyük kayıpları pahasına olağanüstü bir çalışma sergiliyor. İşin uzmanları daha nicelerinin aramızdan ayrılacağını öngörüyor.

İktidarın küçük ortağının, sanki devletten gayri her şeyin kapısına kilit vurmak ister gibi, yemeyip içmeyip “Türk Tabipleri Birliği kapatılsın” çağrısıyla ortalık yere sıçramasını da, demokrasiyle yakından bağlantılı olsa da, bu yazıda ele almak istemiyorum.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı çatısı altında “Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi” adıyla, değme istihbarat örgütlerine taş çıkartacak, işletmesi döner sermayeli yeni dönem “propaganda bakanlığı” girişimini de, demokrasimizin yeni çehresi itibariyle değerlendirmemiz için ileride zamanımız olacak.

Lafı uzatmayayım; demokrasinin tanımı, türleri ve uygulama biçimleri arasında “samimi demokrasi” diye bir şey bulamadım. Samimiyetle söylüyorum, bizdeki uygulamasında “olumlu ve iyimser” bir duyguyu ifade eden “samimiyet”i göremedim.   

Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi, Türkiye’de bu olan bitenin adına “samimi demokrasi” deniliyorsa, Allah bizi böyle demokrasiden korusun! 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
26.10.2020
Seçim tartışması bu şartlarda biter mi?
11.10.2020
İktidar ülkeyi nereye sürüklüyor?
29.09.2020
Hukuku tuşa getiren HDP operasyonu
25.09.2020
“Samimi demokrasi” buysa…
17.09.2020
İçişleri Bakanı böyle davranamaz!
11.09.2020
Atlamayalım… Bahçeli bu defa idam istedi!
6.09.2020
Barış Atay’a saldırı geçiştirilemez!
30.08.2020
Müjde ve felaket: Karadeniz’in gazı ve seli
14.08.2020
‘Nepotizm’ dediğin böyle olur!
9.08.2020
Bugün CHP’den ayrılma ne anlama gelir?
24.07.2020
AK Parti’yle nereye kadar?
16.07.2020
Muteber iş adamı ve durmaksızın patlayan fabrikası
2.07.2020
AK Parti’nin ‘ince’ hesapları
22.06.2020
Türkiye Kürt sorununu kiminle çözecek?
16.06.2020
HDP’yi kapattırma sevdası
7.06.2020
Yine neler oluyor?
2.06.2020
Siyasette iki tıkanma
16.05.2020
Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil!
8.05.2020
Kullanım süresi geçmiş suçlama
17.04.2020
Vebadan sonra Avrupa’da ne oldu?
4.04.2020
Salgınla mücadelenin üzerine düşen gölge
19.03.2020
Korona ve siyaset
4.03.2020
Ömer Faruk’tan Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlar'dan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
18.05.2019
#sanatçıyadokunma!
12.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
4.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
15.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
8.4.2019
Adresini arayan uyarı!
4.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
10.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
20.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
11.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
30.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
9.12.2018
Siyasetin güçlü babaları ve etkisiz oğulları
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
22.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
15.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
31.7.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
10.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive