Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var


23.4.2017 - Bu Yazı 111 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bu referandum sonuçları daha çok konuşulacak. Çok soru soracağız ve çok yanıt arayacağız.

17 Nisan sabahı, ne istikrara, ne ekonomik büyümeye, ne huzurlu güzel günlere uyanıldı. Herkesin söylediği gibi yüzde 51 Evet’çiler coşkulu sevinemedi. Beklenti, Erdoğan’ın mutlak, güçlü iktidarının sağlanması; “öteki”leştirilenleri sus pus hale getirmek, dünyayı onlara dar etmekti arzulanan, göle çalınan maya tutmadı.

Referandumda söylenen sözler soğumaya başladıkça, öfke, nefret, kin söylemiyle bilenmiş partizan "evet"çiler dışında kalan, o ya da bu nedenle evet oyu kullanan büyük çoğunluk gönül gözüyle olup bitene bakmaya başlayacaktır her halde. Özellikle büyük kentlerde, iki seçmen komşudan birinin ”terörist, teröre destek veren, darbeci”, ötekinin vatansever olmadığını; birbirlerinin gözlerinin içine bakarak, belki hiçbir şey konuşmadan, küçük bir tebessümle, içten bir günaydın, hayırlı işler sözüyle, vicdanlarıyla konuşmaya başladılar bile. Nereden mi biliyorum? Çevrenizde böyle komşunuz, arkadaşınız, akrabanız varsa, “ Amannn bu da geldi geçti, işimize gücümüze bakalım” sözünü duyuyorsunuzdur.

 

İnsanlığını kaybetmeyenler

Bu memleketin yakın tarihinde Kürtlere karşı radikal söylem/eylemler hiçbir dönemde toplumsal çatışmaya dönmedi, döndürülemedi.

Alevilere karşı yapılan, Maraş, Madımak katliamları, Alevi, Suni çatışmasına yol açmadı/açtırılamadı.

Siyasilerin kışkırttığı, devletin içinden bir kanadın fiilen organizatör olarak yer aldığı çok sayıda olaya karşın, bu toplumu oluşturan insanlar, insanlıktan çıkmadılar, insanlıklarını kaybetmediler.

Mesela bu referandumda din-laiklik, dindarlık-dinsizlik gibi kaba ayrıştırıcı dil kullanılmadı, kullanılamadı. AKP’liler başka motiflerle dini kullandılar.

“Türkiye laiktir laik kalacak” sloganları duyulmadı. CHP’nin izlediği politikanın bu konunun gündeme taşınmamasında belirleyici rolü oldu.

Bazı AKP’liler veya radikal siyasal İslamcılar, Kabataş Olayı gibi, “başörtülü bacımızın başını açmaya çalıştılar, saldırdılar” denemesi yaptılar ama bunun sürdürülebilir bir senaryo olmadığını anladılar, yani bu çatışma alanı da tutmadı.

Bu optimist pencereden bakarken, ne 6-7 Eylül olaylarını ve ne de… Yakın zamanda yaşanan Ali İsmail Korkmaz’ı katleden insani özelliklerini yitirmiş olanları da unutmuyoruz. Şiddet kültürü ile yüklü bir toplum olmamıza rağmen, ideolojik ve siyasal kışkırtmalar, toplumsal çatışmaya dönüşmedi. Bu toplumda farklı kimlikler ve farklı ideolojik-siyasal görüşler arasında çatışmaya yaratılamayacağının en güzel örneği 15 Temmuz’da, herkesin kendi düşüncesine göre sokağa çıkmasıdır, bu duygu halini çok yönlü okumak lazım.

 

Bir yanda Adaletsiz öte yanda adil bir kampanya

Bu bağlamdan, Hayır oyu verenlerin bileşenlerine bakıldığında Türkiye’yi görüyorsunuz. Bu Türkiye panosunda yer alanlar “sivil” –toplum- görüntüsü verdiler. Erdoğan, Bahçeli, Yıldırım CHP-HDP ‘yi çatışma minderine çekerek, partiler arası kavga/dalaş salvolarına yanıt bulamadılar. HDP’yi yok etme soykırımına rağmen, coşku içinde, barışı savunmaya devam ettiler. Kürtler bir kere daha acıları içlerine akıtarak güleç yüzleriyle rengârenk görüntüleriyle meydanlarda oldular.

İki kampanyayı bir başka açıdan karşılaştırırsak: Evet’in kampanyasında devletin kocaman şemsiyesini herkes gördü, her halde vicdanı olan, çoluk çocuğuna helal lokma yediren ve Evet oyu verenler bu adaletsizliği kendilerine soruyorlardır. Oylamadan bir gün önce İstiklal caddesinde, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, küçük bir kürsü, iki sandalye koymuş, cızırtılı seyyar ses sistemiyle sesleniyor, Genç Hukukçular da, küçük bir masada “Kararsızsan Avukatına sor” diyorlardı, gelip geçene.
AKP, İstiklal caddesinin başındaki kocaman bir mağazadan (her halde kampanya için boşaltılmış) kulakları sağır eden ses volümüyle, “iktidar kudretini” mağrur ve kibirliliğini gelip geçenin üstüne boca ediyordu.

Bu ve benzeri manzara Türkiye’nin her yerinde yaşandı. Gönül gözüyle bunları gören, okumuş, okumamış, kentli, kasabalı, genç yaşlı… larda her halde “kim bana daha yakın” sorusunu akıllara taşıyacaktır.

Ben durumu yüzde elli, yüzde elli bölünmüşlük olarak görmüyorum.

Her şey, her durum ve her olay kendi içinde çoğulculuğu taşır. Belirli durumda, belirli anda bir tane seçim yapılır ve karar verilir. Hiçbir karar mutlak değildir. Mutlak olsaydı ne öğrenebilir, ne işimizi gücümüzü geliştirebilir, ne hayal kurabilir, ne de hayallerimizin peşinden koşabilirdik.

 

Soru sormak insanı özgürleştirir

Hayatımızda yanlışlar yapar, yanlış kararlar veririz. Hiç yanlış yapmadık, hep doğru yerdeydik diyorsak; kendimize yeni sorular sormuyoruz demektir.

Akıl ve bilinç en nihayetinde soru sorar. İnsanı insan yapan en önemli özelliği soru sormasıdır. Sorular sorarsak Hakikat arayışı ve iyi yaşam ideali bize yeni ufuklar açabilir. Soru sormak insanı özgürleştirir, özgürleştikçe yeni sorular sorarız, hayatın ilerlemesi, yenilenme, değişim de böyle oluyor zaten.

Bana göre evet diyen çoğunluk kendine, bugünü ve geleceği için sorular soruyor. Evet diyen ezici çoğunluğun, otoriter bir rejim olsun bütün dünya ile kavga edelim, toplum ikiye bölünsün, çoğunluğun iktidarı ile gül gibi bir ülkede yaşarız dediğini düşünen var mı? Varsa bu kafalardaki beyinler hastalıklıdır.

Kampanya boyunca Evet propagandasında “bol bol demokrasi, hukuk” vs kullanılmasından da anlaşılabileceği gibi, iktidarın özünü kimse açık açık savunamadı. Özü boşaltılsa da, demokrasi mutlak iktidar için araçsallaştırılsa da… Bu çağda, herkesin her şeyi kolayca öğrenme olanağını varken, Demokratik olmayan rejimi uzun süre sürdürmek mümkün olamayacaktır, “Reisçilik” üst aklı marjinalleşmeye yol açar. Çünkü, elinde cep telefonu, masasında bilgisayarı olan birisi Google a “demokrasi ne?” diye sorarsa, karşısına çıkan seçeneklerden herhangi birinden gerçeği öğrenmeye başlamış olur.

Hayır demek zaten bir duruma, bir olaya karşı durmak, soru (lar) sormak arayışıdır. Hayır’ın bileşenin içinde, bugün, geçmiş, gelecek ve daha uzak gelecek var. Hayır’ın içinde, Evet diyenleri de kuşatan, dil, talepler, bugün sorulan veya sorulmayan sorular var. Hayır’ın kapısı Evet diyenlere sonuna kadar açık, bunun sivil alanda sürdürülmesi demokrasinin geleceğinin taşıyıcısı olmaya aday. Politikanın yenilenmesi ve yeni siyasal taşıyıcılıkta buralardan yükselecek diye düşünüyorum.

Çünkü:

Hayatımızın larla örüldüğü dünyada, otoriterlik, tek adamlık ancak kaos ortamında bilinç bulanıklaştırılarak, insanların duyguları araç olarak kullanıldığında geçici olarak karşılık bulabilir, ama sürdürülebilir değildir. Yukarıda anlatıldığı gibi, bu toplumda toplumsal çatışma ve kaos çıkartmak ve sürdürmek pek kolay değildir.

.

Facebook Yorumları

reklam
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
27.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı