Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Nâzım ve döneminin trolleri


6.06.2020 - Bu Yazı 33 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

[4 Haziran 2020] Bir. Giriş yerine.

Yıllardan 1941, mevsimlerden ilkbahar. Türkiye Cumhuriyeti 18; 1925’teki Şeyh Sait İsyanı ve Takrir-i Sükûn Kanunu’ndan sayarsak, Tek Parti yönetimi 16 yaşında. Atatürk öleli üç yıl olmuş. Ebedî Şef ilân edilmiş. Halefi İsmet İnönü, Millî Şef sıfatıyla cumhurbaşkanı. Olası bütün tırmanıcılar CHP içinde yer tutmaya; özel burjuvazi devlet üzerinden palazlanıp yükselmeye çalışıyor.

Kapalı bir toplum, kapalı bir basın. 1927’de kurulan Ankara ve İstanbul radyoları, yüzde yüz rejimin emrinde. Gazete patronları sustada. Sansür yoğun. Rejimi eleştirmek yasak. Hayatını yazar ve muhabirlikten kazanmak zorunda olanların şeref ve haysiyetlerini korumaları çok zor. Sınırlı sayıda kapıdan hangisinde tutunacaksın? Kovulursan nereye gideceksin? Piyasa çok dar. Bütün karaktersizler birbirinin gözünü oymaya çalışıyor. Uluslararası koşullar da yırtıcılığı körüklemekte. Demokratik değerler dipte; aşırı sağ ve aşırı sol totalitarizmler yükselişte. Nâzım öyle görmüyor tabii. Onun için bir yanda en kötüler var: Faşizm ve Nazizm; diğer yanda da en iyi, yani Sosyalizm, Sovyetler Birliği. Ama bugünden geriye baktığımızda tarihin hükmü daha net tecelli ediyor.

Geçelim, zira şimdiki konumuz açısından o kadar da önemli değil. İkinci Dünya Savaşı patlak vereli belki 20-21 ay olmuş (1 Eylül 1939’dan Nisan-Mayıs 1941’e). Yani Hitler Sovyetlere saldırmamış henüz (Wehrmacht’ın sürekli ilerlediği 1941 yazı ve sonbaharı ile sonunda Moskova önlerinde durdurulmaları, MİM’in dördüncü kitabında anlatılacak). Ama daha o zaman, orduda ve kamuoyunda güçlü bir Alman taraftarlığı mevcut. Medyada başını Yunus Nadi ve Cumhuriyet gazetesi çekiyor. Turancı gençlik örgütlü, çığırtkan, saldırgan. Türk milliyetçiliğinin resmî ana mecrasını temsil eden Kemalizme kıyasla Turancılık hem marjinal, hem en ziyade müsaadeye mazhar. Bizzat Nâzım’ın kurban edildiği 1938 komplosu da Türkiye üzerine çöken karanlığın bir parçası.

Hükümet Batı demokrasileri, Mihver devletleri ve Sovyetler Birliği arasında resmen tarafsız. 22 Haziran 1941’de Barbarossa Harekâtı başladıktan sonra da bu tarafsızlık şeklen sürecek. 1942 sonbaharındaki Stalingrad muharebesine kadar görece Almanya tarafına; Stalingrad’dan sonra giderek Müttefiklere meyledecek. Bu da 1944-45’te Turancılığın önünü kesecek. Ama Memleketimden İnsan Manzaraları’nın büyük perdesi açıldığında bu altüst oluş henüz çok uzakta. Gün Alamancıların günü.

*          *          *

İki. Zaman ve mekân.

Bu koşullarda Nâzım, iki tren kaldırır Haydarpaşa Garı’ndan Ankara’ya ve Anadolu’ya. İlki 15:45 katarıdır. “Bu tiren / yataklı vagonuna rağmen / tirenlerin en külüstürüdür, / altı kuruşluk cıgara gibi bir şey.” MİM’in Birinci Kitabı, kâh tren kalkmadan önce istasyonda, merdivenlerinde veya bekleme salonlarında, kâh halk sınıflarından kesitlerle birlikte bir grup komünist mahkûmu da taşıyan bu trenin çeşitli kompartımanlarında geçer.

İkinci tren 19:00’da kalkan (kalkacak olan) Anadolu Sürat Katarı’dır, yani ekspres. MİM’in İkinci Kitabı, gene kâh bu tren kalkmadan önce istasyonda ve gar büfesinde, kâh trenin yemekli vagonunda geçer. Ama bu yemekli vagon da iki ayrı mekânı kapsar. Masalarda Türkiye’nin o zamanki eliti yemek yer, şarap içer. Halk treninin kompartımanlarındaki yaşam ise buzlu camın ardındaki mutfak bölümünde sürer. Burada aşçı, metrdotel ve genç garson hem servis yapar, hem de siparişler arasında, sarı bir defterden “hapisteki şair”in Kuvayı Milliye’sinden okumaya devam eder.

Nâzım bu iki tren ve içlerindeki insanlar için, iki ayrı şekilde tarif eder baharın gelişini. İlkinde, Birinci Kitapta “Denizde balık kokusu / döşemelerde tahtakurularıyla gelir  / Haydarpaşa garında bahar.” İkinci Kitaba ise unutulmaz bir İstanbul lirizmiyle başlar Nâzım: “Gülden güzel kokan Arnavutköy çileği / ve asma yaprağına sarılı barbunya ızgarasıyla gelir / Haydarpaşa Garı’nın büfesinde bahar.”

*          *          *

Üç. Hasan Şevket.

Fakat Nâzım durmaz orada. İzin vermez, bu üç mısranın uzaktan uzağa belki Ahmet Haşim’i, belki Yahya Kemal’i çağrıştıran, ama onların asla inmeyeceği bir gündelik hayat kertesinden seçilmiş imgelerle güzelleşen hayal âlemine dalıp gitmemize. Hemen ardından, bizi uyandırıp zıplatan bir tezat gelir: “Buna rağmen / Hasan Şevket / rakıyı bir tek dilim beyaz peynirle içiyordu / ve saat / on sekizi otuz sekiz geçiyordu.” Ve böylece Hasan Şevket’le tanışmış oluruz.

Kimdir Hasan Şevket? Yoksul bir muharrirdir; kendi kendisiyle hesaplaşmasından öğreniriz. İçmekte ve birkaç kuruş daha kazanmak için ne yapabileceğini düşünmektedir. Aklına bir kitap gelir: Silvester Bonar’ın Suçu (Anatole France’ın 1881’de yayınlanan ilk romanı, Le Crime de Sylvestre Bonnard). Nâzım hem acır hem tokatlar: “Çevrilmiş mi acaba? Ne zaman? Bilmiyor: / tanınmış ediplerimizden oldu olalı / Türkçede kendi yazılarından başkasını okumadığından.” Ama sonuçta, tatminslik ve hayıflanmalarla dolup taşan Hasan Şevket, “baş parmak boyundaki adam” metaforunu yarım yamalak hatırladığı o romandan ödünç alır:

“Baş parmak boyundaki adam / vicdanımız yani / bizimle mum ışığında konuşan, / yahut da kadehimizle bir başımıza kaldığımız zaman. / işte benim de baş parmak boyundaki adamım / (tıpkı benim gibi kumral ve bodur) / tırmanıp oturdu kadehimin kenarına. / (…) /  Hasan Şevket, diyor, / Hasan Şevket, / sen mahvolmuş bir insansın. / Nasıl bu hale düştün? / Seni kimler bu hale soktu? / Ne zamandan beri bu haldesin? / Halbuki nasıl yol aldı bazıları. / Şimdi onlar eski bir hatıra gibi sıkıyorlar elini senin. / Namussuz bir merhametle bakıyorlar yüzüne. / Elbet / onlar çoktan unuttular, Hasan Şevket, / yanmış zeytinyağıyla sidik kokusunu / Beyaz Rus ve Ermeni pansiyonlarının. / Şimdi nasıl küstah ve muzaffer dokunuyorlar kadınlara. / Onlar çoktan unuttular / kahredici hicabını yamalı donlarının. / Bütün nimetleriyle dünya onların artık. / Artık edebî tefrika yazmaya mecbur değiller / lise talebeleriyle genç subaylar için; / iki liraya tefrikası, / elli yaşında. / (…) / Bahar geldi, Hasan Şevket, / dallara su yürüdü. / Kuş bile yuva yaptı, / kuş kadar olamadın…”

*          *          *

Dört. Nuri Cemil.

Giderek yedi kadeh rakıyı bulacaktır Hasan Şevket, ikincisini ısmarlamaya parası çıkışmayacağı için bir türlü yiyemediği o tek dilim beyaz peyniri seyrederek. Derken eski arkadaşları ve rakiplerinden, başarılı olup yükselmiş birini farkeder:

“Kalabalıktı peron. / Tam 19’da Anadolu Sürat Katarı kalkacak. / Hasan Şevket kadehinin üzerinden baktı perona, / Nuri Cemil’i gördü: / (…) / ‘Bak, — dedi Hasan Şevket, / baş parmak boyundaki adamına, — / Nuri Cemil’e bak. / Yazlık ev tutmuş Suadiye’de. / Kazancı beş yüzden aşağı değil. / Belki Alaman Sefareti’nden de alıyor. / Hay yaşayasın Nuri Cemil, / hay yaşayasın. / Sen de çoktan unutmuşsundur / bir sefil, / bir umutsuz ve perişan gece yarısı, / tepemizde, / çok yukardaki yıldızlara karıştırıp yalnızlığımızı, / Galatasaray’ı dönünce orda / İş Bankası’nın eşiğinde sızdığımızı, / ben rakıdan / sen kokainden.”

*          *          *

Beş. Metodoloji. Anlamak ama affetmemek.

Nâzım hiç farkında olmadan tarihçilere bir metodoloji dersi verir bu arada. İkisi bazen birbirine karıştırılır, ama aslında anlamak (verstehen) affetmek demek değildir.[1] Nâzım anlar ama affetmez Hasan Şevket ve Nuri Cemil gibi karakterlerini. Anlar, çünkü özcü (essentialist) değildir. Marksist materyalizmi ve dolayısıyla materyalist determinizmi varsa da, insanın hür iradesi ve ahlâkî sorumluluğu da vardır Nâzım için. Kötüler analarından kötü doğmaz. Troller analarından trol doğmaz. Son derece gerçek ve insanî zaaflarının üstesinden gelemedikleri, hırslarına mağlup oldukları için kötüleşir ve trolleşirler.

Nitekim Hasan Şevket’in Nuri Cemil’i ilk gördüğü noktada satır satır gitmeyip birkaç sayfa ileriye atlarsak, Nuri Cemil’in de özel geçmişine, hattâ onun üzerinden Tek Parti döneminin bütün basın dünyasına gireriz. Bu arada Nuri Cemil (herhalde Suadiye’deki yazlığına gitmek için) banliyö treninde birinci mevki vagonuna girmiş; şansına, artık sadece iki üç örneği kalmış “kırmızı kadife vagon” denk gelmiştir. Bomboştur, memnundur Nuri Cemil; “bu havı dökülmüş yumuşak kızıltının gömüldükçe içine” geçmişini hatırlar:

“Kadife vagona kavuşmak için / on beş yıl boğuştu Nuri Cemil, / tıpkı kendine benzeyen insanlarla çevrili olarak: / kediye, / kirpiye, / tavuskuşuna / ve bozkırda başları önde dolaşan / bir çakal sürüsüne benzeyen insanların içinde. / Onlarda düşmanlık ikiyüzlüydü, / dostluk / hazırdı ihanete. / Hepsi Nuri Cemil gibi yalnız kendini haklı görüyordu, / yalnız kendini cesur, / yalnız / kendini bahtsız… / Ve tıpkı onun gibi, / hepsi teker teker, / dehalarının inkâr olunduğuna emindiler / göze gözükmeyen / lânetli kuvvetlerle dolu bir dünyada. / Ve hepsi Nuri Cemil gibi / kafalarının gücünü satarak geçiniyor / ve birbirlerinin yüreğini, etini, / haysiyetini yiyordular.”

Sonra sıra, bu gösterişçi, poseur yarı-aydının ideolojik geçişi veya dönüşümüne gelir (ki burada, meselâ “eski bir şapka” metaforunun günümüz trollerinin dilinden düşmeyen “eski ezberler” klişesini, ya da medya patronlarının dün ve bugün istediklerini 24 saatte meşhur etme kapasitesini hatırlatmaması mümkün değildir):

“Hiçbir kitabı sonuna kadar okumadı Nuri Cemil. / Ve hiçbir kitap için ‘Okumadım’ demedi. / Ferdiyetçi, liberal, demokrattı Nuri Cemil / 935’e kadar. / “Ferdin mutlak hürriyetinde”ydi ümit / fırlayabilmek için yukarı. / 935’e kadar / hükümete muhalifti Nuri Cemil / demokrat değil diye. / (…) / 935’te bir bahar ikindisiydi, / Turancı gençler odayı bastılar. / Nuri Cemil dayak yiyecekti az daha, / ‘Aşırı demokrat’ diye. / (…) / Bir yerlere erişmek için boğuşmak on beş yıl, / sonra yıkılmak böyle güneşli bir bahar ikindisinde… / Nuri Cemil yeni bir hamle için kuvveti buldu kendisinde, / (bu onun tarifidir) / eski bir şapka gibi bıraktı demokratlığı / (bu tarif de onun) / ve Rıfat Beyle oğullarının emrine girdi. / Onlar gazete patronlarıydı. / En çok satıyordular. / Yirmi dört saatte bir ilim şöhreti yaratıyordular. / (…) / Şimdi Nuri Cemil’in / (bir gece eşiğinde sızdığı) / İş Bankası’nda hesab-ı carisi var. / Şimdi evlidir. / Daha az sarhoş, / daha çok meşhur. / Şimdi bizde en âlim düşmanıdır demokrasinin.”

*          *          *

Altı. Nuri Cemil ve Hitler.

Buradan tekrar geriye gidersek, Hasan Şevket’in gözüne çarptığı sıralarda Nuri Cemil, 1930’ların ikinci yarısında Kadro çevresine mensup Burhan Belge’den (Murat Belge’nin babasından) esinlenerek tiplenmiş olduğunu düşündüğüm, uzun boylu, yakışıklı, elâ gözlü, daha sonra yataklı vagondaki konuşmalarından anlayacağımız üzere CHP’nin hâlâ inkılâpçı sol kanadına mensubiyette direnen mebus (ve doktor) Tahsin’i görüp, göstere göstere yüzünü buruşturur (kendisi o sırada artık aşırı sağcı ve Nazi yanlısı kampta yer aldığından). Hasan Şevket fırsatı kaçırmaz; kendi iç diyaloguna devam eder: “Farkında mısın, baş parmak boyunda adamım, / Nuri Cemil çatlayacak, / Tahsin’i kıskanıyor. / Mendebur topal. / Gözü mebuslukta, / vekillikte belki.”

Ardından, bütün zamanların bütün trollerinin ciğerini okuyan o benzersiz, o tüyler ürpertici tasvir gelir:

“Her Alaman zaferinde kalbi / bir Prusya piyade alayının davulu gibi vuruyor. / Hitler’de benim affedemediğim şey: / satılabilmek imkânını verip Nuri Cemil gibilere, / müthiş arzular yüklemesidir yüreklerine onların. / Müthiş, / taşıyamayacakları kadar. / Zaten bundan dolayı belli ediyorlar, / böyle aptal, hayâsızca.

*          *          *

Yedi. Para ve iktidar.

Bununla beraber Nâzım asla izin vermez, Nuri Cemil karşısında Hasan Şevket’efazla  taraf olmamıza. Zira onun da hırsları, tereddütleri, dolayısıyla satılabilirliği söz konusudur. Kimse aşılı değildir, muafiyeti yoktur kâh Tek Parti kâh Nazizm (veya her ikisi) karşısında. Nâzım Nuri Cemil üzerinden yaptığı gibi Hasan Şevket üzerinden de, insanların nasıl ifsâd edilebileceğini (veya kendi kendilerini ifsâd edebileceklerini) çok iyi bildiğini gösterir:

“Baş parmak boyundaki adamım, / açık konuşalım seninle: / Satılabilir misin? / Hayır. / Ayda beş yüz verseler? / İmkânı yok. / Yedi yüz? / Tehlikesiz, / kırmadan haysiyetini? / Küçük, âlimane fıkralar, / tarafsız makaleler için?”

Bundan iki önceki yazımda (“Ben de bir troldüm,” 3 Haziran 2020), günümüzü anlamak açısından çıkar kavramını  illâ şu kadar maaşa, şöyle bir villaya, bir zamanlar Sovyetlerdeki Nomenklatura’yı karakterize eden türden ayrıcalıklara indirgememek gerektiğini savunmuştum: “Herhalde iktidara, özel bir çevreye, dar bir halkaya mensubiyetin; ‘etkili’ ya da ‘sözü dinlenir’ sayılmanın ve ‘ekran yüzü’ haline gelmenin; kendi astları olmasının ve onlara emir verebilmenin manevî tatmini, en az bunlara eşlik eden maddî tatminler kadar, belki daha büyüktür.” Nâzım’ı hatırlamadan yazmıştım ama o da benzer bir kanıdaymış meğer. Hasan Şevket’e kendi vicdanıyla, baş parmak boyundaki adamıyla mücadelesinde şunu da söylettirir:

“Para? / Para müstekreh şeydir. / Ya iktidar mevkii? / Mevki-i iktidar? / Kumanda etmek, buyurmak imkânı?”

Bu bağlamda Nâzım, galip tarafta olma ve bu sayede kendi özel düşmanlarının hakkından gelme tasavvuruna da parmak basar. İlginçtir, çünkü çağdaş tarih ve siyaset bilimi araştırmaları, yerel anlaşmazlık ve kan dâvâlarının, faraza İspanya (1936-39) veya Yunanistan (1946-49) iç savaşlarında kimin hangi safta yer aldığında ne kadar etkili olduğuna işaret ediyor. İdeoloji önemli olmasına önemlidir kuşkusuz. Ama altında başka belirlenimler de yatmaktadır:   

“Hem başka çare yoksa? / Hem belli artık / Alamanlar kazanacaklar. / Hem zaten benim / bazı insanlarla görülecek bir hesabım var sanıyorum.”

*          *          *

Sekiz. Biat. Büyüklerden bir adam.

Gene de Hasan Şevket’in vicdanı iyi kötü direnir, baştan çıkarılmaya karşı. Adını hatırlamadığı bir dostu gelip oturur masasına. “Ben Allah diyorum, / siz tabiat deyiniz. / Bir müntekim / bir manevî kuvvet var, beyim” diye başlayan uzun bir nutuk atar. Sinirlenir Hasan Şevket. İçe dönüklüğünden çıkar; dünyayı, büyük resmi hatırlar: “Söyleyecek ne kadar güzel sözlerim vardı insanlara / bana hiçbirini söyletmediler.” Bu öfkeyle o tek dilim peynir tabağını dostunun önüne sürer. Fakat tam o sırada başka bir olay gelişmeye başlar. Nâzım sahneyi hızlı fırça darbeleriyle resmeder:

“Peron. / Üniformalı bir başkomiser geçti perondan / büyük kapılara doğru / koşar adım / fakat dimdik. / (…) / Bir teğmen / bir şeyler söyledi kulağına bir binbaşının. / Binbaşı yürüdü büyük kapılardan yana. / (…) / Peronda çoğaldı birdenbire taharri memurları. / (…) / Şef istasyon, işletme müfettişiyle konuşuyor, / telâşlı ikisi de. / Büyük kapının yanında duran insan / geçti soldan sağa. / Kısa boylu, şişman. / Çıkardı şapkasını. / Ceketini ilikledi. / Kavuşturdu ellerini göbeğinin üzerinde. / Boynunu büktü. / Bekledi. / (…) / Birdenbire bir telâş oldu kalabalıkta. / Büyük kapıdan başlayarak / tıpaları çekilen şişeler gibi insanlar / şapkalarını çıkarıp / eğildiler. / Hazindi manzara. / Büyük kapıdan en önde bir adam girdi gara. / Sanki kapıdan girmedi de / eğilen çıplak başlara basarak / geniş mermer bir merdivenden indi.”

*          *          *

Dokuz. Sonuç yerine.

Evet, buydu bir dönemin özellikleri. Onun için, o kadar da benzersiz sanmayalım şimdi yaşadıklarımızı. Edebiyat, büyük edebiyat yakalıyor bir evrenselliği. “Satılabilmek imkânı… Yüreklerde müthiş arzular… Taşıyamayacakları kadar…” Başka ne denebilir ki?


[1] Bu karışıklığa özellikle Ermeni soykırımı tartışmalarına çok rastlanır. Kaba bir kestirimle, Türk milliyetçi söylemi (genocide denial politics, ya da soykırımı inkâr siyasası), olayın kendisini, 1915’te ne olup ne olmadığını konuşmaktansa dikkati bağlamına, arkaplanına kaydırmayı tercih eder. Türklerin gerek Büyük Devletlerden, gerekse diğer milliyetçiliklerden neler çektiğini öne çıkarıp, bir bakıma tehciri ve katliamları anlaşılır, dolayısıyla affedilir kılmayı dener. Buna karşı Ermeni milliyetçi söylemi (genocide acceptance politics, ya da soykırımı kabul ettirme siyasası) için neredeyse sadece 1915 vardır. Zira onlar da bağlamından ve arkaplanından söz etmeyi anlamak, dolayısıyla affetmek gibi düşünürler.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
6.06.2020
Nâzım ve döneminin trolleri
5.06.2020
Ben de bir troldüm
23.05.2020
(3) Bir iç-sömürgeleştirme öyküsü
20.05.2020
Kolomb’dan önce onlar vardı (2)
19.05.2020
(1b) Dokuz yıl önce de yazmışım
12.05.2020
Test ve vaka sayıları arasındaki ilişki
10.05.2020
Sömestir sonu
6.05.2020
Gene salgın (2) Türkiye hakkında bazı ek gözlem ve düşünceler
4.05.2020
Gene salgın (1) dünya hakkında bazı ek gözlem ve düşünceler
27.04.2020
Bazı tuhaf sorular
24.04.2020
İstifa (2) medya ve siyasî kültür faktörü
22.04.2020
İstifa (1) özgür irade sorunu
18.04.2020
Bize nasıl yalan söyleniyor?
17.04.2020
Nasıl olabilir? Neden olamaz?
12.04.2020
Cuma gecesinin “yasak” felâketi
10.04.2020
Hayır, biz bize yetemeyiz
6.04.2020
Korona mevsiminde İstanbul’un kedileri
5.04.2020
Trump bile anladı
4.04.2020
Salgının tırmanışı (endişeli düşünceler)
2.04.2020
Bilim ve politika
28.03.2020
Yılkı insanları
22.03.2020
Ne çabuk affediyorlar
15.03.2020
Timsahlar ve politikacılar
1.03.2020
Bir zamanlar din meselesi; dün ve bugün Kürt meselesi
29.02.2020
Yapayalnız ve Rusya ile başbaşa
23.02.2020
Masal
22.02.2020
Ciğercinin kedisinden, Osman’ın kedisine
21.02.2020
Suç aranıyor
20.02.2020
Osman Kavala’nın Patrona Halil isyanı
30.01.2020
Âdâb, vicdan, merhamet kalmadı
28.01.2020
Sınır, kurum ve kural da kalmadı
21.01.2020
Goebbels özentisinin geçici sonu
14.01.2020
Çin, Nobel, NBA, TikTok, Mesut Özil (ve yer yer Türkiye)
12.01.2020
Çin ve haberleşme özgürlüğü (ve yer yer Türkiye)
10.01.2020
Uygurlar ve Ermeniler
9.01.2020
İran’da insan hakları (ve yer yer Türkiye)
6.01.2020
Myanmar’ın Rohingyaları (ve yer yer Türkiye)
5.01.2020
Aşırı uçlar, aldatılanlar, dış güçler, çifte standartlar, yalan haberler
3.01.2020
Yap-işlet-devret anti-emperyalizmi
20.12.2019
İzninizle, farkı açıklamaya çalışayım
16.12.2019
“Liberalizm sonrası”
13.12.2019
Hayır
2.12.2019
1920’lere ilişkin gecikmiş bir tartışma (Alper Görmüş ve Şükrü Hanioğlu)
25.11.2019
Yale-Harvard (veya: bu da mümkün)
12.11.2019
Kimimiz öldük, kimimiz biraz daha az kâr ettik
11.11.2019
El zindanıyla Stalin kesilmek
4.11.2019
Ataerkilliğin en Marksist varyantı
31.10.2019
Röportaj nasıl yapılır? PKK’yla röportaj nasıl yapılır?
29.10.2019
Uhuru, Uluru (2) İnsanlığın çabaları ve bocalamaları
28.10.2019
Uhuru, Uluru (1) Avustralya’nın iskân tarihi
16.10.2019
“Kurtarıcı”ların anlamadığı
14.10.2019
Bertolt Brecht’ten iki şiir
10.09.2019
Başkalarının aynasında Türkiye (1) İnter taraftarları
23.08.2019
Neyin neresindeyim?
21.08.2019
Tuhaf zamanlar
15.08.2019
Formel ve informel imparatorluklar
13.08.2019
1918-39 arasında, demokrasinin yükselişi ve çöküşü
4.08.2019
“Dost acı söyler”den, “dostun bir tek gülü”ne
30.07.2019
Zırhlı trenin can çekişmesi
28.07.2019
İnalcık’ı unutmamak
16.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (6) burjuvazi nerede saklanıyor?
12.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (4) “cadı avı” kavramının güncellenmesi
10.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (3) hangi Avrupa-merkezcilik?
8.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (2) Yeniçağda Kilisenin “beka” sorunu
5.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (1) Prehistoryadan Ortaçağa
4.06.2019
Yargı Reformu (2) 1128’lerin hali
3.06.2019
Yargı Reformu (1) beş ay önceki bir görüşmeden aklımda kalanlar
27.05.2019
Özgür iradesiyle
17.05.2019
Tarih ve siyaset
13.05.2019
Kötülük kol gezerken
12.05.2019
Bu nasıl bir kin?
10.05.2019
Uqbar, Tlön, Türkiye
30.04.2019
Bir “ekonomik terör” açıklaması
23.4.2019
Soğutmak ve soğutturmamak
21.4.2019
Küçük düşmek
17.4.2019
Hah işte, nihayet taze bir yaklaşım; iki dürüst ve akıllı adam!
8.4.2019
Tarihe bir not: 1973 seçimleri
6.4.2019
Fenerbahçe esprilerinde, AYM’den YSK’ya
3.4.2019
16 Nisan 2017 “Pirus zaferi”nden, iki yıl içinde ağır bir yenilgiye
27.3.2019
Yanıtlasam, nasıl yanıtlardım?
25.3.2019
Yeni Zelandalılar aslen Türk mü acaba?
4.3.2019
Kemal Karpat’tan Abdülhamit’e, uzunca bir tarih sohbeti
26.2.2019
Kendimi bir an...
11.2.2019
Venezuela (1) Emperyalizm
6.2.2019
Venezuela (güncel) Kim seçim istiyor, kim istemiyor?
5.2.2019
Venezuela (giriş) Melih Altınok
29.1.2019
Birlikte bir şey yapmak
22.1.2019
Ara fikir: proto-faşizm ve proto-komünizm
21.1.2019
Dubara atmak da mümkünken
13.1.2019
Bir hukukçu: Otto Thierack
25.12.2018
Bir sergide başıma gelenler
21.12.2018
İskender niçin ve nasıl kazanabildi?
18.12.2018
“Bir milyonluk ordu” neye yarar? Nasıl savaşabilir?
17.12.2018
“Bir milyon” İlkçağ ve Ortaçağda ne anlama gelir?
11.12.2018
Savaş ve devlet fetişizmi: kendi sözleriyle Treitschke
3.12.2018
Parantez ve bir yol haritası: önümdeki sekiz on yazı
1.12.2018
(12) ve son: Fraksiyon ahlâkı, ahlâkın fraksiyonlaşması
29.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
27.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
24.11.2018
Marksizm ve ahlâk (10) Tarihin emrediciliği ve partinin rehberliğinde, cehennem yollarında
22.11.2018
Marksizm ve ahlâk (9) Gregor Samsa, ya da mazlumlardan zalimlere
20.11.2018
Marksizm ve ahlâk (8) Kimlik inşası (yarı-otobiyografik notlar)
13.11.2018
Marksizm ve ahlâk (7) Formalistler ve araçsalcılar
7.11.2018
Marksizm ve ahlâk (6) Başka hiçbir alternatif bağlayıcılığın kalmaması
5.11.2018
Marksizm ve ahlâk (5) Bir özet ve hatırlatma
31.10.2018
Pinokyo ödülleri (1) Doğu Perinçek
28.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödülleri (2) Suudi yönetimi ve Prens Muhammed bin Salman
26.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödüllerini şimdiden açıklıyoruz: (3) Putin, GRU, “Petrov” ve “Bushirov”
17.9.2018
Günün düşüncesi: Myanmar (nereden nereye)
14.9.2018
Günün düşüncesi: Macaristan (nereden nereye)
3.9.2018
Uzun bir geçiş süreci -- ne ile ne arasında?
1.9.2018
Recep Peker’den Süleyman Soylu’ya
26.7.2018
Marksizm ve ahlâk (4) Göreliliğe karşı, örtüşme ve devamlılık
25.7.2018
Marksizm ve ahlâk (3) Görelilik, devrim(cilik), sınıf(sallık)
24.7.2018
Marksizm ve ahlâk (2) Ne gitti, ne kaldı?
19.7.2018
Marksizm ve ahlâk sorunu (1) Apollon, Dionysos ve Nâzım Hikmet
16.7.2018
15 Temmuz’da halk niçin ve nasıl direnebildi?
13.7.2018
(4) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku”ndan nasıl çıkılacak?
12.7.2018
(3) “Geçiş sarsıntıları” bittiyse...
11.7.2018
(2) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku” nasıl oluştu?
10.7.2018
(1) “İhtilâl hukuku” üzerine düşünceler
9.7.2018
Kim Avrupalı?
5.7.2018
“Post-truth” toplumda huzura eriyorum
1.7.2018
Dün gece gördüğüm gerçek rüyadır
19.6.2018
Cohn-Bendit anlatıyor (2) Kitle hareketinin kazanımlarını, seçimler ve yasalar tahkim eder
17.6.2018
Sorular (2) Amerika ne yapmalı?
12.6.2018
Sorular (1a) Türkiye nereye (2002’den 2016 darbe girişimine kadar)
10.6.2018
Tartışmalar
14.5.2018
Amerikan siyaseti üzerinden, cephe ve ittifak sorunları
23.4.2018
Tuhaf ifadeler
3.4.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
27.3.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
16.3.2018
Yörünge dergisiyle sohbetler (4) Batı çökebilir mi? İslâmiyetin alternatifi var mı?
12.3.2018
Olabilirliğin sınırları
10.3.2018
“Üstün medeniyet” kavgalarında, geçmişin ve bugünün sahte bilimi
5.3.2018
“İnsancıl koridor”
1.3.2018
Guernica 1937, Guta 2018
27.2.2018
Recep Peker de mi rol modeli?
25.2.2018
Siyaset karşısında tarih (ve tarihçinin asıl sorumluluğu)
23.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (3)
19.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (2)
17.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (1)
6.2.2018
Katı gözüken her şey, artık iyice buharlaşırken
30.1.2018
Putin ve Stalin
14.1.2018
Post-truth (gerçek sonrası) 2: bağımsız yargı ve Osman Kavala
9.1.2018
Dış mihraklar, kökü dışardalar
3.1.2018
Burhan Kuzu’dan bir taksi şoförüne
8.12.2017
Tüy dikti
4.12.2017
Hangi BBC?
13.11.2017
Hayır, “özlemle” anmadım ve anmıyorum
7.11.2017
Post-truth (gerçek sonrası) 1
31.10.2017
Komplo teorileri (mi)
27.10.2017
Brutus’un şerefi
24.10.2017
Elma dersem çık, armut dersem çıkma
16.10.2017
İşsiz öğretim üyeleri, geçersiz diplomalar
8.10.2017
Neyi anlatamadım
27.9.2017
Sözde
26.9.2017
Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?
6.9.2017
Geri dönerken
7.8.2017
Büyükada ve Yıldıray Oğur
27.7.2017
Kederlerimin krallığında
25.7.2017
Devrim, darbe, demokrasi
23.7.2017
15 Temmuz’a ilişkin bazı temel soru ve sorunlar
21.7.2017
“İki Türkiye”yi aşma çabasında, 15 Temmuz’a ilişkin entelektüel bir konsensüs arayışı
18.7.2017
Hem 9, hem 15 Temmuz (ya da, “her iki Türkiye”yi kucaklamak)
10.7.2017
Sıra Türkiye’de; kendi ahlâkını şiddet yetkisine dönüştürenlerde
9.7.2017
Yer kavgası mı, din kavgası mı?
27.6.2017
Bir yanda J. S. Mill, diğer yanda Suudiler
26.6.2017
Bağnazlık ve özgürlük
22.6.2017
Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanmasına karşı çıkmak, MİT tırları komplosuna destek anlamına mı geliyor?
19.6.2017
Tarihe bir not: Erdoğan, Demirel’i yanlış biliyor
16.6.2017
Trump’ı Erdoğan’ın yerine koymamak
13.6.2017
Trump’a yakın durmamak
5.6.2017
Ahmet Arif’ten, başkasının “dava”sına mektuplar
13.5.2017
Üç ay önce bir panelde söylediklerim
1.5.2017
Batırdı mı, kurtardı mı?
25.4.2017
Napolyon
18.4.2017
Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”
16.4.2017
Nazi dehşeti (2) nasıl motive oldu ve örgütlendi; neler yaptı-yaşattı
15.4.2017
Nazi dehşeti (1) Avrupa’nın çektikleri, Türkiye’nin (ve ABD’nin) çekmedikleri
7.4.2017
İyi ki hatırlattı
4.4.2017
Tek Parti ve Faşizm/Nazizm sorunu
2.4.2017
Hukuk devleti varsa, Faşizm ve Nazizmden söz edilemez
29.3.2017
Faşizm ve Nazizmin esası, gerçek çehresi
25.3.2017
19. yüzyıl sonu proto-faşizminden, 1930’ların Faşizmi ve Nazizmine
23.3.2017
“Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışırken...”
21.3.2017
Türkiye, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu? Erdoğan, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu?
17.3.2017
Kriz ve kavga yönetimi
16.3.2017
Almanya ve Hollanda’nın bariz haksızlığı
14.3.2017
Unutulan darbe: 12 Mart; unutulan tarih: 1965-71
11.3.2017
Teneke Trump’et (2)
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
6.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
25.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
5.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
19.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
11.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
8.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
5.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
3.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
24.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
21.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
11.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
14.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
12.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
20.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
08.03.2015
Lut’un karısı (8 Mart için)
05.03.2015
Yaşar Kemal de evrene karışırken
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive