Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Hakan Aksay

T24



Bookmark and Share

'Sıla'yı savunmak' veya 'çarpıcı' bir Türk erkeğinin ikiyüzlü öfkesi


4.11.2018 - Bu Yazı 183 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Önceki gün küçük bir kasaba lokantasındaydım.

Yan masadan Sıla ile Ahmet Kural’ın ilişkisi üzerine uzunca bir anlatı ve yorum dinledim.

Baktım, konuşan 75-80 yaşında bir kadın.

Her ayrıntıyı biliyor neredeyse; ilişki ne zaman başladı, ne zaman küstüler, ne zaman barıştılar, şimdi bu dayakla ilgili kim ne söylüyor...

Bizim T24’ü açtım, gözlerime inanamadım: 20 bölümlü manşetler arasında 6 haber bu konuya ayrılmış.

Önce “çok mu magazinleştik” deme eğilimindeydim. Sonra okuduklarım ve duyduklarım, bana meselenin Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri haline geldiğini gösterdi.

Hayır, dalga geçmiyorum ve küçümsemiyorum.

Ama kafamda bir şeyleri oturtmaya çalışıyorum.

Yazmaya başlamadan bizim lise arkadaşlarının Whatsapp grubuna danışıyorum yazı konusunu.

Bir arkadaşım “gülücük” eşliğinde şu satırları gönderiyor:

“Yevmiyesi geçen yıldan bu yana artmayan zeytin işçisinin sabah zeytin toplarken, kapıcının yüzü gözü mor ve dudağı patlak karısının akşam üzeri çöpü çıkarırken Sıla’yı konuşup heyecanlanması ne ilginç!”

Evet, gündem bu.

*          *          *

“Kadınlar öldürülüyor bu coğrafyada, yaralanıyor, tecavüze uğruyor, satılıyor… Evde şiddet sıradan, günlük bir uygulama… Konuya sadece Sıla ile bakarsak ikiyüzlülük yapmış olmaz mıyız?”

Elbette. Ama şimdi Sıla da bir vesile oluyor şiddeti tartışmak ve mahkûm etmek için.

İyi ki içine atmadı ve konuyu kapatmadı Sıla (bu arada geçmişte de şiddet gördüğünü okudum ve eğer öyleyse neden o zaman sustu diye düşündüm; “sevginin ve alışkanlığın gücü” mü deniyor buna? Ya da 45 dakikalık dayak ile savcılığa gitme arasında geçen uzun zaman dilimi içinde neler düşündü acaba, neler hissetti?).

Konuşalım. Yazalım. Sadece Ahmet Kural denilen kişiyi değil (ama elbette onu da). Ve sadece bu olayı değil (ama madem gündem, en çok onu)…

Bu arada “Sıla ne kadar doğru söylüyor?”, “Reklam mı yapıyor?”,“Adam dövmüş de, acaba neden dövmüş?” türü tepkileri ele almayacağım. 35 yaşındaki aktörün pek de başarılı oynayamadığı “Sıla’dan ve bütün kadınlardan özür dilerim” sahnesini de...

Ne var ki konuya girmeden film şeridini hızla geriye doğru sarmakta yarar olabilir:

Tacizle suçlanan Talat Bulut’u ve kendini aklamak için söylediklerini hatırlayalım.

Ya da Erkan Petekkaya’nın “tercih kriteri”ni: “Nurgül Yeşilçay’ın nesini taciz edeceğim? Beyonce mi o?”

İbrahim Tatlıses ve Müslüm Gürses gibi, adları sık sık dayak kelimesiyle yan yana gelmiş adamların önünde ceketini ilikleyen toplum olduğumuzu...

Daha da gerilere giderken Fikret Hakan ile HümeyraYılmaz Güney ile Nebahat Çehre takılsın anılar arşivinde gözümüze… Ve daha pek çok kişi ve olay...

*          *          *

Bu yazıyı yazmaya hemen karar veremememin nedenlerinden biri, tartışmanın merkezindeki ilişkiler üzerine ahkâm keser, “aşk uzmanı” ve “yaşam koçu” havası atar durumuna düşmekten korkmamdı. Biliyorum, son zamanlarda fazlasıyla cazip oldu bu konular…

Bir başka neden, magazin gündemini yakından izlemiyor olmamdı.

Doğrusu, bu çocuğun adını duyunca yüzüyle çakıştıramadım ilk önce.

Sonra kendi kendime “Haa, hatırladım, bu da onlardan biri”dedim. “Onlar”, benim için son yıllarda ortaya çıkıp kısa sürede “yıldız” haline getirilen, annelerinin galiba “aman oğlum, sen bir tanesin!” diye pışpışlayarak yetiştirdiği, genel kültürü oldukça sınırlı da olsa özgüveni aşırı güçlü, “çok yakışıklı” olduğuna ölümüne inandırılmış, kamera karşısında en başta çatık kaşlı “sert erkek” pozu olmak üzere az sayıda duyguyu hakkıyla yansıtmakla yetinen, tecrübe ve mütevazılık yoksunu bazı gençler…

Bu yazdıklarıma “fesatlık” da diyebilirsiniz, “kıskançlık” da, “yüzeysellik” de… Hepsinde doğruluk payı olabilir. Geçen gün bir grup genç kızın “bu kumaştan” bir genç sanatçıya nasıl bayıldığına ilişkin sohbetine kulak misafiri olduğumda, kendimi ölüm zamanı çoktan geldiği halde hâlâ ortalarda fuzuli dolaşıp bir de utanmadan yorum yapan bir fosil gibi hissettim.

Dayı dayı yürüyen, keskin bakışlı, “erkekleri tehdit kadınları tahriketmeyi” birinci vazifesi saydığı izlenimini veren bu delikanlılardan birkaçının öyküsünü okuyup izlemişliğim vardı.

Doğrusu sesini ve üslubunu beğendiğim Sıla ile Ahmet Kural denilen kişinin adını yan yana gördüğümde içimde “Vur kadehi ustam, iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze” duygusu titremişti… (“Karşı cinslerin birbirinde neler aradığı” meselesi uzun ve alengirli olabilir ve içinden çıkamayabilirim; onun için “gönül bu, her türlü otu tercih edebilir” bilgeliğini hatırlayıp acele kapatıyorum konuyu.)

*          *          *

Kural’ın nasıl biri olduğu galiba artık sır değil. Genç kadınların önemli bölümü için sanırım oldukça “çarpıcı bir Türk erkeği”... Sert ve kararlı pozları çok “etkileyici”...

Bizde insanların büyük bir zevkle ve özenle “sevgi” duygusunun kuyruğuna yapıştırdıkları “kıskançlık” özelliğini cömertçe ve istediği tarzda kullanan biri...

Birkaç yıl önce bir başka kadının parmağını neredeyse keyifle kırmış...

Sıla’yı “sahiplendikten” bir süre sonra ona da kendi dağarcığına uygun roller yazıp bildirmeye başlamış: “O kadınla konuşmanı istemiyorum!” Plan yürümeyince de doğanın kendisine bahşettiği “erkeklik sorumluluğu” gereği kaslarını kullanmakta beis görmemiş.

Sonuçta kendini, “kendine ait” zannettiği bir kadın karşısında “sahip”, “sorumlu” ve “yönlendirici” sayıyor (ama kötü niyeti yok, bütün bunlar “sevgiden” tabii, “aşktan”). Yakınlaştığı kişiyi anında kendi malına dönüştüren bu – içi kof da olsa – yüksek egolar açısından “eşit haklı ilişki” ve “sorumluluk paylaşımı” diye bir şey yok! Çoook fedakâr ve koruyu-kollayıcılar çook!

Ha, bir de “öfke kontrolü” denilen şeyi önemsemeye gerek görmüyorlar. Çünkü özünde kendilerine güvensiz ve zayıf kişilikler, gizli sünepeler!.. Sinirlenme ve bazen “kükreme”, “kırıp dağıtma” hakkını “ne yapalım, asabi tabiatlı(yım)” kisvesi altında haklı çıkarmaya o kadar alışmışlar ki... Ve aslında kişilik özelliğinin doğal sonucu olarak gördükleri o sinir anlarında kısa süreliğine de olsa çevresindekileri korkutmaktan ve bu durumun “normal” görünmesinden derin bir haz duyuyorlar.

Sinirlendin mi? Çek vur kardeşim! Elini korkak alıştırma! Zaten herkes asabi bu ülkede, halden anlarız biz!..

Bu tipten adamlara “erkeğin asıl gücü nerededir?” diye soru sormanın anlamı var mı?

*          *          *

Toplumca keyifle ve iştahla tartışıyoruz Sıla’nın başına gelenleri… Bilip anlamadan şeytanın avukatlığına soyunan ucuz polemikçilerden geçilmiyor.

“Sıla’yı savunmak” garip bir misyon…

Sıla’nın gücü, geçmişte kritik anlarda doğru bildiğini açıklamaya ve güçlülerin tepkisine (konser yasaklamalarına, linç girişimine vs.) karşı koymaya yetmişti.

Bugün de doğru gördüğü bir tavır uğruna kendini, ilişkisini, duygularını, hatalarını, hoyratça konuşmaya meyilli bir toplumun operasyon masasına yatırabiliyor.

Onu savunmaya gerek yok. Kendimizi savunalım biz.

Huzurlu ve özgür bir hayat için şiddete karşı çıkmayı başaralım.

Gücü olan herkesin kendisinden daha zayıf gördüğüne psikolojik ve fiziksel zulüm uygulamasına dur diyelim.

Kadınlara, çocuklara ve hayvanlara karşı uygulanan şiddete cesaretle direnelim.

Farklı biçim ve yöntemlerle durmadan kafalarımızı duvarlara vuran, bizi yerlerde sürükleyen, tehdit eden, sonra da bütün bunların “sevgiden” olduğunu söyleyerek bizimle alay eden ya da “sadece kolunu tutmuştum, pardon” diye riyakârlık yapan her türden “erkeklik ve iktidar sevdalıları”na karşı her yerde sesimizi yükseltelim.

Mesele Sıla’yı değil, kendi hayatımızı, şiddet ve baskısız yaşama hakkımızı savunmaktır.

.

Facebook Yorumları

Kod8
11.11.2018
Çocukları çok mu seviyorsunuz, milliyetçi bayım? Hangilerini?..
4.11.2018
'Sıla'yı savunmak' veya 'çarpıcı' bir Türk erkeğinin ikiyüzlü öfkesi
28.10.2018
Cesaret üzerine sorular
25.10.2018
Bekir Ağırdır: ‘Gün Olur' yeni MC iktidarı kurulur...
21.10.2018
Güzel ve talihsiz bir ülke ve ona benzeyen bir kadın...
14.10.2018
Kabasınız, kaygısızsınız, saygısızsınız, densizsiniz, özensizsiniz; hayat size güzel...
7.10.2018
‘Çok cahilsin, keşke ölsen! Ama madem çok güçlüsün, o halde ben de...'
30.9.2018
7 soruda Rusya'nın Suriye'deki üç yılı
23.9.2018
Ruhumun acelesi var, an'ı yaşamak istiyorum...
16.9.2018
Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?..
3.9.2018
Seçim bugün olsa sandığa gitmem. Ne yani, Kemal Bey, sizce ben AKP'li miyim?
27.8.2018
Yazacak bir şey yok artık, okuyacak da, konuşacak da... Sadece fotoğraflara bakın!..
19.8.2018
Ermenistan'ın hızlı değişimi: Darbe? Devrim? Karşı devrim?..
12.8.2018
‘Dolara molara' karşı Allah'a, imana yaslanan bir iktidar düşürülebilir mi? Asla!
5.8.2018
Rus komünistleri ve bizim CHP: Bıkkınlık ile tiksinti arasında
29.7.2018
Solculuğunuz, sağcılığınız, milliyetçiliğiniz falan sizin olsun; insanlıktan haber verin siz!
22.7.2018
Bizde böyle bir cumhurbaşkanı mı? Ne diyorsunuz! Ya devlet ciddiyeti?
15.7.2018
İktidar kalitesi, muhalefet kalitesi, hayat kalitesi...
8.7.2018
Muharrem Bey'e açık (sözlü) mektup
1.7.2018
‘Her şeyin bittiği yer'de (?) kötümserlik ve iyimserlik üzerine
24.6.2018
Kelebekler, hayat, ölüm ve ‘kelebek etkisi'
17.6.2018
Seçim sonucu tahminleri ve 25 Haziran'da Erdoğan, Bahçeli, İnce, Akşener...
10.6.2018
İyi başlayan İnce iyi bitirebilir mi? Cumhurbaşkanı seçilemezse CHP lideri olur mu?
3.6.2018
Adaletsiz şartlarda mücadele ve her şeye rağmen giderek büyüyen ‘sürpriz' ihtimali
27.5.2018
‘İkinci sınıf aday' İnce, CNN Türk'te ‘cici gasteciler'in tadını kaçırdı
20.5.2018
Seçim süreci Kürt düşmanlığı virüsünden kurtulmak için bir fırsattır
13.5.2018
Tabii kazanırsınız da... Diyelim ki olmadı... Erdoğan'dan sonra ne yapacaksınız beyler?
6.5.2018
Bu sefer Erdoğan yenilgiye uğratılabilir
29.4.2018
Sayın Gül, aynı anda hem cesaret hem de ürkeklik sergilemeyi başardınız
22.4.2018
Seçim sürecinin tembelleri, karamsarları, mızmızları ve ürkekleri üzerine
15.4.2018
Trump'ın tuhaf saldırısı, Esad'ın mutluluğu ve Erdoğan'ın riskleri
9.4.2018
Ünlü bir sanatçının ölümü
1.4.2018
‘Komünistler Moskova'ya!' sloganından bu yana değişenler ve değişmeyenler
25.3.2018
Hedef 20 milyon tirajlı Hürriyet olmalı!
19.3.2018
İstiklal Marşı'nın bestesi için önerim, Orhan Gencebay'ın Batsın Bu Dünya şarkısıdır
11.3.2018
İnternetten boşuna gelen mesajlar ve bir türlü gelmeyen mektuplar
4.3.2018
Putin ABD'yi tehdit etti, 120 dakikada 60 alkış aldı, seçimleri kazandı
25.2.2018
Asansördü, yorgandı, damacanaydı derken: Allah erkeklere yardımcı olsun
18.2.2018
Ya soyağacınızın dallarına sevmediğiniz uluslar tünemişse?
11.2.2018
Biz seninle böyle anlaşmamıştık, Nabi Bey!..
4.2.2018
Memleket isterim...
28.1.2018
Erkekler için aşk, oyun ve iktidar
21.1.2018
Rusya, Türkiye'nin askerî harekâtından gerçekten rahatsız
14.1.2018
Diktatörün 'sağ kolu' olmak
7.1.2018
Rusya medyasında Türkiye’ye yönelik önemli iddialar
24.12.2017
Kemal Bey 2019’da yüzde 60’la Yunanlıları yenecek
17.12.2017
Gülümse, hadi gülümse, bulutlar gitsin
10.12.2017
ABD: Bırakın kavga etmeyi, siz kardeşsiniz!..
4.12.2017
Ne de olsa aynı gemide miyiz? Sizinle mi? Daha neler!..
26.11.2017
Erdoğan ile Putin’in ‘dostluğu’ bozulursa ne olur?
19.11.2017
Depremlerde Kürtlerden başka kimlerin gebermesini isterdiniz?
12.11.2017
Atatürkçülük meselesi ve yalan makinesi
22.10.2017
Şarkı dinlemek tehlikelidir bazen
8.10.2017
Tek bir cümle için…
1.10.2017
Erdoğan-Putin zirvesi: ‘Eski dostum Esad’ ile barışmaya doğru
24.9.2017
Sıkıysa vazgeçin iktidardan, siyasi güçten, paradan puldan da görelim!
11.9.2017
Enseste karşı adalet mitingine var mısınız, Kemal Bey?
3.9.2017
Macron’un kabalığı, Erdoğan’ın kibarlığı, Fransız ve Türk raconları..
27.8.2017
Kefenleri giymeye hazır mıyız?
20.8.2017
Kaçınız katilsiniz? Kaçınız sapık? Kaçınız hırsızsınız? Kaçınız âşık?
6.8.2017
‘Made in USA’ hazır devlet başkanı, ihtiyacı olan buyursun!
10.7.2017
Adalet Yürüyüşü iktidarın 2019 hesaplarını bozdu
26.6.2017
Dindar mı, yoksa sapık mı?
11.6.2017
Eyvah, TKP bölünmüş; ne yapacağız biz şimdi?..
4.6.2017
Kusura bakma Nâzım, sana gelemedim, ama mazeretim vardı!
28.5.2017
Ermenistan izlenimleri: Ağrı Dağı kimin? Ya Sarı Gelin?
21.5.2017
Türkiye-Rusya: Barıştık, ilişkiler düzeldi, demekle her şey hallolur mu?
7.5.2017
Susun artık, Sayın Baykal, bırakın lütfen, gidin!
11.4.2017
Ya Putin de referandumda hayır oyu kullanırsa?
9.4.2017
ABD’nin Suriye saldırısının Ankara’da bu kadar coşku uyandırması ürkütücü
26.3.2017
Referandum hesapları uğruna Rusya da feda edilebilir mi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8