Kemal CAN



Bookmark and Share

Alanda hayaller masada gerçekler


23.10.2019 - Bu Yazı 35 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Aslında çok karmaşık olmayan, hatta fazla basit olduğu söylenebilecek gelişmeler, tuhaf kavramlaştırmalarla, slogan haline getirilen çarpıtmalarla iyice anlaşılmaz hale geliyor. Her durum için uydurulan tuhaf isimler, nitelemeler, bu kavramlaştırmaya uygun saçma mantık zincirleri yaratılarak anlatılmaya çalışılıyor. Herkesin olup biteni kendi penceresinden anlatabileceği, zafer veya mağduriyet üretebileceği oynak, kaygan bir zemin de böyle yaratılıyor. Suriye meselesi başlangıcından itibaren bu açıdan tam bir tutarlı süreklilik örneği olarak kabul edilebilir. “Arap Baharı”nın uzantısı olarak başlayan gösterilerin hızla yönlendirildiği rota, Esad rejiminin bu olaylara gösterdiği karşılık, meseleye uluslararası müdahalenin kaypak niteliği, konuya dahil olan bütün aktörlerin ve onların kullandıkları enstrümanların sicili, kavramların kullanan herkes için aynı anlama gelmediği, aynı içerikle kullanılmadığı bir alan yarattı. Bu zemin sayesinde aynı anda ve her yeni gelişmede pozisyon tazelemek, hızlı manevralar yapmak, birbirine tam zıt senaryoların oyuncusu olmak mümkün olabildi. Suriye’de final perdesine doğru ilerlenirken artık durumlara keyfi isimler verme rahatlığı, kullanılacak alanın genişliği azalıyor. Fırat’ın doğusuna dönük harekat başladığında, 120X32 kilometrelik mevcut güvenli bölge cebine ABD ve kısmen Rusya’nın onay verdiği görülüyordu. Bütün gürültünün sonunda da bu gerçekleşti.

Erdoğan, Suriye meselesine hem alanda hem de masada bu önceki zemine göre yaklaşmakta ısrarlı. En azından bir süre daha böyle sürdürebileceğine inanıyor. Aynı anda hem ABD hem Rusya ile pazarlık edebileceğini, alandan masaya koz taşıyabileceğini düşünüyor. Açıkçası ABD ve Rusya’nın final sahnesine doğru konuya aşırı rasyonel yaklaşmaya başlamaları da, bu açıdan bir imkan hatta avantaj yaratıyor. (Bu konuda İlhan Uzgel’in 21 Ekim tarihli Gazete Duvar’daki yazısı ABD ile Rusya’nın çarpışan çıkarları kadar örtüşen yaklaşımları açısından ilginç bir perspektif sunuyor.) Erdoğan mevcut 120 kilometrelik güvenli bölge cebine, göçmenler için yerleşim yerleri oluşturma hevesine, Soçi’den (Rusya+Suriye) onay alarak dönüyor. Erdoğan Rusya’ya giderken Rakka’yı da dahil ederek 2 milyon Suriyelinin bölgeye yerleştirilebileceğini söylemişti ama mutabakat sonrası yine 1 milyon hedefine geri dönmüş görünüyor. Güvenli bölge TOKİ’sine, ABD tazyiki ile Arap finansmanı ve “kapıları açarım tehdidi” ile AB parası bulma umudu da tükenmiş değil. Kalan şeritte de, tıpkı ABD ile olduğu gibi bu kez Rusya üzerinden uzatılan ateşkes anlaşması PYD’nin askeri olarak alandan çekilmesi anlamına geliyor. Adana Mutabakatı’nın tazelenmesi anlaşmanın tarafı olarak Esad’ı muhatap yapıyor. 440 kilometrelik sınırın Türkiye kontrolüne geçmesi gündemden düşüyor.

Adı “Barış Pınarı” olan ve savaş denmesi yasaklanan harekat ABD tarafından 120 saatliğine durdurulmuştu. Savaş halinde olunmayan ABD ile “mola” anlaşmasının, çatışan taraf olan YPG ile ateşkes olarak ifade edilmesi yasaklandı. “Akıllı ol” uyarısıyla yapılan anlaşma bir askeri ve diplomatik başarı olarak sunuldu. İşin ABD ile olan tarafı artık sosyal medya üzerinden yürüyor. Şimdiki mutabakat Rusya ile yapıldı, mevcut cep için alınan geçici onay, diğer bölgeler için de ateşkes ve Suriye kontrolünün kabulü anlamına geliyor. PYD’nin askeri olarak devreden çıkartılmasına karşılık Suriye ve Kürtler arasındaki işbirliği ve siyasi sürece Suriye üzerinden Kürtlerin dahil edilmesi gündemde. Harekat bir güvenlik operasyonu iddiasındaydı, içeride de böyle destek sağlandı, PYD konusunda alınan sonuç da bu çerçeveyi “başarı” olarak göstermeye yeterli. Ancak “Fetih dualarıyla” alana sürülen kuvvetler Suriye Milli Ordusu adını kullanıyor. Türkiye onların Suriye’nin asıl sahipleri olduğunu iddia ediyor. Yani iktidarın kimin yerli-milli olduğunu belirleme gücü sınırları da aşmış durumda. İşte bu mutabakat ve sağlanan yeni denge, bu konuda Türkiye’nin kritik bir karar vermesini gerektiriyor. Erdoğan için doğrudan veya dolaylı olarak Esad’la anlaşma zorunluluğu iyice belirginleşiyor. Peki Türkiye’nin Suriye Milli Ordusu diye bir güçle kalıcı olarak bölgede kalması nasıl mümkün olacak? Bu ikna sürecinin Erdoğan için maliyeti ne olacak? Türkiye ile Esad konuşsa ne konuşacak, anlaşsa hangi konuda anlaşacak?

Türkiye’de Suriye harekatının iç politikaya yönelik tarafları hakkında çok sayıda yorum yapıldı. Zaten bir iç politika meselesi olan hadisenin nasıl sonuçlar yaratacağı üzerine de çok tartışıldı. Siyaset üstü olduğu iddiası eşliğinde muhalefetin önemli bir kısmının desteği veya en azından suskunluğunun bu kadar kolay temin edilmesi üzerine konuşuldu. İşin ABD ve Kürtlerle ilgili kısmı başarılı çarpıtmalarla iç politikaya ve aslında kısmen de dış politikaya bir “kazanç” hikayesi olarak aktarılabildi. Kürtleri yaygın bir sessizlik eşliğinde içeride ve dışarıda iyice sıkıştırabilmek -aslında Kürtleri Esad’a gitmeye mecbur bırakmak- bir siyasi başarı olarak sunuldu. Fakat Esad ve Rusya ile yürünecek yeni zemin engebesiz bir düzlük olmayabilir. Rusya ile ittifak, şimdiye kadar ABD ile gerilimin veya Batılı düşmanların Türkiye sınırında bir Kürt Federasyonu kurma tehlikesinin etrafında anlatılıyordu. Rusya’nın da gerilimin ABD tarafında yoğunlaşmasına bir itirazı yoktu. Şimdiye kadar “kazanmış” görünmesine fazlasıyla izin verilen Türkiye’nin, ABD’den sonra tam kontrol sağlamış ve kendisini kuşatmış olan Rusya’nın çıkış planına daha fazla yakınlaşması, gerekecek. Şam ile anlaşmayı, “Suriyelileri geri gönderme” gibi yüksek siyasi getirisi olan bir hedefe çevirmek, operasyonun ilk kısmı kadar kolay ve ucuz olmayabilir.

Harekatın hem ABD hem de AB nezdinde tam rahatlatılamamış “batı” cephesi, hem içeride hem dışarıda kalıcı biçimde ağır hasar almış Kürtlerle ilişkiler kısmı ve yeni bir pratiğe açılan Rusya-Suriye-İran’dan oluşan “doğu” hattı artık çıkış planlarına göre şekillenecek. Alanda konulan hedeflere ulaşılması kalıcılık garantisi yaratmıyor. Bütün bu alanlarda, Türkiye’nin şimdiye kadar geçerli olan kaygan ve oynak zemini bir süre daha kullanmasına izin verilmesi, alan hamlesinden “kazançlı” çıkıyor görüntüsüne destek verilmesi yüksek bir masa hakimiyetini güvenceye almıyor. Masa hakimiyeti, Türkiye’nin Suriye’de bulunduğu bütün alanların sınırlarına Suriye ordusuyla birlikte konuşlanacak olan Rusya’nın elinde. Suriye’nin “yerli ve milli” unsurları olduğu iddia edilen bir nüfusu, “Milli Ordu” diye isimlendirilen bir güçle, ait olmadıkları bir alanda tutmak -İdlib örneğinde olduğu gibi- hiç kolay değil. Bunun Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği ile ilişkisini kurmak da öyle. Hiçbir siyasi geleceği kalmamış olan muhalif güçlerle birlikte Suriye topraklarında, Rusya tarafından kuşatılmış ve ABD desteğinden uzaktaki bir Türkiye, bunu yüksek bir ulusal çıkar ve güvenlik gerekliliği olarak anlatmaya devam edebilecek mi?

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
23.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive