Kemal CAN



Bookmark and Share

Hikayeden siyaset


8.2.2019 - Bu Yazı 414 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Anlatılacak yeni hikaye kurulamadığı, ana karakter yorulduğu, aslında hikaye de bittiği için, şaşırtıcı yan karakterlere daha sık müracaat ediliyor veya onlar daha öne çıkıyor (çıkartılıyor). Ana karakteri negatif etkileyecek güçlü ikinci roller yaratmak ve onu aşırı yormak yerine, yüksek performanslı figürasyona yükleniliyor.

Okumaya hiç meraklı değil bu ülkenin insanı. Zaten bilinen bu durumun giderek daha da kötüleştiği görülüyor. Kadir Has Üniversitesi’nin “Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması” verilerine göre, 2018’de hiç kitap okumayanların sayısı 8,1 puan artarak yüzde 60,9 olmuş. Gazete okumayanların oranı da yüzde 57,5. Okumuş yazmış olduğu anlaşılan birine cevap vermenin mahcupluğuyla söylenmiş beyaz yalanları da düşersek, neredeyse nüfusun üçte ikisinin, olmuşu, olanı, olacağı okuyarak öğrenme diye bir hevesi olmadığı anlaşılıyor. Ancak söz konusu sonuçlar, bu ülke insanının çevresine, olup bitene, eskiden olmuşlara ilgisiz, meraksız olduğunu asla göstermiyor. Hatta bu topraklarda, bu coğrafyada -yazıp okumasalar bile- hikaye anlatmayı, hikaye dinlemeyi şehvetle seven insanlar yaşıyor. Somut, kanıtlanmış bilgilerle akıl yürütmek yerine, dinledikleri, izledikleri hikayelerle hislenmeyi daha çok seviyorlar. Tarihi, siyaseti, dış politikayı dizilerden, anlatılan hikayelerden öğrenmeyi istiyorlar. Hikayelerin gerçekle bağından çok, sürükleyiciliğine, zenginliğine daha fazla dikkat kesiliyorlar. Gerçek hayatın hissiyata uygun bir hikayeye dönüştürülmüş halini daha fazla talep ediyorlar. İzledikleri hikayenin, ilgi hatta tepki görmesinden hoşlanıyorlar.

Sağ siyaset dilinin -genelde de öyle olmakla birlikte- bu ülkede siyaseti hikayeleştirme veya hikayeden siyaset kurma açısından çok büyük üstünlüğü var. Hamaset yüklü tarihi anlatılar, kahramanlık mitleri, dini kıssalar ve zengin sembollerle desteklenen bir büyük drama kurulduğu için, somut verilerle ya da yüze vuran gerçeklerle kolay değişmeyen bir aidiyet çemberi, takipçi kalabalığı yaratılabiliyor. Türkiye’de siyasi eziyet açısından ilk on bine bile giremeyecek üç aylık hapisliği bir zulüm destanına dönüştürmek böyle mümkün olabiliyor. Kültürel iktidarı olmasa bile, gündelik hayatı hep elinde tutmuş olan muhafazakarlara, bir zamanlar gizli gizli ibadet eden dindarlar olduğu anlatısı, doğru olmadığı bilinse de iyi geliyor. Gününü elçi tokatlayarak geçiren padişahlardan bahsetmek, tarihte hiç olmadığı kadar çok şeyin onlara satılmakta olduğu, batı ekonomik sistemiyle en uyumlu dönem yaşandığı gerçeğini çok kolay karşılayabiliyor. Hemen bütün göstergelerde en alt sıraların işgal edilmesine rağmen, dünyanın kıskandığı, titrediği en büyük ülke havası basılabiliyor. Hikaye, izleyicisini yakalıyor veya tutabiliyorsa, hissiyatına iyi geliyorsa, -seveniyle sevmeyeniyle- katılanı çok oluyorsa, gerçekler ve dramatik tutarlılık önemsizleşiyor.

Erdoğan’ın siyasi hitabet yeteneği konusunda, zaman zaman karşıtlarının da paylaştığı takdir cümleleriyle çok sık karşılaşılır. Aslında, Erdoğan’ın neredeyse bütün konuşmalarında kullandığı kalıplar, sözlü anlatım, özellikle de dini hitabet (sohbet) geleneğinin açtığı imkanlardan çok daha fazlasını içermiyor: Hikaye et, dramatik bir çatışma/karşıtlık yarat, hayret nidalarına (kafa sallamalara) neden olacak yükseklikte iddialar ileri sür, sadece söyleyenin bildiği (veya o söylediği için doğru kabul edilecek) “hakikatlerden” bahset, rahatsız edici bir saldırganlığa açık sözlülük veya sözünü sakınmama görüntüsü giydir. Herhangi bir hikayeyi ilgiyle -hatta tekrar tekrar- dinlemeyi mümkün kılacak, dramatik bütünlüğü ve duygudaşlığı sağlayan bu yöntemler, her türden siyasal-toplumsal mesajın taşınması için de gayet elverişli. Eğer sürdürülebilir, kabul ettirilmiş, kulağa uygun gelen bir dramatik çatı inşa edilmişse, birbirinin kopyası olaylar -izleyenler “sıktı artık” deseler bile- tekrar tekrar izletilebiliyor, sezon finalleri daha ileri tarihlere uzatılabiliyor. Bu, televizyon dizileri için de, siyasi hikayeler için de böyle. Hikaye edilemeyen bir gerçeğin ise -genellikle her yerde ama- bu ülkede pek alıcısı çıkmıyor.

Sözlü kültür geleneğinin yazıyı atlayıp hızla görsel anlatımla kucaklaşması, hikaye ile kurulan ilişkiyi de biraz değiştirdi. Bu değişim, bazen dilin, anlatım tekniklerinin yenilenmesi anlamında; bazen de destanlardaki, masallardaki çok eski gerçeküstü imgeleri geri çağırma şeklinde, bazen de izleyen-dinleyen beklentilerindeki farklılaşma biçiminde oluyor. Artık ilgi, sadece anlatıcı veya ana karakter üzerinden çok kolay sürdürülemiyor; hikaye ve ana karakter biraz zayıflayınca sürprizli zenginleştirmeler devreye giriyor. Kendi kendine yürüyemeyen, kendini taşımakta zorlanan, biten hikayeler, açılan tuhaf patikalara sürülüyor, yan roller sahne alıyor. Ana karakter seyirci bıkkınlığından korunuyor, sentetik tipler ve olaylar hikayenin ve baş rolün hizmetine sürülüyor. Son yıllarda birçok TV dizisinde bu çarelere başvurulduğu ve sonuç alındığı görüldü. (Hatta bu yan karakterler ve hikayelerden başka ürünler bile çıktı) Siyaset hikayesinde de benzer bir durum söz konusu. Anlatılacak yeni hikaye kurulamadığı, ana karakter yorulduğu, aslında hikaye de bittiği için, şaşırtıcı yan karakterlere daha sık müracaat ediliyor veya onlar daha öne çıkıyor (çıkartılıyor). Ana karakteri negatif etkileyecek güçlü ikinci roller yaratmak ve onu aşırı yormak yerine, yüksek performanslı figürasyona yükleniliyor. Sünmüş hikayenin ortalık yerinde biraz da gerçeküstü duran birinin, abartılı hatta absürt biçimde sahne almasıyla ortalık birden hareketleniyor. Sadece müdavimlerin değil, herkesin dikkati ateşleniyor. Seyreden de, tepki veren de bir hareket, peşinden bir rahatlama…

Bugün iktidar, dinletmeye devam ettirdiği tükenmiş hikayesine herkesi dahil etmenin yollarını hâlâ bulabiliyor. Galiba bir hikayesi varmış gibi görünebilmesi, eleştirilerinden beslenebilmesi de bu sayede oluyor. Mesela, adının önündeki akademik titre ve resmi görevine rağmen komedi performansına talip olan bir anayasa profesörüne sosyal medyadan laf yetiştirmeyle sağlanan muhalefet tatmini, olmayan hikayeyi açığa çıkartmıyor, hikayenin devamı olan bir parçaya dönüşüyor. Televizyonlarda konuşan, gazetelerde yazan meczuplardan inciler derleme faaliyeti de, defalarca en üst düzeyde ziyaret edilmiş Kadir Mısıroğlu veya defalarca dokunulmayacağı gösterilmiş Sedat Peker’den yaratılan infialler de böyle durumlar. Aslında, bu iktidarı ve dolayısıyla “hikayesini” biçimleyen “misyon yüklü” isimlendirmeler de, bazen kurulan sahte dramaya fazlasıyla yarıyor, onu besliyor. “Hikayenin” fenalıkları, sadece üçüncü-dördüncü dereceden kötü figürasyonun performansıyla konuşulunca, aslında apaçık olan yavanlık ve hikayenin bütünündeki berbatlık kolayca saklanıyor. Tıpkı, iktidar medyasında çıkan “popüler insan” röportajlarına gösterilen tepkilerin, destek sözlerinden daha çok iktidarın işine yarıyor olması gibi. Kimin hikayesinin anlatıldığı kadar, kimin hikayesine nasıl dahil olunduğu da önemli.

.

Facebook Yorumları

Kod8
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8
Emlak8.Net