Serdar KAYA

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Berlin notları (1): Berlin Duvarı


02.07.2014 - Bu Yazı 3937 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 [Geçtiğimiz haftayı Berlin'de geçirdim (1,2,3,4). Şehre dair ilginç bulduğum bazı detayları dört yazılık bir dizi ile paylaşmaya çalışacağım.]

Berlin

Berlin, siyasi geçmişi itibariyle son derece kendine özgü bir Alman şehri. Bu kendine özgülük, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşananların bir sonucu.

1945′te Almanya yenilgiye uğradığında, dört muzaffer devlet (Sovyetler Birliği, ABD, Britanya ve Fransa) başkent Berlin’i işgal eder. Buna ek olarak, Sovyetler Birliği, Doğu Almanya’yı da işgal altında tutar. 1949 yılında, Almanya’nın doğusunda, Sovyetler Birliği’nin kontrolü altında olan Demokratik Alman Cumhuriyeti adlı komünist bir devlet kurulur. Ne var ki, diğer üç muzaffer devlet, Berlin’in işgal altında tuttukları bölgelerinden çekilmezler. Bunun sonucunda, komünist Doğu Almanya’nın orta yerinde “Özgür Dünya“ya ait küçük bir kurtarılmış bölge doğar.

Batı Berlin

Dört tarafı Doğu Almanya ile çevrili olan bu “kurtarılmış bölge”, Batı Berlin olarak anılagelir. Batı Berlin, resmen Batı Almanya’ya bağlanmaz. Ama de facto olarak Batı Almanya’nın (ve de ABD ve müttefiklerinin) bir uzantısı olarak faaliyet gösterir.

Başlangıçta, Batı Berlin ile Doğu Berlin (ya da Doğu Almanya) arasında sert bir sınır politikası bulunmaz. Ancak, Doğu Almanya üzerindeki Sovyet etkisinin giderek belirginleşmesi üzerine, Batı Berlin, Doğu Almanyalıların önemli bir kısmı için bir cazibe merkezi haline gelir. Doğu Almanya’nın 1949 yılındaki kuruluşunu takip eden 12 yıl içinde ülkenin 18 milyonluk nüfusunun yaklaşık üç milyonu, (gerek çok iyi kontrol edilmeyen noktalardan geçerek, gerekse sınıra yakın evlerin çatılarından, pencerelerinden atlayarak) bir şekilde Batı Berlin’e ve oradan da hava yoluyla Batı Almanya’ya kaçar. Bu kaçışların bir sonunun gelmemesi üzerine, Doğu Almanya, Batı Berlin’in etrafına bir duvar örme fikrine varır. Duvarın örülüş amacı her ne kadar Doğu Alman halkını hapsetmek olsa da, komünist hükümet bu adımı, ülkeyi faşizmin etkisinden ve kapitalist dünyanın ajanlarından korumaya yönelik bir çaba olarak sunar.

Berlin Duvarı

155 kilometrelik Berlin Duvarı, 1961 yılında örülür. Duvar, Batı Berlin’i tamamen çevrelese de, şehirde yaşayanların hayatına çok ciddi bir değişiklik getirmez. Zira, Batı Berlinlilerin Doğu Almanya’ya kaçmak gibi bir niyetleri zaten yoktur. (Sadece akrabalarını ziyaret amacıyla zaman zaman Doğu Berlin’e geçmek isteyenler vardır.) Bu nedenle, duvarın kontrolü daha çok tek taraflı olur.

Bu durum, duvarın niteliğine de yansır. Duvarın Batı Berlin’e bakan yüzü grafitilerle boyandığından, rengarenktir. Duvarın diğer yanı ise, hep renksiz kalır. Zira, Doğu Almanyalılar, duvara yaklaşamazlar. Doğu Almanya yönetimi, vatandaşlarını duvardan uzak tutabilmek için ciddi önlemler alır. Duvarın Doğu Berlin’e bakan tarafı, ikinci bir bariyerle çevrelenir ve ilgili bariyer ile duvar arasında kalan kısım, gözetleme kuleleri, tel örgüler ve mayınlarla donatılır. Bu şekilde, iki Berlin arasında bir ölüm hattı (death strip) ortaya çıkar. Bu ölüm hattının inşası ile birlikte, Batı Berlin’e kaçışlar büyük ölçüde sona erer. Ancak yine de duvarın yıkıldığı 1989 yılına dek geçen 28 sene boyunca çok sayıda insan duvar ve civarında hayatını kaybeder.

Duvarın mirası

Berlin Duvarı 1989 yılında yıkılsa da, duvara dair tarihi miras yok edilmez. Almanya, duvarın çeşitli noktalarını koruma altına alır. Bu çerçevede, Bernauer Caddesi ve civarı, çeşitli anıt, heykel ve fotoğraflarla, bir açık hava müzesi haline gelir. [1] Bunun dışında, eskiden duvarın geçtiği yerlere pembe taşlar döşenerek, artık varolmayan duvarın zeminiişaretlenir.

Duvar her ne kadar Berlin’in ikiye bölünmesine dair en büyük sembol haline gelse de, ilgili döneme ait başka önemli öğeler de vardır. Örneğin, Batı ile Doğu Berlin arasındaki en meşhur geçiş noktalarından biri olan Checkpoint Charlie, bu öğelerden biri olması nedeniyle korunur. [2] Bir diğer benzeri öğe ise, Berlin’in bölünmesinin ardından kullanımdan kalkan “hayalet istasyonlar“dır. [3]

Kaçış öyküleri

Batı Berlin’e kaçışlara dair çok sayıda ilginç ve meşhur öykü de yok değil. Bu öykülerin muhtemelen en ünlüleri, Conrad Schumann ve Peter Fechter’ın kaçışlarına dair olanlar.

Conrad Schumann, 19 yaşında bir Doğu Alman askeridir. Duvarın inşasının üçüncü gününde, sınırda nöbet tutmaktayken, dikenli tellerin üzerinden atlayarak Batı Berlin’e kaçar. Schumann’ın teller üzerinden atlarken Batı Berlinlilerce çekilen fotoğrafı meşhur olur. Berlin’de, Schumann’ın bu anını yansıtan bir heykel de bulunur.

Bir diğer meşhur öykü olan Peter Fechter‘ın öyküsü ise hazindir. 18 yaşında bir duvar ustası olan Fechter, 1962 yılında arkadaşı Helmut Kulbeik ile birlikte Batı Berlin’e kaçmaya karar verir. Askerlerin nisbeten uzakta bulunduğu bir anı bekleyen ikili, ilk önce dikenli telleri aşar, ardından da duvara doğru koşmaya başlar. Helmut Kulbeik, duvarı da aşarak Batı Berlin’e geçmeyi başarır. Peter Fechter ise, tam duvarın üzerindeyken vurulur ve Doğu Berlin tarafına düşer. Fechter yaralıdır. Ancak, askerler (muhtemelen diğerlerine ibret olmasını istedikleri için) ona yardım etmezler. Batı Berlinliler de olayı izlemektedirler, ancak Doğu Almanya askerlerin ateş açmasından korktuklarından, duvarı aşamazlar. Duvarın dibindeki Fechter herkesin gözü önünde takriben bir saat kan kaybeder ve orada ölür.

Fechter’ın ölümünün ardından, hayatını kaybettiği duvarın arka tarafına Batı Berlinliler bir anıt dikerler. Duvarın yıkılmasının ardından, Fechter’ın (artık ulaşılabilir olan) öldüğü noktaya yeni bir anıt yerleştirilir.

Türkiye

Peter Fechter’ın öldüğü yerde bugün itibariyle ne bir duvar, ne dikenli teller, ne gözetleme kuleleri, ne de askerler var. Hatta, ilgili anıt ve Berlin Duvarı’nın eskiden bulunduğu yeri işaretleyen pembe taşlar orada bulunmasa, şehrin bu noktasını günlük hayatın akıp gittiği herhangi bir diğer yerinden ayırt etmek mümkün olmaz. Zira, Fechter’in öldüğü yer bugün itibariyle bir kafenin önündeki kaldırıma karşılık geliyor. Bir başka deyişle, Fechter 1962′de vurulduktan sonra çekilen fotoğraf ile aynı yerin bugünkü hali arasında büyük bir uçurum var.

Bu noktada sormak gerekli: İnsanlar çok sayıda rahatsız edici anıya sahip olan bir duvarın mirasını neden korumak isterler? Neden o duvarın eskiden bulunduğu yerleri renkli taşlarla işaretlerler? Ya da, neden o duvar nedeniyle hayatını kaybeden insanların fotoğraflarını anıtlaştırır, anılarını yaşatırlar? Başarılı ve başarısız kaçış hikâyelerine konu olan insanların heykellerini, anıtlarını neden dikerler? Hatta, neden kimi zaman bu anıtların herhangi bir yerde değil de, ilgili olayın yaşandığı noktada olmasını isterler?

Bu sorulara verilen cevapların hepsi, herhalde medeniyet kavramı ile bir şekilde ilgili olmak zorunda. Hafızasız bir medeniyet pek mümkün değil. Hatta, medeniyet, ancak bir şehirde yaşayanların kollektif hafıza taşıyor olmaları ile mümkün. Heykeller, anıtlar, gözetleme kuleleri ya da bir zamanlar milyonlarca insanı bir açık hava hapishanesine hapsetmiş olan bir duvarın yerini işaretleyen renkli taşlar, bu kollektif hafızayı canlı tutmaya yönelik kaygıların bir ifadesi.

Bu noktada, Türkiye’ye dönerek başka sorular sormak da mümkün: Köklü bir tarihe sahip olmakla övünmek, Türkiye’de en yaygın rastlanılan tavırlardan biri. Peki bu tarih, şehirlerimize gerçekten yansıyor mu? Peki ya tarihimizdeki rahatsız edici hadiselere yaklaşımımız nasıl? Kimi rahatsız edici tarihi gerçekleri bilmek bir yana, bildiğimiz ve kabul ettiğimiz kadarını dahi caddelerimize, meydanlarımıza yansıtmak hiç aklımızdan geçiyor mu?

‘Biz çok süperiz’

Türkiye’nin caddeleri, meydanları, okulları, günümüzün Almanyasını değil, Doğu Almanya’yı çağrıştırıyor. Peki böyle bir Türkiye gerçekten güzel mi? Her yere hep aynı heykelleri dikerek, her yerde hep Türklüğü ululayan sözleri ve anıtları görerek, tarihimizdeki korkunç hadiselere kamusal alanda kolay kolay yer vermeyerek ve geçmişte kim bilir neler yaşanmış olan mekânlarda hiçbir şeyden habersiz olarak oturup çay kahve içerek acaba daha iyi bir toplum mu oluyoruz? Sürekli birbirimize çeşitli şekillerde “Biz çok süperiz” demeye çalışmak nasıl bir arkaplanın ürünü? Günümüz Almanyası böyle yapmıyor. Ama gerçi bu kadarını Doğu Almanya da yapmıyordu. Zira, Doğu Almanya’da devlet halka bu yönde telkinlerde bulunsa da, insanlar bu propagandayı her fırsatta birbirlerine tekrar etmeyi meziyet addetmiyorlardı.

Bu noktada bir parça iyimser davranarak şöyle bir soru sormak da mümkün: Türkiye bugünkü haliyle mi daha güzel olur, yoksa (sözgelimi) Hayvan Partisi’nin 2012 yılında Sivriada’ya 1910′daki köpek katliamına atfen diktirdiği anıt gibi yapılar çoğalırsa mı? Daha da önemlisi, geçmişiyle yüzleşmiş, hafıza kaybından kurtulmuş ve kollektif hafızasını olumlu ve olumsuz bütün öğeleri ile mümkün mertebe canlı tutma kaygısı duymaya başlamış insanlar mı daha güzeldir, yoksa sürekli birbirlerine kendi propagandalarını yapanlar mı?

Sonsöz

2012 yılında Taraf gazetesinde Gazeteci-Yazar Ali Kemal’i değerlendiren beş yazılık bir dizi yazmıştım. İlgili dizinin ilk yazısında, (1) İzmit’in Saray Kapısı’nda gerçekleşen Ali Kemal Bey cinayetinden, (2) şehrin, Ermeni mimar Mihran Azaryan tarafından inşa edilen meşhur Saat Kulesi’nden, (3) Nurettin Paşa’nın İzmit Körfezi’nden açtırdığı top ateşi ile yıktırdığı Aya Pandeleimon Manastırı’ndan, (4) katliamlarla yok edilen ya da kaçırılan İzmit Rumlarından, (5) bir zamanlar İzmit nüfusunun yüzde 17′sini oluşturan Ermeni azınlıktan ve (6) bir zamanlar Saray Yokuşu’ndan başlayarak batıya doğru uzanan Ermeni mahallesinden söz etmiştim.

Bu gerçeklerin neredeyse hiçbirinin İzmitlilerin (ya da diğer Türkiyelilerin) kollektif hafızasında yer almadığını ya da İzmit’te bu gerçeklere dair anıtların bulunmadığını söylemeye herhalde gerek yoktur. İlgili yazının Sonsöz’ünde bu noktaya dikkat çekmek istemiş ve pek de hoş sayılamayacak tepkilerle karşılaşmıştım. Ama aradan takriben iki yıl geçti. O günden bugüne belki fikirler bir parça değişmiştir:

“Ali Kemal Bey’in ölü bedeninin yerlerde sürüklendikten sonra bırakıldığı yerde bugün bir Atatürk Heykeli var. İlgili heykel, kültürleri, tarihi eserleri ve muhalifleri sistemli olarak yok etmiş olan bir rejimin ne inşa ettiğinin bir sembolü gibi. Eğer geçmişiyle yüzleşebilmiş bir toplum olabilseydik, bugün orada Ali Kemal Bey’in heykeli olurdu.” (4 Kasım 2012 /Taraf)

______

[SONRAKİ YAZI: Berlin notları (2): Doğu Almanya'da hayat]

______

Notlar:
[1] Örneğin, Anma Penceresi (Fenster des Gedenkens) adlı anıt, Berlin Duvarı nedeniyle hayatını kaybettiği bilinen 136 kişinin fotoğraflarını içerir.
[2] Soğuk Savaş döneminde çekilen pek çok filmde yer verilen Checkpoint Charlie, bugün itibariyle, Amerikan üniforması giyen aktörlerle insanların önünde fotoğraf çektirdikleri bir turist atraksiyonu durumundadır.
[3] Şehrin bölünmesinin ardından, Batı Berlin’in tren hattının bir kısmı Doğu Berlin sınırları içinde kalır. Bölünmenin ardından, trenler yine seferlerine devam eder, ancak Doğu Berlin’de kalan duraklarda durmazlar. Yolcular, hareket halindeki trenlerin içinden Doğu Berlin’e bakarlar. Bu duraklar, 1990 yılından itibaren yeniden faaliyete geçer.

______

Fotoğraf: Berlin Duvarı, Topography of Terror Müzesi (24 Haziran 2014, Serdar Kaya)

.

Facebook Yorumları

reklam
23.03.2015
Charlie Hebdo Katliamı (5): 2005 karikatür krizi
16.03.2015
Charlie Hebdo Katliamı (4): Hasan, Türkiye ve Kemal
20.01.2015
Charlie Hebdo Katliamı (2): İslam ve Batı
15.01.2015
Charlie Hebdo Katliamı (1): Avrofobi
17.11.2014
Amerika’yı kim keşfetti?
01.10.2014
Türk gibi düşün: Merak değil nefret et
12.08.2014
2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi’ne dair notlar
04.08.2014
Peki Türkiye kimlerin İsrail’i?
15.07.2014
Berlin notları (4): Almanya’daki Türkler
11.07.2014
Berlin notları (3): Naziler
06.07.2014
Berlin notları (2): Doğu Almanya’da hayat
02.07.2014
Berlin notları (1): Berlin Duvarı
13.06.2014
Sonuç
10.06.2014
Haccac’ın Kâbe’ye bugünkü şeklini vermesi
05.06.2014
Emevilerin zaferi (Mekke’nin İkinci Fethi)
01.06.2014
Kubbetü’s-Sahra
27.05.2014
Abdülmelik’in Irak’ı Fethi
24.05.2014
Hariciler
20.05.2014
Muhtar’ın sonu
16.05.2014
Madencileri kim öldürdü?
12.05.2014
Kerbela’nın intikamının alınması
08.05.2014
Tevvabin hareketi
04.05.2014
Mervan dönemi (684-685)
29.04.2014
Bu bir Kureyş hikâyesi
24.04.2014
23 Nisan, 24 Nisan
22.04.2014
Yezid dönemi (680-683)
06.04.2014
Kerbela
05.03.2014
Fitne ve insan
25.02.2014
Dün Cemel, bugün Cemaat
09.02.2014
Müslümanlar arasındaki ihtilafların derinleşmesi
29.01.2014
Bir Asr-ı Saadet gerçekten yaşandı mı?
14.01.2014
Cadılar Bayramı ve İslami kesim
31.12.2013
Hıristiyanların bayramları, yılbaşı ve Peder Noel
23.12.2013
AKP-Cemaat çatışmasını aslında konuşamıyoruz
18.12.2013
Bir devlet, bir parti, bir cemaat (2): Bir devrin sonu
09.12.2013
Bir Devlet, Bir Parti, Bir Cemaat (1): Bir Devlet
02.12.2013
“Mantıklı” bir eğitim
25.11.2013
Üniversite sınavları ve dershaneler
18.11.2013
Bir Anıtkabir Masalı (2): Ejderha’nın Varlığına İman
13.11.2013
Bir Anıtkabir Masalı (Neticeyi Doğrulama)
06.05.2013
Taraf’a veda
28.04.2013
Soykırıma giden yol (2)
21.04.2013
Soykırıma giden yol (1)
14.04.2013
Kader ve özgür irade
31.03.2013
İnanç nedir
24.03.2013
Said Nursi ve milliyetçilik
17.03.2013
İbrahim’in dini
10.03.2013
İnanç ve korku
03.03.2013
Peygamberlere imanın zihinsel temelleri (2)
24.02.2013
Peygamberlere imanın zihinsel temelleri (1)
17.02.2013
Müslüman bir peygamberin portresi
10.02.2013
Hz. Muhammed’den sonraki elçiler (2)
03.02.2013
Hz. Muhammed’den sonraki elçiler
27.01.2013
Toktamış Ateş ve çelişkileri(miz)
20.01.2013
Freedom House raporu (ve irrasyonel tepkiler)
06.01.2013
Arnavut + Gürcü = Türk
30.12.2012
Türklük, Kürtlük, seyyidlik
23.12.2012
Soykırımla karşılaşma: Türkiye örneği
16.12.2012
Soykırımla karşılaşma: Kanada örneği
09.12.2012
Muhteşem Yüzyıl
02.12.2012
Korku Cumhuriyeti’nin ilk ayak sesleri
25.11.2012
Ali Kemal Bey ve ahlak yoksunu siyasi kültürümüz
18.11.2012
Ali Kemal Bey’in sözde suçları
11.11.2012
Milli Mücadele döneminde Ali Kemal Bey
04.11.2012
Ali Kemal Bey’in sonu
28.10.2012
Taraf ve sertlik
21.10.2012
Türkiye’de bir toplum yok
14.10.2012
Nefret söylemi (ve toplum olmak)
07.10.2012
Budizm barış dinidir, Budist katliam yapmaz
30.09.2012
Kelle Kulesi
23.09.2012
Türkiye Cumhuriyeti’’ni Türk PKK’’sı kurdu
16.09.2012
PKK’yı anlamak
09.09.2012
Kürtler, Filistinliler ve Uygurlar
02.09.2012
PKK’nın haklı davası (ve taştan kalbi)
26.08.2012
Musul’u alan Afyon’u da alamaz mıydı
19.08.2012
Ramazan 2012
12.08.2012
Kötü İngilizler, iyi Türkler
05.08.2012
Sevr haritası
29.07.2012
Sevr’i anlamak
22.07.2012
Sevr paranoyası
08.07.2012
İngilizler geldikleri
01.07.2012
Yurtta Sulh Cihanda Misilleme
24.06.2012
Kurtuluş Savaşı (Hasta Adam’dan hasta millete)
17.06.2012
Kurtuluş Savaşı masalı ve kahramanı
10.06.2012
Başörtülü kıza mektup
03.06.2012
Doğum öncesi ve doğum sonrası kürtaj
27.05.2012
Kurtuluş Savaşı efsaneleri
20.05.2012
Taraf ve Türk solu
13.05.2012
Türk solunun bilgi kavramına yabancılığı
06.05.2012
Dünya basınında soykırım (2)
29.04.2012
Dünya basınında soykırım
15.04.2012
Türkiye’nin Nazileri
08.04.2012
Meclis zabıtlarında soykırım izleri
01.04.2012
Türk’ün kapitalizm ile deşarjı
25.03.2012
Bir günah keçisi olarak kapitalizm
18.03.2012
İşçileri kapitalizm mi öldürüyor
11.03.2012
Kışkır(t)mak
04.03.2012
Radikal İslamcılar ve sıradan vatandaşlar
26.02.2012
Biz Türk değildik, sonradan olduk
19.02.2012
Milliyetçilik Türkiye’nin batısını da böler
12.02.2012
Milliyetçilik ve toprak parçası
05.02.2012
Ayrılmanın da bir adabı var (2)
29.01.2012
Ayrılmanın da bir adabı var
22.01.2012
Quebec ve Kürdistan
15.01.2012
Kürtlerin kendi kaderlerini tayini
08.01.2012
Kendi kaderini tayin hakkı
01.01.2012
Öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının tepkileri
25.12.2011
Eğitim, devlet, rekabet
18.12.2011
Atama bekleyen öğretmenler de insan
11.12.2011
Bazen de öğrenciler öğretmenlere not vermeli
04.12.2011
Bir otosoykırım olarak eğitim
27.11.2011
otaliter rejimler, ataerkil gelenek ve öğretmenlik
20.11.2011
Öğretmenler Günü’nde neyi kutluyoruz
13.11.2011
Terörist gerilla
06.11.2011
Tanrı, Atatürk ve insan beyni
30.10.2011
Türkiye ve ırkçılık
23.10.2011
Makedonyalı ‘Soydaş’lar, Kürt ‘Kardeş’ler
16.10.2011
ABD’nin laiklik serüveni
09.10.2011
Fransa’nın laiklik serüveni
02.10.2011
Türkiye’nin laiklik faciası
25.09.2011
Liberalizmin zihinsel sınırları ve laiklik
18.09.2011
Siyaset Bilimi 106: Laiklik
11.09.2011
Ben Kürt olsaydım...
04.09.2011
Türkler, Kürtler ve Teksaslılar
28.08.2011
Federasyon ve bölünen Türkiye
21.08.2011
Siyaset Bilimi 105: Üniter Devlet
07.08.2011
‘Ağrı Dağı’nı verelim...’
31.07.2011
Kraliçe ve padişah
24.07.2011
‘Halkçıyım’ diyenden korkacaksın!
17.07.2011
Siyaset Bilimi 104: Cumhuriyet
10.07.2011
Siyaset Bilimi 103: Monarşi
03.07.2011
Siyaset Bilimi 102: Faşizm
26.06.2011
Siyaset Bilimi 101: Diktatörlük
12.06.2011
TSK yine darbe yapabilir mi
05.06.2011
AKP’ye oy verenler cahil midir
29.05.2011
‘Ben Soykırıma Soykırım Demem...
22.05.2011
Muhafazakarlık, Başörtüsü ve Kan Dolaşımı
15.05.2011
Muhafazakârlığın temelleri
08.05.2011
Soykırımla yüzleşmek
01.05.2011
Sözde değil özde soykırım
1 0
Yakut Tansel 17.6.2017 - 09:55:13
Berlin Duvarı’nın II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan gelişmelere dayanmaktadır. Bu içerikte: https://paratic.com/berlin-duvari/ Berlin Duvarı hakkında bilgiler yer alıyor. Okuyabilirsiniz.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%58,33
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı