Kemal CAN



Bookmark and Share

Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor


23.4.2019 - Bu Yazı 162 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İstanbul’daki seçim belirsizliğinin önemli bir aşaması mazbata krizi çözüldü. İkinci aşama olağanüstü itiraz için de, YSK’nın kararı bekleniyor. KHK’lıların seçme hakkını ellerinden alan açık hukuksuz karara yapılan itiraz, biraz da bu belirsizliğin arkasına saklanarak ve hukuksuzlukta inada devam edilerek reddedildi. AKP Genel Başkan Yardımcısı’nın “biz anlamadık ama kesin bir şey oldu” şeklinde formüle ettiği “olağanüstü” itirazın aynı saçmalık inadıyla karşılık bulması ihtimali ise ilk güne göre hayli azalmış durumda. Sanırım önümüzdeki haftadan itibaren -bir iki hafta önce olması gerektiği gibi- ne olacak sorusu yerine ne oldu sorusu tartışılır, daha çok konuşulur hale gelecek. İktidar sözcülerinin ve medyasının da yavaş yavaş “ne oldu” sorusuna doğru çekildikleri görülüyor. Ancak, sinirleri fena halde geren ve neredeyse üç hafta süren belirsizlik, itirazlar etrafındaki hareketlilik de, en az seçim sonuçları kadar çok okunacak malzeme, gösterge verdi. İktidarın ve destekçilerinin gösterdiği direnç ve daha önemlisi bu direncin biçimi, yıllardır süren pek çok tartışmayı güncelleyen bol malzeme üretti.

Bu tartışmaların bazıları AKP iktidarının ilk yıllarına, hatta ondan da önceye uzanıyor. Bazıları son yılların, özellikle de 2013 veya 2015 sonrasının gündemi. Bir kısmı da, referandum ve 24 Haziran seçiminden sonra öne çıkmış başlıklar. Karşı karşıya kalınan nedir? Seçim gibi “normal” yöntemler bir işe yarar mı? İktidar geriletilebilir mi, yenilgiyi kabul eder mi? Bloklaşma, kimlik siyaseti ve kutuplaştırma ile yaratılan tablo değişebilir mi? İktidar her geçen gün gücünü pekiştirip kurduğu rejimi kökleştiriyor mu? İktidar yerel yönetimlerdeki 25 yıllık, genel yönetimdeki 17 yıllık çıkar imkanlarından vazgeçer mi? Muhalefet beceriksiz ve çaresiz biçimde iktidarın kurduğu gündeme mahkum mu? Seçimden sonraki iktidar performansı, bütün bu soruları ve etrafındaki tartışmaları güncelledi. Ancak, cevaplar yine açık siyasi göstergelere göre değil, kapalı iktidar tablosundan işaret arayarak verilmeye çalışıldı. Erdoğan’ın sözlerinden hatta mimiklerinden toplanan şifreler çözülerek rota anlaşılmaya gayret edildi. “Benim tanıdığım Erdoğan” diye başlayan cümlelerle çok iddialı öngörüler paylaşıldı. Seçimden önce de bunlara tanık olduk, seçimden sonraki süreçte de. Yıllardır yerleşen alışkanlıklar, katılaşmış siyasi tablodan bile zor değişiyor.

İktidarın seçim sonuçlarına karşı takındığı tutuma bakarak, bu soruların çoğu için ayrı ayrı ve çok geniş tartışmalar açmak mümkün. “Seçim ne işe yarar?” konusunu daha önce epey tartıştık. Ben bu yazıda, pek çok soruyu ortak kesen ve hayli kuvvetli desteği olan iki önermeden bahsetmekle yetineceğim. Birincisi, iktidarın siyaseten kendi aleyhine de olmasına rağmen seçim sonuçlarını kabul etmesinin mümkün olmadığı veya sonuçsuz da olsa yüksek direncin sebebinin de bu olduğu görüşü. Yerel yönetimlerdeki çıkar ağları, İstanbul başta olmak üzere büyük ekonomik güç veya iktidarın gizli ajandası gibi vazgeçme zorlukları bu tezin güçlü argümanları. İkinci önerme ise, iktidar kombinasyonu ve daha çok da Erdoğan için kurulan bir fıtratla ilgili. Olan biten, bazen ideolojik kaynaklara, bazen kişisel özelliklere yaslanan bu fıtratla açıklanmaya çalışılıyor. Önceki deneyimlerle desteklenerek, bir davranış profili ve ondan yola çıkarak da öngörüler üretiliyor. İktidarın hakim sınıf ve güç merkezlerinin kontrolü dışında davranamayacağı; ideolojik ve toplumsal maya ve kökleşen yeni rejim gibi aşırı rasyonel genellemelere müracaat eden versiyonları olsa da, bu önermeler büyük ölçüde siyasetin gereklerinin uzağında bir irrasyonellik iması taşıyor. Yaşanan kibir ve ölçüsüzlükler, siyasi dinamiklerin hilafına zorlamalar gibi ifade ediliyor. Oysa hiç siyasi bir kavram gibi durmayan kibrin arkasında bir siyasi derinlik var.

AKP iktidarını yaratan toplumsal dinamikler, talip olduğu/üstlendiği otantik temsil formu ve siyaset modeli, pek çok kavramsal sorunla malul tartışmaların konusu. Bir tarafta iradesiz kalabalıkları kullanan kötü niyet, gizli ajanda değerlendirmeleri; diğer tarafta “pozitif sosyoloji”, merkeze yürüyen dinamik “çevre” hikayeleri. Ancak, bu tartışmaları tazelemeden şu iddiayı öne sürmek pekala mümkün: AKP’nin otantik temsil iddiası, 28 Şubat ile tazelenmiş tarihsel rövanş bakiyesiyle de desteklenmiş “siyasi kibri”, üstelik bir vaat olarak başlangıçtan itibaren taşıyordu. İlk ivmeyi veren fabrika ayarlarında da, siyasi tevazu değil, siyasi kibir öndeydi. Halkın gerçek temsilcileri, memleketin asıl sahibi yerli-milli unsurlar, herkese bu kibri göstermek için gelecekti. Verilen büyük destek de, bugün yaşanan bozgun da bunun içindi. İktidarı destekleyen kalabalıklar, kendilerinden olanları kendileri gibi olmaları için oraya göndermiyordu; kendilerinin yıllardır eksik kaldığını düşündükleri her şeyi almak ve mümkünse daha fazlasını göstermek için gönderiyorlardı. Bu yüzden -işler yolundayken- iktidarın şatafatı, lider kadroların bilerek göze soktukları gösteriş, açıklanamaz zenginleşme beklendiği ölçüde bir tepki de yaratmadı. Bu paradigma seçmen için uzunca bir süredir değişme eğilimine girdi ama iktidar için böyle bir şans söz konusu değil.

Bu çerçeveden bakınca, oy ve destek kaybından daha önemli olan “iktidardan olma” fikri, siyasi kibre verdiği zarar nedeniyle kuvvetle direnilmesi gereken bir durumdu. Görünümleri bozgun havası verse de, irrasyonellikler içerse de, hasarı büyütse de, aksi davranış, seçmenin değiştirdiği ama iktidarın değiştiremediği paradigmaya asla uymazdı. Yani, seçim sonuçlarına gösterilen direnç, iddia edildiği gibi AKP’nin fabrika ayarlarından uzaklaşmasından değil kopamamış olmasından. Tıpkı, burjuvalara düğünde Kuran okutmanın övüncü ile ekonomik kriz sırasında böylesi şatafatı afişe etme arasında yapılan tercihin gerekçesi gibi. Ayrıca, siyaseten tehlikeli -hatta irrasyonel- bulunan güç ataklarının sağladığı siyasi kibir takviyeleriyle 2007’de, 2011’de, 2015’de ve 2018’de sağlanan “düzeltmeler” de hafızalarda. Seçim sonuçlarına verilen tepkilerdeki hazırlıksızlık, beceriksizlik görüntüsü, yenilgiyi bozguna çeviren zorlamalar ve siyaseten bundan zarar görülmüş olması bu tercihin rasyonelliğine halel getirmiyor. Kişisel bir özellik olarak değil misyon gereği sürdürmek zorunda olduğu “siyasi kibirden” vazgeçmek, iktidar için İstanbul’u vermekten bile zor. Üç haftadır “bunu neden yapıyorlar” sorusuna bulunamayan cevaplardan biri, seçmeniyle ayrışmaya başlayan iktidarın başka bir temsil formu üretemiyor olması. Erdoğan’ın “barışmanın”, “kucaklaşmanın”, “demiri soğutmanın” belirleyici aktörü olarak yeni bir üst dil kurmaya kalktığı takviye de ikna edici bir çare gibi durmuyor.

.

Facebook Yorumları

Kod8
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net