Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

15 Temmuz’da halk niçin ve nasıl direnebildi?


16.7.2018 - Bu Yazı 231 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 [14-15Temmuz 2018] Geçenlerde bir kanalda çekime çağrıldım. Türk karakteri nedir diye sordular. Türk halkının ne gibi hasletleri, 15 Temmuz 2016 direnişine yol açtı? Böyle bir şey yok dedim. Bu değişmez bir “öz” sorunu değil. Öyle olsaydı, 27 Mayıs 1960’ta da direnirlerdi, 12 Mart 1971’de de, 12 Eylül 1980’de de, 28 Şubat 1997’de de. Dolayısıyla 15 Temmuz 2016’nın neden farklı cereyan ettiği, ancak somut tarihsel süreçlerle açıklanabilir.

(1) Cumhuriyetin ilk elli altmış yılında ideolojik bariyer çok güçlüydü. Ordunun, Millî Mücadelede ve yeni ulus-devletin kurulmasında oynadığı rolden kaynaklanan prestiji ve otoritesi o kadar güçlüydü ki, 1960’lar ve 70’lerde kimse TSK’ya karşı çıkmayı aklından bile geçirmiyordu, geçiremezdi.

(2) Geri, yoksul ve örgütsüz bir toplumda, ordu açık arayla en güçlü kurumdu. Karşısında kendisiyle başedebilecek hiçbir kuvvet yoktu. Herhangi bir grup askere tepki duysa ve direnmeyi hayal etse bile, başka kimsenin yanında duracağını tasavvur ve tahayyül edemezdi.

(3) Türkiye’de uzun süre ordu karşıtı, asker karşıtı bir ideoloji ve kısmen de olsa bu temelde kurulmuş herhangi bir siyasî parti söz konusu değildi. Hele sol, iktidarın gerçek adının tamamen etrafından dolanıyor; belki (millî) burjuvazi ve burjuva diktatörlüğü diyor, yani ordu gerçekliğinin yerine kendi teorik illüzyonunu geçiriyordu. Buna karşılık gerek İslâmcı, gerekse gelenekçi Müslüman ailelerde, sertliği, yasakçılığı, dindarlık karşıtlığını anlatmak için çoğu zaman sırf “asker” sözcüğü kullanılıyordu (kullanılıyormuş demem daha doğru olur, çünkü yeni yeni öğreniyorum). Daha gerçekçiydi, ama bir rejim genellemesi düzeyine çıkmıyor ve bir devirme hedefi oluşturmuyordu. Çünkü ordu bir yandan da “peygamber ocağı”ydı. Bu da naïf ve çelişkili tutumlara yol açabiliyor; hayal kırıklığı endemik bir hal alabiliyordu. Militarizm ve/ya askerî vesayet gibi kavramlar ne düşünülüyor, ne de dillendiriliyor, telâffuz ediliyordu.

(4) Bu ideolojik hegemonya, halkın oyuyla yükselen merkez-sağ kitle partilerini dahi etkilemekte, hem de kuvvetle etkilemekteydi. En önde gelen politikacıların bile askere karşı bir hoşnutsuzluğu, pratikte bir anti-militarizmi söz konusu değildi. Tersine, bıçak kemiğe dayandığında TSK karşısında eğilip bükülmek, yaygın davranış biçimiydi. Ortaçağda İtalyan şehir-devletleri arasında sürekli bir rekabet, sık sık da savaşlar söz konusuydu. Aplerin kuzeyinde ise çok daha büyük bir güç vardı: Kutsal Roma (Germen) İmparatorluğu. Ya da kestirmeden söyleyecek olursak, Almanya. Papalık ile aralarındaki  iktidar mücadelesi, bazen ordularını toplayıp İtalya’yı istilâ etmelerine yol açıyordu. İşte o zaman bütün o kavgacı İtalyan şehir-devletleri genellikle duruluyor, deyim yerindeyse arazi oluyor, olabildiğince düşük profil vererek Almanların çekip gideceği günü bekliyordu. -- Türkiye’nin siyasal hayatı da böyleydi bir bakıma. Almanlar Alpleri aştığında, pardon ordu kışlasından çıktığında, herkes mümkün olduğu kadar az kayıpla vartayı atlatmaya bakıyor ve ordunun kışlasına dönmesini, tekrar seçim yapılmasını ve normal parlamenter siyasetin geri gelmesini bekliyordu.

(5) Bu davranış biçimine çeşitli örnekler gösterilebilir. Yassıada’da Demokrat Parti milletvekillerinin çoğu asker ve askerin mahkemesi karşısında halkın iradesini tutarlı biçimde savunamadı ve darbenin gayrimeşruluğunda israr edemedi. Hemen sadece Celâl Bayar dik durabildi. Buna karşılık özellikle Adnan Menderes kendini çok ezdirdi. Hiç öyle halkın önüne düşebilecek bir önder profili vermedi. Galiba aHaber’in birkaç yıl yaptırdığı, benim de bir dizi yazıyla çok eleştirdiğim 27 Mayıs sözde-belgeseli tamamen yanlıştı ve tarih dışıydı bu açıdan; Menderes mağdur olabilirdi ama karakteri itibariyle, asla Erdoğan’dan “geriye okunabilecek” bir potansiyel direniş lideri değildi.

(6) DP döneminin başarılı bürokratlarından biriyken 27 Mayıs sonrasında Adalet Partisi’nden siyasete atılan Süleyman Demirel’in kişiliği, muhtemelen Menderes’ten güçlüydü aslında. Ama onun da net bir asker karşıtı duruşu yoktu. Bu eski nesil merkez-sağ liderler kâh popülist, kâh resmî ideolojiyi içselleştirmiş, kâh dönemin iktidar realitelerini kabullenmiş gibiydiler. Celâl Bayar’ın özel afla serbest kalması karşısında taşlı sopalı sol-Kemalist öğrenci örgütlerinin sokağa dökülüp 24 Mart 1963 gecesi AP Genel Merkezi’ni harap etmesi üzerine Demirel ilk ağızda yılgınlığa kapılmış ve partisini kapatıp çekilmeye karar vermişti. Önce bu bağlamda sarfettiği “şapkamı alır giderim” sözü, yıllar sonra 12 Mart 1971 muhtırası karşısında istifa etmesinin habercisi gibiydi. Nitekim Demirel sadece 12 Eylül 1980 ve Zincirbozan sonrasında bir nebze darbe karşıtı, bir nebze anti-militarist bir duruş ve söylem edinir gibi oldu. Ama 12 Eylül’den çıkışta yer tutma umudu gerçekleşmeyince tavrı değişti. Turgut Özal’ın çok daha net sivilliğinden uzak durduğu gibi, 1993-2000’deki cumhurbaşkanlığı döneminde açıkça derin devletin yanında yer aldı. İslâmî kesimin özgürlük ve temsiliyet arayışlarına karşı çıktı. Tam anlamıyla 28 Şubat’ın cumhurbaşkanı oldu.

(7) Geçmişte Türkiye çok büyük ölçüde kırsal ve köylü bir ülkeydi. Özellikle dindar-muhafazakâr nüfus bugünkünden çok daha dağınık yaşıyordu. Bunu önce salt coğrafî bir mesele olarak düşünelim. 100,000 kişilik bir kitle düşünün. Her biri 500-1000 kişilik 100-200 köyde de yaşıyor olabilirler, tek bir büyük şehir semtinde de. Âşikâr ki ikinci durumda çok daha kolay seferber edilebilirler; ilk durumda ise kısa sürede toparlanıp kollektif bir eyleme girişmeleri hemen hemen imkânsız olur. Kaldı ki kırsal geriliğin olumsuz sosyo-kültürel boyutları da söz konusuydu. Köylü nüfusun iç iletişimi çok zayıftı. Dışında olduğu ve kendinden çok güçlü gördüğü modern devlete ve orduya itaate şartlanmıştı. Kentleşmenin beraberinde getireceği uyanıklık, gözü açıklık, okur yazarlık, dünyadan haberlilik ve doğrudan siyasete katılım süreçlerinimn henüz çok başlarında bulunuyordu.

(8) Kitle iletişim araçları da hem çok sınırlıydı, hem şu veya bu şekilde devlete bağlı ve bağımlıydı. Az sayıda İstanbul gazetesi, hep patronları ve yazı işleri müdürleri üzerinden devlete ve orduya biat anlayışının esiriydi. TSK herhangi bir şey söylediği veya yaptığında, basın âdetâ otomatikman hizaya giriyor ve aynı klişeleri tekrarlamaya koyuluyordu. Televizyon uzun süre yoktu. Türkiye’nin topu topu iki radyosu, Ankara ve İstanbul Radyoları vardı. Onlar da her zaman, çok derin bir kültürel anlamda devletin sesiydi. Herhangi bir cunta İstanbul ve Ankara Radyolarını ele geçirip “millet adına” konuştuğunu iddia ettiğinde, inansın inanmasın herkes yeni sese ve iktidara boyun eğiyordu. Alternatif mecralar mevcut değildi. Sosyal medya diye bir şey tabii yoktu. Cuntanın söylediği dışında bir gerçek oluşmuyor, değişik ve zıt bilgi akışları yaşanmıyor, limitte kimse direnme çağrısı yapacak kanal bulamıyordu. Televizyon geldikten sonra da uzun süre sadece TRT’nin elindeydi, devlet tekelindeydi. Türkiye ancak Turgut Özal ve ANAP döneminde, özelleşme sayesinde çok sayıda televizyon ve radyo kanalına kavuştu. Bu kanalların toptan control edilemezliği, 15 Temmuz 2016 gecesi çok tâyin edici bir rol oynadı.

(9) Asker ve darbe karşıtlığı bilinci birdenbire gelmedi. Zamanla darbeler kendi anti-tezlerini, başlangıçta olmayan bir tepki birikimini yarattı. 1960, 1971, 1980, sonra 28 Şubat…. Millet adım adım, 1950’den sonra ikinci bir “yeter” noktasına geldi. Özellikle 12 Eylül 1980 sonrasının zorunlu ve biteviye “günde üç öğün” Atatürkçülük diyeti, resmî ideolojinin o zamana kadar görülmedik ölçüde sorgulanmasına yol açtı.

(10.1)  Aynı birikim ve öğrenme sürecini, merkez-sağ ve sonra net İslâmî karakterdeki kitle partilerinin lider kadroları da yaşadı. Özellikle AKP, denebilir ki daha 2002’den itibaren teyakkuz halindeydi. Millî Görüş’ten kopup gelmişlerdi; önlerinde örnekler vardı; başlarına neler gelebileceğini, ordu-yargı-bürokrasi üçlüsünün kendilerini ne yapıp yapıp devirmek isteyeceğini biliyorlardı. Buna uygun bir öngörü, esneklik ve yerine göre direnç bileşimi sergilediler. Geçmişte olmayan bir ruh hali ve zihin yapısıydı. Deyim yerindeyse, “düşman”ın ya da tehlikenin kaynağının farkındaydılar.

(10.2) Nitekim 2002-2011 arasında karşılarına bir dizi genelkurmay başkanı çıktı: Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, İlker Başbuğ, Işık Koşaner. İlki hariç, diğer üçü net anti-AKP, anti-hükümetti. Vesayetçi kibirleri üzerlerinden akıyordu. AK Parti’ye “sözde değil özde laiklik” dedikleri şeyin devamını dayatıyorlardı. Cumhuriyet ve Bayrak mitinglerinde “ordu göreve” çağrıları yapılmaktaydı. 2002-2007’de TSK zaten çeşitli darbe arayışlarıyla kaynamaktaydı. Yakamoz, Eldiven, Sarıkız, Ayışığı gibi adlarla çeşitli cunta projeleri kuruluyor, çözülüyor ve tekrar kuruluyordu. Gülencilerin sonradan yaratacağı “kumpas dâvâları”ndan değildi bunlar; hepsi son derece gerçekti. Öyle ki, Cumhuriyet’ten İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay gidip komutanlarla “bunlardan nasıl kurtuluruz” konuşmaları yapabiliyor; Balbay da bunları fütursuz bir özgüvenle (efendim, sonradan kitap yazmak içinmiş) günlüğüne kaydedebiliyordu. Üzerine 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki, Sabih Kanadoğlu’nun icadı olan “nitelikli çoğunluk” krizi geldi. Üzerine, 14 Mart 2008’de açılan ve 30 Temmuz 2008’de Anayasa Mahkemesi’nde ancak 5’e karşı 6 oyla reddedilip sonuca bağlanan  kapatma dâvâsı geldi. Üzerine, Gülencilerin MİT müsteşarı, MİT tırları ve 12-25 Aralık 2013 “yolsuzluk” hamleleri geldi.

(10.3) Bunları şimdi tek tek hatırlayıp yanyana koyduğumda, birincisi, bu nasıl bir muameleydi; hangi iktidar bizzat devlet aygıtının, ordu-yargı-bürokrasi üçlüsünün bu kadar yoğun ve şiddetli devirmeciliğine maruz kaldı… diye düşünüyorum ister istemez. İkincisi, hepsiyle bir şekilde başedebildiklerini; 2002-2016 arasındaki on dört uzun yıl boyunca ayakta kaldıklarını ve ayakta kaldıkça da giderek daha çok şey öğrendiklerini, özgüven kazandıklarını ve kararlılık peydahladıklarını görüyorum. (Üçüncüsü, bu sürekli kuşatılmışlık ve savunmaya itilmişlik halinin nasıl bir tür “Massada kompleksi” yarattığını ve “beka” formülasyonuna yol açtığını da görüyorum, ama o, bu yazının konusu dışında kalan ayrı bir mesele.)

(11) Önemli olan şu ki, bütün bunlarn sadece AK Parti liderliği ve teşkilâtının değil, tabanı ve seçmen kitlesinin de bilinç ve tecrübe kazanmasını beraberinde getirdi. Yukarıda yazdığım her şeyi Türkiye toplumunun AKP’ye destek veren Müslüman kesimi de gördü. 2002-2007 arasındaki darbe çabalarını gördü; Cumhuriyet ve Bayrak mitinglerindeki “ordu göreve” çağrılarını gördü; Baykal’ın CHP’sinin her şeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürmesini gördü; 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki “nitelikli çoğunluk” sahtekârlıklarını gördü. Sonra, o kadar berrak olmasa da, yani İslâmın bu sekter ve bencil cemaat varyantını kendinden henüz tam olarak ayıramasa da, Gülencilerin 2012-2016 arasındaki çeşitli hamlelerini gördü. Bir yandan TSK’nın efsanesi aşınır ve yaldızları dökülürken, diğer yandan halkın yarıdan fazlasının uyanıklık ve zihinsel hazırlık düzeyi yükseldi. Kötü bir şeyler olduğu takdirde boyun eğmeme noktasında sessiz bir azim doğdu.

(12) Unutmayalım ki bu dönemde Türkiye’de ekonomi de iyi gidiyordu. Bu da çoğunluğun hoşnutsuz olmaması ve darbe yanlılığına (ya da darbe karşısında tarafsızlığa) kaymaması için önemli bir nedendi.

(13) Ekonominin durumu da dahil, 2016’ya gelirken hiçbir (gerçek veya hayalî) kriz mevcut değildi. Oysa geçmişte hep, şu veya bu şekilde bir zemin ve ortam oluşmuş ya da oluşturulmuştu darbeler için. Bazen kendiliğinden (darbecilerin isteği ve planlaması dışında) oluşmuş, ister (onların da dahliyle) imal edilmişti. Her iki durumda da, elverişli bir fırsatı değerlendirmişlerdi. 2016’da ise hiç böyle bir şey söz konusu değildi. 1971 veya 1980’de olduğu gibi, herhangi bir millî “anarşi kaygısı” da yoktu. Özetle, müdahaleye yarım yamalak da olsa bir meşruiyet kazandıracak (tersten söyleyecek olursak, halkı tereddüde sevkedecek veya nötralize edecek) hiçbir şey mevcut değildi. Tersine, 15 Temmuz darbesi kitlelerin gözünde daha ilk andan itibaren inandırıcılıktan tümüyle yoksundu.

(14) Bütün bunlara, darbenin kendi örgütlenme zaaflarını eklemek gerekir. Gülen Cemaati çok özel, çok benzersiz bir “gizli örgüt”tü. Net bir tüzük ve programı hiç olmadı. Halkın karşısına asla “biz şunları yapmak istiyoruz” diye çıkmadılar. İç dayanışmaları, birbirlerini koruyup kollama kapasiteleri çok güçlüydü. Ama ne vaat ettikleri daima belirsiz kaldı. 2012-2016 arasında ise kısmen deşifre olmaya ve yerlerinden oynatılmaya başladılar. Dolayısıyla 2016’ya gelindiğinde, (a) Gülencilerin ordu içindeki kendi örgütlü güçleri yeterli değildi. (b) İktidara el koyup da halkın karşısına kendi kimlikleriyle çıkmalarını sağlayacak, şunun için yaptık diyebilecekleri bir “dış ideoloji”leri veya “kitle ideolojileri” yoktu. Bütün umutları, ordu içindeki Kemalistleri ve MHP tandanslı subayları kendilerine katılmaya ikna etmekti. Esasen sırf bu amaçla, TRT’den okuttukları bildiri 27 Mayıs 1960’ın “hakiki Kemalist” bildirisinin çok uzun ve çok sıkıcı bir taklidi gibiydi. Üst komuta kademesinin kendilerine katılacağı beklentisi içinde, ayrı ve hiyerarşik, merkeziyetçi bir cunta ve emir-komuta zinciri dahi kurmamışlardı. Bunda, belki Gülen’in control freak’liğinin de bir payı vardı: bütün insiyatifi askerlere ve en tepede bir “başkomutana” vermek yerine, her şeyi “yandan ve dışarıdan” imamlarla (= kendi siyasi komiserleriyle) yönetmeye kalkmıştı. Oysa devrim veya darbe çok sıkı bir merkeziyet gerektiren şiddet eylemleridir. Kurmay başkanı ve kuvvet komutanları darbeye katılmayı reddedince, Gülenciler başsız ve hiyerarşisiz kaldı. B planlarının olmadığı ortaya çıktı. Bu da gelişen saatler içinde ne yapacaklarını bilmemelerini beraberinde getirdi.

(15) Meşum bir dizi düşünce ama… Eğer darbe girişimi, MİT’e yapılan bir ihbar sonucu 15 Temmuz öğleden sonra bir parça olsun öğrenilmeseydi. Hükümet ve genelkurmay tarafından çok etkili önlemler alınmamakla birlikte, bu erken istihbarat Gülencileri darbeyi öne almaya ve akşam başlatmaya sevk etmeseydi. Darbe ilk planlandığı gibi gece 03:00’te başlasaydı.

Ordu kendi içinde bölünmeseydi; yüksek komuta kademesi Erdoğan ve AKP düşmanlığı üzerinden “ikna” edilse ve darbecilere katılsaydı. Her sokak başına asker dikip “dışarı çıkanı vururuz” deselerdi. Bu direniş gene gerçekleşir ve 15 Temmuz darbesi püskürtülür müydü?

(15) Bu what if? (ya öyle değil de böyle olsaydı) tarihçiliği sorusunun cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğimizi kaydetmekle yetinelim. Fiiliyatta şu oldu: Erdoğan’ın, bütün hükümet yöneticilerinin ve AKP kadrolarının tarihî süreçler sonucu ediinilmiş direnme kararlılığı ile, kitlelerin gene aynı tarihî süreçler sonucu edinilmiş sessiz azmi işte bu noktada buluştu ve dağılmaya yüz tutan darbeci birlikleri tek tek kuşatıp izole etti, sonunda teslim aldı. Bu da 15 Temmuz’un kesin ve ezici yenilgisi anlamına geldi.

.

Facebook Yorumları

Kod8
26.7.2018
Marksizm ve ahlâk (4) Göreliliğe karşı, örtüşme ve devamlılık
25.7.2018
Marksizm ve ahlâk (3) Görelilik, devrim(cilik), sınıf(sallık)
24.7.2018
Marksizm ve ahlâk (2) Ne gitti, ne kaldı?
19.7.2018
Marksizm ve ahlâk sorunu (1) Apollon, Dionysos ve Nâzım Hikmet
16.7.2018
15 Temmuz’da halk niçin ve nasıl direnebildi?
13.7.2018
(4) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku”ndan nasıl çıkılacak?
12.7.2018
(3) “Geçiş sarsıntıları” bittiyse...
11.7.2018
(2) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku” nasıl oluştu?
10.7.2018
(1) “İhtilâl hukuku” üzerine düşünceler
9.7.2018
Kim Avrupalı?
5.7.2018
“Post-truth” toplumda huzura eriyorum
1.7.2018
Dün gece gördüğüm gerçek rüyadır
19.6.2018
Cohn-Bendit anlatıyor (2) Kitle hareketinin kazanımlarını, seçimler ve yasalar tahkim eder
17.6.2018
Sorular (2) Amerika ne yapmalı?
12.6.2018
Sorular (1a) Türkiye nereye (2002’den 2016 darbe girişimine kadar)
10.6.2018
Tartışmalar
14.5.2018
Amerikan siyaseti üzerinden, cephe ve ittifak sorunları
23.4.2018
Tuhaf ifadeler
3.4.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
27.3.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
16.3.2018
Yörünge dergisiyle sohbetler (4) Batı çökebilir mi? İslâmiyetin alternatifi var mı?
12.3.2018
Olabilirliğin sınırları
10.3.2018
“Üstün medeniyet” kavgalarında, geçmişin ve bugünün sahte bilimi
5.3.2018
“İnsancıl koridor”
1.3.2018
Guernica 1937, Guta 2018
27.2.2018
Recep Peker de mi rol modeli?
25.2.2018
Siyaset karşısında tarih (ve tarihçinin asıl sorumluluğu)
23.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (3)
19.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (2)
17.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (1)
6.2.2018
Katı gözüken her şey, artık iyice buharlaşırken
30.1.2018
Putin ve Stalin
14.1.2018
Post-truth (gerçek sonrası) 2: bağımsız yargı ve Osman Kavala
9.1.2018
Dış mihraklar, kökü dışardalar
3.1.2018
Burhan Kuzu’dan bir taksi şoförüne
8.12.2017
Tüy dikti
4.12.2017
Hangi BBC?
13.11.2017
Hayır, “özlemle” anmadım ve anmıyorum
7.11.2017
Post-truth (gerçek sonrası) 1
31.10.2017
Komplo teorileri (mi)
27.10.2017
Brutus’un şerefi
24.10.2017
Elma dersem çık, armut dersem çıkma
16.10.2017
İşsiz öğretim üyeleri, geçersiz diplomalar
8.10.2017
Neyi anlatamadım
27.9.2017
Sözde
26.9.2017
Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?
6.9.2017
Geri dönerken
7.8.2017
Büyükada ve Yıldıray Oğur
27.7.2017
Kederlerimin krallığında
25.7.2017
Devrim, darbe, demokrasi
23.7.2017
15 Temmuz’a ilişkin bazı temel soru ve sorunlar
21.7.2017
“İki Türkiye”yi aşma çabasında, 15 Temmuz’a ilişkin entelektüel bir konsensüs arayışı
18.7.2017
Hem 9, hem 15 Temmuz (ya da, “her iki Türkiye”yi kucaklamak)
10.7.2017
Sıra Türkiye’de; kendi ahlâkını şiddet yetkisine dönüştürenlerde
9.7.2017
Yer kavgası mı, din kavgası mı?
27.6.2017
Bir yanda J. S. Mill, diğer yanda Suudiler
26.6.2017
Bağnazlık ve özgürlük
22.6.2017
Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanmasına karşı çıkmak, MİT tırları komplosuna destek anlamına mı geliyor?
19.6.2017
Tarihe bir not: Erdoğan, Demirel’i yanlış biliyor
16.6.2017
Trump’ı Erdoğan’ın yerine koymamak
13.6.2017
Trump’a yakın durmamak
5.6.2017
Ahmet Arif’ten, başkasının “dava”sına mektuplar
13.5.2017
Üç ay önce bir panelde söylediklerim
1.5.2017
Batırdı mı, kurtardı mı?
25.4.2017
Napolyon
18.4.2017
Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”
16.4.2017
Nazi dehşeti (2) nasıl motive oldu ve örgütlendi; neler yaptı-yaşattı
15.4.2017
Nazi dehşeti (1) Avrupa’nın çektikleri, Türkiye’nin (ve ABD’nin) çekmedikleri
7.4.2017
İyi ki hatırlattı
4.4.2017
Tek Parti ve Faşizm/Nazizm sorunu
2.4.2017
Hukuk devleti varsa, Faşizm ve Nazizmden söz edilemez
29.3.2017
Faşizm ve Nazizmin esası, gerçek çehresi
25.3.2017
19. yüzyıl sonu proto-faşizminden, 1930’ların Faşizmi ve Nazizmine
23.3.2017
“Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışırken...”
21.3.2017
Türkiye, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu? Erdoğan, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu?
17.3.2017
Kriz ve kavga yönetimi
16.3.2017
Almanya ve Hollanda’nın bariz haksızlığı
14.3.2017
Unutulan darbe: 12 Mart; unutulan tarih: 1965-71
11.3.2017
Teneke Trump’et (2)
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
6.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
25.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
5.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
19.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
11.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
8.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
5.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
3.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
24.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
21.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
11.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
14.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
12.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
20.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
08.03.2015
Lut’un karısı (8 Mart için)
05.03.2015
Yaşar Kemal de evrene karışırken
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8