Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi


27.08.2012 - Bu Yazı 6122 Kez Okundu.
Yorum : 2 - Onay Bekleyenler : 0

 Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi

Diogenes'in esir düşmesini gösteren bir illustrasyon


1071 Malazgirt Savaşı'nın tarihinden ancak 60'larda emin olabildik. 26 Ağustos tercihinde belki de bu 'zafer'i Büyük Taarruz'la aynı güne denk getirme arzusu etkili oldu

Merhaba, bundan böyle pazar günleri birlikte olacağız. Yazılarımı bize doğru diye belletilenlerin arkasında yeni, farklı bir şey var mı diye bakmaya heves uyandırmak; kasıtlı olarak çarpıtılan, atlanan, abartılanlara dikkat çekmek amacıyla kaleme alacağım. Geniş bir yelpazede yazı yazan pek çok kişi gibi, değişik alanlarda çalışmalar yapmış bilim insanlarının makale ve kitaplarından; döneme tanıklık etmiş kişilerin anılarından; arşivlerdeki belgelerden, fotoğraflardan yararlanacağım. Her yazının altında o yazıyı yazarken en çok yararlandığım kaynakları gösteren bir not koyacağım. Yine de yazılarımın ‘bilimsel’ değil ‘popüler’ nitelikte olduğunu aklınızda tutmanızı rica ediyorum. Bazen tarih, isim gibi konularda ufak tefek hatalarım olabilir. Bunlar için peşinen özür diliyorum. Mail adresimi bir kenara not edin ve bana yazmaktan çekinmeyin lütfen. Eleştiri, katkı, önerileri ve sorularınızı cevaplamaktan büyük bir zevk duyacağım. 

İlk yazım, bundan 941 yıl önce bugün yaşanan tarihi bir olayın, 26 Ağustos 1071’de Selçuklu ordusu tarafından Bizans ordusuna karşı kazanılan Malazgirt Zaferi’nin Türk-İslam Tarih yazımındaki yerine dair. Bu olayı sadece kronolojik uygunluğu açısından seçmedim. Malazgirt Savaşı/Zaferi ve ona yüklenen anlamlar (ki bunların arasında 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’un öncülü olması da var), günümüzün pek çok siyasi, sosyolojik, kültürel tartışmalarını anlamakta önemli bir anahtar niteliği taşıyor bana göre. Elbette konunun tüm yönlerini açmaya elverişli değil gazete sayfaları. Bu yüzden bu yazıyı sadece bir başlangıç kabul edin. 


Hikâyenin ortasından başlayalım: Amcası Tuğrul Bey’in 1063 yılında ölümü üzerine Selçuklu tahtına geçen Alparslan’ın ordularının bugün Anadolu dediğimiz coğrafyadaki ilk zaferi 16 Ağustos 1064’te gerçekleşmişti. O gün, Pakraduni Ermeni Krallığı’nın bir süredir Bizanslılara teslim olmuş başkenti Ani’yi (bugünkü Kars yakınlarında) şehirdeki Bizans garnizonunun kaçması sonucu umulmadık şekilde kolay ele geçiren Alparslan’ın şöyle haykırdığı rivayet olunur: “Bu ele geçirilmez şehri bizim ellerimize bırakan onların tanrısı!” 
Bizans ile Selçuklular 1068’de tekrar karşılaştılar ama ilişkiler 1069 ve 1071 tarihli iki anlaşma ile düzeltildi. Daha doğrusu düzelmiş göründü, çünkü Bizans İmparatoru Romanos IV. Diogenes, Selçuklu ilerlemesini durdurmak için daha radikal bir politika izlemeye karar vermiş ve Ermenistan ülkesine doğru yola çıkmıştı. 

Çürümüş Bizans’a karşı zinde Türkler 
Çeşitli Müslüman-Arap kaynaklardan derlenen resmi teze göre, iki ordu 24 Ağustos 1071 günü Manzikert’te (bugün Muş’a bağlı Malazgirt) karşılaştılar. Ermeni tarihçi Urfalı Matteos (ö.1144) gibi Bizans ordusunun sayısını 1 milyona çıkaranlar varsa da, modern Türk kaynakları 200 bin, modern Batılı kaynakları 40 bin civarında olduğunu söylüyor. Onlara göre ortaçağ için gayet büyük bir ordu demekti bu. Bizans ordusunun ana gövdesini Ermeniler ve Greklerle paralı asker olarak hizmet veren Normanlar, Kumanlar, Bulgarlar, Cermenler, Peçenekler, Suriyeliler, Uzlar (Oğuzlar) ve Ruslar oluşturuyordu. Yine Batılı kaynaklara göre Bizans ordusunun bu ‘kozmopolit’ yapısı gayet doğaldı, çünkü o dönemde, Bizans ordusunda kariyer yapmak, her askerin rüyasıydı. Bu yüzden de dünyanın pek çok yerinden paralı askerler akardı Konstantinopolis’e.  Türk kaynaklarına göre ise Bizans ordusu ‘birbirinin dilini anlamayan’, ‘disiplinsiz’, ‘karmakarışık’, ‘yozlaşmış’, ‘çürümüş’ ‘paralı askerler’ topluluğuydu. 

Alparslan’ın ordusunun mevcudu konusunda Batılı kaynaklarla Türk kaynakları anlaşıyorlar. Buna göre, Selçuklu ordusunun mevcudu 20-30 bin civarındaydı ve hepsi Müslüman, çoğunluğu Türk’tü. Yine Türk kaynaklarına göre Selçuklu ordusu ‘düzenli’, ‘disiplinli’, ‘enerjik’, ‘inançlı’ bir orduydu! 
Kabul gören anlatıya göre, 24-25 Ağustos 1071 gecesi Malazgirt kalesi Selçukluların eline geçti, 26 Ağustos günü ise düşmana nihai darbe vuruldu. Rivayete göre, Alparslan o gün baştan aşağı beyazlar giyinmiş, eski Türk geleneğine uygun olarak atının kuyruğunu bağlamış, ordusuna Cuma namazını kıldırıp öldüğü yere gömülmeyi vasiyet etmişti. Ayrıntılarına girmeye yerimiz yok, bu yüzden kısaca sonucu söyleyelim: Savaş Alparslan’ın ordularının zaferiyle bitti. Romanos Diogenes esir alındı. Ama Alparslan kendisine bir esir gibi değil bir konuk gibi davrandı! 

Alparslan’ın Bizans’tan toprak talebinde bulunmayıp, 1,5 milyon altın fidye, yılda 360 bin altın vergi, zaten Müslümanlara ait kimi beldelerin Selçuklulara devri ve oğlu ile Romanos’un kızının evlendirilmesiyle yetinmesi Malazgirt Savaşı’nın Alparslan açısından pek de önemli olmadığını düşündürüyordu. Bugün daha iyi anlaşılıyor ki, Alparslan’ın Anadolu’yu fetih gibi bir düşüncesi yoktu.Çünkü başı Karahanlılar ve Fatımilerle dertteydi. Tek amacı, onlarla savaşırken arkasını sağlama almaktı. Savaşın esas sonucu, Romanos’un tahtını VII. Mihail’e kaptırması oldu. Selçuklu orduları Bizans içlerine doğru yürüyüşe 10 yıl kadar sonra geçti. 
Halbuki bugün Türk-İslam Sentezi diye adlandırılan söylemde, Malazgirt Savaşı/Zaferi “Anadolu’nun kapısının Türklere kesin olarak açılmasına neden olan”, “Anadolu’yu Türklere ikinci bir vatan yapan” kutlu bir olay olarak ele alınıyor. Bu anlatı ilk kez 1930 tarihli Umumi Tarih II adlı kitapta yer almıştı. Mükrimin Halil (Yinanç) 1934 yılında yayımlanan Türkiye Tarihi Selçuklu Devri (I) kitabının alt başlığını “Anadolu’nun Fethi” koymuştu. 1934’te genç Fransız Marksist Şarkiyatçı, Claude Cahen Byzantion dergisindeki makalesinde Arap ve Bizans kaynaklarına göre günümüzdekine yakın bir anlatıyı dolaşıma soktu. (Tek fark, Cahen’in zafer günü olarak 25 Ağustos’u zikretmesiydi. ) Ancak o yıllarda hikâyeye, bugünkü gibi aşırı bir önem atfedilmiyordu. Çünkü 1932’den itibaren dolaşıma giren Türk Tarih Tezi’ne göre dünyadaki tüm medeniyetlerin kurucusu zaten Türklerdi. Böyle yüce nitelikli bir kavmin varoluşunu küçücük Anadolu coğrafyasıyla sınırlamak cazip değildi! 

Saf değiştiren Türkler 
1931-1938 arasında yayımlanan ders kitaplarında Türk Tarih Tezi’nin ve Türk-İslam Sentezi’nin izini süren Etienne Copeaux’dan öğrendiğimize göre, çok partili dönemin başladığı 1945’te bu söylem bazı değişikliklere uğradı. Orta Asya’da bulunan Orhun ve Yenisey yazıtlarını milliyetçi söyleme uygun biçimde ‘deşifre etmesi’ ile ünlü Türkçü dilbilimci Hüseyin Namık Orkun’un ‘ortaya çıkardığı’ anekdotlara göre savaşın kazanılmasında Bizans ordusundaki Uz (Oğuz), Peçenek, Kuman, Kıpçak paralı askerleri, ırkdaşlarının yanında yer almak için saf değiştirmişler ve Selçuklu ordusunun Bizans ordusunu yenmesine katkıda bulunmuşlardı. Böylece hikâyeye bir de ırkçı girdi eklenmişti. Halbuki Cahen, 1934 yılında yazdığı makalede, bu ‘saf değiştirme’ hikâyesinin Romanos Diogenes’in siyasi muarızı olan Attaleiates’in ‘palavrası’ olduğunu yazmıştı. Çünkü bu iddia ne diğer Bizans kaynaklarında, ne Arap kaynaklarında ne de Süryani kaynaklarında yer alıyordu. Nitekim modern Batılı araştırmacılara göre, Diogenes’in ordusu daha Malazgirt’e varmadan dağılmıştı. Ayrıca ordunun içinde imparatora muhalefet eden pek çok soylu vardı ve bunlardan bazıları ihanete varan davranışlara girmişlerdi. Bunlar yetmezmiş gibi Diogenes, orduyu iki kanada ayırmış, gücünü bölmüştü. Yine de savaşta kaybedilen asker sayısı 8 bini geçmiyordu. Bu da ordunun yüzde 20’sine tekabül ediyordu ki, hiç de büyük bir sayı değildi. Bu kaynaklar “Zaten ortada büyük bir hezimet olsa Alparslan’ın talepleri çok daha radikal olurdu” diye devam ediyorlardı. 

1980 askeri darbesinden sonra olayın ulusal ve siyasi yanı öne çıkarıldı. Atatürk’e yönelik kişi tapıncının zirveye ulaştığı bu yıllarda, Malazgirt’le Büyük Taarruz’un aynı güne rastlamasının altı çiziliyor, Atatürk Alparslan’ın devamı olarak tarif ediliyor, Atatürk’ün Yunan generali Trikopis’e davranışı ile Alparslan’ın Romanos Diojenes’e karşı tutumu arasında paralellik kuruluyordu. 
1990’ların yeniden dinselleşen söylemine göre ise Anadolu’nun Türklerin eline geçişi Haçlı Seferleri’ni kışkırtmış İslam’la ilişkiye giren Avrupa uygarlaşmıştı. Yani Türklerin Anadolu’ya gelişi hem İslamiyet hem de Avrupa (daha doğrusu ‘cihan’) için hayırlı sonuçlar doğurmuştu... Kısacası Malazgirt Zaferi, her dönemin ihtiyacına göre yeniden üretilmiş, sonunda ortaya koca bir efsaneler yığını çıkmıştı. 
Peki, o tarihte Anadolu’da kimler yaşıyordu? Bu topluluklara ne oldu? Türkler bu topraklara neler getirdi, neler götürdü? Bugün tüm yakıcılığıyla önümüzde duran sorunlar nasıl ortaya çıktı?Bu soruları da önümüzdeki haftalarda cevaplayalım… 

Savaş gerçekten 26 Ağustos 1071’de mi oldu? 
1924-1925 yılları arasında 12 sayı çıkan Anadolu Mecmuası’ndaki yazıları okuyan biri, ilk Türkolog Necip Asım’ın yine aynı kaynakta yayımlanan ‘Milli Bayramlarımız’ başlıklı makalesinde, neden “Malazgirt Savaşı’nın gerçekleştiği gün olan (29 Ağustos’u) bayram ilan etmeyi” teklif ettiğini anlar. Anlayamadığı şey ise, neden 26 Ağustos değil de, 29 Ağustos’un önerildiği olacaktır muhtemelen. Bir matbaa hatası mı söz konusudur acaba? Belki de. Ama dönemin Arap ve Bizans kaynaklarında savaşın ne gün gerçekleştiği konusunda kesin bir bilgi olmadığını öğrenince şaşkınlığımız geçecektir. Gerçekten de, İbn’ül Ezrak’a (ö. 1176) göre savaşın hangi ayda olduğu, hatta Diogenes’in esir alınıp alınmadığı bile belli değildi. Kamal ad-Din’e (ö. 1262) göre kesin zafer 24 Zilkade 463 (25 Ağustos 1071) günü kazanılmıştı. 1934’te Cahen’in 25 Ağustos’u esas almasının nedeni de buydu. 

Konu üzerinde yıllarca durulmadı. Çünkü Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zafer Bayramı, ancak 1960 darbesinden sonra tekrar önem kazandı. Osman Turan ilk kez 1965’te yayımlanan Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti adlı eserinde, önce alçak sesli bir itirafta bulunacak, ardından da mutlu haberi verecekti: “Zaferin ağustos ayında ve cuma gününde kazanıldığı hakkında ittifak varsa da, ayın kaçıncı günü olduğu ihtilaflıdır. İbn’ül-Cevzi, Sibt ve İbn Kesir, 26 Ağustos üzerinde birleştiği halde diğer kaynaklar 6, 16 ve 19 Ağustos üzerinde dağılır (…) Halbuki Mükrimin Halil Yinanç’ın rakam hatalarının tesbiti/ve bizim de teferruatlı araştırmalarımızın teyidi sayesinde 26 Ağustos Cuma gününün kat’iyeti meydana çıkmıştır. Türkiye’de eskiden beri bu günün umumi olarak kabul edilmiş olması, isabetli bir tesadüften başka bir şey değildir.” (s. 133-4) 
Peki, 26 Ağustos’u böyle özel kılan neydi? Bunun cevabını Ortaokul I (1987) adlı tarih kitabının ve daha nice okul kitabının yazarı Niyazi Akşit’ten alalım: “Ne tesadüftür ki Kurtuluş Savaşımızı sonuçlandıran Atatürk’ün başlattığı Büyük Taarruz da Malazgirt Zaferi’yle aynı tarihe rastlar. Düşmanın zorla ve hile ile elimizden aldığı vatanımızın büyük bölümü Atatürk tarafından 26 Ağustos 1922’de başlatılan Büyük Taarruz’la yeniden kurtarılmıştır.” 
Anlaşılan iki olayı aynı güne rastlatmak için tarihler üzerinde biraz ‘çalışmak gerekmişti.’ Gerçi, ‘büyük tesadüf’ ancak Malazgirt Zaferi’nin 30 Ağustos’a rastlamasıyla olurdu ama o zaman da Cuma gününden vazgeçmek gerekirdi. Bu yüzden, 26 Ağustos’a razı olmak gerekmişti. Bize de Türk-İslam Sentezi’nin bu icadını kutlamak kalıyordu... 

Özet kaynakça 
Etienne Copeaux, Türk Tarih Tezinden Türk-İslam Sentezine, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1998; Claude Cahen, “La campagne de Mantzikert d’apres les sources musulmanes”, Byzantion IX, 2, 1934, s. 613-642; Faruk Sümer&Ali Sevim, İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, Ankara 1971. 

Not 
Gürdal Aksoy’a, Halklar Hapishanesi Anadolu, Kürtlerde Anadolumerkezci Yabancılaşma adlı henüz yayımlanmamış çalışması için kaleme aldığı makalelerini benimle paylaştığı ve sorularıma verdiği ayrıntılı cevaplar için özel olarak teşekkür ederim.

.

Facebook Yorumları

Kod8
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
2 0
Nihat Taştan 27.08.2012 - 21:22:42
Ayşe hanım: yapmış olduğunuz araştırmanın sonucunu merakla bekliyorum. ve şunu da merak ediyorum acaba orada yaşayan Müslüman Kürtler bazılarına göre dağlarda kart kurt mu? yapıyordu! selam ve duaile
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,01
Nihat Taştan 27.08.2012 - 21:22:42
Ayşe hanım: yapmış olduğunuz araştırmanın sonucunu merakla bekliyorum. ve şunu da merak ediyorum acaba orada yaşayan Müslüman Kürtler bazılarına göre dağlarda kart kurt mu? yapıyordu! selam ve duaile
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%52,70
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net