Kemal CAN



Bookmark and Share

Korona Teorileri


31.03.2020 - Bu Yazı 19 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Korona virüs dünyada hüküm sürmeye başlayalı yaklaşık dört ay oldu. Tıp ilmi açısından virüsün görüldüğü tarih biraz daha geriye götürülse de, Çin’in sakladıklarını açıklamaya mecbur kaldığı ve salgın olasılığının fark edilmesinin üzerinden üç ay bile geçmedi. Bunun lokal bir sorun olmadığının anlaşılması önce İran’a sonra Avrupa’ya sirayet etmesiyle idrak edildi ve onun süresi de aşağı yukarı iki ay. WHO’nun küresel salgın ilan etmesi, tehlike ve tedbirlerin alarm seviyesine çıkması için de son bir ayı düşünebiliriz. Yani olayın devamı için yapılan projeksiyonları önümüze koyunca, büyük bir krizin sadece içinde değil epey başında olduğumuz açık. Yaşadığımız gerçeğin, mevcut durum ve olabilecekler açısından herhangi bir kurgunun ulaşamayacağı şaşkınlık ve belirsizlik yarattığı da ortada.

Daha önce dünyanın benzer felaketler yaşamış olması, bunun olabileceğini söyleyen bilimsel raporlar (komplo dayanağı yapılan senaryolar) veya salgın temalı felaket edebiyatının çok miktarda örnek üretmiş olması, bu gerçeğin kolay kabul edilir olmasına yetmiyor. Birçok insan, daha önce pek haberdar olmadığı kavramları, bilgileri, rakamları takip ederek mantıklı bir bilgi kümesi oluşturmaya çalışıyor. Duyduklarından, izlediklerinden mantıklı bir neden-sonuç ilişkisi çıkartmaya, olacağı ve yapması gerekenleri  belirlemeye çabalıyor. Durumun acil oluşu ve tehlikenin büyüklüğü yüzünden, aktüel alan çok hareketli ve anlık gelişmeler zihinleri hemen ele geçiriyor. Ama bazen çok yüksek duygusal yüklerin etkisiyle bazen de kafada dönüp duran kaygı trafiğini bir an durdurabilince, kocaman bir soru karşımıza yerleşiyor: “Tam olarak neyin içindeyiz biz?” Devamında da bu içinde yoğrulduğumuz şey bizi, çevremizi ve dünya nasıl biçimlendirecek sorusu geliyor.

Sosyal medyada gördüğüm -ilk kim paylaştı bilmiyorum- “galiba dünyanın final sezonuna rastlamışız” sözü, son zamanlarda bazıları çok sevimsiz olabilen genç sarkazmının kötü olmayan örneklerinden. Kişisel ve toplumsal çeşit çeşit zorlukların içinden gelmiş 91 yaşındaki annemin söylediği, “bari bunu da görmeyeydim” sitemi de, zamanın bambaşka bir penceresinden benzer bir itirazı dile getiriyor. Görmüş geçirmiş olan için de görüp göreceklerinin başında olanlar için de sarsıcı bir anlaşılmazlık hali var. Daha virüsün ne yapacağı konusunda kafalar netleşememişken bütün bunların sonrasında dünya neye benzeyecek üzerine kafa yormaya başlayınca, görüntü daha da bulanıklaşıyor, kafalar karışıyor. Dünyayı parmağında oynattığı düşünülenler bile çuvallarken sıradan insan ne yapsın. Korona vesilesiyle evlere kapanıp zorunlu tefekkür dar bir alana sıkışınca, ilginç tartışmalar ortaya çıkıyor.

Zizek’in oldukça erken pozisyon alıp, iyimser tahayyüller kurmaya başlaması ve bunu çabucak bir kitaba çevirmesi; salgının çok sert vurduğu İtalya’dan Agamben’in, meselenin erken bir evresinde, en azından konunun ciddiyeti bakımından tazelenmeye muhtaç, aceleci kestirimlerde bulunması, hemen dikkat çekenler. Ağırlıklı olarak ekonomik etkiler, ortaya çıkan cevap kapasite ve zafiyetleri, sorunun yarattığı moral çıktılar üzerinden yürüyen tartışmalar, yavaş yavaş siyaset sahasına doğru da ilerliyor. Küreselleşmeden otoriterleşmeye, sistemin çöküşünden yeniden ihyasına kadar zıt uçlara doğru giden öngörüler paylaşılıyor. Sürmekte olanın içinden gözlemlerin, açı ve soru üretiminin, bilgi yığılmasına katkısını göstermek için “saha filozofluğu” kavramını öne sürenler de oluyor; bu erkenciliği bir tür falcılık olarak görüp, yeterli verinin eksikliği uyarısını yapanlar da.

Devletler, uluslararası kuruluşlar ve elbette “ekonomi çevreleri”, eldeki hazır kaynak ve reçetelerle savuşturamayacakları bu sert dalga karşısında fikri olgunluğu beklemeye tahammüllü –bunu yapabileceğini düşünenler de çabuk vazgeçti- değiller. Onların da çok hazırlıklı olmadıklarını, bazen şaşkınlıkla bazen deneme yanılma yöntemiyle hareket ettiklerini, olanı bildik ezberlerine ve formüllerine uydurmaya çalıştıklarını izliyoruz. Parasını harcayarak servetini korumaya çalışanlarla, elindekini sıkı sıkı tutarak bu zorluğu atlamayı deneyenlerin farklılaştığını görüyoruz. Toplumsal rızayı açıklıkta arayanları, bilgiyi kapatarak itaat peşine düşenleri izliyoruz. Bundan sonra ne olacak? Dünya nasıl şekillenecek? Bu soruların cevapları kaçınılmaz olarak harekete geçmiş olanlara ve gitmeye hazırlandıkları yöne bakılarak kestirilmeye çalışılıyor. Sonraya dair öngörüler, büyük ölçüde onların hareketlerine ve önceki deneyimlere bakılarak tartışılıyor.  

Salgının nasıl seyredeceği, ne kadar süreceğiyle ilgili farklı senaryolar var. Ancak dar bir alanda kıstırılarak önünün tamamen kesilmesi artık birçok ülke için geçilmiş bir eşik. Şimdi bütün stratejiler kontrollü hasarla, sonrasına hazırlanmak üzerine. Ekonomiyle çok bağlı siyasi rota tartışmaları da, sistemin yeni örgütlenmesinin ihtiyaçlarına ve reflekslerine bakılarak kestirilmeye çalışılıyor. Tartışmalar küreselleşme ve otoriterleşme çevresinde yoğunlaşıyor. Küreselleşmenin ekonomik ve siyasi merkezinin değişebileceğinden, örgütlenme tarzının yeniden biçimleneceğinden bahsediliyor. Bu sürecin küreselleşmenin başlangıç iddialarından epey uzağa ve daha belirgin bir otoriterliğe sürüklenmesi veya  küreselleşmenin yarattığı sorunların öne çıkartılarak başka talepleri yükseltebileceği ihtimalleri öne sürülüyor. (Elbette fazla sadeleştirilmiş bir özet bu. Yoksa çok önemli farklar içeren zengin tartışma kulvarları mevcut.)

Meselenin yaratacağı yeni ekonomik örgütlenmenin ihtiyaç duyacağı siyasi mimari yanında, endişe ikliminin hızlandıracağı sosyo-psikolojik eğilimler üzerinden de değerlendirmeler yapılıyor. İnsanların kendilerini çok çaresiz hissettikleri anlarda, kuvvetli kamusal otoritelere ihtiyaç duyulmasından istifade edecek fırsatçı otoriterlik önemli bir tehlike olarak işaret ediliyor. Fakat uzunca bir süredir hemen her türlü meselenin bireysel performanslara indirgenmiş olmasına karşı gelişebilecek öfkeye, bir imkan olarak bakanlar da mevcut. Bir süredir yükselen dalga muamelesi gören sağ popülist tarzın, bu süreçten nasıl etkileneceği üzerine de farklı yorumlar var. Çoğu sorunu hafife alan ve beceriksizce yöneten liderlerin bu dalgayla avantaj sağlayacağını düşünenler de var, ciddi faturalar ödeyebileceklerini söyleyenler de.

Türkiye’ye gelince, gerek salgının kendisine gerek ikincil sorunlara karşı iktidarın özel bir strateji geliştirdiğini söylemek pek mümkün değil. Ekonomik krizden Suriye meselesine kadar her sorun başlığında ortaya çıkan yaklaşımda bir değişiklik görünmüyor. Bu hadisede de “tepkileri ve rahatsızlığı” yöneterek durumu idare etmenin yeteceği fikri devam ediyor. Krizin ilk zirvesinin ardından -önlem paketinin de açıklandığı- yapılan toplantıdaki gevşeklik, yaşlıları eve kapatma sınırını aşamayan müdahale ve “borlu dezenfektan” icadından fırsat üretme heyecanı, tabloyu moral bozucu yapmaya fazlasıyla yetiyor. Fakat bu tanıdık siyasi biçimsizliğin tuhaf simetrisi de aynen devam ediyor. İktidar çevrelerindeki –toplantılara yansıyan espriler eşliğindeki- “rahatlık”, abartılı eylemsizlik, durumdan memnun olunduğu ve bu sayede bazı avantajlar elde edilebileceği şeklinde yorumlanıyor. Dünyada otoriterleşmenin yükselteceği, ekonomi elitlerinin risk küçültmek için değişimden kaçınacağı, konjonktürünün iktidara yarayacağı endişesi büyüyor.

Bu karmaşanın ortasında uygulamaya konulan kayyım kararları, arazi ve çevre talanına devam kararlılığı, Kanal İstanbul ihalesinin bile ertelenmeden yapılması, infaz yasasında adaletsiz düzenlemeler gibi çıkışlar da fırsat kullanmanın örnekleri olarak işaret ediliyor. Yani iktidarın kendisinde ve destekçilerinde bile olmayan yüksek bir iman, aslında karşı cephede mevcut: "Her durumdan avantaj yaratan iktidar yine bazı fırsatlar bulacak”. Yaşanan ve yaşanacak sıkıntılara kuvvetli bahane teminin çok işe yarayabileceği öngörülüyor. Bu olağanüstülük fırsatının iktidar tarafından kolayca değerlendirileceğine inanılıyor. Bunların defalarca yapılmış olması, tekrar yapılabilir olmasının garantisi sayılıyor. Ancak daha önceki pek çok meselede bu biçimsiz stratejinin sonuç alabilmesini sağlayan şey iktidarın inancı değil. Ayrıca ortaya çıkacak olası tablo, şimdiye kadar olduğu gibi kolay idare edilebilir görünmüyor.

birikim

.

Facebook Yorumları

Emlak8
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive