Hakan Aksay

T24



Bookmark and Share

Vedalaşma zamanı...


15.3.2019 - Bu Yazı 454 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Ne zamandır bu yazıyı yazmaya elim gitmedi. Durmadan erteledim. Çünkü son noktayla veda tamamlanacaktı...

Bu vedayı yazmaya elim gitmedi ne zamandır.

Durmadan erteledim.

20 gün geçti ben bu vedayı yazmaya başlayalı.

Bu yazının sonunda veda tamamlanacak.

Ve seninle yollarımızın ayrıldığını tam anlamıyla beynime kazımış olacağım.

Ben hep böyle vedalaşırım en çok sevdiklerimle.

Yazmadan sevemem, yazmadan ayrılamam, hayatımdan çıkaramam kimseyi.

*          *          *

Ben senden çok uzaktayken geldi ölüm haberin.

Öncesinde ve sonrasında da bir şeyler duydum sanırım ama aklımda en çok kalan o kısa “kara haber cümlesi” oldu.

Toplam iki kelimeydi:

Senin adın...

Ve dünyanın en etkili, en karşı konulmaz, en mahvedici kelimesi: “öldü”.

Birkaç saniye (veya birkaç dakika) süren sakinliğimin nedenini bilmiyorum gerçekten.

Sanırım soğukkanlılık değildi. Kadere boyun eğmek falan da değildi. Duyguların ve düşüncelerin felç olmasıydı belki; tepki verememekti.

Bana söylenen sonraki cümlelerden hangisi beni derin bir çığlıkla gerçek hayata döndürdü ve oturduğum yerde iki büklüm etti hatırlamıyorum.

Ama onca saniye (veya dakika) sonra galiba o korkunç kelime, tüm engelleri aşıp beynime ve yüreğime ulaşmıştı: Sen ölmüştün.

Bu, vedalaşmanın ilk aşamasıydı galiba.

*          *          *

Hemen toparlanıp yola çıkmam gerekiyordu.

Saatlerce süren yolculuktan sonra o masum uykunda yanına yaklaşıp seni öpmem, seninle vedalaşmam...

Ve gece bitmeden seni gömmem.

Yolculuğumun bitmez tükenmez saatleri boyunca seni düşündüm ve ağladım.

Taksi, uçak, metro, otobüs... Biliyor musun, yüzlerce insanın önünde saatlerce gözyaşı döktüm.

Sensiz ve o an sanki tümüyle kimsesiz kalmanın kederini hissederken, o yüzlerce insandan hiç olmazsa birinin acımı fark etmesini, soru sormasa bile ilgiyle bakmasını istedim.

Kimse görmedi.

Ara sıra onların ölümle kıyaslandığında ne kadar boş konuştuklarını ve davrandıklarını görüp sinirlenmeyi aklımdan geçirdim.

Vazgeçtim.

Biraz olsun toparlanabilmek için bazı arkadaşlarıma senin ölüm haberini verdim. Hepsinden taziye mesajları geldi. Ama hiçbiri yaramı hafifletemedi.

Kaleme kağıda dokunmadan seninle vedalaşacağım bu yazıyı yazmayı denedim o saatler boyunca.

Sayfalar dolusu düşündüm.

Ama sonradan tek bir satır yazamadım.

*          *          *

Saatler sonra sana ulaştığımda ilk fark ettiğim, yüz ifadenin her zamanki uyku halin gibi rahat olmasıydı.

Uykunda ölmüştün ve hâlâ uyuyordun. (Bir arkadaşımın sözleriyle: “Sevdiklerimizin uyurken bizi bırakmaları, aslında en güzel terk ediştir.”)

Salonun sevdiğin yerlerinden birinde yatıyordun ve sanki huzurluydun.

Koltuğunda olsaydın yaklaşıp seni öpmem zor olmazdı.

Ama yerde olman belki de daha iyi oldu. Uzanıp seni öpmem için önünde diz çöküp eğilmem gerekti.

Sevgiyle, saygıyla diz çöktüm. Ve seni öptüm...

Bir veda da bu oldu.

*          *          *

Bir süre seni seyrettim. Daha şimdiden özleyerek...

Sonra arkadaşlarımın da yardımıyla kucakladım seni. Son yolculuğuna doğru...

Karanlıktı, soğuktu, yağmurluydu o gece.

Uygun bir yerde mezarını kazdık ve derin uykunda seninle son bir öpücükle vedalaştık.

Birkaç dakikada çamurlu toprağın altında kayboluverdin.

Kimseye söyleyemediğimi şimdi buraya yazayım: Oradan uzaklaşırken bir süreliğine aklımı yitirdim. Seni nasıl gömebildim! Nasıl bu karanlık ve soğukta bırakabildim! Hemen dönüp çıkarmalıydım seni oradan! Hem, ya ölmediysen! Ya ölmediysen!!!

Sonra aklım geri geldi. Oradan ayrıldım.

Vedalaşmayı arkadaşlarla Rus usulü bir içki ve uğurlama töreniyle sonlandırdık. Tıpkı Rusların ölülerinin ardından yaptığı gibi, seninle ilgili anıları paylaştık, gülüştük, ağlaştık.

Başka türlüsü de olamazdı. Sen benim Rus kızımdın. Türünün İngiliz olduğunu söyleyerek hava atma şimdi bana. Sonuçta Rusya’da doğup büyümüştün.

Olgunluk ve yaşlılığın ise Türkiye’de geçmişti.

Ve 13 yaşında sessizce terk etmiştin hayatı.

Labrador için belki bizdeki karşılığıyla 90’lık bir nine olmuştun. Yani artık benden bile epeyce yaşlı, ama kızımdın hâlâ.

Gece bitmiş ama vedalaşmanın son aşaması bu yazıya kalmıştı.

*          *          *

Bilmiyorum ben sana nasıl bir baba olabildim... Mükemmele uzak olduğumu tahmin edebiliyorum gerçi.

Ama ben senden çok şey öğrendim. Pek çok şey. Ve ben daha iyi, daha gelişmiş biri olabilseydim çok daha fazla şey öğrenebilirdim senden. Ne var ki insandım işte. Üstelik çok fazla zaafı olan bir insan...

Senden öğrendiğim ve aynı zamanda yeterince öğrenemediğim şey sevgi idi. Hem de bir “garip sevgi”. Gerçek sevgi. Karşılıksız sevgi...

(Sahi kim karşılıksız sevebilir insanı? Köpeğinden başka?..

Annesi mi? Belki. Ama bazı durumlarda onun da sınırları olduğunu düşünüyorum.

Sevdiğimiz, aşık olduğumuz kişi? Pek sanmıyorum doğrusu.

Hepsinin yakın veya uzak dayanıklılık dereceleri var. Hemen hepsinde bir “karşılık” beklentisi var. Alış veriş diyemezsin elbette. Ama insan verdiğinin karşılığını beklemeye, alamazsa kırılmaya, bazen de kızmaya kodlanmış...

Köpeğiniz olduysa onun sevgisinin sınırsız olduğu duygusunu tatmışsınızdır mutlaka. Hatta siz ne kadar kötü olursanız olun...)

Senin ölümünden kısa süre önce, internette dolaşan, Erkan Hoşsöyler’in çevirdiği ama yazarının belli olmadığı “Neden köpekler insanlardan daha az yaşar?” başlıklı bir yazıya (öyküye?) rastlamıştım. Özetleyeyim:

Bir veteriner 10 yaşındaki İrlanda kurdu cinsi köpeğin uyutulması gerektiğini, yalnızca yetişkinlerin değil 6 yaşındaki çocuğun da çok sakin karşıladığını anlatıyordu. Veda töreninin ardından aile arasındaki sohbette “köpeklerin neden insanlardan kısa yaşadığı” sorusuna çocuğun aniden verdiği cevabı şöyle aktarıyordu:

“İnsanlar iyi olmayı, doğru bir hayat yaşamayı ve herkesi sevmeyi öğrenmek için doğar ve yaşarlar, değil mi? Köpekler zaten bunları bildikleri ve uyguladıkları için bizim kadar uzun kalmalarına gerek yoktur ki!”

Veteriner çocuğun sözlerinden etkilenerek çıkardığı dersleri aktarırken köpeklerin bize neler öğrettiklerini sıralıyordu:

- Sevdiklerin eve geldiğinde mutlaka koş ve karşıla.

- Hiçbir eğlence ve mutluluk fırsatını kaçırma; her fırsatta koş, zıpla, oyna.

- İlgiden sıkılma ve insanların sana dokunmasına izin ver.

- Küçücük yürüyüşlerin bile keyfini çıkar, mutlu olduğunda tüm vücudunla dans et.

- Sadakatli ol.

- Asla olmadığın birisi gibi hareket etme.

- Eğer istediğin şey derinde gömülü ise onu bulana kadar pes etme ve kaz.

- Eğer birisi üzgünse sessizce yanına otur ve kibarca destek ol.

Bu öyküyü okuyunca senin iyice yaşlandığını, bir gün ölebileceğini düşünüp hüzünlenmiştim. Ama o “bir gün”ün bu kadar yakın olduğunu aklıma getirememiştim.

*          *          *

Zaman çok hızlı geçiyor.

Mezarının çevresinde ve özellikle de seninle gezdiğimiz tepede otlar iyice yeşillendi ve yeni çiçekler açtı, biliyor musun? Sen olsan onların her birinin kokusuyla tanışmak için benim anlayamayacağım ne uzun molalar verirdin kim bilir yürüyüşümüze...

Bunu söylemeye çok utanıyorum ama 20 gün içinde biraz alışmaya başladım sensizliğe.

Senin ölümünü ilk fark eden ve uzun süre son uykudaki bedenine yaslanarak seninle vedalaşan kardeşin Havuç bile alıştı sanırım sensizliğe.

Yazı uzadı biliyorum ama bitirmek de istemiyorum. Çünkü yazı bittiğinde seninle son vedamızı tamamlamış olacağız.

Ama neylersin, hayat ancak merhabalarla ve vedalarla ilerleyebiliyor.

Belisa, benim güzel kızım! İyi ki vardın! Her şey için çok teşekkürler, benim koca kulaklım!

Ölüm gününü anlattığım bu yazımın sonuna 6 yıl önce yine bu köşede doğum gününde sana yazdığım bir mektubu eklemeye karar verdim.

Belki böyle vedalaşmak daha iyi olacak.

Aslında bir türlü ustaca beceremiyorum bu yazıyı bitirmeyi.

Çünkü sevdiklerimin ölümüne hazırlanmakta hiç ustalaşamadım.

Kendi ölümüme hazırlanmayı başardığım kadar...


EK: 6 yıl önceki yazı:  Doğum günün kutlu olsun, kızım benim!..

 

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.05.2019
Ne güzel başbakanımızdın sen, Binali Abi!..
26.4.2019
Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım
20.4.2019
İmamoğlu mazbatayı aldı ama devrim falan olmadı, İstanbul fethedilmedi, ‘hürriyet kavgası’ kazanılmadı
12.4.2019
Sayın Sadi Güven, Gladyatör filminin 141. dakikasını izlediniz mi?
30.3.2019
Erdoğan küskün muhalifleri oy kullanmaya ikna etti
15.3.2019
Vedalaşma zamanı...
23.2.2019
Erdoğan’ın ‘zırhlı araba’ merakı, Putin’in dalga geçen cevabı
25.1.2019
Erdoğan - Putin #10YearChallenge: Bir ‘like’ yapıp geçse miydim?
18.1.2019
Kapasitesi sınırlı ve narin hafızalarımızda bu kadına özel bir yer ayıralım lütfen!
11.1.2019
Rusya: Suriye'de ‘aslan' ama ya ‘dünkü kardeşleri' ile?
6.1.2019
Sonu zaferle bitmeyen mücadeleler her zaman kayıp hanesine mi yazılır?
30.12.2018
Eksik bir yılbaşı gecesi: Bir mucize olsa da 2019'da hayat normale dönse...
23.12.2018
Tek bir söz hayat verir, tek bir söz için hayat verilir
16.12.2018
Hayatımızın kıyısından geçip giden insanlarla beraber neler kaybediyoruz?
9.12.2018
Seks iyi hoş da, erkekler pek zavallı...
26.11.2018
Gazetecilik, yazarlık ve parasızlık üzerine
19.11.2018
Tanya'ya mektup: Bugün senin ölümünün dokuzuncu günü...
11.11.2018
Çocukları çok mu seviyorsunuz, milliyetçi bayım? Hangilerini?..
4.11.2018
'Sıla'yı savunmak' veya 'çarpıcı' bir Türk erkeğinin ikiyüzlü öfkesi
28.10.2018
Cesaret üzerine sorular
25.10.2018
Bekir Ağırdır: ‘Gün Olur' yeni MC iktidarı kurulur...
21.10.2018
Güzel ve talihsiz bir ülke ve ona benzeyen bir kadın...
14.10.2018
Kabasınız, kaygısızsınız, saygısızsınız, densizsiniz, özensizsiniz; hayat size güzel...
7.10.2018
‘Çok cahilsin, keşke ölsen! Ama madem çok güçlüsün, o halde ben de...'
30.9.2018
7 soruda Rusya'nın Suriye'deki üç yılı
23.9.2018
Ruhumun acelesi var, an'ı yaşamak istiyorum...
16.9.2018
Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?..
3.9.2018
Seçim bugün olsa sandığa gitmem. Ne yani, Kemal Bey, sizce ben AKP'li miyim?
27.8.2018
Yazacak bir şey yok artık, okuyacak da, konuşacak da... Sadece fotoğraflara bakın!..
19.8.2018
Ermenistan'ın hızlı değişimi: Darbe? Devrim? Karşı devrim?..
12.8.2018
‘Dolara molara' karşı Allah'a, imana yaslanan bir iktidar düşürülebilir mi? Asla!
5.8.2018
Rus komünistleri ve bizim CHP: Bıkkınlık ile tiksinti arasında
29.7.2018
Solculuğunuz, sağcılığınız, milliyetçiliğiniz falan sizin olsun; insanlıktan haber verin siz!
22.7.2018
Bizde böyle bir cumhurbaşkanı mı? Ne diyorsunuz! Ya devlet ciddiyeti?
15.7.2018
İktidar kalitesi, muhalefet kalitesi, hayat kalitesi...
8.7.2018
Muharrem Bey'e açık (sözlü) mektup
1.7.2018
‘Her şeyin bittiği yer'de (?) kötümserlik ve iyimserlik üzerine
24.6.2018
Kelebekler, hayat, ölüm ve ‘kelebek etkisi'
17.6.2018
Seçim sonucu tahminleri ve 25 Haziran'da Erdoğan, Bahçeli, İnce, Akşener...
10.6.2018
İyi başlayan İnce iyi bitirebilir mi? Cumhurbaşkanı seçilemezse CHP lideri olur mu?
3.6.2018
Adaletsiz şartlarda mücadele ve her şeye rağmen giderek büyüyen ‘sürpriz' ihtimali
27.5.2018
‘İkinci sınıf aday' İnce, CNN Türk'te ‘cici gasteciler'in tadını kaçırdı
20.5.2018
Seçim süreci Kürt düşmanlığı virüsünden kurtulmak için bir fırsattır
13.5.2018
Tabii kazanırsınız da... Diyelim ki olmadı... Erdoğan'dan sonra ne yapacaksınız beyler?
6.5.2018
Bu sefer Erdoğan yenilgiye uğratılabilir
29.4.2018
Sayın Gül, aynı anda hem cesaret hem de ürkeklik sergilemeyi başardınız
22.4.2018
Seçim sürecinin tembelleri, karamsarları, mızmızları ve ürkekleri üzerine
15.4.2018
Trump'ın tuhaf saldırısı, Esad'ın mutluluğu ve Erdoğan'ın riskleri
9.4.2018
Ünlü bir sanatçının ölümü
1.4.2018
‘Komünistler Moskova'ya!' sloganından bu yana değişenler ve değişmeyenler
25.3.2018
Hedef 20 milyon tirajlı Hürriyet olmalı!
19.3.2018
İstiklal Marşı'nın bestesi için önerim, Orhan Gencebay'ın Batsın Bu Dünya şarkısıdır
11.3.2018
İnternetten boşuna gelen mesajlar ve bir türlü gelmeyen mektuplar
4.3.2018
Putin ABD'yi tehdit etti, 120 dakikada 60 alkış aldı, seçimleri kazandı
25.2.2018
Asansördü, yorgandı, damacanaydı derken: Allah erkeklere yardımcı olsun
18.2.2018
Ya soyağacınızın dallarına sevmediğiniz uluslar tünemişse?
11.2.2018
Biz seninle böyle anlaşmamıştık, Nabi Bey!..
4.2.2018
Memleket isterim...
28.1.2018
Erkekler için aşk, oyun ve iktidar
21.1.2018
Rusya, Türkiye'nin askerî harekâtından gerçekten rahatsız
14.1.2018
Diktatörün 'sağ kolu' olmak
7.1.2018
Rusya medyasında Türkiye’ye yönelik önemli iddialar
24.12.2017
Kemal Bey 2019’da yüzde 60’la Yunanlıları yenecek
17.12.2017
Gülümse, hadi gülümse, bulutlar gitsin
10.12.2017
ABD: Bırakın kavga etmeyi, siz kardeşsiniz!..
4.12.2017
Ne de olsa aynı gemide miyiz? Sizinle mi? Daha neler!..
26.11.2017
Erdoğan ile Putin’in ‘dostluğu’ bozulursa ne olur?
19.11.2017
Depremlerde Kürtlerden başka kimlerin gebermesini isterdiniz?
12.11.2017
Atatürkçülük meselesi ve yalan makinesi
22.10.2017
Şarkı dinlemek tehlikelidir bazen
8.10.2017
Tek bir cümle için…
1.10.2017
Erdoğan-Putin zirvesi: ‘Eski dostum Esad’ ile barışmaya doğru
24.9.2017
Sıkıysa vazgeçin iktidardan, siyasi güçten, paradan puldan da görelim!
11.9.2017
Enseste karşı adalet mitingine var mısınız, Kemal Bey?
3.9.2017
Macron’un kabalığı, Erdoğan’ın kibarlığı, Fransız ve Türk raconları..
27.8.2017
Kefenleri giymeye hazır mıyız?
20.8.2017
Kaçınız katilsiniz? Kaçınız sapık? Kaçınız hırsızsınız? Kaçınız âşık?
6.8.2017
‘Made in USA’ hazır devlet başkanı, ihtiyacı olan buyursun!
10.7.2017
Adalet Yürüyüşü iktidarın 2019 hesaplarını bozdu
26.6.2017
Dindar mı, yoksa sapık mı?
11.6.2017
Eyvah, TKP bölünmüş; ne yapacağız biz şimdi?..
4.6.2017
Kusura bakma Nâzım, sana gelemedim, ama mazeretim vardı!
28.5.2017
Ermenistan izlenimleri: Ağrı Dağı kimin? Ya Sarı Gelin?
21.5.2017
Türkiye-Rusya: Barıştık, ilişkiler düzeldi, demekle her şey hallolur mu?
7.5.2017
Susun artık, Sayın Baykal, bırakın lütfen, gidin!
11.4.2017
Ya Putin de referandumda hayır oyu kullanırsa?
9.4.2017
ABD’nin Suriye saldırısının Ankara’da bu kadar coşku uyandırması ürkütücü
26.3.2017
Referandum hesapları uğruna Rusya da feda edilebilir mi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net