Kemal CAN



Bookmark and Share

Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?


26.06.2019 - Bu Yazı 244 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 23 Haziran’dan sonra kameralar karşısına çıkmayan Erdoğan, Salı günü partisinin grup toplantısında seçim sonrasının ilk canlı yayınlanan konuşmasını yaptı. Kısa suskunluk sürecinin ardından yaptığı bu ilk konuşma, yeni yol haritasının ipuçlarını verebileceği varsayımıyla merakla bekleniyordu. Erdoğan’ın her konuşmasının çok önemli olduğunu iddia eden iktidar yanlısı medyayı bir kenara bıraksak bile, “şimdi ne olacak?” sorusuyla çok meşgul olan muhalefet çevreleri de ne söyleyeceğiyle çok ilgiliydi. 31 Mart sonrasında, herkesin Cumhurbaşkanı’nın her sözüne dikkat kesilmesi, konuşmalarında olan olmayan şifreleri çözmeye çalışması da bu yüzdendi. Açıkçası, bu konuşmanın beklenen işaretlerin görünmesi için fazla erken olduğunu, bu yüzden de fazla bir şey anlatmayacak genel bir konuşma olacağını düşünmüyordum.

Çünkü, çok yakında yapılacak G 20 zirvesi çevresindeki dış temaslar ve paralelinde iktidarın çeşitli düzeylerde yaşayacağı iç hesaplaşma yoklamalarının sonrasında ortaya çıkacak hasar tespitinin, asıl yol haritasını biçimlemesi daha olasıydı. Fakat -hasar raporunun ağırlığının şimdiden farkında olduğu için olsa gerek- Erdoğan, nasıl bir defansa hazırlandığını erkenden gösterme ihtiyacı duydu. “Yeninin” değil, “aynı” kalacak olanın işaretlerine yoğunlaştı.

Konuşmasına, “halka küsmeyiz (… ) Verilen mesajı alıp hatalarımızı düzeltiriz” diye başladı. Kampanya sırasında adını anmadığı İmamoğlu’nu tebrik etti ve merkezi yönetimin İstanbul’a hizmetinde bir duraksama olmayacağını söyledi. Ama konuşmasının devam eden kısmında, ne ders çıkartmış bir siyasetçi, ne düzelteceğini söylediğini hatalardan ne anladığını gösteren bir lider izledik. “Halka küsmem” derken -muhalefet liderleri üzerinden ifade ediyor gibi görünse de- “yaptıkları hizmetlerin” yeterli takdiri görmediğini söyleyerek “nankörlük” imasını tekrar etti. Hatta daha önce mitinglerde yaptığı gibi, dev ekrandan ideal sadık taraftarı gösteren görüntüler yayınladı. Sandık sonucuna video mesajla karşılık vermeyi denedi. “Hataları düzeltme” bahsinde de, başkalarının söyledikleriyle değil kendi tanımlarıyla hareket edecek güce sahip olduklarının altını çizdi. Beklenen -hatta geciken- kabine değişikliği için, grup toplantısından sonra soru soran gazetecilere, “dışardan” çok baskı gelirse bunu bile yapmayacaklarını söyledi. Yaşananlara ve önlerine gelecek sorunlara dair kurulan kronoloji ve nedensellik bağı, akıl yürütme biçiminde önemli bir değişiklik olmayacağını; sırf başkası söyledi diye hatada ısrar edilebileceğini söylemek de, siyasi kibirden pek geri gidilmeyeceğini gösteriyor. Durumu algılamakta, buna karşı siyaset kurmada bir yenilik olmadığı gibi, berbat iletişim stratejisi dahil çoğu şeyin aynen devam edeceği anlaşılıyor.

Medya ombudsmanı Faruk Bildirici’nin dün attığı bir sosyal medya mesajında şu satırlar yer alıyordu: “Neymiş efendim, 23 Haziran’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kimler kaybettirmiş? Kimler onu yanıltmış? Anlayamıyorum. Seçim kazandığında Erdoğan’ın ‘büyük siyaset aklı’ övülmüyor muydu? Kaybettiğinde neden suç başkasında aranıyor da Erdoğan’ın hata yapmış olabileceği kabul edilmiyor?” Faruk Bildirici’nin sorduğu bu haklı soru, Erdoğan’ın ilk konuşması ile uygulamaya koyduğu “acil önlem paketinin” de özünü oluşturuyor. Çünkü, ne Erdoğan, ne Erdoğan’ı merkezi bir pozisyona yerleştiren iktidar koalisyonu, ne de bu iktidarın toplumsal desteğinin ağırlık merkezi, radikal bir değişim iradesi gösterebilecek, samimi bir yüzleşme yapabilecek durumda değil. Zaten tamamen yepyeni bir mesajla da karşı karşıya değiller aslında: Haziran 2013’de, Haziran 2015’de, Nisan 2017’de ve Haziran 2019’da gelen ve bir türlü alınmak istenmeyen mesaj aynı, en azından çok benzer. Mesaj her seferinde gayet iyi anlaşıldı ama verilen veya verilebilir cevap, “gereğini yapmak” yerine, “tehlikeye alınacak önlem” şeklinde realize oldu. Kısa vadeli idare etme becerisini başarı sayma, ardından tekrarlanan mesajlar ve yeni önlem paketleri birbirini izledi. İktidarın mesajlarla yaşadığı sorun, bir algılama meselesi olmaktan çok bir ilişki sıkıntısına dönüştü.

Çok genel anlamda ve biraz da kabalaştırarak söylersek; Merkez sağdan başlayarak en uca doğru hemen bütün sağ siyasi yapıların güçlü lider üreten ve onu abartılı biçimde koruyan bir yapıları var. Sağ popülizmin olmazsa olmaz özelliklerinden biri, liderlikle kurduğu, inşa ettiği ilişkinin gücü. Katı ideolojik yapılar dışında, son derece gevşek merkez sağ partilerde bile sürükleyici, özel yeteneklere sahip “efsane lider”, temel ihtiyaç. Yüksek oy desteği yaratan Menderes, Özal, Demirel, Erdoğan zinciri, aktörlerin büyük farklılıklarına rağmen, destek çevreleriyle ilişkileri bakımından benzerlikler taşıyor. (Konumuz olmadığı için merkez soldan başlayarak uca doğru ilerleyen sol siyasi yapıların ise, bu durumun tam tersi lider öğütme reflekslerine dikkat çekmekle yetinelim) Ayrıca, sağ siyasi çizgilerin çok sık müracaat ettiği popüler sembollerin kökeninden dolayı -çok hızlı ve şaşırtıcı manevralar yapsalar bile- neredeyse hiç değişmeyen, hep aynı kalan bir “davaya” ihtiyaçları var. İktidara gelirken çok kolay ve üstüne basarak kullandıkları “değişim” kavramı, iktidarda kalmanın veya karşılaşılan sorunlarla baş etmenin bir yolu olarak o kadar kullanışlı değil, hatta biraz tehlikeli. Önemli siyasi tıkanmaların ardından, önemli beklenti yığılmalarıyla buluşarak hızlı yükselişler yakalayan DP, AP, ANAP ve AKP örneklerinin hepsinde bu görüldü: “Değişim” iddiası ile gelip, değişemediği için biten hikayeler.

Erdoğan’ın problem kaynağı olarak tartışmaya açılması veya iktidarı korumak için önemli bir değişim başlatması, hem konjonktürel hem de yapısal nedenlerle çok kolay görünmüyor. İlk konuşmadan anladığımız kadarıyla, bununla yüzleşmek de istemiyor. Mesajın gereği değişimleri -yapmaya mecbur olsa bile- şimdiden bir vaat haline getirmeye pek yanaşmıyor. Çoğu iktidara yakın “eleştirel” yorumcuların iddia ettiği gibi, seçmenden gelen beklentiye güçlü bir cevap vermeyi tek seçenek gibi algılamıyor, buna mecbur gibi görünmeyi hiç istemiyor. Bu açıdan Erdoğan’ın, tıpkı 31 Mart sonrasında olduğu gibi bir kırılma eşiğinde olduğu söylenebilir. Yine, karşı karşıya olduğu sıkıntıyı/yenilgiyi kabullenerek yönetmeye çalışmakla, yokmuş gibi davranarak hezimet riskine ilerlemek arasında kalmış gibi. Aynı anda hem iktidarın yaşadığı sorunların temel nedeni, hem de devam edebilmesinin yegane enstrümanı olmanın kaçınılmaz çelişkisi bu. Yazının başında da işaret ettiğim gibi karar vermek için biraz erken ama ilk işaretler, Erdoğan’ın 23 Haziran sonuçlarına, yapılan hatalar üzerinden değil -hem kendisi, hem de iktidar için- kaybedilen güç açısından bakmaya yatkın olduğu yolunda. Bu yüzden, sert geçecek hesaplaşmayı kamuya açık bir gösteri haline getirmekten kaçınacağı anlaşılıyor. Hatayı kabul etmekle, güç kaybına razı olmak arasındaki seçimde de, net bir tutumdan bir süre daha uzak kalmaya niyetli görünüyor. Yani yine çare olmayan cevaplara hazırlanıyor. Galiba seçmen mesajında tam idrak edilmeyen taraf da bu.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
19.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive