Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Gökhan BACIK



Bookmark and Share

31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu


11.4.2019 - Bu Yazı 281 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İstanbul seçimlerinden sonra şahit olduğumuz Erdoğan siyasetinin ismini açıkça koymak lazım: Yenilgi ve çaresizlik.

Önce Erdoğan’ın çaresizliğini makro düzeyde analiz edelim.

İlk olarak ülkede gittikçe şiddetini artıran bir ekonomik kriz var. Üstelik bu krizden Erdoğan’ın mevcut kadrolar ve bakış açısı ile çıkma ihtimali yok.

Daha vahimi, Erdoğan rasyonel bir siyaset takip etse bile yeni vergiler, zamlar ve türlü kemer sıkma uygulamalarına yönelmek zorunda. Bunların hiçbiri Erdoğan’ın zedelenmiş imajına katkı sunmayacaktır.

Öte yandan Erdoğan, popülizme devam ederse önemli bir sorunu var: Para bitmiş vaziyette. Yaklaşık iki yıldır türlü hokkabazlıklarla devleti sahaya sürerek oluşturulan yapay ekonomik adımların faturası yüksek kur yüksek faiz ve geri dönmeyen krediler olarak karşımıza çıktı bile.

Piyasa ekonomisinin alt üst edildiği, keyfi biçimde idare edilen devletin de ekonomik hayata bodoslama girdiği bir modelin kaçınılmaz tek sonucu olacaktır: Ekonomik kriz her geçen gün kendini daha fazla hissettirecektir.

İkinci olarak,  Türk dış politikası en az ekonomi kadar derin bir buhrandadır. Fiilen Rusya vesayetine girmiş bir dış politika ile karşı karşıyayız.

Dış politika hem güvenlik hem para sağlamak zorundadır. Ancak Türkiye’nin hâlihazırdaki siyasetinin bu ikisini de tatmin edici biçimde sağlamasına imkân yoktur.

Türkiye’de hayatta camiye uğramayan ama hükümete şirin görünmek için görev yaptığı Batılı ülkede İhvancı camilerde Cuma kaçırmayan bazı diplomatlar olabilir: Ancak bunlar bile Rusya’dan Türkiye’nin dertlerine deva olacak maddi kaynak gelmeyeceğini çok iyi bilir.

Rusya vesayetine giren dış politikayı tekrar Batıcı bir çizgiye çekmek de gün geçtikçe zorlaşmaktadır. Çünkü içerideki rejimin hukuk alanında normalleşme yeteneği artık zayıftır.

Nitekim yerel seçim sonrasında vitrinde sık gördüğümüz AKP’lilere bakınca partinin itaatkâr-vasat kanadın eline geçtiğini rahatlıkla görüyoruz. Normal şartlarda AKP’nin taşrada teşkilatında ikinci sınıf görev alması lazım gelen kişilerin partinin kritik yerlerinde olabilmelerinin tek açıklaması var: Reis’e koşulsuz itaat etmeleri.

Demek ki AKP Türkiye’de rejimi otoriter hale getirdikçe kendi de dönüşmüştür: Karşımızda, dünyaya ideolojik gözlüklerle bakan kişilerin hakim olduğu yeni bir AKP durmaktadır. Bu kişilerin yüzde 90’ının dayandığı bilgi ve anlayış: “Reis’in bir bildiği var” yahut “Reis yine haklı çıkacaktır” gibi düşüncelerdir.

Bütçelerini belediyelerden yahut diğer kamu kurumlarından gelen paralarla denkleştiren partili gazetelerde, think-tank’lerde çalışan “uzmanların”, “gazetecilerin” de içinde bulundukları balonun etkisinden kurtulma şansları bulunmamaktadır.

Şunu açıkça yazmak gerekiyor: Bugünkü AKP’nin toplumsal meşruiyetinin büyük bir kısmını AKP’ye hizmet eden seküler gazeteciler ve akademisyenler sağlıyor. İslamcı yazar ve çizer takımı o kadar banallaşmış bir AKP savunusu yapmaktadır ki, bunun etkisi neredeyse sıfırdır.

Ancak her şeye rağmen AKP’ye destek olan seküler isimlerin küçümsenmeyecek etkisi var. Kulağa garip gelecek ama AKP, memlekette “seküler İslamcı” olarak tanımlanacak bir zümre var etmeyi başardı. Esasen seküler hayat tarzından gelen bu isimler, İslamcı hükümetin başarı ile savunuyorlar.

1930’larda bazı eski Osmanlı seçkinlerinin Kemalizm’in ateşli savunucu olması gibi, bugün de bazı eski Kemalist seçkinler, İslamcılık savunuculuğu yapmaktadır.

Bütün bu faktörleri alt alta yazınca karşımıza şu tablo çıkıyor: Erdoğan’ın ne ekonomiyi ne dış politikayı kısa zamanda toparlama imkânı bulunmaktadır.

Erdoğan, İstanbul seçimlerini kaybetmiş durumda. Kendisine koşulsuz itaatten başka bir katkı sağlamayan bir parti örgütüne sahip. Ekonomik kriz derinleşiyor. Türk dış politikası fiilen durmuştur.

Erdoğan bu büyük balonun içinden dünyayı doğru okuyabilecek mi?

Şöyle bir örnek verelim: Neredeyse bir yıldır paket üstüne paket, power point üstüne power point açıklanıyor. Çare oldu mu? Hayır.

Peki, geleneksel beka sorunu siyaseti işe yarar mı? Hayır, çünkü ekonomi gibi reel sorunlar Türkiye’de toplumun sembolik konulara olan duyarlılığını azaltmıştır.

Erdoğan’a en çok oy veren illerde bile mevduatlar dolara kaymış bulunmaktadır.

Dolayısı ile bütün göstergeler Erdoğan’ın bildiği yolda ısrar edeceğini ama güç kaybetmeyi durduramayacağı yöndedir.

Şapkasında tavşan kalmayan Erdoğan’ın bu nedenle ben şapkadan “kirpi” çıkarmayı deneyeceğini düşünüyorum: Türlü krizlerin sonucu oyunu artıramayacağını anlayan Erdoğan’ın yoğunlaşacağı alan kendi aleyhine ittifakları zayıflatmaktır.

Bunun ise tek yolu bulunuyor: HDP ile CHP-İyi Parti ittifakı arasındaki ilişkiyi zayıflatmak.

Hiç şüphesiz bu stratejinin hassas noktası Kürt sorunudur.

Eskiden olsa Erdoğan’ın bu ittifak sisteminden HDP’yi koparmak için yeni bir açılım bile deneyebileceğini düşünürdüm.

Ancak şimdi MHP faktörü var. O nedenle Erdoğan, Kürt sorununda krizler çıkararak özelde İyi Parti genelde ise milliyetçi CHP seçmeni üzerinde baskı kurmayı deneyecektir.

Son yerel seçimde Kürt oyları özellikle Batı’da CHP-İyi Parti ittifakı lehine önemli etki meydana getirmiştir.

Ancak bu destek koşulsuz değildir, aksine bundan sonra bazı kritik konularda CHP’nin ne yapacağına bağlıdır: Örneğin seçilmiş bazı HDP’li belediye başkanları görevden alınırsa yahut TBMM’de başka HDP’li milletvekillerin de dokunulmazlığı kaldırılmak istenirse, CHP ne yapacaktır?

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8
Emlak8.Net