Amude’de gündem hassas: IŞİD mahkemesi


26.07.2019 - Bu Yazı 120 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kamışlı’dan sonra Amude’ye doğru yer yer yol yapım çalışmaları sürüyor. Daha önemlisi yol boyunca kazı çalışmaları var. Belli aralıklarla kazılan kuyular savunma amaçlı tünel inşa planının bir parçası. Bu çalışmalar ta Menbic’e kadar geniş bir alana yayılıyor. Askeri ve sivil kanatlardan yönetim temsilcileri detayları paylaşmıyorlar. Ancak söylenen şu; Afrin’deki cephe savaşı Kürtlere kaybettirdi, buradan çıkartılan dersler ışığında dümdüz araziler üzerine kurulmuş Cezire hattında olası bir askeri müdahaleye karşı koymak için şehir savaşına hazırlık yapılıyor. Amude, yeni idari düzende adı Cezire Kantonu’ndan Cezire Bölgesi’ne çevrilen özerk hükümetin yani yürütme heyetinin merkezi. Kamışlı’ya göre daha güvenli olması hasebiyle yabancı konukların ağırlandığı misafirhane de burada. Kamışlı’ya arabayla yaklaşık 30 dakika mesafede. Uluslararası koalisyonun üslerine giden kamyonlar da bu güzergâhı kullanıyor. Koalisyon Fırat’ın doğusunda çıkan petrolü iyi rafine edilemediği için kullanmıyor, tankerlerle Irak ya da Körfez’den getiriyor.

Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin 5-8 Temmuz’da düzenlediği Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) konferansı için seçilen mekân da Amude’nin birkaç kilometre güneyinde düğün-eğlence merkezi olarak tasarlanmış özel şahsa ait bir tesisti. Konferans doğrudan hedef olabileceği için özel timlerin konuşlandırılmadığı nokta yok gibiydi. Türkiye’de iktidar medyasının konferansa katılan Türkiyeli gazetecilerle birlikte HDP Milletvekili Hüda Kaya’yı hedef göstermesi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da ‘hain’ ilan etmesi gündeme damgasını vurdu. Konferansta IŞİD’in Türkiye sınırlarını nasıl kullandığına dair tanıklıklar, ifadeler ve ele geçirilmiş belgeler üzerine konuşmalar yapılırken Kobani ve Tel Ebyad (Girê Sipî) taraflarına Türk askeri sevkiyatı yeniden başlıyordu. “IŞİD’i yenilgiye uğratanlara karşı Türkiye” karşıtlığı kaçınılmaz olarak kuruluyordu. Konferansın bitiminde Kamışlı ve Haseke’de Hıristiyan semtlerindeki bombalı saldırılar da farklı spekülasyonlara yol açtı. Kimileri, “Saldırılar, Esad yönetiminin konferansa katılan Süryanilere çizgiyi aşmaması yönündeki mesajıydı” derken Türkiye’yi suçlayanlar da vardı. Gariptir ki bu spekülasyonlarda IŞİD ihtimali üçüncü sıradaydı.

Konferansın ana gündem maddelerinden biri yakalanan IŞİD üyelerinin uluslararası mahkemede yargılanmasıydı. Olası bir yargılama sürecinde ortaya saçılacak ifadeler en fazla Türkiye’yi ilgilendiriyor. Haliyle Öcalan çizgisinin lokomotifi olduğu özerk yapılanmanın uluslararası meşruiyet kazanmasına sunduğu katkının yanı sıra konferans bu boyutuyla da Ankara’da öfke nedeniydi.

Uluslararası mahkeme önerisi bir süredir Avrupa’nın gündeminde. Bu önerinin öne çıkmasının birincil sebebi Avrupa ülkelerinin kendi vatandaşı olan IŞİD üyelerini almaktan kaçınması. Batı bu insanların Irak ya da Suriye’de kurulacak uluslararası mahkemede yargılanıp cezalarını çekmelerini ve Avrupa topraklarından uzak tutulmalarını önceliyor. İsveç bu yöndeki öneriye açık destek vererek inisiyatif aldı. İsveç’in davetiyle Fransa, İngiltere, Hollanda ve Almanya 3 Haziran’da Stockholm’de bu meseleyi tartıştı. Bunun etrafında çok sayıda hukuki ve siyasi belirsizlik var. Mahkemenin kurulacağı ülkenin onayı her şeyin başında geliyor. Irak anayasası özel mahkeme kurulmasına izin vermiyor. Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrol ettiği bölgede mahkeme kurulmasına egemenlik hakları bakımından Suriye devletinin izin vermesi de mümkün gözükmüyor. İkinci önemli mesele; BM Güvenlik Konseyi’nin bir tasarıyla uluslararası meşruiyet zeminini yaratması gerekiyor. Rusya ve ABD’nin öneriye yeşil ışık yakacağına dair hiçbir işaret yok. Üçüncüsü mahkemenin nasıl tanımlanacağıyla ilgili. Suriye ve Irak’ta insanlığa karşı işlenen suçlar diye tanımlandığında IŞİD dışındaki aktörlerin de yargılanması gerekiyor. Öneriyi tartışanların bir kısmı Suriye Devlet Başkanı Beşşar el Esad’ı da sanık sandalyesine oturtmak istiyor. Bölgede insanlığa karşı suç işlemiş o kadar örgüt ve devlet var ki… Yani buna yanaşmayacak bir sürü taraf mevcut. Dördüncü mesele, hangi hukuka göre yargılamanın olacağı ile ilgili. Irak’taki idam cezası AB içinde tartışmalara yol açıyor. Ki Irak’ta iki Fransız vatandaşına verilen idam cezası iç kamuoyunda Paris’in başını ağrıttı. Beşinci mesele; şeffaf ve adil bir yargılamada zanlılar yabancı istihbarat servisleri ve devletlerle gizli bağlarını ve işbirliğini ifşa edecektir. Bölgedeki kirli savaş ve kaosta parmağı bulunan hiçbir aktör bunu istemez. Altıncı mesele Rojava’da kurulacak bir mahkeme özerk yönetimin meşruiyetini tanıma anlamına gelecektir ki buna taş koyacak devletler de az değil.

Beri taraftan IŞİD üyelerini sonsuza kadar da tutamayacaklarını biliyorlar. Kendi aralarında tartışsalar da bunu biraz daha zamana bırakma eğilimi baskın çıkıyor. ‘Masrafı neyse biz karşılayalım Kürtler bunlarla ilgilensin’ der gibiler. En azından ‘Suriye’de siyasi bir çözüm olur da bu mesele Avrupa’ya taşınmadan o topraklarda çözülür’ gibi naif bir beklenti içindeler.

KOBANİ: YARALARINI İYİLEŞTİREN AMA ACILARINI YAŞATAN ŞEHİR

Kobani’nin özgürlük anıtı

Amude’den sonra istikamet Fırat’ın hemen doğu yakasındaki Kobani. Yol üzerinde Tel Ebyad (Grê Sipî) Arap nüfusun Kürtlerden fazla olması ve önde gelen aşiretlerden ikisinin Türkiye’nin olası müdahalesini açıkça desteklemesi burayı ‘demokratik özerklik’ projesinin yumuşak karnı yapıyor. Kürtler nüfusa oranla yerel yönetimi paylaştırdı fakat müdahaleyle güç dengesinin değişmesi halinde kazanımların toprağa karışması muhtemel. 2013’de ÖSO ve İslamcı örgütler, 2014’te IŞİD, YPG ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Kürtleri sürüp evlerini yıkmıştı. 2015’te YPG, Rakka Devrimcileri Tugayı ile birlikte Tel Ebyad’ı IŞİD’den temizlerken IŞİD’le işbirliği yapanlar Türkiye’ye kaçmış, geride bıraktıkları birkaç köy de yıkılmıştı. Bazı Arap aşiretlerinin Kürtlerle husumeti daha eskilere dayanıyor.

Kobani’de bir tatlıcı…

Kobani ise nüfusunun yüzde 95’inin Kürt ve Apocu hareketin de eskiden beri güçlü olması nedeniyle ‘demokratik özerklik’ projesinin en kolay hayata geçirildiği yer. Kürtler kontrolü ele almaya 19 Temmuz 2012’de Kobani’den başlamıştı. Daha sonra Haseke’de görüştüğümüz Suriye Demokratik Güçleri Genel Komutanı Mazlum Kobani o günle ilgili şu anekdotu paylaştı:
“Ben bir toplantı için Kobani’ye gitmiştim. Çok gizli hareket ediyordum. Kobani’de rejim vardı, merkeze giremiyorduk. Sadece köylerine giriyorduk. 18 Temmuz akşamı Kobani’ye gittim. Arkadaşlarla planlama için toplantı yaptık. O dönem askeri ve siyasi gücümüz birdi. Ben ikisinin sorumluluğunu yapıyordum. Şam ve Dera’da gerginlik vardı. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ilerliyordu. Cerablus’a, hatta Kobani’nin bir nahiyesine kadar ilerlemişti. Baktık ki durumlar hızla değişiyor. ÖSO ile rejimin bize karşı bakış açısı aynıydı. Kendi yolumuzu seçmemiz gerekiyordu. 18 Temmuz’da Şam’daki kriz masasında patlama oldu. Şam pusulasını kaybetmişti. Kobani’deki rejim güçleri de panik içindeydi. Ekim Devrimi için bir kavram kullanırlar. ‘16 erkendir, 18 geçtir’ diye. Bizim için de öyleydi. 15 gün önce yapacaktık uçak bombardımanıyla tehdit edildik. Yapamadık ve ele geçirilen karakolları bırakmıştık. Ben de arkadaşlara ‘15 gün önce erkendi. 15 gün sonra geç olur. Şimdi zamanıdır’ dedim. Karar verdik ve yaptık. Kobani’de 2011’de gizli örgütlediğimiz 20 takımımız vardı. Toplantıda 20 arkadaş hazırdı. Her biri bir takımın başına geçti. Biz de yönetim olarak o köyde kaldık. Arkadaşlar başladı ve sabaha kadar işi bitirdiler. Sabah Kobani halkı baktı ki her tarafta bizim TEV-DEM (Demokratik Toplum Hareketi) ve YPG’nin (Halk Koruma Birlikleri) bayrakları dalgalanıyor, halk da bize katıldı. Devrim böyle oldu. 19 Temmuz’da çizgimizi belirledik. Kobani’de bütün askerleri, Derik’te 200 askeri; toplamda 5 bin devlet görevlisini esir aldık. Silahlarını alıp araçlara bindirerek rejimin denetiminde olan Rakka’ya gönderdik. Hatta kaymakam ‘Evdeki mobilyalar benimdir, devletin değil. Onları almadan gitmem’ diye tutturdu. ‘Boş ver mobilyaları, kendini kurtar git’ dedik. ‘Yok. Gitmem. Kendi maaşımla almışım’ dedi. Baktık olmuyor. Arkadaşlar gitti bir kamyon getirdi. Eşyalarını yüklediler kamyona. Kaymakam, eşi ve çocuklarını da kamyonun önüne bindirip Rakka’ya götürdüler. Bizim yaklaşımımız buydu. Bu nedenle aramızda bir düşmanlık olmadı. Kimseyi ne kestik ne yüksek binalardan attık ne de öldürdük. Rejim güçleri baktı ki Kürtler kimseyi öldürmüyor. Hepsi teslim oldu. Afrin’de 400 asker vardı hepsi teslim oldu.”

Son olarak Ocak 2017’de geçtiğim Kobani yaralarını hızla sarmış. Kentin farklı yerlerinde çok sayıda inşaat yükselmiş ve yükselmeye devam ediyor. Çatışmalar sırasında Türkiye’ye geçenlerin önemli bir kısmı geri dönmüş. Ayrıca Afrin’den kaçan binlerce kişi de Kobani’ye yerleşmiş.

Türkiye sınırına yakın mahalleler IŞİD ile savaşta harabeye döndü. Yeniden inşa projesi dışında tutulan bölge savaş müzesine dönüştürüldü.

Sınır ticareti ve kaçakçılıkla geçimini bulmuş Kobanililer varını yoğunu koyup hayatlarını yeniden kurmaya çalışıyor. Türkiye sınırlarının artık hiçbir koşulda geçit vermemesi ekonomik olarak en büyük darbe. Yine de dışarıdan fazla yardım almadan ayağa kalkmayı başarmışlar. Kentin Türkiye sınırına bakan tarafında bombardıman ve çatışmalarda tamamen yıkılmış olan bölge savaş müzesi olarak olduğu gibi bırakılmış. Merkezde bir kavşakta IŞİD’in bıraktığı iki tankın da yer aldığı anıtın etrafı duvarla örülmüş. Artık hatıra fotoğrafı çektirenlerin vazgeçemediği bir köşe. Kobani’nin IŞİD’e karşı direnişinde 1500 civarında savaşçı can verdi. Bunlar için kentin dışında Ayn İsa yolunda bir ‘şehitler mezarlığı’ yapılmıştı. Fakat mezar Menbic, Tabka, Rakka ve Deyr el Zor cephelerinden gelenlerle büyüdükçe büyüdü. Mezar taşlarında Türkiye’den çok sayıda isim var. Biz gittiğimizde YPG farklı zamanlarda yitirdiği altı savaşçısı için tören düzenleniyordu. 2012’den beri savaşın ateş düşürmediği ocak neredeyse kalmadı. Bu mezarlık ödenen bedellerin timsali.

YPG’nin farklı yerlerde yaşamını yitiren altı savaşçısının kimliklerini açıklamasının ardından düzenlenen anma töreni.

Kentin sokaklarını Kobani Askeri Meclisi Başkanı Halo İsmet ile birlikte gezdik. Halo İsmet, Kobani Savunma Bakanı olarak ön cephede yer aldı. Akşam saatleriydi. Dükkânların çoğu kepenklerini indirmişti. Kentin parkı cıvıl cıvıldı. Diğer bölgelerde olduğu gibi kentin güvenliğinden Asayiş sorumlu. YPG, Kobani’nin dışındaki karargâhlarda. Bunların biri 684 metre yüksekliğindeki Kara Burğul (Berkel) Tepesi’nde kurulmuş. Amerikalıların konuşlandığı Miştenur Tepesi de az ötede. Amerikalılar buraya Türkiye’nin müdahale hamlelerine karşı biraz da “Bakın biz buradayız” demek için konuşlandı. Kara Burğul’dan geceleri Türkiye sınırları, Kobani, Tel Ebyad, Carablus, Menbic, Ayn İsa, epey uzaktan Rakka’nın ışıklarını görmek mümkün.

Kobani’de sokaklar, dükkanlar ve parklarda savaş sırasında yaşamını yitiren YPG ve YPJ savaşçılarının fotoğraflarını sıklıkla görüyorsunuz.

Sabahın köründe yol alırken bir tepeden aşağıya sıra halinde eğitim koşusuna çıkmış askerlerle karşılaştık. Günün sonunda Halo İsmet’le yeniden buluştuğumuzda bu askerlerin durumunu sordum. Bu konu zaman zaman sosyal medyada “Zorba yöntemlerle gençler zorla askere alınıyor”, “Kaçaklara işkence yapılıyor, hatta infaz ediliyor” şeklinde suçlamalarla işleniyor. Halo İsmet’in verdiği bilgilere göre 12 aylık zorunlu askerlik iki yıldır uygulanıyor. Bunun 45 günü temel eğitim devresi. Buna ‘Öz Savunma Görevi’ deniliyor. 18-38 yaş arasında olan herkes için zorunlu. Askere alınanların sayısı 7 bin civarında. Asker kaçaklarının cezası bir ay hapis. Cezasını çekene beş gün kendiliğinden kışlaya gitmesi için süre tanınıyor. Yine kaçarsa bir ay daha hapis cezası kesiliyor. “Kobani’de şimdiye kadar hapsedilen olmadı. Kaçağa düşüp de kendiliğinden askere gidenlere zaten ceza yok. Genelde hapsetmek yerine konuşarak ikna etme yoluna gidiyoruz” diyor Halo İsmet. Askere alınanların ailelerine de durumlarına göre yardım yapılıyor. Suriye ordusunda askerden kaçmanın cezası ise dokuz ay hapis.

Abdullah Öcalan’ın Suriyeli Kürtlere ‘üçüncü yol stratejisi’ne sadık kalmalarını, Suriye yönetimiyle müzakere ederek sorunu çözmelerini ve Türkiye’nin hassasiyetlerine dikkat etmelerini tavsiye ettiği mektubunun üzerinden çok geçmeden Türkiye, Kobani’nin karşısında sınır hatlarına asker yığmaya başladı. Öcalan’ın mektubu konusunda Halo İsmet’i, görüştüğüm diğer YPG yetkililerinden daha açık sözlü buldum. Bir üst düzey komutan, Amude’de sohbetimiz sırasında “Öcalan tutulduğu koşullar nedeniyle talimat vermez. Tavsiyede bulunur, bunu müzakere etmemizi ister. Bizim de izlediğimiz siyaset Öcalan’ın çizdiği çerçevenin dışında değildir” deyip eklemişti:

“Türkiye’nin hassasiyetlerine dikkat edilmesinden ‘Türkiye’ye karşı bir şey yapmayın’ tavsiyesini anlıyoruz. Çok fazla baskı ve saldırı altında olduğumuz halde Türkiye’ye karşı bir şey yapmıyoruz. Saldırı bahanesi yaratmak için sürekli kışkırtma var ama biz kendimizi tutuyoruz. Coğrafyanın durumu, siyasal koşullar Suriye’nin toprak bütünlüğü dışında bir şey yapmamıza imkân vermiyor. Güney Kürdistan’da bağımsızlık referandumunda neler olduğunu gördük. Aynı hatayı burada tekrarlamanın anlamı yok. Ama Türkiye ordusunun da Rojava’ya girmesine izin vermeyeceğiz. Bu bizim kırmızı çizgimizdir.”

Halo İsmet ise önce “Suriye’nin ekonomisi Fırat’tır. Türkiye buraya gelirse Suriye’yi kurutur. Bunu sadece Kürtler değil Araplar ve başkaları da kabul etmez” dedi. Ardından Öcalan’ın mesajlarına dair şu değerlendirmeyi yaptı:

“Öcalan’ın görüşleri bizim için talimattır. Önderlik (Öcalan) bu ailenin (Esad) dostuydu. Onlar ne kadar kulak asar bilmiyorum ama biz uyarız. Onların da buna uymasını umut ederiz. Biz başından beri üçüncü yol stratejisiyle hareket ettik. Paramiliter güçlerle (ÖSO) birlikte olmadık, onlarla birlikte Suriye devletine savaş açmadık ve kendi öz savunmamızı örgütledik. Uluslararası güçlerle ortaklığa dair mesajı da ‘Bölgesel ve uluslararası güçlerle siyasi-ideolojik olarak angaje olmadan taktiksel ilişkiler geliştirin. Kendi öz örgütlenmenizi koruyun’ diye anlıyoruz. Türkiye’nin hassasiyetlerine yapılan vurguyu da ‘Komşularla iyi ilişkiler geliştirin, tehdit oluşturmayın, barışçıl çözümün önünü açacak pozisyonda olun’ diye okuyoruz.”

Bu tür sohbet ortamlarında üçüncü yol stratejisinden biraz sapıldığını kabul eden ve Öcalan’ın mesajını yerinde bir uyarı olarak görenler de çıkıyor. Kobani’deki yeni ortam kentin temelinde harcı olan Hıristiyanların, hatta çok az sayıda Yahudi’nin kendi kimlikleriyle ortaya çıkmasına imkân verdi. 31 yıl önce son ibadethaneyi kaybeden Hıristiyanlar, 2018’de yeni dönemin ilk kilisesini açtı.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
23.08.2019
Kayyımlı muhalefet, kayıtsız muhalefet ve İdlib’in laneti
30.07.2019
Şam’la Kürtler arasında kalan aşiretler ve petrol kavgası
28.07.2019
İktisadi vaziyet: Savaş ekonomisinden halk ekonomisine
26.07.2019
Amude’de gündem hassas: IŞİD mahkemesi
2.07.2019
Türkiye’nin Libya savaşı: Kesinlikle tombaladan çıkmadı
28.06.2019
Kürt dersi alındı mı?
24.06.2019
Yufka yürekli Trump ve kibrin sınırları
18.06.2019
S-400’ü bağlarsın İdlib’e, gerisi Allah kerim!
11.06.2019
İran kuşatması ABD’nin de çıkmazı
8.06.2019
Kandaka devriminden milis devletine
1.06.2019
İran’a karşı Arap cephesi: Biraz öfke biraz serap
31.05.2019
Kürdistan’da oğullar dönemi ve çıkmazlar
27.05.2019
Yeni Amerikan kumpası: Film başa sarsın, Türkiye rolünü alsın!
24.05.2019
Komşulukta Kürtler 'sıfır çarpan' olmak zorunda mı?
21.05.2019
Savaş mı? Tevbe neuzubillah!
16.05.2019
Alooo Ağayi Donald!
14.05.2019
İdlib seçimi: Cehennemden cehennem beğen
7.05.2019
Büyük düşün küçük kırıntıları: Tel Rıfat hesapları
30.04.2019
Çekiştirilen Sudan: Vekâlet savaşı çıkar mı?
27.4.2019
Petrolle ya terbiye ol ya terörize!
22.4.2019
Kuzey-Doğu Suriye’nin Élysée çıkarması
18.4.2019
Cendere
16.4.2019
Tezgâhlık işler ve Sudan gerekçeleri
12.4.2019
Devrim Muhafızları’nın adamı Trump!
9.4.2019
Libya’nın laneti: Din için petrol, petrol için din
7.4.2019
Yeni Osmanlı’dan yenik İttihatçıya: Kükreyesin var mı?
3.4.2019
Yerelin aynasında küreselimiz: Kasırga yaklaşıyor
28.3.2019
Şeytani ısrar: Golan’dan sonraki senaryo
20.3.2019
Bağuz’dan sonrası için biriken fırtına
19.3.2019
Bir ziyaretin kodları: Şeytan çarpacak ama…
12.3.2019
Devrimin Kudüs’ü geri mi dönüyor?
7.3.2019
Üç ziyaret, çok kurgu
1.3.2019
Kral ve prensin çalımları: Asıl tecrit olan kim?
25.2.2019
Bu tampon o tampon değil!
21.2.2019
IŞİD bitmiş, teşekkürler Trump!
11.2.2019
İstihbarat rejimi olmak
6.2.2019
Irak’ın Amerikan sancısı depreşirken…
4.2.2019
ABD’nin Hizbullah hesabı neden tutmadı?
1.2.2019
Uyanık kalın, piyangodan bir darbe vurabilir
28.1.2019
Basılan Türk karargâhının anlattıkları…
23.1.2019
Cehennemin kapıları tıklanırken…
16.1.2019
Tampon fantezisi ve Kürtler: TOKİ’den bahçeli evler, iki kat olanından...
15.1.2019
Tampon fakat kime?
14.1.2019
İdlib, buyurun eseriniz!
10.1.2019
Yeni Sykes-Picot ve Suriye’de jandarma olmak
2.1.2019
Orta Dünya’nın simsarları nereye gidiyor?
27.12.2018
İki nehir arasında boğulmak
26.12.2018
Pimi çekilmiş bir çuval el bombası
20.12.2018
ABD’nin çekilmesi ne anlama geliyor?
19.12.2018
Fırat'ta restleşme mi, Şam uçağına bilet mi?
18.12.2018
Sarı Yelekliler nereye koşuyor?
14.12.2018
Fırat seferine ayarlı sandıklar!
11.12.2018
Sarı Yelekliler: Neden eve dönmediler?
4.12.2018
Ve ‘G-20 Testere Ödülü’ goes to ‘Ebu Minşar’
3.12.2018
Meydan muharebesinden Kerç dalaşına: En pahalı faşist kart
27.11.2018
Barzani bir kez daha Bağdat’a dönerken…
24.11.2018
Tampon düşüren tampon
20.11.2018
Kaddafi’nin ahı ve İtalya bozgunu
13.11.2018
Siyon düşünde Arap çözülmesi
11.11.2018
Arap sokağında İran kışı, İsrail baharı: Yoksa serap mı?
6.11.2018
'Ak Gezer'in 'Şir'le savaşı: Kabadayılıkta yeni sezon
30.10.2018
X-large'tan X-small'a: Çaresizliğin hikâyesi
23.10.2018
Bela fırtınası: Katar öfkesi, Kaşıkçı intikamı, Kuveyt çalımı ve 'Küçük Saddam'
20.10.2018
Körfez'deki 'pitbull'lar
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
6.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
25.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
24.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
6.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
20.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
25.12.2017
Şu Emirlikler meselesi!
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
10.11.2017
Dürzi bahanesiyle yeni bir İsrail işgali mi?
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
2.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
7.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
25.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
23.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive