Ayşe Böhürler

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Dar alanda kırk boğum…


8.9.2018 - Bu Yazı 198 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Birleşmiş Milletler İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock, “İdlib, on yıllardır gördüğümüz en büyük insani felaket olabilir. 21. yüzyıldaki en büyük felaket olduğuna zaten şüphe yok” dedi. Şam yönetiminin “İdlib’de kontrolü sağlama konusunda son derece kararlı” olduğunun altını çizen Lowcock, bu durumun “endişe verici” olduğunu söyledi.

Aslında okuyup geçtiğimiz bu haberin arka planında neler oluyor. Ne oldu da Rusya Amerika, İran ve hatta Çin ardı ardına açıklamalar yapıyor. Düğümün ortasında da Türkiye hedef gösteriliyor. Doğrusu bir bilene sordum ve edindiğim bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

İdlib Türkiye için birçok noktada büyük önem taşıyor. Bir tür eşik. Bu eşiğin aşılmasıyla bölgede çok şey değişebilir. Türkiye’nin bölgeye ilişkin uyarıları aşağıdaki noktalar dikkate alındığında daha iyi anlaşılabilir.

Her şeyden önce buradaki gelişmeler bir insani felakete dönüşmek üzere. Türkiye bu konuda olabildiğince herkesi, özellikle de BM’yi harekete geçirmeye çalışıyor.

BM rakamlarına göre İdlib’in nüfusu 3. 5 milyon. Türkiye sınırı boyunca kampların olduğu Atme bölgesinde ise 1 milyondan fazla insan yaşıyor. Bir sene önce burasının nüfusu 850 bin civarındaydı. Doğu Guta ve Hama saldırılarının ardından gelen göç ile bir milyona ulaştı. İdlib’e yapılan her türlü saldırı bu bölgedeki insanların sınır kapısına dayanmasına sebep olacak. Kritik ve dar bir alana sıkışmış insanların gelebileceği son nokta Türkiye kapısı. Bu insanların kapılara yığılması halinde bizim sivil kuruluşların bunu karşılayabilmesi çok zor.

Türkiye böyle bir olasılığa karşı insani bir kriz durumunda Afrin’in Cinderes bölgesine iç göçü yönlendirmeyi planlıyor. Ancak orada da bir takım sorunlar çıkabilir. İçeride uyuyan silahlı hücreler çatışma ortamını canlandırabilir. Türkiye’nin çatışmasız çözüm için uğraşmasının önemli sebeplerinden bir diğeri de bu.

Türkiye’nin İdlib’de 12 gözlem noktası olması, askerlerimizin varlığı, bunların da Suriye rejiminin taarruz planı karşısındaki durumu da itiraz sebepleri içinde önemli bir başlık.

İşin düğüm noktalarından birisi de bölgedeki ılımlıdan radikale uzanan İslami cihatçı gruplarının durumu…

Türkiye HTŞ‘yi 31 Ağustos’ta terör örgütü ilan etti. Bu önemli bir gelişmeydi. HTŞ, içinde birçok silahlı örgütün yer aldığı bir çatı örgüt. Bunun karşısında bir de Ulusal Kurtuluş Cephesi var. Türkiye bu çatının altındakilerinin silahlarının bırakmasını istiyor. HTŞ bu çağrıya destek vermiyor. Dün İdlib’de Cuma namazı çıkışında bir gruba HTŞ içindeki bir radikal grubun ateş açması da bunu gösteriyor.

Türkiye burada çatışmasız çözüm için onları ikna etmek üzere de kritik bir rol üstlenmiş durumda.

Ilımlıların radikallerden ayrışması mümkün olabilecek mi bunu zaman gösterecek. Bu aynı zamanda silahlı grupların tahliye edilmesini de beraberinde getirecek.

HANGİ ÜLKE NE İSTİYOR?

Astana süreci ile çatışmasızlık bölgeleri ilan edildi. Türkiye de ısrarla bunun üzerinde duruyor. Ancak Rejim güçleri ve İran, Rusya’nın hava desteğinde bunu ihlal etti.

Rejim ilerlemeye başladıktan sonra bölgedeki muhalifler püskürtüldü. Bunlar kaça kaça İdlib’e kaçtı. İdlib böylece muhaliflerin son kalesi oldu. Söylenen o ki Rejim ve Rusya, İran’ın da içinde bulunduğu güçlerle muhalifleri burada imha edecek.

Rusya bu harekâtı için bu gruplar içinde Çeçenlerin olmasını gerekçe gösteriyor. Çin ise Asya’dan gelen cihatçı grupları gerekçe gösteriyor. Bir de orada Avrupa’dan giden yabancı cihatçılar var ki bunları hiçbir ülke istemiyor. Görünen o ki onların orada imha edilip geri dönmeleri engellenmeye çalışılıyor. Bu nedenle de Rejim güçlerinin oraya yapacağı saldırıya birçok ülke oluşturacağı insanı krize aldırmadan, silahlı gruplarla sivillerin iç içe olmasını dikkate almadan destek veriyor.

Türkiye ise bölgede çatışmasız çözümü isteyen neredeyse tek ülke. HTŞ içinde kırılmalar başladı, insani bir krize sebep olacak bir saldırı olmadan da çözüm bulunabilir mi onun arayışları içinde. Ayrıca Suriye rejimi topraklarının %90’ını da geri kazandı, Anayasa yazım süreci başladı ki Türkiye bu sürece tam destek veriyor. Ancak Suriye muhalefetini de karşısına almak istemiyor. Muhalifler ile silahlı grupların ayrıştırılmasının ve tahliyesine katkı sağlamanın daha doğru bir strateji olduğuna inanıyor. Türkiye’nin bu stratejisine Avrupa’nın destek vermesi de büyük önem taşıyor. Çünkü çatışma halinde sınıra yığılan insan sayısı en düşük tahminle bile 500 bini aşacaktır. Bunların içinde Avrupa’ya yeni bir göç akını da yeniden başlayabilir ki Avrupa iç siyaseti buna karşı şimdiden söylem üretmeye başladı.

Bir başka önemli nokta da İdlib’de olanların Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna ilişkin planlarını da etkileyecek gibi görünmesi. Ayrıca Fırat Kalkanı bölgesi de bir başka başlık.

Ez cümle Türkiye İdlib bölgesinde hassas olmak zorunda.

.

Facebook Yorumları

Kod8
15.9.2018
İşte geldik gidiyoruz
8.9.2018
Dar alanda kırk boğum…
1.9.2018
Hayatı yüzeyde yaşa-sanal dünyada dip yap!
25.8.2018
Arka sokaklardan Batı’ya bakınca…
18.8.2018
Bu kriz hapşırık bile değil!…
11.8.2018
Nasıl bir gelecek?
4.8.2018
Hayatı simülasyon olarak yaşatmak…
28.7.2018
Eğitimde düalizm ve Kapadokya örneği
21.7.2018
Din eğitiminde orta yol mümkün mü?
14.7.2018
Yeni dönem: Bürokrasi ve fuzzy mantığı
7.7.2018
Yeni yüzyıl yeni sistem
30.6.2018
Seçmen nezdinde
23.6.2018
Seçmene kızgın “seçilmişler”
16.6.2018
Kültürel iktidar
9.6.2018
Sahalardan seçim gözlemleri
26.5.2018
Kriz başlıkları
19.5.2018
Akıl dışı efsaneler insanlığın önüne geçiyor
12.5.2018
Çözüm yasaları…
5.5.2018
CHP’nin hesabı ve umudu?
28.4.2018
Alacakaranlık siyaseti
21.4.2018
Seçim davranışını ne etkiler?
14.4.2018
“Kudüs” ve Suudi Arabistan ve kadınlar
7.4.2018
Kurum ve kuruluşlar için farkındalık
18.3.2018
Rusya’nın büyük gaspı ve İngiltere gerilimi
10.3.2018
Kime itibar edelim?
3.3.2018
Kutsal at
2.3.2018
Dragut Reis ya da Turgut Reis’ten bugüne Cezayir
25.2.2018
Mağduru koruyarak tacizciyi cezalandırmak…
17.2.2018
Sahadan
10.2.2018
İran, tesettür ve biz
3.2.2018
CHP’nin Kürtlerle imtihanı ve yeni rotası
27.1.2018
Afrin harekâtına destek ve Anadolu irfanı…
6.1.2018
İyiliğe davetin formatı yok mu?
17.12.2017
Yardıma muhtaç bir halk değil, devlet!
2.12.2017
İnanç kültürü, hızlı moda ve işçiler…
18.11.2017
Kendinden nefret edenler
5.11.2017
Bakü’den ve Türkiye’den notlar…
21.10.2017
Küresel sahnede birleşik Avrupa’ya ihtiyaç var mı?
14.10.2017
Serhat boylarından…
7.10.2017
Kral ve Ayetullah
30.9.2017
Din yorgunu gençler!
24.9.2017
Öküz altında buzağı aramadan "TEOG
17.9.2017
Eğitimden siyasete vasatlaşma
9.9.2017
Siyaseti tarihe yaslamak…
26.8.2017
Asker ocağında eğitim…
19.8.2017
Yenilikçiler-Tayyipçiler-AK Parti
12.8.2017
Milli kültür meseleleri ve maarif davamız…
5.8.2017
Kadın aleyhine işler
29.7.2017
Kudüs kapısı
22.7.2017
Kur’an bütün zamanlar için geçerli bir hidayettir…
15.7.2017
Maskeler düşerken…
8.7.2017
Kötülüğü yalnızlaştırmak!!!
1.7.2017
Kriz istikrarlaştı/ Kabile ve küresel iktidar
ç24.6.2017
Körfezde Mesihi ruh!
17.6.2017
Her şeye hazır kitle…
10.6.2017
Düzeltme/ Bizim kuşak
3.6.2017
Kalanlara da gidenlere de selam olsun!
27.5.2017
Dindar, Cumhuriyet değerleri ile barışık ama cahil
20.5.2017
Meşkin/Mis kokulu kalemler Doha’da...
13.5.2017
Kadın Cumhurbaşkanı
7.5.2017
Eski ya da yeni, mesele organik olmak!
30.4.2017
Babil kompleksi
22.4.2017
Analizatörlere analiz… “Sen neymişsin be abi!”
15.4.2017
Yol hikayelerimiz ortak
8.4.2017
ABD Suriye konusunda son üç günde neden fikir değiştirdi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.