Gökhan BACIK



Bookmark and Share

"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"


18.4.2019 - Bu Yazı 261 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 AKP, uzun bir süredir otoriter bir yol haritası takip ediyor. Ancak, 31 Mart 2019 seçimlerine kadar sandıktan istediğini aldığı için AKP, demokrasi, ulusal egemenlik, halk iradesi gibi kavramları politik söyleminde rahat bir biçimde kullanmaktaydı.

Tabir yerinde ise seçimler çerçevesinde AKP’nin otoriter yolculuğu sorunsuz devam ediyordu. Ne var ki bu yolculuk, 31 Mart 2019 günü duvara çarptı.

Seçimlerin yaşattığı şokun arkasından AKP radikal bir karşı hamle ile karşımıza çıktı: İslamcılar, Türkiye’nin bir vesayet rejimine geçmesini öneriyor.

Seçimlerin daha önceki yıllarda olduğu gibi kendi lehlerine sonuçlanmayacağından endişe eden İslamcılar, bir tür vesayet rejimi ile uzun vadede pozisyonlarını korumayı planlıyor.

İslamcı vesayet rejimi, bazı kurum ve kuruluşlar yolu ile halkın iradesinin müesses nizam lehine yorumlanması biçiminde çalışacaktır.

İslamcı vesayet arayışlarının ilk büyük işareti de “son söz YSK’nindir” şeklinde kendini göstermiştir.

Hemen hatırlayalım: İslamcıları da içine alan Türkiye sağının kök sloganı Demokrat Parti’nin 1950 seçimlerine girerken kullandığı “yeter söz milletindir” ifadesiydi.

Ancak, İslamcılık artık nihai söz mercii olarak halkı görmek istemiyor onun yerine kendi lehine kararlar vereceğine umduğu Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gibi kuruluşlara sırtını dayamak istiyor.

Bir vesayet rejimi kurmak denemesi esasen zor bir iştir. Demek ki AKP, ordu, bürokrasi, yüksek yargı gibi alanlarda İslamcı bir vesayet kurabilecekleri güçte olduğunu düşünüyor.

AKP’nin vesayet rejimi talebine yüksek yargının nasıl cevap vereceğini İstanbul seçimlerinin akıbeti ile öğrenmiş olacağız. Ancak, bu talebe YSK nasıl cevap verirse versin, İslamcıların vesayet rejimi ısrarı sona ermeyecektir.

Burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Demokrasiye karşı en büyük suçlardan birisi darbedir. Nitekim darbe konusunda Türk kamuoyu ileri derece hassas.

Ama meşru seçim sonuçlarını ret etmek de demokrasiye yönelik vahim bir suikasttır. Seçimin sonuçlarını ret etmek, darbeden kadar kötü bir suçtur.

Dolayısıyla, İstanbul seçimlerinin sonuçlarının reddi, Türkiye siyasi tarihinde darbeler, darbe girişimleri, muhtıralar, parti kapatmalar gibi en üst düzeyde demokrasiye karşı bir suikast olarak tanımlanacaktır.

Artık bir vesayet düzenini talep eden partiye dönüşen AKP, o nedenle bir zamanların eleştirdiği CHP’si gibi konuşmaktadır: “Üç kişinin oyu ile seçim kazanılır mı?” “Bu kadar az farkla seçim mi kazanılır?” “Bu seçim murdardır.”

Bu söylemlerin özünde halk iradesini kabul etmemek yatmaktadır.

Özellikle İslamcı yönetimde önemli roller oynamış Binali Yıldırım’ın seçim sonuçları için “murdar” demesi ibret vericidir. Murdar kelimesi dinen yahut ahlaken kirli ve pis anlamına gelir. Halkın tercihini pis, kirli gibi sıfatlarla küçümsemek İslamcıların eleştirdiği eski Türkiye’de dahi görülmezdi.

Yeri gelmiş iken seçimlerden sonra Binali Yıldırım hakkında yaygınlaşan naif yorumları da eleştirmek gerekiyor: Mevcut rejimin otoriterleşme ve ekonomik ilişkiler gibi her kritik ajandasında başat roller oynayan Yıldırım’dan seçimler sonrası demokratik bir tavır beklemek yanlıştı.

Binali Yıldırım, Türkiye’de İslamcı otoriter rejimin sempatik yüzüdür. Ancak genel hatları ile İslamcı rejimin ne otoriter ne ekonomik ilişkileri konusunda farklı bir konumdadır. Dolayısı ile Yıldırım’ın İstanbul seçimleri için “murdar” kelimesini kullanması şaşırtıcı değildir. Yıldırım’ın diğer İslamcı elitlerden farklı tek yönü daha sık gülümsemesidir.

İslamcılık seçkinci ve vesayetçi bir yöne savrulurken, seçim sürecinde adaylara yardımcı olması için dağıtılan CHP broşüründe şu yazıyor: “Ne mutlu ki dağdaki çobanla profesörün eşit oy hakkı var!”

Esasen tarihi bir zaman diliminden geçiyoruz: Kemalist seçkinlerin vesayetini eleştirmekten doğan İslamcılık, seçim sonuçlarını ret etmek eşiğine kadar geldi.

Ucuz soğan bulmak için market önünde kadınların birbirini ezdiği günün akşamı İslamcı seçkinler ile eski devrin artığı İstanbul burjuvazisinin en kompradorları Çırağan Sarayı’nda eğleniyorlar.

AKP’nin bundan sonra yenilenmesi, değişmesi, dönüşmesi mümkün değildir. Böyle beklentiler ya bilgisizlikten yahut politik motivasyondan dolayı dile getirilmektedir.

Hatta büyük olasılıkla AKP demokrasi karşıtı siyasi dili, tabanında daha da yaygınlaştırmak için uğraşacaktır. AKP, kısa zamanda İslamcı bir seçkinci söylem ile demokrasi karşıtı dilini keskinleştirecektir.

Ekonomik ve başka nedenlerden dolayı AKP’nin pragmatik hamleleri ise hiçbir zaman yapısal büyüklükte ve nitelikte olmayacaktır.

AKP artık Shrodinger’in dolabındaki tabaklar gibidir. Bu tabaklar henüz kırılmamıştır ancak dolabın kapısına dayanmışlardır. Birisi dolabı açarsa bu tabaklar dökülüp kırılacaktır. Tabakları kırmamanın yegâne yolu ise dolabı hiç açmamaktır.

AKP henüz “kırılmamıştır” ama ekonomik yahut yargısal reformlar yapamaz yani “dolabın kapağını” açamaz. Çünkü AKP, var oluşunu normalleşmeye tahammülü olmayacak ekonomik ve politik ilişkilere endeksli hale getirmiştir. AKP artık anormal yollarla gücünü koruyabilir.

O nedenle AKP’nin “dolabın kapağını” açmak zorunda kalacağını beklemek naif ve yanlış bir beklentidir.

.

Facebook Yorumları

Kod8
17.05.2019
Ekonominin fiilen nasıl durduğunu izliyoruz
12.05.2019
İslamcı postmodern darbe
6.05.2019
Yeni parti hangi boşluğu dolduracak?
27.4.2019
Sistem tıkandı: Rejim bunalımı kapıda
18.4.2019
"Yeter söz milletindir" öldü, yaşasın "son söz YSK’nindir"
11.4.2019
31 Mart’tan sonra Erdoğan: İstikamet Kürt Sorunu
4.4.2019
Yerel seçimlerin sonucu
28.3.2019
31 Mart Seçimleri: Devlet partisi mi, parti devleti mi?
7.3.2019
Türkiye’de İslami grup teorisi
3.3.2019
'Türkiye’de bundan sonra seçimle iktidarın değişeceğine inanıyor musunuz?'
25.2.2019
Ekonomik krizin olası sonuçları: Üç senaryo
15.2.2019
Olağan şüpheli olarak ekonomi
11.2.2019
Papa, İslam ve Türkiye
25.1.2019
Türkiye’nin rejimi: Bilim ne diyor?
4.1.2019
2019’a girerken Türkiye: Normalleşmenin haram olduğu ülke
14.12.2018
Alaturka adalet: Maslahat mülkün temelidir
30.11.2018
Bir Şark kurnazlığı: 'Anneleştirmek'
23.11.2018
Seküler İhvan ve Erdoğan
8.11.2018
Türkiye’de kimlik tartışmaları: Lafla yürümeyen peynir gemisi
25.10.2018
Ezilenin rızası: Ters sosyoloji
20.10.2018
Sağ Kemalizm ve ordu
12.10.2018
Krizin köklerine bakmak: İslami hareketin rantiyeci doğası
30.9.2018
Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti
20.9.2018
Ekonomik kriz ve devlet: çıkış mümkün mü?
13.9.2018
Türkiye’nin Suriye’de büyük hayalleri: İdlib
3.9.2018
Türkiye: Sağcı bir memleket
25.8.2018
Türkiye’den Ortodoks ekonomik politika beklemek gerçekçi mi?
15.8.2018
Ekonomik kriz: Türkiye’yi yanlış okumak
9.8.2018
Türkler Amerika’dan neden nefret ediyor?
2.8.2018
Türkiye ve Amerika: İslamcı bir kopuş mümkün mü?
26.7.2018
İslamcılar tarikatları bitirir mi?
18.7.2018
Türkiye’nin İslamcıları ve Faiz Konusu
11.7.2018
Yeni Devletin sahibi kim?
26.6.2018
AKP'nin rakibi artık siyasi partiler değil
22.6.2018
Helva Tanrı’dan kek Devletten: Türklerin gerçekleşen ütopyası
15.6.2018
İslami Devrim’in gölgesinde Türk siyaseti
8.6.2018
Osmanlının mirasçısı kim?
31.5.2018
İslami geleneği yenilemek mümkün mü?
26.5.2018
İslamcılığın halleri ve Türkiye’nin İslamcıları
16.5.2018
Cemaatin entelektüel krizi
9.5.2018
Gülen Cemaati bu noktaya nasıl geldi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net