Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Kemal CAN



Bookmark and Share

'Yok öyle bir şey...'


27.01.2021 - Bu Yazı 328 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Bazı dostlar bana geldiler, dükkanlar kapanıyor dediler. Yok öyle bir şey.” Erdoğan, Vahdettin Köşkü’nde iş insanlarına yaptığı konuşma sırasında böyle diyor. Üç ay önce Malatya’da dertlerini “eve ekmek götüremiyoruz” diyerek anlatmaya çalışan (AKP’li) esnafa da “abartıyorsun” demişti. İktidarın en kararlı ortağı MHP askıda ekmek kampanyası açtığında da, Cuma namazı çıkışında “var mı böyle bir şey, eve ekmek götüremeyen yok” diye sertleşmişti. İçeriden dışarıdan gelen insan hakları uyarılarına, demokrasi çıtasının bu ülkede nasıl yükseldiği söylenerek cevap veriliyor. Kimsenin üzerinde bir baskı filan yok, özgürlüklerin kapıları ardına kadar açıldı. Adalet desen gani. Nerede sıkıntı iddiası, nerede şikâyet olsa, verilen cevap en tepeden geliyor: “Yok öyle bir şey.”

Devletin resmi rakamları, hatta bizzat Cumhurbaşkanlığı açıklamalarıyla dakikalar içinde aksi ispatlanacak açık seçik sorunların yok sayılması yeni değil. Senelerdir, işsizlik yok, pahalılık yok, fakirlik yok. Yolsuzluk yok, kayırma yok. Haksızlık yok, adaletsizlik yok, baskı yok. İşkence yok, kayıplar yok, eziyet yok. Yakın zamana kadar sürdürülen, sayılar üzerinde “çalışarak” uygun delil yaratma gayretlerine de artık son verildi. Rakamları düşük göstermeye filan ihtiyaç yok, her türden sorunu “yok hükmünde” kabul etmek yeterli. Her şeyin “ol” deyince olmasına alışanlar, “yok” deyince yok olmasını da bekliyor elbette. Sadece insanların yaşadıkları sorunlarla sınırlı değil: Sistemde, hükümette, ittifakta ve oy desteğinde de herhangi bir sorun yok. Ama “görülenler, duyulanlar var?” “Yok dedik işte”.

Daha önce birkaç yazıda, iktidar tabanındaki çözülmenin ana sebepleri arasında, somut sorunlarla ilişkisini kesmesinin önemli payı olabileceğini ileri sürmüştüm. Mesela yaklaşık bir yıl önceden bir Gazete Duvar yazısı:
“Erdoğan’ın şahsında toparlanan yeni iktidar stratejisi, yoksullarla ilişkiyi ekonomik içeriğinden sıyırarak neredeyse sadece kimlik eksenli bir alana itti. Hızla otoriterleşen iktidar, sağ popülist reflekslere uygun biçimde yoksullarla fazla araçsal bir ilişkiye doğru çekildi. Yoksul kalabalıklar, kendilerine uzak elitlere (dünyaya) kafa tutan lidere destek sağlamakla ve sadece liderin başarılarından -gerekirse ihtişamından- gururlanmakla, sonra yine bir şeyler sağlayabileceğini ummakla görevlendirildi. Sadece işaret edilen düşmanlarla ilgilenmeleri istendi.” 

2018’de kendisini hissettirmeye başlayan ekonomik krizin öncesine çekilen seçimdeki duraklama, 2019’da büyükşehirlerde yerel seçim yenilgisi getiren gerileme ve 2020’de sürmekte olan kısmî erime, sorunlarla ve tabanla kurulan bu yeni ilişki pratiğiyle yakından ilgili. Sorunlara çözüm bulmak veya hikayesini, tabanını dahil ederek tazelemek konusunda tıkanan -hatta tükenen- iktidar, iyice pervasızlaşan inkar politikasında “reform” yapacak gibi görünmüyor. Zaman zaman iktidarın AKP tarafı için gündeme getirilen, “eski (fabrika) ayarlara dönme” meselesinin burada pek işlemeyeceği anlaşılıyor. Yoksulluğu ve yoksunluğu demagojik biçimde temsil ettiği kimliğin özelliği olarak sunma gayreti çoktan terk edildi. Sorun bahsi nifak kabul edilince, inkâr da en iyi sığınak oluyor.

İnsanların kimsenin demecine bakmadan, herhangi bir istatistik verisini kontrol etme gereği duymadan gayet açık biçimde yaşayarak iliklerine kadar hissettiği sorunlara, “yok öyle şey” demek, ilk bakışta saçma sapan bir siyasi gaf olarak düşünülebilir. Aylardır çocuğuna iş bulamayan, çıktığı her alışverişten daha az şey alarak dönen, dükkanını açamayan, siftah yapamayan, ücretini alamayan ve daha önemlisi yakın geleceğin daha iyi olmayacağından emin olan insanlar var. Bu kalabalığın hiç de azımsanamayacak bir kısmı, iktidar partilerine oy vermiş veya hâlâ vermeye yakın duruyorlar. Bu insanların karşısına çıkıp, duyabilecekleri biçimde, yaşanan bütün sorunlar için “yok öyle bir şey” demek akıl işi gibi durmuyor. Açıkçası bunun çok küçük olmayan hasarlarını da yaşıyorlar.

Fakat hemen herkesin hayret verici bulduğu; bu vurdumduymazlık halinin, sorunları yaşayanların da “yok” hükmünde olmasının, “beklenen” büyük tepkiyi neden yaratmaması. Herhangi bir insanın giderek daha acıtıcı biçimde hissettiği bir sorunu “yok hükmünde” görenlerden derdine çare beklemesi mümkün mü? Yaşadığı sorunun parçası haline gelmiş insanların, kendilerini yok sayanlarca temsil edilebileceklerine hâlâ inanmaları normal mi? Bu tabloya, cahillik, küçük çıkar beklentileri ve ideolojik katılık gibi gerekçelerle kolay cevaplar bulmak olası. Elbette iktidarın gerçeklerden kopmuş ve aklı selimini kaybetmiş olduğu da söylenebilir. Ancak bu toplumsal-siyasal dinamiklerin, insanların sıkıştırıldıkları tercih öncelikleriyle daha karmaşık bir ilişkisi var.

İktidar, hâlâ eleştirilerin kaynağını ve “hedefini”, yaşanan sorunlardan daha önemli bir mesele olarak sunabiliyor. Bu durumu en açık biçimde tarif eden yine Bahçeli’ydi: “Ekmek bugün yoksa yarın buluruz ama ya ülkenin bekasını kaybedersek” diye soruyordu. Eleştirmeyi ihanetle eşitlemenin kapısı böyle açılıyor. İster salgın yönetimi, ister işsizlik, ister insan hakları, ister adalet. “Sorunu kim işaret ediyor ve neden bu sorunu göze sokuyor?” “Mesele bu ve bu yüzden sorunların inkarı meşru”. Ekonomik sorunlar konusunda insanların buna kolay ikna olmasını hayret verici bulanların, başka alanlarda benzer tepkiler gösterdiklerini de unutmamak lazım. Örneğin yurtdışından gelen her insan hakkı uyarısına, iktidarla birlikte “kimse bize talimat veremez” diye höykürenler veya Kürtlere yapılan haksızlıklarından söz açanlara, ellerinde metre ile “ama mesafe” diye koşanlar gibi.

Hemen her başlıkta, sorunları çözme iddiasını bir kenara bırakıp, sıkıntıları inkâr konusunda iktidarın geri adım atmayacağı, hatta biraz gaza bile bastığı ortada. Uğradığı zarara katlanılır bir maliyet olarak bakmasını sağlayan da, “endişe” kalkanının hâlâ koruyucu olması. Çünkü sorunların varlığını kabul etmek, devamını da getirmeyi gerektiriyor. “Şıp diye çözeriz”, 19 yıldır iktidarda olanlar için çok efektif bir cevap değil. Ayrıca sorunları kabul etmek ve öncelikli hale getirmek, tabanla ilişkiyi ve tercihleri değiştirmeyi gerektiriyor. Yine 19 yıllık iktidar için “yaptık yine yaparız” demek kolay değil. Bu yüzden, siyaseten saçma gibi duran –önemli kayıplar da yaratan- “sorunları inkâr stratejisi”, sorunların çözümünün sorumluluğunu almanın riskinden hâlâ daha az görünüyor.

İktidarın özellikle son üç yıldır biraz abarttığı inkâr siyaseti, tabanla ilişkisini henüz niceliksel bir kopma aşamasına getirmedi ama niteliksel bozulma iyice ilerlemiş durumda. Taban, seçilmiş körlük veya çaresizlikle henüz bunu fark etmemiş gibi davransa da, iktidarın çatısı çoktan uçtu başka yerlere gitti. Ancak sadece sorunları hatırlatmanın (göstermenin) ve sorunlara sadece “liyakat” bazlı cevap üretmenin muhalefeti yükseltmesi de hayli zor. Son günlerde çok konuşulan, iktidar içindeki çatlak meselesi açısından konuya bakıldığında; asıl büyük çatlağın iktidarın tabanı ile tavanı arasında olduğunu görmek gerek. Bu çatlağın sonuç verecek biçimde büyümesi, insanların sorunlarla ve onu yaratan tercihlerle ilişkisini yeniden kurmaktan geçiyor. Bu çatlak, ittifaktaki yerine üzerinde kafa yormayı daha çok hak eden bir kırık.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
3.03.2021
Reform paketi ve süreceği görünen abluka
24.02.2021
Ritim bozuldu, alan genişliyor
19.02.2021
Milat imalatı ve eşik korkusu
10.02.2021
Kutuplaştırma dili dolaşınca
3.02.2021
Normali vaat etmeyin, şimdi savunun
29.01.2021
“Bu Böyle de Gidebilir” veya Siyaset Yolunun Taşları
27.01.2021
'Yok öyle bir şey...'
20.01.2021
Söz bataklığında kaybolmak
13.01.2021
Havuz problemi
6.01.2021
Liderlik ve hayal kırıklığı
27.12.2020
Kutuplaştırmanın Tabana Ettiği
23.12.2020
Kararsızlar kutuplaşma dışı mı?
16.12.2020
'Onca haksızlık varken'
9.12.2020
İktidarın zayıf karnı ittifak mı?
3.12.2020
Rakamlar ve vebal
25.11.2020
Kursakta reform ya da cini şişeden çıkartmak
23.11.2020
Bu reform 'bir başkadır'
11.11.2020
Mesele siyasiydi hâlâ da siyasi
4.11.2020
Vatandaş hesap verecek
28.10.2020
İktidar, muhalefete değil gerçeklere yeniliyor
21.10.2020
Bitmeyen İyi Parti operasyonları
15.10.2020
Değişim arzusu ne kadar güçlü?
9.10.2020
Siyaset 'boşluk' kaldırır mı?
3.10.2020
İyi Parti Kongre Rüzgârları
30.09.2020
Bu nasıl uyanıklık?
27.09.2020
Gündem budur işte
20.09.2020
Kitabın ortasından lafın sonundan...
9.09.2020
Dayanıklılık testi
7.09.2020
Tek sorun liyakat mı?
2.09.2020
Mesleğin imhası
29.08.2020
Sosyal medyaya fazla güvenmeyin
27.08.2020
'Erken seçim geliyor mu?'
20.08.2020
Biden ve Trump konuşunca...
15.08.2020
Muharrem İnce, nereye koşuyor?
12.08.2020
İYİ Parti’ye Yine mi Yol Göründü?
9.08.2020
Hiçbir şey kendiliğinden olmadı
7.08.2020
Boşaltılmış pistte kaza olur
2.08.2020
Ara rapor ve hafif bir tahmin
25.07.2020
Ayasofya: Camiden siyaset çıkartmak
22.07.2020
Niyet yerine, birileri de yapılana baksa
20.07.2020
Ne Olacak Bu İktidarın Tabanı?
16.07.2020
Büyük dert, gerçek gündem sayılır mı?
12.07.2020
Güven ve güvenilirlik sorunu
2.07.2020
Üzüm üzüme baka baka
29.06.2020
Bu iktidar nereye koşuyor?
23.06.2020
Bir Şeyi de Olmayıverin...
21.06.2020
Eldeki imkan ayağın bağı oluyor
17.06.2020
'Başarının' sahibi var, başarısızlık herkesin
11.06.2020
Sapla saman fazla karışmadı mı?
5.06.2020
Siyasetçilik bir zanaat mıdır?
2.06.2020
Muhalefete Yüklenmede Yeni İşbölümü
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
29.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive