Hüseyin ÇAKIR

cakir.56@gmail.com



Bookmark and Share

Yüzde 50 artı bir: Kurtuluş mu kâbus mu?


20.8.2017 - Bu Yazı 94 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 AKP yönetimi ve Tayyip Erdoğan'ı -Türk Tipi Başkanlık Sistemini 2019’da nur topu bir doğum olarak beklerken-,  % 50 artı bir kâbusu sarmış durumda.

Sonuçta  %49.99’a karşı  %50 artı bir ile iktidar olmak gerekiyor. 

Hiçbir siyasi lider “güle oynaya, ağlaya ağlata da olsa” seçim kazanma metodunu bulmuşken,  işi zora sokup Başkanlık Sistemi gibi iktidarını riske atacak bir yolu seçmez ve  yüzde elli  artı bir ile iktidar olma çıtasını koymaz.

Erdoğan, AKP’lilerle her buluşmasında “işimiz zor, artık %34-45 le iktidar olamayacağız %50 artı bir gerekiyor, bunu idrak edin”  diyor.

Bu hali görünce insanın aklına şu soru geliyor: “Kim veya kimler Erdoğan’ı %50 artı bir yönetim sistemine ikna etti veya bu “tuzağı” kurdu?”

Referandumdan sonra Erdoğan ve AKP yönetiminin gündemine göz atıldığında “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” nimetleri ve güzellemelerinden söz eden hiç kimse yok.

Referandum kampanyasında “ istikrar ve bütün kötülüklerden kurtuluş için” Başkanlık Sistemi gerekli diyorlardı. 

İlk seçimde Cumhurbaşkanı başka, parlamento başka partilerden olabileceği ihtimali ve korkusu iktidar çevresini sarmış durumda. 

Sonuçta iktidar kaybedilirse 17 yılın hesabını vermek var.

Daha şimdiden iktidar kaybedilirse kimlerin sorumlu tutulacağının çetelesi hazırlanıyor. 

Bugünkü duruma göre yerel seçimlerde Ana Kentlerin büyük çoğunluğunun kaybedilme tehlikesi artıyor. 

Ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde  %50’yi yakalamak hayal olmaya başladı.

Bu nedenle % 50’yi konsolide etmek için milliyetçi, popülist, dini ve ulusalcı dil ve söylemle birlikte militarist, şovenist politikalar öne çıkartılıyor. Bu AKP’nin kuruluş felsefesi varoluşunu bir kenara iterek eklektik, oportünist politikalara kaymasına yol açıyor. MHP ve milliyetçi-muhafazakâr seçmeni kazanayım derken 15 yıl AKP’ye oy verenler elden gidiyor. Abdullah Gül’ün uyarısın bu bağlamda okunabilir.

Erdoğan geriye gidişten bu kadroları sorumlu tutuyor. İç hesaplaşma yapacağını ilan ediyor.

Sonuç olarak bir parti kendi içine döner ve akçeli işler dâhil sorgulanmaya başlarsa tarihte örnekleri yaşandığı gibi, çöküş ve çözülme başlar demektir.

TÜRKİYE 2000’LER TÜRKİYE’Sİ DEĞİL

Ancak Erdoğan ve AKP yönetimi kendi kaderlerini ülkenin kaderi ve davanın bekası olarak lanse ederek ve kadroları yenileyerek geriye gidişin durdurulacağı kanısındalar.

 “Dava,  yol, köprü, tünel… Yaptık”  hikâyesi artık Dede Korkut masalı oldu.

Çünkü köprülerin altından çok sular aktı. Türkiye 2002’nin Türkiye’si değil artık. Kentlerin sosyolojisi değişti.  Yeni orta sınıf kentlilerin değerler dünyası, hayattan beklentisi farklılaştı. İktidarın ve devletin propaganda araçları ve ideolojik hegemonya kurma çabasına karşın yeni kuşak küresel dünya insanı gibi düşünüyor. Kırk, elli yıl öncesi eleştirileri yeni kuşağı etkilemiyor.

Son seçim ve önceki seçimlerde gençlerin çoğunluğu AKP’yi tercih etmiyor.  

16 Nisan referandumunda toplam seçmen sayısı 58,3, kullanılan oy 49,9 milyon. Evet 24,7 Hayır 23,6 milyondu. 

Muhtemelen 2019 da 60 milyon seçmen olacak ve 29-30 milyon artı bir oy alınacağı varsayılırsa bu iş kimse için çok kolay değil.

YÜZDE 50’Yİ BULMANIN İKİ YOLU

Yüzde 50 artı biri kazanmak için iyimser ve karamsar iki yol görünüyor.

İyimser olan: OHAL kaldırılır, abuk sabuk nedenlerle KHK kıyımına uğrayanların önce hakları iade edilir ve bağımız bir kurum araştırma yapar ve karar verir. HDP’li vekiller hapisten çıkar, Kürt illerinde görevden alınan Belediye Başkanları göreve iade edilir, soruşturmalar görev başında devam eder veya soruşturmalar en kısa sürede sonlandırılır.

AB, Batı ve dünya ile ilişkiler gözden geçirilir. Türkiye’nin temel iç ve dış meseleleri TBMM’deki bütün partilerle görüşülerek ve konuyla ilgili bütün STK’lardan görüş alınarak ulusal mutabakat/uzlaşma ile çözüm arayışı yöntemi benimsenir.

Komşularla savaşçı politika terk edilip barışçı diplomasi esas alınır…

Bu iyimser ve normalleşmeye dönük önerileri çoğaltmak mümkün.

Bu mümkün mü? Keşke olsa. 

Var olan durum ve gidişe bakınca  %50 artı bir için yüzde 49.99’u kesip biçip azaltmak, dağıtmak, yıldırmak uygun görünüyor.

İkinci yol, korku kâbus yolu: Bunun için önce siyasi ve sivil muhalefeti susturmak gerekiyordu.   Aşama aşama bu yapıldı ve devam ediyor.

İlk hamle “seni başkan yaptırmayacağız” diyen Selahattin Demirtaş’ı susturmaktı. 

Neden Demirtaş:  Çünkü siyasal duruşu, kişiliği, söylemiyle Türkiye’nin her kesiminin sempati duyduğu herkesin kedinden bir şey bulduğu ve geleceğe dair hikâyesi olan birisiydi. 

Toplumu etkileyen aydınlar, entelektüeller, muhalif basının susturulması.

Bugünkünden daha kötü olur diyebilirsiniz.

“Beterin beteri var” 

Kılıçdaroğlu’nu tutuklama kampanyası, akıl tutulması değilse olabilecek daha tehlikeli maceraların habercisi.

Yüzde 50 artı birin önündeki en büyük engel referandumda ortaya çıkan Hayır’ın CHP etrafında toplanma ihtimalinin Adalet Yürüyüşü ile yükselmesi karşındaki panik halidir. Bunu önlemek için CHP’yi  de kriminalize  ederek hedef tahtasına oturtmak Kılıçdaroğlu’nu kahraman yapar ama Erdoğan’a %50 artı bir getirmez, üstelik derin siyasal krize yol açar. 

Böyle bir siyasi krizi fırsata çevirme düşüncesi olabilir mi?

Vallahi neden olmasın: “ Ülke tehlikede, iç düşmanlar dış düşmanlarla birleşti, anayasa ve yasalar bir süreliğine askıya alındı” denilebilir. 

Kâbus senaryosu bu olur. Bu aynı zamanda AKP’nin de sonunu getirir.

AKP DEVLET OLDU SEÇMEN DE ARAYA MESAFE KOYDU

AKP’yi 15 yıl boyunca iktidar yapan toplumsal destek, ceberut devlete karşı sivil varoluştu diyebiliriz, AKP’nin hikâyesi bu kurgu üstünden yapılmıştı.

Günlük dilde bu mağduriyetti sonra mağduriyet edebiyatına dönüştü. 

Erdoğan sivil dili 2007’de terk edip, devlet dilinde konuşmaya başladı ve yeni bir resmi ve devlet dili kurdu. Çok tekrarlandı ama “Tek devlet, tek millet, tek bayrak,  tek vatan”    Cumhuriyetin kuruluş ideolojisiydi, bu kavramların içi başka şeylerle doldurularak  “yeni Türkiye” diye sunuldu.  

AKP seçmeni bu resmi ideoloji dilini satın almayacağını Haziran seçimlerinde gösterdi.  

AKP seçmeni devletleşen AKP ile arasına mesafe koydu, kuşku duymaya başladı. 

Erdoğan’ın ve AKP yönetiminin iktidarı kaybetme kâbusu da burada başladı. Çünkü geleneksel muhafazakâr kesim AKP’nin devlet dili ile konuşmasından rahatsız oldu. Üstelik AKP’nin devlet ideolojisi yaratma girişimi veya devlet ideolojisine entegre olması muhafazakâr seçmenleri ürküttü.  

Kendini dünya insanı gibi gören ve kendine göre özgürlük alanlarına sahip olan genç seçmenler üstenci, otoriter devlet dilinden ve yönetim yönteminden rahatsız oldular ki AKP’ye oy vermediler her halde.

Yüze 50 artı bir ile daha Başkanlık Sistemi gelmeden! Krizi geldi.

“Bizi bu kuyuya kim itti” diye düşünen AKP’liler var ki, cadı kazanları fokurdamaya başladı.

.

Facebook Yorumları

reklam
20.8.2017
Yüzde 50 artı bir: Kurtuluş mu kâbus mu?
13.8.2017
Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?
6.8.2017
Yurttaş mıyız Millet miyiz…?
30.7.2017
Hakikat hangisi: Davacı siyaseti mi demokratik siyaset mi? (2)
9.7.2017
Adalet Yürüyüşü sonrası her şey aynı kalabilir mi?
2.7.2017
Emir komuta içinde olan adalete karşı ADALET İçin yürünür
26.6.2017
Her şeyin devlete tabii olduğu rejim mi demokrasi?
18.6.2017
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz meselesi: Hakikaten ne oldu, neler oluyor?
11.6.2017
Kurtarıcılardan kurtulmak
4.6.2017
Bütün iktidar AKP’nin olmalı ne demek?
28.5.2017
Dijital Dönüşümve Birden Çok Kapitalizm Modeli (2)
21.5.2017
Dijital-küresel dünyada politika (1)
15.5.2017
Muhaliflik ve muhalefet sorunu!
30.4.2017
Süreçlere müdahale eden muhalefet
23.4.2017
Sorulacak çok soru aranacak çok yanıt var
16.4.2017
İkili iktidardan mutlak tek iktidara…
9.4.2017
Herkes kendi referandumunu yapıyor
3.4.2017
Hayır ve Evet’in önü arkası
27.3.2017
“Gerçekçi ol imkânsızı iste”*
19.3.2017
Yeni! Bir “Biz” ve Sistem İnşa Edilmek İsteniyor
15.3.2017
Evet diyen eski “yoldaşlar
29.5.2015
HDP toplumun vicdanına ve aklına dokunuyor
06.04.2015
Seçimler barış süreçleri için zorlu dönemlerdir
27.01.2015
Tarihsel Blok ve Kimlikler Üstünden Politika…
11.01.2015
Baskı ve şiddeti meşrulaştırma aracı olarak terör
05.01.2015
"Değişim!" yeni iktidar bloku yarattı
26.12.2014
“28 Şubat Bin Yıl Sürecek” denilmişti!: Nihayet ilk yıllarına girdik galiba
26.10.2014
Türkiye kapitalizminin değişimi ve AKP
07.10.2014
“Yeni Türkiye!”de: Askeri sanayi büyürse, sonra ne olur (1)
04.10.2014
Bizim demokrasi! hangi demokrasi
27.08.2014
Parti devleti- Devlet Partisi rejimine doğru mu?
27.07.2014
Yeni Türkiye nerede başlıyor, eski Türkiye nerede bitiyor
15.07.2014
Fiili başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimi
03.07.2014
Öğrenilmiş çaresizlik
04.06.2014
Cumhurbaşkanı mı, rejim mi seçeceğiz
18.05.2014
Görünmez kaza(lar) takdiri ilahi!
30.04.2014
İki muhafazakâr(lık)
13.04.2014
Modern muhafazakârlık kazandı!
20.03.2014
Kutuplaşma sınırı aşılıyor...
08.03.2014
Vesayetin devamlılığı için filtre değiştiriliyor
27.02.2014
‘Yalan, kişiyi haddi aşmaya götürür’
17.02.2014
Olup bitenlerin ‘ötesi’nden bakmak
07.02.2014
Fikrimiz iktidarda, biz hapisteyiz’
25.01.2014
Asıl kavga ‘yeni derin devlet’le cemaat(ler) arasında
16.01.2014
Cemaat aslında derin devlet- Gladio mu
06.01.2014
‘Pasif devrim’ bitti, Ergenekon’la barış başladı!
04.01.2014
“Pasif devrim” bitti, Ergenekon’la barış başladı!
26.12.2013
Değişen Türkiye ve demokrasi yolu buraya kadar mı
07.12.2013
‘Gizlice’ hakkımızda neler yapılıyor acaba
28.11.2013
Ne olacak şimdi: Kardeşlik hukuku mu, 12 Eylül hukuku mu
21.11.2013
Diyarbakır’da doğru söyler, Bismil’de şaşar
14.11.2013
‘Başbakan’ı yıpratmayalım!’ Ama o her şeyimize karışsın!..
07.11.2013
‘Parti olmayan parti’ HDP
30.10.2013
HDP, denenmişlerden ‘yeni’ bir deneme mi
21.10.2013
Askeri sanayi ne işe yarar!
09.10.2013
Tam demokrasinin 2023’e kadar yolu mu var!
02.10.2013
Paketten yeni paketlet çıktı, demokratikleşmeye devam
30.09.2013
Bu paket son paket mi acaba
19.09.2013
Ateşi düşürüp normalleşmek
13.09.2013
İslamcı kimlik merkezli yeni ‘biz’ ve ‘onlar’
07.09.2013
Barış için savaş! Öyle mi...
29.08.2013
İnsani değerler: Biz ve onlar
22.08.2013
Sivil toplum, cemaat, sol
15.08.2013
Sivil toplum, cemaat, siyaset ve STK’lar
08.08.2013
BDP’yi Türk soluyla birleştirmek, Kürtleri ideolojik tercihe zorlar
31.07.2013
Kürtler ve BDP, reformları sırtladılar...
25.07.2013
Başbakanı eleştirmek ya da eleştirmeyenleri eleştirmek
17.07.2013
Eski devletin eski kurumları ‘kitle’ örgütleri: Ve sivil- gri alan
11.07.2013
60 yıllık iktidar-muhalefet tablosu değişir mi
03.07.2013
İslamcı- muhafazakâr blok ve muhalefet
26.06.2013
Gezi’den yeni bir siyasi hareket çıkar mı
23.06.2013
Allah affetsin ama...
20.06.2013
‘Benim Türkiye’m!’ ve iki Türkiye!
16.06.2013
Kritik 24 saat...
12.06.2013
Şimdi her şeyi yeniden düşünme zamanı...
06.06.2013
Taksim isyanının önü ve arkası
03.06.2013
Her isyan, her devrim ama... huzur getirmiyor mu?
29.05.2013
Evet, değiştik; değişmeye de devam ediyoruz...
16.05.2013
Türkiye, Suriye’nin açık hedefi mi oldu
09.05.2013
Bir gazete: Demokratlık, demokrasi ve tartışmanın özü
22.04.2013
Türkiye, Kürt sorununu çözerken kendi modelini yaratıyor
21.03.2013
Barış demeyelim! Ölümler dursun diyelim
17.03.2013
16 Mart 1978: 35. yıl
22.02.2013
CHP’ye karasevda aşkı mı, nefret mi?
11.02.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
19.01.2013
“Acıyı bal eyledik”
12.01.2013
Barışı hedef alan derin cinayetler
11.01.2013
Şimdi, duygu ile aklın dengeleme zamanı
08.01.2013
Parmak tetikten uzaklaşıyor
29.11.2012
“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi”: Farkı ne olacak?
16.10.2012
Taraf’taki tartışma: Nasıl bir Demokratlık
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI


Seraby Interactive |Reklam Ajansı