Fikret Bila

T24



Bookmark and Share

Ergenekon’dan önce Ergenekon’dan sonra


4.07.2019 - Bu Yazı 1306 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 AK Parti’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra, Türkiye’de bir sorgulama başlamıştı: Acaba AK Parti’nin Türkiye’yi bir din devleti yapma gibi gizli bir gündemi var mıydı; yoksa bu parti, askeri vesayeti kaldırıp ülkeyi demokratik bir Avrupa Birliği ülkesi yapmak konusunda samimi miydi?

İki görüşü de savunan aydınlar oldu. Özelikle 1968 kuşağının sosyalistlikten liberal demokratlığa dönüşen solcu aydınları, bu partinin Türkiye’yi askeri vesayet altındaki yarı-demokrasiden, sivil tam demokrasiye dönüştüreceği, gizli bir gündemi olmadığı konusunda hemfikirdi ve bu nedenle iktidarı destekleyerek ona demokratik bir meşruiyet kazandırdılar.

AK Parti; iktidarının ilk döneminde, Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Patisi, Saadet Partisi olarak devam eden Erbakan siyasetine karşı bir duruş sergileyip, “Milli Görüş” doktrininden ayrıldığını “gömlek değiştirdik” diyerek ilân etti.

Siyasal İslam’ın lideri konumundaki Necmettin Erbakan’a karşı bayrak açtı ve AK Parti’yi kurdular. Parti, iktidara geldiği 2002 sonundan 2005’e kadar Avrupa Birliği değerlerini hedefleyen ve birliğe tam üye olmak isteyen bir politika izledi. Erbakan’ın anti Avrupa Birliği politikasını terk etti.

Birinci iktidar döneminde Kıbrıs davasının rotasını değiştirmek dahil ulusal politikaları terk ederek Avrupa Birliği hedefine kilitlendi ve 2005 yılında tam üyeliği müzakere eden ülke konumuna geldi.

Bu politikanın alt mesajı; Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne tam üye yaparak parti kapatılmasının ve askeri darbelerin önüne geçmekti.

AK Parti’nin birinci iktidar dönemi (2002-2007), kendini ulusal ve uluslararası topluma kabul ettirme gayreti ile geçti.

Hedef değişikliği

2007 yılı Türk siyasi hayatı bakımından bazı kırılmaların yaşandığı önemli bir yıldır.

AK Parti’nin ikinci iktidar döneminin başlangıç yılı olan 2007’nin Mart ayında ünlü “367 krizi” patlak verdi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün TBMM’de Cumhurbaşkanı seçilmesinin önünün kapatılması için CHP,  oturumda 367 milletvekilinin hazır bulunması gerektiği savıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme bu yönde karar verdi ve Gül’ün seçilmesini önledi.

AK Parti iktidarının bu karara tepkisi 22 Temmuz 2007’de seçime gitmek oldu. Seçimi oylarını artırarak kazanan AK Parti, MHP’nin de desteğiyle 367 sorununu aştı ve Gül, Cumhurbaşkanı seçildi.

İkinci önemli olay ise Ergenekon operasyonun başlamasıdır.

12 Haziran 2007 tarihinde İstanbul Ümraniye’de bir gecekonduya yapılan baskında 27 el bombası bulunduğu açıklandı ve Ergenekon davası başlamış oldu.

Arka arkaya gözaltılar yapıldı. Soruşturma genişletildi.

Gözaltılar, Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Tuncer Kılınç gibi emekli komutanlarla sınırlı değildi. Hemen hemen toplumun her kesiminden önde gelen aydınlar ve gazeteciler de vardı. Kemal Gürüz, Mehmet Haberal gibi bilim insanları, İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan gibi tanınmış gazeteciler, Doğu Perinçek, Yalçın Küçük gibi siyaset, düşünce insanları da.

Bu süreçte dikkat çeken bir olay da Mayıs 2008’de AK Parti’ye kapatma davası açılmasıydı. AK Parti kapatılmaktan bir oy farkla kurtuldu.

Daha sonraki operasyonlarda Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt ve eşi de gözaltına alındı.

Balyoz davasıyla Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve birçok üst düzey komutan da tutuklandı.

Ergenekon ve Balyoz davaları torba davalara döndü.

2007 ve 2008’de yaşananlarla birlikte AK Parti iktidarının, AB üyeliği hedefinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladığı gözlenir.

AK Parti, iktidarının ikinci döneminde “eski Türkiye” diye tanımladığı anayasal kurumları etkisiz hale getirmeye başladı. Bunu yaparken o zaman “cemaat” sonradan terör örgütü olarak tanımlanan FETÖ kadrolarından özellikle bürokraside yararlandı. FETÖ’cü yargıçların ve savcıların yürüttüğü tutuklama kararları ve davaları destekledi. Aynı süreçte Genelkurmay Başkanı dahil üst düzey muvazzaf ve emekli komutanların tutuklanmasına da “yargı bağımsızdır” gerekçesiyle seyirci kaldı.

Ancak bu süreç, TSK’daki tasfiyeler ve FETÖ’cü subayların yerlerine atanmasından sonra 17-25 Aralık operasyonlarına ve 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar geldi.

Atatürk ilkelerine, Cumhuriyet değerlerine bağlı olan TSK’yı, yargıyı kullanarak tam aksi bir yapıya dönüştürüp Siyasi İslam devleti kurmayı hedefleyen FETÖ sivil-asker tüm gücüyle sahneye çıkmıştı.

Bugün hâlâ TSK’da, yargıda operasyonlar yapılıyor ve FETÖ bağı saptanan yüzlerce subay gözaltına alınıyor.

Bu durum Türkiye’nin karşılaştığı tehlikenin henüz geçmediğini gösteriyor.

Bu kadar araştırmaya, soruşturmaya ve operasyona karşın TSK, emniyet teşkilatı ve yargı içinde kendini saklamayı başarmış binlerce FETÖ’cünün varlığından söz ediliyorsa, başta iktidar olmak üzere siyaset kurumunun şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekiyor.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
16.09.2019
CHP’nin “büyük çadır” politikası
11.09.2019
ABD ile varılan güvenli bölge uzlaşmasından memnun muyuz, değil miyiz?
9.09.2019
Kayyım tartışmaları ve Kaftancıoğlu kararı
6.09.2019
Türkiye yalnız ülkeler arasına girmemeli
2.09.2019
Türkiye silahlı cihatçıları ne yapacak?
28.08.2019
TSK’da yeniden yapılandırma sinyalleri
26.08.2019
Kadın cinayetlerinin kökünü kurutmak
23.08.2019
Kayyım hamlesinin yan etkileri
21.08.2019
Sorun demokrasi ve hukukla çözülür, kayyımla değil
15.08.2019
Ortak harekât merkezinde Türkiye ile ABD'nin ortak hedefleri olacak mı?
13.08.2019
Türkiye-ABD uzlaşması ve CHP’nin girişimi
9.08.2019
Emekli edilen komutan Bitlislioğlu: 15 Temmuz tatbikat değil, darbe girişimidir
7.08.2019
Suriye Barış Koridoru Harekâtı’nın siyasi hedefi ve askeri öncelikleri
3.08.2019
YAŞ kararları: Orgeneral sayısı yarıya indi, hiçbir korgeneral terfi ettirilmedi, 15 Temmuz'dan sonra terfi ettirilen albaylar emekli edildi
26.07.2019
Yığınakta yapılan hata
20.07.2019
Yargı, siyasetin ceza organı olmaktan kurtarılmalıdır
17.07.2019
Türkiye ters yola girmiş araba gibi
15.07.2019
15 Temmuz bir karşı devrim hamlesidir
13.07.2019
CHP’nin yol hazırlığı
10.07.2019
İktidar ekonomik başarısızlığı nasıl itiraf etti?
8.07.2019
Merkez Bankası Başkanı operasyonunun nedenleri ve siyasi riskler
5.07.2019
ABD, Türkiye’nin stratejik ortağı değildir
4.07.2019
Ergenekon’dan önce Ergenekon’dan sonra
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive