Prof.Dr Ahmet Demirel: CUMHURİYET’İN İLANI ÜZERİNE BİLİNENLER

29.10.2019 - Bu Yazı 928 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 1

Prof.Dr Ahmet Demirel: CUMHURİYET’İN İLANI ÜZERİNE BİLİNENLER

 Bugün 29 Ekim. Cumhuriyetin ilânının 96’ıncı yıldönümü. Bu vesileyle Facebook standartlarına göre çok uzun bir yazıyla bazı yanlış bilinenleri teker teker gözden geçirelim. Ben yazmış olayım da okuyan ister okusun ister okumasın.

Önerme 1: 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilânıyla birlikte Osmanlı devleti ve onun padişahlık sistemi kesin bir biçimde sona erdirildi.

Yanlış! Bu adım neredeyse bir yıl önce zaten atılmıştı. Saltanat 1 Kasım 1922’de kaldırıldı, Osmanlı devleti hukuken sona erdi ve bu durum 1935’e kadar Hâkimiyet-i Milliye Bayramı olarak kutlandı. Kısacası saltanatın kaldırılması ve Osmanlı devletinin hukuken sona ermesiyle 29 Ekim 1923 arasında herhangi bir ilişki yoktur.

Önerme 2: 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilânıyla birlikte Halifelik de sona ermiş oldu.

Yanlış! Cumhuriyet ilân edilirken halifeliğe dokunulmadı ve Halifelik olduğu gibi korundu. Kaldırılması beş ay sonra, 3 Mart 1924’tedir.

Önerme 3: O zaman Cumhuriyetle birlikte din devleti olmaktan kurtulduk.

Yanlış! Üstelik tam da aksine Cumhuriyetle birlikte dini devlet olduk! 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilân eden Anayasa değişiklikleri sırasında, Anayasanın orijinal halinde dinle ilgili herhangi bir madde bulunmazken, Anayasa'ya ikinci madde olarak “devletin dini İslamdır” ifadesi eklendi.

Önerme 4: 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilânıyla birlikte tebaa olmaktan çıkıp seçme ve seçilme hakkı olan vatandaşlara dönüştük.

Yanlış! Haydi, Birinci Meşrutiyet’te seçimle gelen Meclisi saymayalım. Osmanlı devletinde seçimler zaten 1908’den beri düzenli olarak yapılıyordu. İkinci Meşrutiyet’ten sonra, Osmanlı döneminde 1908, 1912, 1914 ve 1918’de; Osmanlı fiilen sona erdikten sonra da 1920’de, Osmanlı devleti hukuken sona erdikten sonra da 1923’te seçimler zaten yapılmış ve bir parlamenter geleneğimiz zaten oluşmaya başlamıştı.

Önerme 5: O zaman Cumhuriyetle birlikte daha demokratik seçimler yapmaya başladık.

Yanlış! 1908 seçimleri çok partili çoğulcu bir seçimdi. Çağına göre de olukça demokratik bir seçim oldu.1912 İttihat Terakki’nin baskısı atında muhalefetin sesinin çıkmasına izin verilmeyen kısıtlı bir seçim oldu; 1914 seçimleri İttihat ve Terakki’nin diktatörlüğü altında tek partili bir seçim oldu. Mütareke dönemindeki iktidar boşluğu ortamında her şeyi kontrol edip her şeye hükmedecek herhangi bir güç odağı olmadığından 1919 ve 1920 seçimleri de aynı 1908 gibi çok sesli, yarışmalı, çoğulcu seçimler oldu. 1923 seçimleri bir ölçüde 1912 seçimine benzer. Toplam 287 milletvekili arasında seçilmeyi başarabilmiş herhangi bir muhalif milletvekili olmadığı gibi sadece iki bağımsız bin bir güçlükle meclise seçilebilmişti. Cumhuriyetin ilanından sonra 1927, 1931, 1935, 1939 ve 1943 seçimleri de tek partili seçimlerdi. Hiçbir muhalif ve partinin izni ve onayını almamış bağımsız seçilemediği gibi aday bile olamadı. 1943 hariç kaç milletvekili seçilecekse o kadar aday gösterildi ve hepsi otomatik olarak milletvekili seçildi. Söz konusu olan seçim değil tayindi. Kısaca 29 Ekim'de vatandaşın seçme ve seçilme hakları konusunda herhangi bir düzenleme yapılmadı.

Önerme 6: Cumhuriyet ilân edilirken yepyeni bir Anayasa yapıldı.

Yanlış! Cumhuriyet Meclis’te 20 Ocak 1921’de kabul edilen Anayasa’nın sadece 6 maddesi yani, 1, 2, 4, 10, 11 ve 12. maddeleri değiştirilerek yapıldı.

Önerme 7: Yapılan Anayasa değişiklikleri son derece demokratik, çağdaş, vatandaşın hak ve hukukunu güvence altına alan değişikliklerdi.

Yanlış! Bu altı maddenin hiçbiri demokrasiyle, vatandaş hak ve hukuku ile ilgili değildir. Tamamen şekille ilgili değişikliklerdir. Anayasanın orijinal halinde birinci maddede “Hâkimiyet, bilakaydüşart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir” deniyordu. Metnin bu kısmı olduğu gibi korundu ve bir cümle eklenerek “Türkiye devletinin hükümet şekli cumhuriyettir” dendi. Yukarıda üçüncü önermede belirttiğim üzere ikinci madde değiştirilerek buraya devletin dininin İslam olduğu yazıldı. 4., 10., 11. ve 12. maddelerdeki değişiklikler ise Cumhurbaşkanının ve Başbakanın nasıl seçileceğini tanımlayan teknik konularla ilgili maddelerdir. Bu maddeler, Cumhurbaşkanının Meclis tarafından ve meclis üyeleri arasından seçileceğini, devlet başkanı sıfatıyla gerekli gördükçe vekiller heyetine başkanlık edeceğini, vekiller heyeti başkanının cumhurbaşkanı tarafından, vekillerin ise başvekil tarafından seçileceğini hükme bağladı.

Önerme 8: 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilân edilince ilk defa seçimle gelen bir devlet başkanımız, ilk defa seçimle gelen bir Başbakanımız ve ilk defa seçimle gelen bakanlarımız oldu.

Yanlış! 1921 Anayasası Meclis Hükümeti yöntemini benimsemişti. Meclis hem yasama hem de yürütme yetkilerini elinde tutuyordu. Meclis içinde yapılan seçimle gelen Meclis Başkanı da hem devletin başkanı, hem yasamanın başkanı, hem de yürütmenin başkanıydı. 29 Ekim’de yapılan değişiklikten sonra kuvvetler ayrıldı. Meclis Başkanı sadece yasamanın yani Meclis’in Başkanı oldu, yeni oluşturulan Cumhurbaşkanlığı makamı ise yürütmenin ve aynı zamanda devletin başkanı oldu. Yani daha önce üç kurumun başkanı iken birini devretti diğer ikisini korudu. Başbakanlık makamı zaten vardı. 8 Temmuz 1922’den itibaren de doğrudan Meclis tarafından seçiliyordu. Bir önceki önermede belirttiğim seçilme şeklindeki teknik değişiklikle artık Meclis tarafından seçilmek yerine doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından tayin edilmesi esasına geçildi. Kısaca seçilme şekli değişti. Bir bütün olarak Meclis seçerken Cumhurbaşkanı tarafından atanması benimsendi. Bakanlar da 23 Nisan 1920’de Meclis açıldığından beri zaten Meclis içinde teker teker seçiliyorlardı. Seçilme şeklindeki teknik değişikliklerle Başbakan tarafından tayin edilmeye başladılar. Kısaca Meclis Hükümeti sisteminde devlet başkanı da, başbakan da, bakanlar da seçimle geliyordu. 29 Ekim 1923 Anayasa değişiklikleriyle sadece Cumhurbaşkanının seçimle gelmesi Başbakan ve Bakanların ise atanması esasına geçildi. Kısacası zaten 20 Ocak 1921 Anayasası zaten esası koymuş ve “hâkimiyet, bilakaydüşart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir” şeklindeki birinci maddesiyle adını belirtmeden Cumhuriyeti zaten ilân etmişti. 29 Ekim 1923’te yapılan sadece “Türkiye devletinin hükümet şekli cumhuriyettir” demek suretiyle önceden zaten ilân edilmiş olan sistemin adını koymak oldu.

Önerme 9: Olsun. Yine de kabine sistemine geçilmesi radikal bir adımdır. Bunu o güne kadar kimse akıl edememiştir.

Yanlış! Cumhuriyetin ilânından yaklaşık iki sene önce, 24 Kasım 1921’de Birinci Meclis’teki muhalefet Meclis hükümeti sisteminden artık vazgeçilerek kuvvetler ayrılığının benimsenmesini ve kabine sistemine geçilmesini istemiştir. Muhaliflerin hazırladığı 18 maddelik önerinin 10. maddesine göre Meclis doğrudan bir Başbakan seçecekti. Meclis’in doğrudan seçtiği Başbakan, milletvekilleri arasından bakanları seçecek ve Meclis’in güvenoyuna başvuracaktı. 11. maddeye göre Başbakan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, iç ve dış politikanın yürütücüsü olacak, kararlarından onaylanması gerekenler, Meclis tarafından seçilen (Cumhurbaşkanı niteliği taşıyan) Meclis Başkanı’nın onayına sunulacaktı. Bu kararlar Meclis Başkanı tarafından 48 saat içinde “imza veya iade” edilecek, bu süre zarfında imza edilmeyen kararları Bakanlar Kurulu doğrudan yürütebilecekti (Madde 5). Bakanlar, Bakanlar Kurulu’nun genel siyasetinden ortak, kendi bakanlıklarına ait işlerden ise ayrı ayrı, Meclis’e karşı sorumlu olacaktı (Madde 13). Meclis Başkanı tarafından kabul edilen Bakanlar Kurulu kararlarından da doğrudan doğruya Bakanlar Kurulu sorumlu olacaktı. Meclis Başkanlığı ise ismi belirtilmeden Cumhurbaşkanlığı gibi onay ve iade yetkisi olan ama siyaseten kararların sorumluluğunu taşımayan bir makam haline getiriliyordu (Madde 6).

İktidarı destekleyen milletvekilleri bu teklife şiddetle karşı çıktılar. Örneğin, İzmir Mebusu Mahmut Esat (Bozkurt) Bey kuvvetler ayrımının, uygulandığı ülkelerin hiçbirinde başarıya ulaşmadığını ve kısır kaldığından söz etti, güç politikasının teorisyeni Machiavelli’ye atıfta bulunmayı da ihmal etmedi ve “Machiavelli diyor ki, milletlerin hakkını gasp etmek için milletleri çiğnemek için onları bölünüz. Tefrikaya düşürünüz. Bendeniz diyorum ki efendiler, hürriyeti ve milletlerin hâkimiyetini kurmak istiyorsak kuvvetleri ayırmayalım” dedi

Mustafa Kemal Paşa da teklifi ve kuvvetler ayrılığı ilkesini şiddetle eleştiren çok uzun bir konuşma yaptı ve şöyle dedi: “Gerçekte, tabiatta, dünyada, kuvvetlerin bölünmesi diye bir şey yoktur. Önemli olan idaredir. Hükümet, idareden daha az bağımsız ve daha az önemlidir. Bütün ihtilallerde hükümet düşürülmüş, fakat idare devam etmiş, hükümet türlü şekiller almıştır. Bunu göz önünde tutan bilginler, asıl idare kuvvetini bağımsız tutacak olan ‘stratum administrative’i buldular. Tarihin gösterdiği üzere, ancak bu idare şekli insanlığın mutluluk ve gerçek güvenini sağlayabilecektir. İncelemelerine göre bu Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti demektir.”

Muhalefetin bu önerisi reddedilirken, aradan daha üç yıl geçmeden bu önerideki değişikliklerle hemen hemen aynı olan 29 Ekim 1923 değişiklikleri nasıl oldu da bu kez iktidar tarafından önerilip kabul edildi? Çok basit. İlk mecliste güçlü bir muhalefet verdi. Mustafa Kemal Paşa da o sırada hem yasamanın, hem yürütmenin hem de devletin başkanıydı. Yürürlükteki kanunlar çerçevesinde istediği milletvekilini bakan seçtirmek hakkını elinde tutuyordu, Başkumandanlık Kanunu çerçevesinde verdiği eminler birer kanun niteliği taşıyordu. Böylesine güçlü bir konumdayken ve Meclis’te ciddi bir muhalefet varken yetkilerini paylaşmak istemedi. 1923 seçimlerinden sonra muhalefet tamamen tasfiye edilip, muhalifi olmayan bir Meclis oluşunca, 29 Ekim 1923’te bu kez Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları kabine sistemine geçilmesini önerdiler ve kabine sistemine geçildi.

Önerme 10: Olsun yine de 29 Ekim 1923 çok önemli bir tarihtir.

Doğru. Sembolik olarak evet. Sistemin adı konmuştur; onun için de önemlidir. Ama gündelik hayat ve siyasi hayat bakımından bakılırsa 29 Ekim’in bir ay öncesiyle bir ay sonrası arasında hiçbir fark yoktur. Hayat ve siyaset aynı şekilde devam etmiştir. Fiili hayat açından bakılırsa mesela Saltanatın kaldırıldığı 1 Kasım 1922’nin veya İkinci Meşrutiyet’in ilân edildiği 23 Temmuz 1908’in bir hafta öncesi ile bir hafta sonrası arasında çok önemli farklar vardır. Hayat ve siyaset aynı şekilde devam etmemiş, değişmiştir. Tam da bu nedenle onlar da 1935'e kadar bayram olarak kutlanmıştır.

Emlak8

Facebook Yorumları

0 1
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive