Ferhat KENTEL

ferhatkentel@gmail.com



Bookmark and Share

Filtresiz zamanlar


18.12.2018 - Bu Yazı 2307 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Her türlü zalimliğin, ahlâksızlığın, yalanın, sahtekârlığın, düşmanlığın, kibrin, acının, zayıflığın, kardeşliğin, iyiliğin, dayanışmanın, tevazunun velhasıl her türlü insanlık ve duygu halinin filtresiz ve en şeffaf şekilde sere serpe önümüze serildiği zamanların içinden geçiyoruz.

Kötülük ve iyilik, saldırganlık ve sevgi her zaman iç içedir; aynı insan bünyesinde kolaylıkla bulursunuz. Bizim eski Yeşilçam filmlerinde bunun hep tersi olurdu. Kötüler çok kötü, iyiler çok iyi olurdu. Bazı yeni TV dizilerinde de buna benzer saf kötülüğü ve saf iyiliği görmek mümkün oluyor. Bazı yönetmenler, yüzlerce bölüme ulaşan dizilerin başından sonuna kadar bazı karakterleri kötülük kıvamında tutmayı beceriyorlar.

Ancak, son zamanlarda ortalığa baktığımızda, eski Yeşilçam filmlerine ve yeni TV dizilerine rahmet okutacak derecede “kötülük” tezahürlerine şahit oluyoruz. Bakıyorsunuz, bir adam bütün sekansları, hayatının bütün katmanlarını “kötülüğün” mücessem hali gibi oynuyor. Hiç değişmiyor.

Haksızlık yapıyor olmak, adaletsiz olmak korkutmuyor onu…

İnançlı gibi görünüyorsa, “inandığını” iddia ettiği tanrıdan da korkmuyor; onu bile kandırdığını düşünüyor muhtemelen veya arada bir aklı sıra rüşvet vererek ya da “pardon, oldu artık bir kere, bir daha olmaz” diyerek sıyrılmaya çalışıyor cehennem ateşinden…

İnançsızsa ve hesaplaşabileceği bir vicdanı da yoksa, zaten kandırmak zorunda olduğu bir makam da devreye girmiyor…

Bu yüzden, inançlı ya da inançsız görünümlü bütün kötülük taşıyıcıları aslında aynı nebulanın içindedir. Ve bunların ortak yönü çıkarlarıdır. O çıkarlar inanılmaz bir savunma mekanizmasına sahiptir. O savunmada “çelişki” diye bir mefhum yoktur. “Kulp” adı verilen yardımcı mekanizmalarla her an her türlü tutarsızlık savuşturulur.

İşte kulplar sayesinde, normal şartlarda her insanoğlu ya da kızında olması gereken “ahlâk” ve “iyilik” gibi hasletler görünmez olur; insanın en diplerinde bir yerde üzerlerine beton misali ağırlık konup, olur olmaz yerde ortaya çıkıp iş bozmaları engellenmiş olur.

İşe yarayan birçok kulp vardır… Bazıları nispeten daha “masum”dur; mesela insanlar bakmakla yükümlü oldukları insanların karnını doyurmak ya da onları korumak isterken, ahlâktan ödün verebilirler; ancak bu ödünler bir müddet sonra bizzat yaşam tarzının kendisine dönüşebilir. Yani Hz. Ömer’in dediğine benzer bir durum olur; “inandıkları gibi yaşamayanlar, yaşadıklarına inanmaya başlayabilirler”.

Bu türden “masum” niyetlerle başlasa da ahlâksızlık, ahlâksızlıktır… Yani masum niyetlerle başlanmış olması, günahsız olunduğu anlamına gelmez. Ancak bu konudaki en radikal ahlâksızlık kültürel ve siyasal cemaatler ve onların ideolojileri etrafında yapılan ahlâksızlıktır. Bu alandaki ahlâksızlığın boyutları çok daha büyüktür ve cemaatçi ideolojinin en önemli işlevi yapılan ahlâksızlığın üzerini örtecek bir ciladır.  Kültürel ya da siyasal kimlikleri savunmak için yapılan kayıtsız şartsız cemaat savunması, topyekûn herkese dayatılan belli bir milliyetçilik ya da dinsellik ideolojileri, sadece belli bir zümrenin “çıkarlarını savunmak” için devreye giren her türlü ciladır. Burjuva, sosyalist, proletarya diktatörlüğü, muhafazakâr, dindar ya da liberal vb. söylemi ne olursa olsun, ahlâksızlığın siyasal renk farklılığının önemi yoktur.  

“Para ve kutsallık” cemaatleri ve ahlâk

Tipik cemaatçi tavırdır; efendi, şeyh, lider, hocaefendi ya da reis, adı ne olursa olsun, cemaatin tepesindeki adamın her söylediğinde bir hikmet aranır. Efendi o söylenen söze taban tabana zıt başka bir söz söylediğinde gene bir hikmet aranır. “Evet ama kastettiği şuydu; ama o zaman başkaydı, aslında cemaati, milli, dini vs. çıkarları korumak için öyle davranmak zorundaydı…” gibi “kerametler” atfedilir o ulu öndere...

Çünkü aslolan cemaati, cemaatin sınırlarını korumaktır… Cemaatin adı “laik” ise en önemli dert “içki içmek”tir. Mesela içki içerek, laiklik özgürlüğü savunulur. Çünkü bilinir ki, öteki taraf “içki içmez”… İçki sınırdaki işarettir. Sınır bekçisidir

Bunun tersi de aynen geçerlidir; dinden cemaat çıkaranlar için de içki sınır savaşının en önemli işaret fişeğidir. Ya da yılbaşı… Yılbaşındaki çam… Eğer bu tür işaretlere bulaşan olursa, hele “dindar görünümlü” cemaatten birileri süslü bir yılbaşı çam ağacına dokunduysa “kirlenmiştir”, “günaha girmiştir”, bir anda maazallah “Hıristiyan bile olmuş olabilir”. Bu yüzden aforoz edilmesi için cemaatin yetkili ve etkili mercileri gereken fetvayı verirler; cemaatin sıradan neferlerine de sadece büyük biradere kafa sallamak düşer…

Cemaati korumak, cemaatin sembollerini, liderini korumak her şeyden daha önemlidir; farzdır. Çünkü cemaat onlar sayesinde ayakta durur… İlkeleri sayesinde değil… Çünkü cemaatin kendisi ilkelerden daha önemlidir. Cemaat değişmez ama gerekirse yeni “ilkeler” cemaate raptedilebilir.  

Cemaati korumak için her türlü yalan serbesttir. Cemaatin kendini korumada en sık başvurduğu söylem parçaları arasında “ihanet” en önemli yeri tutar. Çin “Kültür Devrimi” sırasında Beethoven plakları, dünya edebiyatının Balzac’ları falan yakılır… Ve gerekçe hazırdır: “bunlar burjuvazinin ihanetinin belgeleridir”… Ya da Kamboçya’da, özellikle okumuş yazmış kesimler, hatta “gözlüklüler” başta olmak üzere, toplumun üçte biri ensesine kurşun sıkılıp “ölüm tarlalarında” öldürülür. Çünkü onlar, Kızıl Kmerlere göre, yozlaşmış, “parazit” kesimlerdir ve karşı devrimin potansiyel elemanlarıdır…

Ya da “KHK’ları eleştireni darbecilikle eş tutmak” da benzer biçimde cemaatçi bir “Kültür devrimi”dir... Dolayısıyla adalet ve hukukla arası bozuk olan bir takım yürütme kararları Orwell’in “1984”üne taş çıkartır. Genel hava Orwellci bir 1984 olduğu için, hırsızlar ve tacizciler de kendilerine durumdan fevkalade bir pay çıkarırlar. Ahlaksız tacizci adam, yaptığı ahlaksızlığı savunmak için “Hakikat Bakanlığı”nın yazdığı metne uygun bir şekilde hem suçlu hem güçlü bir “saldırı-savunma” hazırlar. Kısaca cemaate laf eden herkes “haindir”, “karşı devrimcidir”, “komünizm düşmanıdır”, “eski rejimin yanındadır”…

Bu yüzden cemaatin akıl babaları yani kalplerini tatile çıkarmış olan ideoloji komiserleri, beyinlerini bu komiserler lehine tatile çıkarmış olan bireylerden oluşan cemaati ayakta tutmak, cemaatin sınırlarını tahkim etmek, cemaatin içerisini ve dışarısını tanımlamak, düşmanları ve dostları tasnif etmek için durumlara uygun fetvalar verirler.

Mesela, “kadın nikâh akdinde irade beyanında bulunamaz” ya da “Gayrimüslimler vergi verirlerse insan haklarından yaralanabilirler” gibi “kutsallık” dairesine uydurulmuş iddialarla “beyaz-güçlü-erkek” kategorisinin cemaat olarak sınıf atlaması ve cemaatin “nomenklatura”sını (“Sovyet usulü” seçkin sınıfı) tahkim etmek için gereken kulpları uydurmuş olurlar.

Dünya çapında, batıdan, Amerika’dan başlayıp, bizim buralardan geçen, buradan daha doğuya doğru uzanan ve gücü korumak için her türlü yolu mubah gören bu türden cemaatçi yapılanma ve ideolojiler, özellikle “para ve kutsallığın” mükemmel birlikteliğini kurmayı beceriyorlar.

Bu birliktelikler “kötülükte” sınır tanımıyorlar. Bugünlerde savaş yapmak için her türlü tezgâhı hazırlıyorlar. Mesela İsrailli bir politikacı “Lübnan’ı Taş Devri’ne çeviririz” diye tehdit ederken, benzerleriyle birlikte, “saldırı altındayız!” söylemleriyle, en başta savunmayı, savunma hakkını felç ediyorlar. Kendilerini savunmak isteyenlerin uzanabileceği taşları bağlayıp, ısırarak var olabilenleri serbest bırakıyorlar.

İyiliğin tevazuu

Ancak öte yandan, filtresiz zamanlar sadece kötülüğü çırılçıplak ortaya sermekle kalmıyor. Tam da bu kötülük zamanlarının ve öfke ve tutku dolu ahlâksızlığın böylesine pervasızca serpilip gelişmesine neden olan modern, “çağdaşçı” ve kibirli zamanların yapıp ettiği derin yarılmalara rağmen, başka bir rüzgâr esiyor.

Filtreler kalkınca, kötülüğe karşı; az bilip çok kibir üretenlere, cehaletin kibrine, kibrin cehaletine karşı iyiliğin mütevazı insanları da ortaya çıkıyor. Birbirlerinin oksijeninden besleniyorlar; yan yana gelmenin, aşılanmanın zenginliğini yaşıyorlar. Kibirli zamanların ayrımlarını aşıyorlar.

İnsanı artık boğan sağcı- solcu, dindar-laik gibi ezber ikiliklerin ötesinde “adalet” ortak paydasında buluşuyorlar. Çerkeslerin, Kürtlerin, Türklerin, Hıristiyanların, Yahudilerin, Müslümanların, başörtülülerin, başörtüsüzlerin, şehirlilerin ve köylülerin ve hatta AKP’lilerin (ya da AK partililerin!) ve CHP’lilerin ve de HDP’lilerin bu memlekette ortak meseleleri olduğunu bizzat pratikte yaşıyorlar.

Bu bir dalga… Amerika’da Trump ırkçılığına ve savaşçı saldırganlığına, savaş diliyle çıkar örten fırsatçılığına karşı nasıl demokratlar, liberaller, siyah ve beyazlar, Müslümanlar ve Hıristiyanlar, Amerikan yerlileri ve İspanyol kökenliler bir araya gelebiliyorlarsa, aynı dalganın bizim memlekette ve daha başka memleketlerde de filtrelerinden sıyrılıp görünür olmasına şaşırmamak gerekiyor.

Bağrış çağrış filtrelerinden sıyrılmış, saklandığı yerlerden çıkmış kötülük, beklenebileceği gibi işte bu iyiliği görünür kılıyor. Ya da tersi; kalıplaşmış ve ezber ve de performans kimliklerin, tekçi kimliklerin tahakkümüne karşı “artık yeter!” diyen, Çerkes’i, Türk’ü, Müslüman’ı ve laiki bir araya getiren –Mizağe dergi gibi- yeni sesler ortaya çıkmaya başladıkça, kutsallık arkasına saklanmış çıkarlar dünyası da bütün kötülüğü ile tabak gibi açığa çıkıyor…

Ferhat Kentel

ferhatkentel@gmail.com

(Mizağe - www.mizagedergi.com)

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.12.2018
Filtresiz zamanlar
13.9.2018
Sıfırıncı yıl ve küresel otoritarizm
18.8.2015
Tampon bölgenin savaşı
10.8.2015
Şerefliler
5.8.2015
Savaş için kamuoyu oluşturmak
7.7.2015
“Sınırımızın ötesinde oluşum” fobisi
23.6.2015
Mafyalaşan devlet
16.6.2015
Görünüşe göre…
2.6.2015
Piyasanın payandası kimlik
26.5.2015
Erkeklikle üreyen kimlikler
19.5.2015
“Reel” Müslümanlık II
13.5.2015
“Reel” Müslümanlar
7.5.2015
Kamp Armen
30.4.2015
Soykırımı düşünmek
26.4.2015
Oyum neden HDP'ye?
22.4.2015
Zincirleme ‘ağır ağbi’ tamlaması
14.4.2015
Yeni Türkiye’de vesayet
11.4.2015
HDP'nin tanımladığı 'Yeni Yaşam' ve 'Yeni Sol'
31.03.2015
Barışın önündeki paralel engeller
24.03.2015
Soğuk savaş şirketi
17.03.2015
“Kod adı totaliter”
10.03.2015
Barışı silaha dönüştürmek
04.03.2015
Sınırlar ötesi
25.02.2015
Makbul vatandaşlığın terörü
18.02.2015
“Dahili ve harici bedhahlar”
11.02.2015
Türkiye kalkınıyor!
04.02.2015
Herkesin bildiği sır
27.01.2015
Doğu ve Batı’nın sınırında
20.01.2015
İkişer ikişer memleketler
13.01.2015
Ergenekoncu bir ruh var havada
06.01.2015
Voltaire kopyası yerliciler
31.12.2014
Sıradan faşizm
23.12.2014
Aşağısı ve yukarısı
16.12.2014
Barışa bakarken…
10.12.2014
Baraj ya da kimin oyu makbul?
02.12.2014
“Keşfetmek”, “yenmek” ya da utanç
25.11.2014
Dersim’in ve Ermenilerin yasını tutmak
20.11.2014
"Yeni Türkiye"
11.11.2014
Örselenmiş kimlik, “Ak Saray” adlı bir bina yapıldı Ankara’ya
05.11.2014
Yerinden ederek sınıf tahakkümü
29.10.2014
Sınırın ötesiyle titreşim hali
22.10.2014
“Milli irade” barışa yetmiyor mu?
17.10.2014
Kobanê ve ırkçılık
30.09.2014
Kalplerde seçicilik
24.09.2014
Katalunya’da bayraklar
16.09.2014
Pek seçkinler ve atık insanlar
10.09.2014
Bir metafor olarak “Nesin Matematik Köyü”
02.09.2014
Mimiklerden akan kibir
28.08.2014
Totaliter anafor
21.08.2014
Vesayet 2007’de bitmemiş miydi?
12.08.2014
HDP’nin Türkiyelileşme projesi başarılı oldu
03.08.2014
Selo!
30.07.2014
Güçlüden yana olmak
26.07.2014
Yeni toplumsal dilin adayı: Demirtaş
22.07.2014
Toplu linçlerimiz
17.07.2014
Goller, Gazze, ölüm, hayat
08.07.2014
“Bağımsız” Kürdistan
02.07.2014
Monşerler ve “muhafazakar” korkuları
25.06.2014
IŞİD’in arkasında kim var?
20.06.2014
Dinin ütopyasını bitirmek
11.06.2014
MDD’ci sağcıların devrimi
03.06.2014
Post-devrimci retorik: “Yeni Türkiye”
28.05.2014
Soma travması
24.05.2014
Erdoğancılığa devam...
15.05.2014
“Erdoğancılık”
08.05.2014
1915’te Ermenileşmiş Türkler nerede?
30.04.2014
Düzene karşıyken düzen olmak
17.03.2014
Yeryüzündeki savaş tanrılarına teslim olmamak
12.03.2014
Sahne yeniden senin Ergenekon!
27.02.2014
Biz, ‘Cemaat’in taşeronları’ ya da cemaate karşı cemaat
20.01.2014
Hrant’ın dili kazanacak!
11.01.2014
Vurmak serbest–ötekiler hain, hem de iğrenç (‘Ekseriyetle kaka’ya devam)
08.01.2014
“Yurttaşlık bilgisi” dersinin devleti ve ekseriyetle kaka… (1)
26.12.2013
Kardeşlerini yerken biten “devrim”
10.12.2013
Gezi’ye çakmanın dayanılmaz hafifliği ya da paparazzilik
28.11.2013
Farkında mısınız, hepiniz Kemalistsiniz…
11.11.2013
Üçüncü “kutup”
13.08.2013
Taksim-Gezi’de bir tiyatro performansı
05.05.2013
Kutuplu siyasal kültürün Taraf günleri
27.04.2013
Vekâleten kahramanlık
13.04.2013
Sakiller karşısında tarz
13.04.2013
Sakiller karşısında tarz
30.03.2013
Milleti ayaklarına çağıranlar
23.03.2013
Newroz/ Nevruz gibi günler!
16.03.2013
Tiksinme
09.03.2013
Dalton takıntılılar
02.03.2013
Yarı-bilgilerin savaşı
23.02.2013
Barışa ve korkaklıklara dair...
16.02.2013
‘Küçük’ hikâyeler
09.02.2013
Anti-terörizm: küresel güvenlikçi dil
26.01.2013
Hrant’ın ve Pınar’ın heyecanı
19.01.2013
Bir Hrant mektubu
12.01.2013
Buradayız Ahparig! Buradayız Sireli Yeğpayrıs!
05.01.2013
Betoncuların dini
29.12.2012
Anaforlar zamanında sessizce barış
22.12.2012
Bir açık cemaat olarak Taraf
15.12.2012
Kabuk ve ırkçılık
08.12.2012
Onlar ‘köpek’, biz ‘cici’
24.11.2012
İnadına anayasa
17.11.2012
Maraton, Weber, Marx
10.11.2012
Açlık grevleri: vicdana çağrı
03.11.2012
Bir milyon kişi
27.10.2012
‘İnsaniyetimiz kalkacak!’
19.10.2012
İslamcılık: Hareket, düzen ve parçalanma
13.10.2012
Kimler ‘insan’ olarak kabul edilebilir
06.10.2012
Ne memleket be!
23.09.2012
‘Sizin eseriniz’
15.09.2012
Türk kalkınmacılığının savaş dili
08.09.2012
Onur ve gurur arasında
01.09.2012
Taşları bağlı köyde ‘nefret suçu’
18.08.2012
‘Sen körsün, ne tercih edeceğini ben bilirim!’
11.08.2012
Kem söz sahibine aittir
04.08.2012
İnancın rengi
28.07.2012
İzan, insaf, hayâ, edep...
14.07.2012
Bir “malzeme” olarak insan
07.07.2012
Müslüman mahallesinde Ergenekonculuk yapmak
23.06.2012
Hormon, atık ve vebal
16.06.2012
Seçkinliğin yeni hâli
02.06.2012
Ulus-devletlerin ahlâksız kardeşliği
26.05.2012
Hoşgörü... inadına...
12.05.2012
Duvarlarımız
21.04.2012
24 Nisan ya da birlikte insan olmak
14.04.2012
72 millet ‘var’ ve konuşuyor
07.04.2012
En hakiki ‘biz’ ve ‘yabancılar’
31.03.2012
Türk çocuğunun değeri= 8-4+4+4-12=0
17.03.2012
‘Yoktan var edilen vatan’
10.03.2012
‘İyi sosyoloji’
03.03.2012
Cennet ve cehennem
25.02.2012
Hepimiz Hocalılıyız
18.02.2012
‘Devlet, benim!’
14.02.2012
Cehenneme özenmiş bir motel
04.02.2012
‘Dindar nesiller’
28.01.2012
Uludere’ye, Yakup Köse’ye dönüş
21.01.2012
Davayı bitirdiler ama
14.01.2012
Buğz zamanı
31.12.2011
Mazot, sofra, boya kalemi vs...
24.12.2011
‘Milli birlik ve beraberlik’
17.12.2011
Anayasa ya da kibir ve tevazu
10.12.2011
Halının altında yer kalmadı
26.11.2011
Şablon
19.11.2011
‘Schismogenesis’
05.11.2011
AKP devriminin ‘Thermidor’u
29.10.2011
Kötülük açığa çıktı... İyilik de...
22.10.2011
Ölüm ayini
15.10.2011
İnsafa çağrı!
08.10.2011
Dağda ve ovada savaş
01.10.2011
Sıradan hayatı öldürmek...
17.09.2011
Hrant 57 yaşında
10.09.2011
Tabii, herkes ‘kendi işine’ bakacak
03.09.2011
Beton milliyetçilik – milliyetçi beton
27.08.2011
Kâbus senaryosuna karşı...
20.08.2011
Altın madeninin dili, savaşın dili
13.08.2011
Farklı ‘ikna odaları’
06.08.2011
‘Tehlikenin farkında’ olan bir Norveçli
23.07.2011
Hâlâ yere çakılmadık!
16.07.2011
‘Büyük’ savaşın dayanılmaz heyecanı
09.07.2011
Abdullah Demirbaş ve insanlara dair...
02.07.2011
Yakup Köse, Ö.S. ve yargıda yorum
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8
Emlak8.Net