Kemal CAN



Bookmark and Share

Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi


18.11.2019 - Bu Yazı 210 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “İç politikada ve ekonomide yakın dönemde önemli bir siyasi atak yapması mümkün görünmeyen, niyeti de olmayan iktidar için, manevra yapılabilir, gerilim ve ‘başarı’ devşirilebilir alan hâlâ dış politika.” Bu satırlar geçtiğimiz çarşamba günü bu köşede yer alan “Dümeni yeniden dışarıya kırmak” başlıklı yazıdan. Daha ABD gezisi başlamadan yazılan makalede, iktidarın siyasi aktivasyonu yeniden dış politikaya yüklemeye ve gerilimin yanına ‘başarı” diye sunulacak unsurlar eklemeye niyetlendiği görüşünü öne sürmüştüm. Elbette bu dış konjonktüre bağımlılığın da artması demekti. Giderken gezinin zor bir dönemde yapıldığın söyleyen Erdoğan ve neredeyse tüm yorumcular ihtiyaç ve zorluklar konusunda –gerekçeleri ve olası sonuçlarında ayrışsalar da- hem fikirdi. Durumun zor olduğu hakkındaki genel kanaat, ilginç biçimde iktidarı eleştirenlerin de, destekleyenlerin de en kuvvetli argümanıydı. Erdoğan açısından, alabileceği veya almış gibi yapabileceği her sonuç için durumun olduğundan daha zor görünmesinde bir sakınca olmadığı gibi, aslında biraz da ihtiyaç vardı.

Sonuçta, açık kısmı tıpkı Trump’ın tweetleri gibi pek “alışık olunmadık” bir şov halinde cereyan eden ABD ziyareti, herkesin ihtiyacı olanı alabilmiş göründüğü bir kurguyla tamamlandı. Açık kısmındaki -kimileri için utandırıcı- performanslar dışında, kapalı tarafının da –en azından bir kısmının- hem yaşanışı hem de sunuluşuyla benzer bir içerikte olduğu anlaşılıyor. ABD ve genel olarak Batı medyası, gösterinin toplam bilançosunda Erdoğan’ın istediğini aldığı yorumlarına ağırlık vermiş görünüyor. Türkiye’de iktidara yakın medyanın da büyük bir iştahla alıntıladığı bu değerlendirmelerde, Trump’ın tekrar “doğru yola girmesi” ve Erdoğan’a ayar verilmesi konusundaki beklentilerin karşılıksız kalmasının büyük etkisi var. Erdoğan’ın bütün istediği kendisine kötü davranılmamasıydı, batı kamuoyu ve ABD medyası açısından ise kötü davranılması. İşte değerlendirme ve memnuniyet farkı da bu noktada. Cansu Çamlıbel’in “Oval Ofis’teki PR şovuyla satın alınan bir nefeslik zaman” yazısı ile Mühdan Sağlam ile İlhan Uzgel söyleşisi işin arka planı konusunda hayli fikir veriyor.

Gezi başlamadan önce sıkıntılı başlıkları oluşturan S-400, YPG’nin algılanışı (dolayısıyla statüsü), güvenli bölgenin geleceği gibi dosyaların hemen hepsi hala açık. Kimsenin tam olarak ne aldığı ve ne verdiği belirsiz ama –örtülü bir aşağılamanın eşliğinde- yüksek bir alış-veriş görüntüsü ve pek karşılığı olmayan –siyasi karşılığı var elbette- bol övgü var. Somut sonuç olarak; zaten senatodan geçmeyecek olan Ermeni tasarısının bloke edilmesi, Trump’ın Türkiye konusunda kongre karşısında elinin biraz daha rahatlaması, gerilimi tırmandırmama ve mevcut durumu zorlamama tercihinin karşılıklı teyidi sıralanabilir. Erdoğan için -iade yerine takdim biçiminde ifade edilmiş olsa da- mektup meselesinin gündemden düşürülmesi de artı olarak not edilebilir. Trump’ın Erdoğan’a karşı fazla müsamahakar tavrından rahatsız olanlar için verilenlerden çok alınamayanlar daha önemli. Türkiye’den bakıldığında ise muhalefet sözcüleri ve daha eleştirel yorumcular haklı olarak bu gezideki “başarı hikayesini” sorguluyor. İktidar çevrelerinin cevapları ise daha kolay: “Zorunuza mı gitti?” Herkese yetecek rahatsızlık ve memnuniyet çıkartılacak bir tablo.

Erdoğan iktidarının dış politika meselelerini gerilim ihtiyacını karşılamak için kullandığını biliyoruz. Suriye harekatının da, iç politikada ve oy hareketlerinde işlevsel olduğuna dair veriler mevcut. Ancak “AKP’nin kendi içinden gelişmeye başlayan yapısal çözülme, artık tek bir ayağa yaslanarak durmayı zorlaştırıyor. İçeride ve ekonomide tamamen tükenmiş ‘sorun çözme’ becerisinin gösterilebileceği alan olarak dış politika öne çıkıyor.” Bu açıdan Suriye harekatı, ürettiği gerilimle sağlayacağı siyasi getiriden daha çok, başarı illüzyonu temin edebilmesiyle kıymetli. ABD gezisi de bu pencereden bakıldığı için “başarılı”. Biraz “önce eşeği kaybettirip sonra buldurma” uyanıklığı veya bir tür mehter adımı taktiği. “İstediğimiz olmadı” diye gidip, “ateşkes iyi gidiyor” cevabını onay olarak cebine koyup dönmek böyle mümkün olabiliyor. Mehter adımında yaygın kullanımın aksine geriye atılan bir adım yoktur. Sanki yön değiştiriyormuş gibi yana doğru bir duraksama yapılır ve yola aynı biçimde devam edilir. Metaforik olarak AKP dış politikası bu durumla çok daha uyumlu.

Kürtlerin Normandiya’da ABD’ye destek olmadığını söylenen Trump ile Ermenilerin Anadolu’da gezinen göçerler olduğunu anlatan Erdoğan’ın kolay anlaşmasında, birbirlerini övmeye doyamamalarında şaşılacak bir şey yok. Tarih ve dış politika, sübjektivitenin “kafaya göre” sınırlarını çok kolay zorlayabildiği alanlar olarak görülüyor. Sanki kimsenin iddialarının kanıtlarını göstermesi gerekmiyor, “öyle işte” demesi yetiyormuş gibi. Tarihi tarihçilere bırakalım ama biz tarihi istediğimiz gibi kullanalım, bozalım, yetmiyorsa tarih uyduralım kolaycılığına sık müracaat ediliyor. Dış politika meselelerinde de, son derece oynak ve muğlak zeminin herkes için uygun olduğu zamanlarda –zaten yapısal olarak müsait bir dil kullanımı eşliğinde- herkese kendine göre anlatabileceği bir hikaye imkanı çıkıyor. Somut sorunlarda giderek sıkışan iktidarın, kolayca deforme edilebilen “bilgileri” dolaşıma sokabileceği, yalan gerilimler ve uyduruk başarılar üretebileceği hatlara çekilmeye çalıştığı anlaşılıyor. Fakat Ağustos ayı itibarıyla, genelde yüzde 14, gençlerde yüzde 27.5 sınırına gelmiş işsizlik gibi meselelerin, intihar dalgalarına dönüşen çıkışsızlıkların örtülmesi de hiç kolay değil. Eşek kaybedip bulma oyununda, her zaman sahiden kaybetme riski vardır.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive