Hakan Aksay

T24



Bookmark and Share

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat


14.08.2019 - Bu Yazı 68 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ölüm, hayatımızın en güçlü ve şiddetli gerçeği. Bütün uzlaşmaların ve umutların bitiş noktası.

Sonrası meçhul bir karanlık olduğu için ölümün ardında bir şeyler bulunduğundan hiç kimse tam olarak emin değil. İnançlıların da ölüme bu kadar üzülmesinin nedeni burada gizli.

Üzüntü... Ölümün ürettiği en yaygın duygulardan biri.

Ne demeli? Ne şekilde düşünmeli? Nasıl kabul etmeli ölümü?

Bundan sonra söylenecek her cümle “büyük laf etmek” olur. Onun için kendi sözümle riske girmektense, Marcus Aurelius’un yazdığını aktarayım:

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.” (Düşünceler, sf. 115)

Sana bunu söylemesi kolay be büyük imparator! Be ulu filozof! Ama ya dört yaşındaki çocuğun ölüm tehlikesine ne demeli? Ya da çocukların annelerinden ve babalarından önce ölmesine? Ya da... Ya da...

 BAYRAMIN BİRİNCİ GÜNÜ:

Antalya’dan arife günü aldığımız haberler, sınıf arkadaşımız Hakan Tutgun’un yolun sonuna gelmiş olabileceğini düşündürüyordu. Yazık!..

Oysa onu ziyaret etmeyi çok istemiştim. Olmadı bir türlü. Şimdi yoğun bakımda onu göstermezler de.

Belki bir mucize olur. Ve sağlığı yeniden iyiye gider...

Dört-beş gün önce Antalya’ya gitme kararı almıştım. İki amacım vardı: Hakan’ı ve Öykü Arin’i ziyaret etmekti (4 yaşındaki Öykü Arin’i, onun ve ailesinin lösemiyle mücadelesini duymayan kimse kalmadı galiba; ben de onun hakkında yazı yazmış ve annesi Eylem’le canlı yayın yapmıştım).

Hakan yoğun bakıma düşünce Antalya’ya gitmekten vazgeçmiş, ama bunu Eylem’e söylememiştim.

Bayramın birinci günüydü. Sabah erkenden uyandığımda oraya gitmem gerektiğini hissettim. Hemen bir İstanbul-Antalya bileti alıp havaalanın yolunu tuttum.

Vardığımda ilk uğradığım yer Hakan’ın yattığı hastaneydi. Eşi fenalaşıp eve gitmişti. Yoğun bakımın hiç de yoğun olmayan koridorlarını tek başıma arşınladım durdum. Elbette yanına giremedim (çünkü yasalar ve kurallar sevgiyi, kaygıyı, dostluğu değil “kan bağı”nı temel alıyordu). Doktorla da görüşemedim. Hemşire bile yarım yamalak sözlerini hastane telefonundan telaffuz etti.

Ne kızdım, ne tartıştım. Bir süre orada kaldım. Hakan’a belki yalnızca birkaç metre mesafedeydim. Ama aramızda bir duvar ve asla açılmayan bir kapı vardı. Sonra içimden onunla vedalaşarak oradan ayrıldım.

Öykü Arin’i çok iyi buldum. Kanseri atlatma yolunda iyi bir mücadele veriyor. Onunla, annesiyle, babasıyla, yakınlarıyla sıcak bir görüşme yaptım. Mutlu oldum.

Ardından havaalanına ve oradan da İzmir’e geçtim.

İçimde iki umut vardı: Büyük olanı küçük kız içindi. Sınıf arkadaşım için de sanırım küçük bir umut duymaya hakkım vardı.

BAYRAMIN İKİNCİ GÜNÜ:

Gece vakti İzmir’e indikten bir saat sonra haber geldi. Hakan ölmüştü.

Üstelik ölümünü duyuran kendisiydi. WhatsApp grubunda onun telefonundan eşi yazmıştı o kısa cümleyi: “Hakan’ı kaybettik...”

Sonra bir sessizlik... Bir çaresizlik, bir yenilmişlik duygusu... Aylardır beslediğimiz umudun aniden ortadan kayboluvermesinin yarattığı soğuk boşluk...

Çok üzüldüm.

Neden? Neden üzüldüm diye düşündüm.

Ölüm, doğal ve kaçınılmaz değil mi? Kapıları teker teker çalarak ilerliyor işte. O halde?..

Peki, benim Hakan için bu kadar üzülmem şaşırtıcı değil miydi? Okul yıllarında da, son dönemde de benim en yakın arkadaşlarımdan değildi. Hatta bazen hayata çok farklı açılardan baktığımızı hissederdim.

Bu sorunun tam cevabını bilmiyorum. İşin bir bölümü, hepimizin gençlik yıllarıyla, sınıfımız ve anılarımızla kurduğu güçlü bağlarla ilişkili. İkinci ve daha gizemli olanı ise artık ölümün yaklaştığı yerlerde ve kişilere karşı eskisi gibi olmayı başaramam.

Ölümü ve gücünü merak ediyorum. Bunun için dün gasilhanede onu, morlaşarak küçülmüş yüzünü, biri çizgi halinde diğeri biraz daha açık kalmış gözlerini gören birkaç kişi arasında ben de vardım.

BAYRAMIN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ: 

Evet, dün İstanbul Karacaahmet’te cenaze günümüzdü. Sıcak ve ağır geçti. Bir cenazede genellikle neler oluyorsa onlar oldu.

Sonra oraya gelen yaklaşık 20 kişilik grubumuzun büyük bölümüyle bir yerde oturup sohbet ettik. Hayat ve ölüm hakkında. Ben sıranın kime gelmekte olduğunu sordum; kimse gönüllü olmadı, mizahi tahminler uçuştu havada, şakalaştık, gülüştük.

Aslında konunun önemli bir yanı da burada gizleniyordu belki. Biz her ölümde biraz da kendi ölümümüzü görüyoruz. Korkumuzun, üzüntümüzün, çaresizliğimizin bir bölümü burada yatıyor.

Üstelik bu kez ölen aramızdan biriydi.

Yaklaşık bir sene önce toplanarak “40 yıl sonra merhaba” demiştik birbirimize.

Bir de WhatsApp grubumuz var(dı) ki, pek çoğumuz başlangıçta “Yakında bu grup dağılır, her gün yüzlerce mesaj gönderilmesi zaten saman alevine benziyor” diye düşünüyordu.

Öyle olmadı.

Grup dağılmadı ve zayıflamadı.

Son altı ay içinde grupta en çok konuşulan konu, dün toprağa verdiğimiz arkadaşımızın hastalığı ve yaşam mücadelesiydi.

O, hastalık şokunu yaşadığı kısa bir süre dışında hemen her şeyini bizlerle paylaştı, bize yazdı.

Bu yaptığı (hemen her şeyi paylaşmak, sormak, açıklamak) doğru muydu yanlış mıydı? Kim bilebilir! Herkese göre değişir. Bir başkası yalnız ölmeyi tercih edebilir. O ise paylaşarak umudunu ve gücünü arttırmayı denedi.

Peki ya 40 yıl sonra insanların WhatsApp’ta birbirlerine bu kadar yoğun ilgi göstermesi neden sizce? Bu normal mi? Onca yıl geçti. Ve zaman, aslında bizi birbirimizden çok farklı yerlere götürdü.

Sanırım iki sorunun cevabı da “yalnızlık”tan geçiyor. Bunca iletişim, internet, kalabalıklar içinde milyonlarca insan yapayalnız...

BAYRAMIN DÖRDÜNCÜ GÜNÜ:

Ölümün soğumaya başladığı andan itibaren, insanlar her zaman yaptıkları gibi kendilerinin de bir gün öleceğini unutma moduna geçiyorlar. Bu durumda sarf edilen banal bir cümle var: “Hayat devam ediyor.”

Evet, hayat devam ediyor. WhatsApp grubumuz, en aktif üyesini kaybetmenin şaşkınlığıyla uyandı bugün. Ama eminim yakında atlatacak.

Bir süre sonra Hakan’sız toplanacağız ve onu birkaç cümleyle anacağız. Bir başka sınıf arkadaşımız olan Haluk Aydın’ın ölümünden sonra düzenlediğimiz yemeğin başında ben birkaç cümle etmeye çalışırken Hakan’ın “Ne o Aksay, öteki dünyayla da mı canlı bağlantı kuracaksın şimdi?” diye şaka yaptığını hatırlatacağım. Ve iki hafta önceki telefon görüşmemizde bana “Sonbaharda Antalya’da bir toplantı organize eder misin?” ricasını gerçekleştirememiş olmanın verdiği hüznü hissedeceğim.

Sonra belki başka kanser vakaları gelecek gündemimize. Birileri daha ayrılacak aramızdan. Eksilmeyi sürdüreceğiz.

Kendi aramızda belli belirsiz fikir ayrılıkları olacak. Ölüm sırasında öne geçene moral vermek için yemin billah kurtulacağını telkin edeceğiz. Belki ben kırıp kızdırmaktan korkarak birkaç film ve kitap önerisiyle ölüme hazırlık ve kalan zamanı özgürce değerlendirme mesajı vermeye çabalayacağım beceriksizce.

Ve devam edecek hayat. Ölümler de devam edecek. Hem de öyle bayram seyran dinlemeden...

.

Facebook Yorumları

Emlak8
14.08.2019
Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat
4.06.2019
Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi
18.05.2019
Ne güzel başbakanımızdın sen, Binali Abi!..
26.4.2019
Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım
20.4.2019
İmamoğlu mazbatayı aldı ama devrim falan olmadı, İstanbul fethedilmedi, ‘hürriyet kavgası’ kazanılmadı
12.4.2019
Sayın Sadi Güven, Gladyatör filminin 141. dakikasını izlediniz mi?
30.3.2019
Erdoğan küskün muhalifleri oy kullanmaya ikna etti
15.3.2019
Vedalaşma zamanı...
23.2.2019
Erdoğan’ın ‘zırhlı araba’ merakı, Putin’in dalga geçen cevabı
25.1.2019
Erdoğan - Putin #10YearChallenge: Bir ‘like’ yapıp geçse miydim?
18.1.2019
Kapasitesi sınırlı ve narin hafızalarımızda bu kadına özel bir yer ayıralım lütfen!
11.1.2019
Rusya: Suriye'de ‘aslan' ama ya ‘dünkü kardeşleri' ile?
6.1.2019
Sonu zaferle bitmeyen mücadeleler her zaman kayıp hanesine mi yazılır?
30.12.2018
Eksik bir yılbaşı gecesi: Bir mucize olsa da 2019'da hayat normale dönse...
23.12.2018
Tek bir söz hayat verir, tek bir söz için hayat verilir
16.12.2018
Hayatımızın kıyısından geçip giden insanlarla beraber neler kaybediyoruz?
9.12.2018
Seks iyi hoş da, erkekler pek zavallı...
26.11.2018
Gazetecilik, yazarlık ve parasızlık üzerine
19.11.2018
Tanya'ya mektup: Bugün senin ölümünün dokuzuncu günü...
11.11.2018
Çocukları çok mu seviyorsunuz, milliyetçi bayım? Hangilerini?..
4.11.2018
'Sıla'yı savunmak' veya 'çarpıcı' bir Türk erkeğinin ikiyüzlü öfkesi
28.10.2018
Cesaret üzerine sorular
25.10.2018
Bekir Ağırdır: ‘Gün Olur' yeni MC iktidarı kurulur...
21.10.2018
Güzel ve talihsiz bir ülke ve ona benzeyen bir kadın...
14.10.2018
Kabasınız, kaygısızsınız, saygısızsınız, densizsiniz, özensizsiniz; hayat size güzel...
7.10.2018
‘Çok cahilsin, keşke ölsen! Ama madem çok güçlüsün, o halde ben de...'
30.9.2018
7 soruda Rusya'nın Suriye'deki üç yılı
23.9.2018
Ruhumun acelesi var, an'ı yaşamak istiyorum...
16.9.2018
Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?..
3.9.2018
Seçim bugün olsa sandığa gitmem. Ne yani, Kemal Bey, sizce ben AKP'li miyim?
27.8.2018
Yazacak bir şey yok artık, okuyacak da, konuşacak da... Sadece fotoğraflara bakın!..
19.8.2018
Ermenistan'ın hızlı değişimi: Darbe? Devrim? Karşı devrim?..
12.8.2018
‘Dolara molara' karşı Allah'a, imana yaslanan bir iktidar düşürülebilir mi? Asla!
5.8.2018
Rus komünistleri ve bizim CHP: Bıkkınlık ile tiksinti arasında
29.7.2018
Solculuğunuz, sağcılığınız, milliyetçiliğiniz falan sizin olsun; insanlıktan haber verin siz!
22.7.2018
Bizde böyle bir cumhurbaşkanı mı? Ne diyorsunuz! Ya devlet ciddiyeti?
15.7.2018
İktidar kalitesi, muhalefet kalitesi, hayat kalitesi...
8.7.2018
Muharrem Bey'e açık (sözlü) mektup
1.7.2018
‘Her şeyin bittiği yer'de (?) kötümserlik ve iyimserlik üzerine
24.6.2018
Kelebekler, hayat, ölüm ve ‘kelebek etkisi'
17.6.2018
Seçim sonucu tahminleri ve 25 Haziran'da Erdoğan, Bahçeli, İnce, Akşener...
10.6.2018
İyi başlayan İnce iyi bitirebilir mi? Cumhurbaşkanı seçilemezse CHP lideri olur mu?
3.6.2018
Adaletsiz şartlarda mücadele ve her şeye rağmen giderek büyüyen ‘sürpriz' ihtimali
27.5.2018
‘İkinci sınıf aday' İnce, CNN Türk'te ‘cici gasteciler'in tadını kaçırdı
20.5.2018
Seçim süreci Kürt düşmanlığı virüsünden kurtulmak için bir fırsattır
13.5.2018
Tabii kazanırsınız da... Diyelim ki olmadı... Erdoğan'dan sonra ne yapacaksınız beyler?
6.5.2018
Bu sefer Erdoğan yenilgiye uğratılabilir
29.4.2018
Sayın Gül, aynı anda hem cesaret hem de ürkeklik sergilemeyi başardınız
22.4.2018
Seçim sürecinin tembelleri, karamsarları, mızmızları ve ürkekleri üzerine
15.4.2018
Trump'ın tuhaf saldırısı, Esad'ın mutluluğu ve Erdoğan'ın riskleri
9.4.2018
Ünlü bir sanatçının ölümü
1.4.2018
‘Komünistler Moskova'ya!' sloganından bu yana değişenler ve değişmeyenler
25.3.2018
Hedef 20 milyon tirajlı Hürriyet olmalı!
19.3.2018
İstiklal Marşı'nın bestesi için önerim, Orhan Gencebay'ın Batsın Bu Dünya şarkısıdır
11.3.2018
İnternetten boşuna gelen mesajlar ve bir türlü gelmeyen mektuplar
4.3.2018
Putin ABD'yi tehdit etti, 120 dakikada 60 alkış aldı, seçimleri kazandı
25.2.2018
Asansördü, yorgandı, damacanaydı derken: Allah erkeklere yardımcı olsun
18.2.2018
Ya soyağacınızın dallarına sevmediğiniz uluslar tünemişse?
11.2.2018
Biz seninle böyle anlaşmamıştık, Nabi Bey!..
4.2.2018
Memleket isterim...
28.1.2018
Erkekler için aşk, oyun ve iktidar
21.1.2018
Rusya, Türkiye'nin askerî harekâtından gerçekten rahatsız
14.1.2018
Diktatörün 'sağ kolu' olmak
7.1.2018
Rusya medyasında Türkiye’ye yönelik önemli iddialar
24.12.2017
Kemal Bey 2019’da yüzde 60’la Yunanlıları yenecek
17.12.2017
Gülümse, hadi gülümse, bulutlar gitsin
10.12.2017
ABD: Bırakın kavga etmeyi, siz kardeşsiniz!..
4.12.2017
Ne de olsa aynı gemide miyiz? Sizinle mi? Daha neler!..
26.11.2017
Erdoğan ile Putin’in ‘dostluğu’ bozulursa ne olur?
19.11.2017
Depremlerde Kürtlerden başka kimlerin gebermesini isterdiniz?
12.11.2017
Atatürkçülük meselesi ve yalan makinesi
22.10.2017
Şarkı dinlemek tehlikelidir bazen
8.10.2017
Tek bir cümle için…
1.10.2017
Erdoğan-Putin zirvesi: ‘Eski dostum Esad’ ile barışmaya doğru
24.9.2017
Sıkıysa vazgeçin iktidardan, siyasi güçten, paradan puldan da görelim!
11.9.2017
Enseste karşı adalet mitingine var mısınız, Kemal Bey?
3.9.2017
Macron’un kabalığı, Erdoğan’ın kibarlığı, Fransız ve Türk raconları..
27.8.2017
Kefenleri giymeye hazır mıyız?
20.8.2017
Kaçınız katilsiniz? Kaçınız sapık? Kaçınız hırsızsınız? Kaçınız âşık?
6.8.2017
‘Made in USA’ hazır devlet başkanı, ihtiyacı olan buyursun!
10.7.2017
Adalet Yürüyüşü iktidarın 2019 hesaplarını bozdu
26.6.2017
Dindar mı, yoksa sapık mı?
11.6.2017
Eyvah, TKP bölünmüş; ne yapacağız biz şimdi?..
4.6.2017
Kusura bakma Nâzım, sana gelemedim, ama mazeretim vardı!
28.5.2017
Ermenistan izlenimleri: Ağrı Dağı kimin? Ya Sarı Gelin?
21.5.2017
Türkiye-Rusya: Barıştık, ilişkiler düzeldi, demekle her şey hallolur mu?
7.5.2017
Susun artık, Sayın Baykal, bırakın lütfen, gidin!
11.4.2017
Ya Putin de referandumda hayır oyu kullanırsa?
9.4.2017
ABD’nin Suriye saldırısının Ankara’da bu kadar coşku uyandırması ürkütücü
26.3.2017
Referandum hesapları uğruna Rusya da feda edilebilir mi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive