Fatih KALLEM

fatihkallem@gmail.com



Bookmark and Share

Büyük Medeniyet Yolunda: DİL


27.12.2014 - Bu Yazı 6960 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Üç kutsal kitapta da adı geçen Babil Kulesi’nin öyküsünü bilirsiniz. Rivayet olunduğu üzere insanlar ilim, bilim ve teknoloji üzerine o kadar gelişirler ki, bu gelişmişlik kalplerine enaniyet düşürür, zihinlerini bulandırır, sonuç olarak da Yüce Yaratanın varlığının ulaşılabilir olduğuna kanaat getirirler. Hesaplar yapılır, tezgâhlar ve şantiyeler kurulur. Güya, Allah katına uzanacak yükseklikte bir kule inşa edecek ve mühürlenmiş kalplerinin bu şirk dolu isteğini yerine getireceklerdir. Fakat müntekim olan Allah emir ve hükümlerini öyle bir indirir ki, insanlığın en büyük imtihanlarından biri başlar. O güne dek tek bir dil konuşan ve medeniyetini bu dil vasıtasıyla kurmuş insanlığın her bir bireyi, farklı bir dil konuşmaya başlar. Kimse birbirini anlamaz olur. İnançlarını şirke götüren gelişmişlikleri de böylece son bulur.

Edebiyat kitaplarında dilin oluşum tezlerinden biri olarak anlatılan bu menkıbe, dilin önemi hakkında çok derin ve ince mesajlar ulaştırıyor bizlere.

Bu mesajların ilki anlamak, anlaşabilmektir. Bireysel anlamda düşünerek insan psikolojisine baktığımız zaman, insanın en temel sorunlarından birinin anlaşılamamak olduğunu görüyoruz. Bunun yanında sadece aynı dili konuşan insanlar arasında gerçekleşen ve hepimizin bildiği anlamıyla anlaşılma kaygısı değil, farklı dili konuşan insanlar arasındaki uçurumlar da bu mesajın konusuna giriyor.

Ünlü yönetmen Steven Spielberg “İnto the West” adlı belgesel-dizi formatlı yapımında, farklı dili konuşan ve yazan insanların arasındaki uçurumları yaşanmış çok trajik bir hikâyeyle örneklendirmişti. Yeni Amerika şekillenip, Kızılderili kabileler reservasyon alanlarına yerleştirilirken, bir Amerikan subayı, yanında sarhoş bir tercümanla, bir Kızılderili reisini anlaşma yapmak amacıyla ziyaret eder. Anlaşma şartları tercüman kanalıyla reise aktarılır. Reis, kabilesinin ve ailesinin canının derdiyle bu anlaşmaya gayet sıcak yaklaşır ve o da ılımlı görüşlerini tercüman aracılığıyla subaya iletmeye çalışır. Ancak Kızılderililere karşı faşizan bir nefret taşıyan, oldukça da sarhoş olan tercüman, reisin uzlaşmaya çalışan kelimelerini tam tersiyle ve hatta fazlasıyla subaya aktarır. Amerikan hükümetinin tutumlarını ve gayelerini temsil eden subay ise, oracıkta tüm kabilenin katli emrini verir.

Bu örnek, dilin bütünlük gereksinimine ve anlaşılabilir olmanın önemine dikkat çeken belki de en çarpıcı örnek olarak hafızamda yer etmiştir.

Babil kulesi efsanesinin insanlığa miras bıraktığı bir diğer mesaj ise dilin kültür, sanat, bilim ve topyekûn medeniyeti kuran,  hatta yıkan bir nitelik taşıdığıdır.

Babil kulesini inşa etmek derdine düşen kavim, dilleri ellerinden alındığında, o zamana dek dirhem dirhem geliştirdikleri medeniyetlerini adeta kaybetmişlerdir.

Yüce Allah’ın gözünde, Babil Kulesi’ni inşa etmeye çalışan insanlar kadar alçaldık mı bilinmez ama bizim de benzer bir musibete uğrayışımız çok uzak bir geçmişe tekabül etmiyor. Öyle ki, asırlarca övündüğümüz, sadece doğuyu değil, batıyı da beslediğimiz medeniyetimiz, kendini öngörülemez bir istikamete ilerlerken bulmuştur.

Fatih’in ve nice erinin, gençliklerinin baharını kan revan edip de düştüğü yolun, fetihin simgesi olan Ayasofya’nın kapılarının mühürlenmesi gibi asırları hala arşivlerde taşıyan yazı dilimizin, kâğıtlardan silinmesi de medeniyetimizin ruhunu titretmektedir.

O Ayasofya ki, ‘ kapılarına vurulan kilit, kalplerimize vurulan kilittir. ‘ diye tasvir ediyordu Üstat Necip Fazıl ve o güzel Osmanlı Türkçemiz ki, ‘ Sağdan sola yazmak demek, ben İslam medeniyetindenim demektir. ‘ diye özetliyordu Sayın Kadir Mısıroğlu.

İşte, sağdan sola yazdığımız ve kendimizi bizi bu günlere taşıyan o büyük medeniyete ait hissettiğimiz Osmanlı Türkçemiz de aynı Ayasofya’nın mühürlü kapıları gibi aynı İskilipli Atıf Hoca’nın unutmadığımız o savunması gibi gönüllerimizde bir yarayı simgelemektedir. Bizlere dikta edilen yeni yazı İslam medeniyetinden kopmamaya çalışan kalemlerden kâğıtlara düşe dursun ama bu ümmetin, bu milletin evlatlarının kendilerini bağlı hissettikleri medeniyetin izinden gidebilecekleri imkânlara sahip olma hakları da vardır. Bazı kalıpların eskiye göre daha rahat konuşulabildiği, sorgulanabildiği şu günlerde, Osmanlı Türkçesinin kâğıtlarda yeniden yaşam bulması da büyük önem taşımaktadır.

Yaklaşık on sene önce Osmanlı Türkçesinin zorunlu ders olarak okutulduğu Sosyal Bilimler Liselerinin açılmasıyla bu konuda bir adım atılmıştı. Gelinen noktada ise bu imkân hemen her öğrenciye sunulacak, alfabenin değişimiyle durağan bir seyirde gelişmekte olan İslam medeniyeti, çevresine örülmüş duvarları yıkacaktır.

Bu değişimin karşısında duran odaklar da, akıl ve sağduyudan uzak bir düşünce yapısıyla hareket etmeye, ‘Osmanlıca Konuşmak’ gibi ibareler kullanabilecek kadar gerçekten uzak tezler öne sürmeye daima mahkûmdur.

Tüm bu yazdıklarıma ek olarak Osmanlı Türkçesine hakimiyet, sadece kendini İslam Medeniyetine yakın hisseden bireyler için değil dünya çapında kültüre hakim bireyler için de bir gerekliliktir. Batı felsefesi ve de hukuk sistemi, hala İbn-i Haldun’dan beslenmektedir. Günümüzde elimize ulaşabilen Aristo eserleri ve metinleri aslen dünyanın Averroes olarak tanıdığı İbn-i Rüşt’ün Latinceden yaptığı çevirilerdir. Asılları kaybolan Aristo metinlerini tüm dünya İbn-i Rüşt’ün kaleminden okumuştur. Her devrin alimi Gazali, sadece İslam Medeniyetine değil batının Henry Bergson ile birlikte gelişen sezgiciliğine de temel olmuştur.

Her anlamda ihya olma çabalarının başlangıcı Dünya Medeniyetini taşıyan örgüsüyle İslam Medeniyetine ve bunun aracısı olan Osmanlı Türkçesine bir an önce gereken önemin verilmesiyle yerini bulabilecektir.

Selam ve dua ile.

.

Facebook Yorumları

reklam
27.12.2014
Büyük Medeniyet Yolunda: DİL
16.12.2013
Algı ve Gerçeklik Arasındaki Uçurum: Sosyal Medya
04.11.2013
Öteki Benlikler Çatışması
24.10.2013
Yeni Dünyanın Paradigması: Kaotik Aileler
22.10.2013
Sosyal Sorumlu Olmak
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı