Kemal CAN



Bookmark and Share

'Son kırılma'


20.06.2019 - Bu Yazı 406 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Erdoğan, İstanbul adaylarının televizyon tartışmasından birkaç gün önce yaptığı açıklamalarla tansiyonu epey yükseltmişti. Pazar günü yapılacak seçimi işaret ederek, bir “son kırılma” noktasından söz ediyordu. Bu tartışmanın, seçimden önceki son haftaya “ışık” vereceğini söylüyordu. Bu sözlerle, hemen herkesin zaten karışmaya meyyal kafası iyice bulandı. Nasıl bir kırılma noktasından bahsediliyor, bu haftaya ışık verecek olan nedir? Büyük bir çoğunluk, sürpriz bir hamle geleceğine, bir tuzak hazırlandığına inandı. Ortalık gerildi, hatta bu gerilim televizyon oturumundaki performanslara da yansıdı. Sonuçta adayların birlikte yer aldığı canlı tartışma yapıldı ve hiçbir yeni durum görmedik. Ne sürpriz bir hamle geldi, ne beklenmedik bir performans. İlk bulgular ve izlenimler, seçmen tavrında neredeyse sıfır etkinin olduğu yönünde. Zaten açıklanan anket ve araştırmaların çoğunda da, seçmenin büyük ölçüde kararını oluşturduğu görülüyor. İktidar medyası, bir taraftan Binali Yıldırım’ın üstün olduğu, bir yandan da taraflı moderasyon yapıldığı iddiasını aynı anda işlemeye çalışıyor. Tıpkı 31 Mart’ta olduğu gibi, biraz tuhaf dursa da, “kazandık ama itiraz ediyoruz” deniyor. Binali Yıldırım da, televizyon tartışmasından sonra Erdoğan’ın konuyla ilgili kendisine pek yorum yapmadığını açıkladı. Yani görünen olağanüstü bir durum ve beklentileri karşılayan yüksek bir memnuniyet yok. Peki Erdoğan hangi kırılmadan bahsediyordu? Tartışmanın bu haftaya vereceğini söylediği ışığı kendisi aldı mı?

Meseleyi 31 Mart öncesinden alıp 23 Haziran sonrasına kadar taşıyınca, kırılmanın bizzat Erdoğan ile ilgili olduğu düşünülebilir. Erdoğan’ın haber verdiği “kırılma” ve ışık da, bu hafta işaretlerini vereceği ve 23 Haziran sonrasında uygulamaya başlayacağı yola veya seçeneklere dair olabilir. Son kırılmaya kadar gelen süreci, Erdoğan penceresinden hızlı biçimde hatırlayalım: Birinci kırılma; siyasi riskler ve tehlikeli bir trend gördüğü için “siyasetin gereği olarak” ayrı ayrı seçime girmeye niyet etti. Yapamadı, yaptırmadılar veya ikna edildi. İkinci kırılma; seçim stratejisini uzun yerel yönetim iktidarının avantajları üzerine kurmaya yeltendi. Beka davası gibi çok sert ve hareket imkanı vermeyen strateji baskın çıktı. Üçüncü kırılma; 31 Mart sonuçlarını “genel oyumuzu koruyoruz, aslında biz kazandık, onlar topal ördek” diyerek geçmek istedi. İtiraz süreci ve çıkartılan gürültü YSK’nın zorlama yenileme kararını getirdi. Dördüncü kırılma; bütün ağırlığıyla kampanyayı sırtlamak, 39 miting yaparak kendi tabanını harekete geçirmeyi, “Türkiye ittifakı” çıkışıyla yeni rotanın yine sahibi olmayı yokladı. Sert bir direnç gördü, kenara çekilmeye, taktik hamlelerle sonuç alınabileceğine inandırıldı veya zorlandı. Beşinci kırılma; Binali Yıldırım’ı öne çıkartarak kendisini koruyup koruyamayacağını, iddia edildiği gibi durumun toparlanıp toparlanmadığını görmek istedi. İşler söylendiği gibi gitmedi, kişisel siyasi risk de küçüleceğine büyüdü. Şimdi son kırılma için karar zamanı.

Bütün bu eşiklerde, Erdoğan’ın -kendi tercihini uygulayabilmek anlamında- ne kadar belirleyici olduğu, tercih, beklenti ve mecburiyetlerinin hangi oranda etki yaptığı üzerine spekülatif pek çok tartışma açılabilir. İster kendi manevra hevesinden ister mecburi istikamet tabelalarından kaynaklansın, bu dönüşler (kırılmalar) herkesin gözü önünde yaşanıyor. Siyasi fıtrat ve zemin nedeniyle, yapılan hamlelerin bir başlangıcı mı, bir sonu mu işaret ettiği de biraz karışıyor doğal olarak. Çünkü bazı hamleler, verilmiş kararları -veya planlanan yolu- tamamlamak için değil, neye karar vermenin daha doğru olacağını belirlemek, tartmak için yapılıyor. Kolay manevra yapabilen ve destek çevresini de bu manevralara uydurabilen Erdoğan, bu imkanı daha sık kullanıyor. Belki de, süreklilik arz eden tutarlı bir çizgide yürütmekte zorlandıkça daha çok müracaat ediyor. İyi planlanmış bir ajandaya göre kurucu bir iradeyle değil, fırsatlara göre değişen yıkıcı bir esneklikle davranıyor. Sessiz kaldığında da, konuştuğunda da “tamam şimdi ne yapacağını anladık” diyenleri sık sık yanıltan, çeşitli tartışmaları bitti denilirken yeniden açan pozisyonlar üretiyor. Geçtiğimiz hafta itibarıyla, Erdoğan’ın 23 Haziran seçimi kampanyasından tamamen geri çekildiğini, bunun sonuçlara olumlu etkisi olduğunu veya olası yenilgiden kendisini korumak için bunu yaptığını söyleyen fazlaca yorum yapılmıştı. Ben de, geçtiğimiz hafta Gazete Duvar yazılarında bu konuları biraz şüpheyle karşılayarak tartışmaya çalışmıştım.

Erdoğan, bu haftaya yine tartışmaları tazeleyen bir çıkışla başladı. İstanbul’da yaptığı bir konuşmada, “azgın azınlığın bu şehrin dokusunu, kadim karakterini bozmasına izin veremeyiz” dedi. Ekrem İmamoğlu’nun Ordu Valisi’nden özür dilemeden göreve gelemeyeceğini iddia etti. Bu çıkışın gerisinde bazı talimatların da devreye girdiği, hemen ertesi gün Sayıştay ve Ordu Valiliği’nden yapılan açıklamalarla anlaşıldı. Yetmedi, Erdoğan AKP İstanbul İl Başkanlığı’na giderek planlama toplantısına katıldı. Hemen ertesi gün açılış töreni kılığındaki mitinglerinden birini ve kaldığı yerden devam eden bir konuşma yaptı. Çünkü sadece Erdoğan’ın sağlayabileceği gerilime bağlı konsolidasyon atağı dışındaki taktik yollar, olumlu bir sonuç alınamadan tüketilmiş durumda. Dolayısıyla, Erdoğan’ın bu çıkışının 23 Haziran kampanyasına ilişkin taraflarını, son günlerde bir acayiplik yaşanıp yaşanmayacağını göreceğiz. Fakat geçen hafta da tartışmaya çalıştığım noktaların bir devamı olarak, meselenin 23 Haziran’ı aşan tarafları daha fazla gibi. Öncelikle Erdoğan, kullanmayı çok sevdiği çoğunluk vurgusunu, “çaldılar” suçlamasına dayalı olarak bu kez kazanacakları iddiasına fazla abanmıyor. Olası bir yenilgiyi de içerebilecek farklı bir imayı öne çıkartıyor: Demokratik tercihler, halkın iradesi ne olursa olsun “izin verilemez” şeylerden söz ediyor. Seçme, seçilme koşullarının hukuka tabi ve kamuya açık olmayan ölçütleri olduğunu söylüyor. Yeni bir vesayet alanı tarif ediyor ya da tekrar aktive edilen vesayet alanına sığınıyor.

Cumartesi günü yayınlanan yazıdaki, “Erdoğan’ı zorlayarak -veya ikna ederek- YSK’ya verdirilen yenileme kararının tam hasarı, 23 Haziran’da daha net görülecek. Fakat 23 Haziran, mevcut göstergelerin işaret ettiği gibi yeni bir yenilgi getirirse, sandık tahribatından daha derin bir kriz baş gösterecek ve bu krizle baş etmeye yarayacak güç için de başka yollar aranacak” cümlesini burada tekrar etmem gerekiyor. Ve yine aynı yazıda değinilen yenilgi ve çoğunluk kalkanını kaybetmeye göre strateji kurmanın işaretlerinin arttığını da hatırlatmalıyım. Özellikle Erdoğan’ın son iki konuşmasında beka davası diline hızlı dönüş yapması -23 Haziran için biraz da çaresiz bir son atak olması dışında- karşılanması gereken yenilgiyle ilişkili. Erdoğan’ın neredeyse 7-8 yıldır bütün politik kararları, hamleleri, söylemi, hem fıtratı hem rolü nedeniyle kişisel güç tedariki öncelikli oldu. 23 Haziran’da alınacak yenilginin de, sürecin içinde olması veya dışında kalmasından bağımsız olarak Erdoğan’ın güç kaynaklarını daraltacağı açık. Ama kenarda kalarak bundan korunması sonrasındaki müdahale yeteneğine hiç iyi gelmeyecek. (12 Haziran tarihli “Erdoğan neden saklanıyor?” yazısını da hatırlatayım) Seçim-sandık zaferleri, blok konsolidasyonu, gündem belirleme yeteneği, kriz kontrol becerisi gibi kayıpların üzerine kişisel karizmasını -üstelik de sonuç alınamayacak bir iş için- ezdirmesi, yenilgiyi “arazi olmuş lider olarak yaşaması çok gerçekçi durmuyor. Ve galiba kenara çekilmenin faydası ile riskini tartınca, bunun tabandaki ve tavandaki etkileri ölçülünce ciddi bir yeni kırılma ortaya çıktı.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive