Cihan AKTAŞ



Bookmark and Share

Hakkını helal etmeyen işçi


28.05.2012 - Bu Yazı 2858 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Nisan ayında Emek ve Adalet Platformu’nun Fatih Kıztaşı’ndaki merkezinde bir toplantıya katılmıştım. Beklediğim gibi aktif bir toplulukla gündemdeki meseleleri irdelemeye çalışmıştık. Katılımcılar konuşma konusu hakkında düşünmüşlerdi, soruları vardı. Ali Akyurt’un sunumuyla Necm Suresi vurgulu bir başlangıç oldu: İnsan için ahirette göreceği sadece emeğinin, cehdinin karşılığı.

Üzerinde durmak istediğim konulardan biri, kadının ev içi emeğiydi. O kadınlardan sadece birisiyle,Fatma Aldal ile ilgili yas henüz taze. Aldal, pencereden düşerek hayatını yitiren ev işçilerinin ilki değil. Buna rağmen hâlâ emeğinin tanımı ve hukuki karşılığı yok, bu nedenle de ölümü iş kazası bile sayılmıyor. Toplantının katılımcılarından Filiz Demircan, Ev İşçiliği Sendikası kapatıldığı için de pencereden, balkondan düşerek sakatlanan “nâmevcut” işçinin başına gelenleri sorgulamanın aktivistlerce sürdürüldüğünü belirtti.

(Soyadını hatırlayamadığım) Delil Bey beş TEDAŞ işçisinin başına gelenleri hatırlattı. Aslını sorarsanız toplantıya hâkim başlık konuşulmadığı halde bile TEDAŞ işçileriydi. (Ben bunu daha sonra Erzurum’da da farkettim. Bütün cümleler TEDAŞ işçilerine çıkmaya zorlanıyor ve baraj gölünün buz gibi suyunda bağıra bağıra ölüme terkedilen beş işçiyle ilgili sorular yüzünden de ucu açık kalıyor konuşmaların... İçişleri Bakanı Şahin’in Uludere’de bombalanan kaçakçılar için kullandığı “figüran” sıfatı bu açıdan çok anlamlı. Bir tür iktidar görüşü devleti hatadan masun kılmak üzere kimi vatandaşlarını “figüran” olarak işaretliyor.)


Saim Erol
’un aile içi hegemonyalarla ilgili sorusu bizi aynı tesbite götürüyor: İyi bir ev kadını olarak eğitilen çoğu kadının yüzüne bir gün en yakını bildiği kişinin sözüyle bir tokat gibi çarpar, vasıfsız biri olduğu. Ağır söz en yakınlarından, bazen çocuklarından bile yükselir. Ev kadınlarına nankör mesaiden daha ağır gelen zaten orada burada karşılarına çıkan konumlarını kuşkulu bir dille yoksayan sorular. Birkaç yıl önce, üniversite sınavlarına başörtüsü nedeniyle girememe korkusu yaşayan başörtülü bir ortaokul öğrencisinin “hiçbir şeysiz olma”ya ilişkin korkusunu dinlemiştim annesinden. Sadece ev kadını olmak, “hiçbir şeysizlikle” aynı şeydi adeta.

Aynı yaprak sarması, aynı mantı ev mutfağı yerine bir ev yemekleri restoranında sunulduğunda, başka türlü bir tem, bir değer kazanıyor. “Hiçbir şeysiz” olarak görülen kamusal onayı olmayan durumlar, çoktandır.

Veblen’in gösterişçi tüketiminde avunmayı kolaylaştıran da bu “hiçbir şeysizlik” korkusu değil mi... Ev kadını gibi görünmeme çabasının bir parçası, kadın yardımcılar... Evin kadını kendini geliştirmeye çalışıyor, başka türlü biri olmak için. Sanrılı hamleler arasında yardımcıya muamele öylesine başıboş, rastlantısal. İşçi Fatma sahipsiz, çerük çürük pencere kasasının kıymıklarıyla birlikte boşluğa savrulabilir. “Geldiğimiz yere dönelim, suyu kirletmediğimiz zamanlara” diyordu, Tarkovski’nin Domeniko’su, Nostalji’de. Geri dönüş yolları göçten daha az pahalıya mal olmayacak oysa... Plastik zamanlarda her şey fazlasıyla kirlenirken ev işçisi kadınların sayısı da azalmayacak, artacak. Herkes kendi kirli işini kendi yapsın, gücü yetiyorsa tabii, dediğimde, hayatın acı gerçekleri yanında insanlığın henüz üretilmemiş teorilere duyduğu ihtiyaç ileri sürülüyor. “Temizlikçi kadın ve yazar kadın” isimli yazımda açmaya çalıştığım bir temenniyi Kıztaşı toplantısında da dile getirdim: Yazar kadın elinin altındaki lavaboyu temizlerken, yardımcısı kadın kitap okuma molasını sürdürüyor olabilir. Tahsin Yücel’in Yalan’da irdelediği gibi, birbirinden öğrenmenin, yazıya dökülen kelimeleri de sahici kılan bir öğrenmenin daha değerli bir yolu yok. Temizlikçi kadının yeteneklerini keşfetmesi, yazar kadının kelimelerinin de sahicilik kazanması için ikisinin de teori üretimine bir şekilde katılması gerekmiyor mu... Ömrü kirleri paklamayla geçen kadının da yeteneklerini keşfetmek için boş zamana ihtiyacı var.

Evin kadını temizlikçi kadına kirli işlerini yaptırmasın, derken çoğu zaman pratik gerçekliği olmayan bir görüşü dillendirdiğim düşünülebilir. Kimi kadınların sağlığı yerinde olsa da vakti kısıtlı çünkü, kimilerinin de ekmeği aslanın ağzından düşmüyor. Ev işçilerinin çalışma ortamlarının özel bir denetimi sözkonusu olmadığı gibi, başlarına gelen ölümcül kazaların da hukuki bir karşılığı bulunmuyor. İşin aslında sözkonusu olan eve, özel alana ait işlerin önemini askıya almaya zorlayan bir kamusallığın tahakkümü...

İnsanlık toplumu gelişmek için “kirli” sayılan işlerin bir gönüllülükle, sanat eseri için ortaya konulduğu şekilde coşkuyla yapılacağı bir aşamaya muhtaç. Kojin Karatani “Değer üreten emek” ile “değer üretmeyen emek” arasındaki ayrımın sanayi kapitalizmiyle başladığı ve tezlikle toplumsal cinsiyetin etkide bulunduğu bir hâl aldığı şeklinde bir tesbitte bulunuyor Transkritik’te. Her emek işinin sanatlaştırılması mümkün olmasa dahi, “çıkar unsuru paranteze alınarak” bir sanat eserinin gereksindiği ihtimamla Fatma Aldalların canına mal olan türde işler sanatsal bir faaliyete hâkim olan duyguyla yürütülemez mi... Bir başka yazıda bu konuyu açmayı sürdürmeyi umuyorum.


cihanaktas1@gmail.com


twitter.com/chn_aktas

.

Facebook Yorumları

Kod8
16.1.2019
Mahcubiyet yılları
4.9.2018
Göçmen kadın konuşamaz
28.8.2018
Kambay Ailesi’nin Rize’ye geri göçü
15.8.2018
Biri onu dinlesin, sözünü kesmeden…
28.7.2018
Bir şehri koruyan kelimeler
19.7.2018
Bize layık görülen kumaşlar ve modeller
21.10.2017
İş beğenmeyen gençler
11.8.2015
Birbirimizi konuşmaya çağıralım
9.7.2015
Hepimizin hayal kırıklığı
17.6.2015
Seçim irfanı
10.6.2015
Şehrin duvarları nasıl boyalı?
5.6.2015
Sokağın seslerine açık siyaset
15.01.2015
Başka türlü faşizmler
01.09.2014
AK Parti'nin kültürelliğinin sorunları
07.08.2014
Gazze için yeniden ittifak zamanı
26.06.2014
Tesettür agorafobisinde Necip Fazıl etkisi
28.05.2014
Kirli tırnakların ince düşüncesi
10.05.2014
Eleştiri hayattır
02.05.2014
Başka türlü sürüyor dağınıklığımız
27.04.2014
Geleneksel mevzi konforumuz
14.04.2014
Kiraz çiçeği bakışı
07.04.2014
Japonya üzerinden seçim dersleri
22.03.2014
Daha ne kadar üzülebiliriz?
13.03.2014
Berkin için üzülmenin soruları
12.03.2014
Asi şehrin kadınları
27.02.2014
Kabataş körleşmesi
17.02.2014
'Rahima'nın hatırlattığı her şey
10.02.2014
Mahremiyet tartışmaları bize neyi öğretmişti?
01.02.2014
Muhabbet sarayı, plazaya karşı
28.01.2014
Tam o sırada neredeydim ben?
21.01.2014
Yargı, mahremiyet, Rus ruleti...
10.01.2014
Yeraltı Camii notları
04.01.2014
Birdenbire yaşlanmak
29.12.2013
Kızı Hamira'nın dilinden Mevdudi
22.12.2013
Uzun gece, eksik cümleler
17.12.2013
Temiz kar, kirli siyaset
09.12.2013
Bir zindanın başlıca sesleri
29.11.2013
Sahibine zarar veren diploma
23.11.2013
Gece konukları
18.11.2013
Mahalle, mahremiyet ve medya
14.11.2013
‘Kaspa’ Duvarı
01.11.2013
Cellabe okumaları
25.10.2013
Fas kolajı
19.10.2013
Daha yalnız olan aslında kim?
12.10.2013
Sis ve edebiyat
04.10.2013
Meleğin kanatları
27.09.2013
Barış yolu: Dua, salavat, türkü
20.09.2013
Alevi Sünni sofrası
14.09.2013
Rövanşist ya da müşahit dil
07.09.2013
İki genç kızın tebessümü
02.09.2013
Suriye yakalanması
29.08.2013
Fıkıh, roman ve komplo
20.08.2013
Halkın sesinde Hakk'ı arama
13.08.2013
Parkta Sezai Karakoç okumak
11.08.2013
Kadın, beden, sokaklar...
29.07.2013
Şair taşınması
21.07.2013
Kaos ve oruç
13.07.2013
Rabia Meydanı
11.07.2013
Başörtüsü tacizini içselleştirme
03.07.2013
Bize "Helal"den soran gençler
27.06.2013
İdeal toplumu Çin'de aramayalım
18.06.2013
Özgürlük hattının rövanşı
13.06.2013
AKM tabusu, avm taşması
08.06.2013
İnşaat ve Siyaset
26.05.2013
Ana Sütü Gibi Ak Bir Dil
24.05.2013
Kültür Eken Barış Biçebilir
29.04.2013
Ayrılma zamanı
22.04.2013
Mutlu son-suz hayatlar
7.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
15.04.2013
Başka türlü güç, bambaşka akıl
08.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
01.04.2013
Dönüşün buruk güzelliği
25.03.2013
İnsaf ya da şovenizm
18.03.2013
Öykü ve alerji
11.03.2013
‘Vasıfsız’ kadınlar
04.03.2013
Çirkinleştiren o bakış
25.02.2013
İki kadın, farklı roller
18.02.2013
Kentsel dönüşüm ve hafıza
11.02.2013
Peluş ayıcık ve aşk
04.02.2013
Tasvir, nostalji, Cündioğlu
28.01.2013
Pınar Selek telmihi
21.01.2013
Manşet infazları
14.01.2013
Maskeli günler
07.01.2013
Bir can dünyaya bedeldir
31.12.2012
Hangi ‘hanım’ın enerjisi...
24.12.2012
Direnmeyi sürdüren Morisko
21.12.2012
Taraf'la hikâyemiz
20.12.2012
İnşaat tozunun kara büyüsü
17.12.2012
Dört mevsim kitap orada...
10.12.2012
Benim bildiğim Hilâl
03.12.2012
Şeriati duyarlığı, yeniden
26.11.2012
Çamlıca Camii ve ince bağlantılar
19.11.2012
Gri şehir, renkli katmanlar
12.11.2012
Acıları yarıştırmak
05.11.2012
Meryem Cemile’nin ülkesi
01.11.2012
Ölüm orucu kimin cezası
29.10.2012
Sıla-i rahim
22.10.2012
Bilmediğimiz kitap okuru...
15.10.2012
Konya, hüzünlü göründü bana
08.10.2012
AK Parti, roman ve kuram
01.10.2012
‘Film Arası’, ‘Hayal Perdesi’
24.09.2012
Yürüyerek barış yazmak
17.09.2012
Kuzu ve çocuk
10.09.2012
Sansür ve ilke
06.09.2012
Neşe’nin eczanesi
03.09.2012
İran devrimi mezhepçi miydi...
30.08.2012
İslâmcılık, bir sınır aşma hareketi..
27.08.2012
İran’ın kız öğrenci sorunu
23.08.2012
And olsun kaleme ki...
20.08.2012
Elden gelen Arakan’a
16.08.2012
Süleymaniye bakışı
13.08.2012
Sapasağlam bedenler
09.08.2012
İslamcılık ve Borges
06.08.2012
Açık mutfak
02.08.2012
‘Issız cami’ kimin projesi
30.07.2012
İşkence sözcesi
26.07.2012
Akademi, feminizm ve burka
23.07.2012
Ucu açık sofra
19.07.2012
Yusuf Kuşu misali annem
16.07.2012
Taşınıp düşünürken…
12.07.2012
Hakikatli cümleler
09.07.2012
Mezar konutlar
05.07.2012
Taşlaşan suret
02.07.2012
Suriye dersleri
28.06.2012
Garaudy ve kadınlar
21.06.2012
Utanç yangınları
18.06.2012
Dağ adımlarıyla Garaudy
14.06.2012
Muhteşem muhalif
11.06.2012
Kelime tamircisi
07.06.2012
Ali, kelimeler ve biz
04.06.2012
Rus ruleti
31.05.2012
Kürtaj ve Uludere kolajı
28.05.2012
Hakkını helal etmeyen işçi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8.Net