Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık


19.06.2019 - Bu Yazı 194 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yedi sekiz yıl önce AK Parti’nin yanlış politikalarını, buna suskun kalan İslamcıları, İslamcılık anlayışını eleştirdiğimde muhafazakar/dindar yazarlardan, gazetecilerden şöyle itirazlar alıyordum: “Tamam haklısın ama bunları niçin açıktan söylüyorsun?”

Veyahut “Amacın ne?” Ya da “Böyle yaparak mahalleye zarar veriyorsun.”

Kimileriyse “Böyle yaparak düşmanın eline koz veriyorsun” diyerek beni ‘düşmanın değirmenine su taşımakla’ itham ediyordu.

Sonunda hem ülkenin hem de dindar mahallenin geldiği durum ortada.

O günlerde bu eleştirilerimi, itirazlarımı düşmanların değirmenine su taşıma olarak gören yazarlar şimdilerde iktidar muhalifi oldu.

Mahallenin, dahası ülkenin içine düştüğü durumdan şikayet ediyorlar.

Fakat geçmişte bu yazarların bana söylediklerinin bir benzeri şimdilerde onlara söyleniyor.

Yeni Şafak yazarı, dindar/muhafazakar mahallede ilim insanı olarak kabul edilen Hayrettin Karaman geçtiğimiz günlerde bir yazı kaleme aldı.

Karaman yazısında mealen şöyle diyor: Doğrucu Davut olmak her zaman iyi bir şey değil.

Doğruyu ne zaman, nerede söyleyeceğini bileceğin kadar hikmet sahibi olman gerek.

İktidarın bazı yanlışlarını eleştireyim derken iktidara zarar vermek, düşmanların değirmenine su taşımak İslami açıdan caiz değil.

Hayrettin Karaman isim vermeden iktidara yeni muhalif kimi İslamcı/ dindar/ muhafazakar yazarları düşmanın değirmenine su taşımakla itham ediyor.

Kimi yeni iktidar muhalifi İslamcı/ dindar/muhafazakar yazarlar da yazdığının yanlış olduğunu söyleyip Hayrettin Karaman’a itiraz etmiş.

Kaderin cilvesine bakın ki iktidarın politikalarını eleştirdiğim için 4-5 yıl önce bana “Düşmanın değirmenine su taşıyorsun”diyenler şimdilerde benzer suçlamanın muhatabı olmuş.

Mesele yeni muhalif olan kimi yazarların öngörüsüzlüğü, bilgisizliği, dar görüşlü olmaları ya da tahribata neden olan sürecin bir parçası olup ‘badel harab ül Basra’ (Basra harap olduktan sonra) muhalif olmaları veyahut geçmişte verdikleri tepkilerin benzerinin şimdi onlara veriliyor olması değil.

Esas mesele Hayrettin Karaman’a itiraz eden yeni muhalif kimi İslamcıların Karaman’ın iktidara yapılan eleştirileri ‘düşmanın değirmenine su taşımak’ olarak gören anlayışına neyin kaynaklık ettiği üzerine kafa yormamaları.  

Din yani inanç referans alınarak bir toplum, bir ülke oluşturulmaya çalışıldığında kaçınılmaz olarak ‘biz ve onlar’ayrımına gidileceği ‘onlar’ denilen toplum kesiminin ‘düşman’ veyahut ‘istikameti bozuk rakipler’ olarak görüleceği gerçeği ortadayken, sorunun kişilerden kaynaklandığını sanmak gerçekçi bir yaklaşım değil.  

Yani kimi İslamcılardaki ‘ötekini’ düşman görme anlayışına, o düşmanı alt etmek için yalanın, iftiranın, hakaretin, aşağılamanın kolayca yapılmasına neyin kaynaklık ettiği üzerine kafa yormak gerekiyor.

Lafı eğip bükmeden söyleyeyim.

Hayrettin Karaman’ın iktidara yeni muhalif kimi İslamcılara yaptığı ‘düşmanın değirmenine su taşıyorsunuz’ ithamına bu suçlamanın muhatabı olanların da benimsediği din anlayışı kaynaklık ediyor.  

Hayatı savaş ve cihattan ibaret gören, bu yaklaşımla toplumu, ülkeyi, dünyayı kendi İslam anlayışına göre şekillendirmeyi amaç edinen, bu amaç için ‘harp hiledir’ gibi bir hadisi temel alıp rakip olarak algıladığı ötekini düşman gören, düşman gördüğü için de her türlü hileyi, yalanı, iftirayı, kabalığı, hakareti meşru göre din anlayışıdır son yaşadığımız olumsuzlukların nedeni.

Müslüman olduğu için kendini hak, Müslüman olmayanları batıl görüp “Hak ile batıl mücadelesi kıyamete kadar sürecek” diyen ve savaş meydanındaki stratejilere vurgu yapmak için söylenmiş ‘harp hiledir’ gibi hadisleri her alanda referans alan dolayısı ile yalana, iftiraya, hakarete dayalı bir yaşam vaaz eden bir dindarlık anlayışı…

“Düşmanın eline koz vermemek için gerçekleri söylemeyelim”, “Zafere ulaşmak için gerçek niyeti belli etmeyelim”, “Amacımıza zarar verir  bu nedenle doğruları söylemeyelim”, “Yolsuzluk, liyakatsizlik, şatafat gibi küçük sorunları dert etmeyelim” gibi yaklaşımlar ülkeyi tahrip etti.

Hem dine zarar verdi hem de dindarlara.

Hal buyken açıktan eleştiri yapmamayı, doğruları söylemek için kimin işine yaradığına bakmayı öğütlemek, ‘büyük amaç var küçük şeylere takılmayalım’ anlayışını sürdürmek anlaşılır gibi değil.

Toplumsal barış, ülke ağır yara almışken hâlâ ‘biz ve onlar’ayrımını sürdürmek dahası onları ‘öteki’ ve ‘düşman’ görmek gelinen durumun vahametini kavrayamamaktır.

Kaldı ki toplumu iki yüzlü olmaya zorlayan bu sakat yaklaşımla, doğruluğu, dürüstlüğü, adil olmayı ertelemeyi vaaz eden bir din anlayışı ile nereye varabiliriz ki?

Sorun Hayrettin Karaman’da veyahut böyle yazan kişilerde değil.

Esas sorun bu düşünceye kaynaklık eden anlayışta.

Bu anlayışı masaya yatırmadan sağlıklı sonuç elde etmek mümkün değil.

Çünkü toplumu, ülkeyi Müslümanlık ile boyamayı amaç edindiğinizde, bunu hak ve batıl mücadelesi olarak gördüğünüzde, bu elbiseyi giymek istemeyenler doğal olarak yok edilecek düşman gibi görülüyor.

Bu nedenle yalanlarla, iftiralarla, hakaretlerle tek tek mücadele etmek yerine bütün bunlara kaynaklık eden anlayışı masaya yatırmak gerekiyor.

Mahalle kültürünün, inanç esaslı toplum, ülke yaratma çabalarının nelere mal olduğu sahici şekilde kavramak gerekiyor.

Kaldı ki bu sadece inanç için değil, kimlik, ideoloji eksenli toplum yaratma çabaları da benzer sonuçlar doğuruyor.  

Kimin işine yarayacağına bakmaksızın doğruları söylemek, adil ve dürüst olmak, ülke yararını mahalle yararı üstünde görmek, iftiradan, hakaretten, yalandan uzak durmak insan olmanın gereğidir, Müslüman olmanın değil.

Erdem, kimin işine yarayıp yaramayacağına bakmadan kimsenin görmediği anda bile doğru olanı yapmaktır.

Hayrettin Karaman’ın doğruları söylerken “Kimin işine yarayıp yaramayacağına bakılması gerekiyor” demesinin altında ülkenin değil mahallenin yararını gözeten, toplumu, ülkeyi dindarlaştırma amacı güden anlayış yatıyor.

Hem bu anlayışa sahip olup hem de Hayrettin Karaman’a itiraz etmek…

Hem inancı hak ve batıl mücadelesi olarak görüp hem de batıl ile mücadelede “Harp hiledir” diyerek her türlü yalanı iftirayı, hakareti mubah gören anlayışla yapılan ‘hilelere’ karşı çıkmak…

Demek istediğim şu: Müslümanlık anlayışınızla, toplumsal ilişkileri dinle dizayn etmek yaklaşımınızla, bütün ülkeye din elbisesi giydirme gibi anlamsız düşüncelerinizle hesaplaşmadan mevcut iktidara itiraz etmenin yararı yok.

Mahalle kültürünü terk etmeden, inanç esaslı bir toplum, ülke yaratma hayalinden vazgeçmeden yani ülkeyi dindarlık ile boyama sevdasını bütünü ile bir tarafa bırakmadan, ahlaklı, erdemli, adil, namuslu birey olmak için dindar olmak gerekmediği gerçeğini kabul etmeden dinin bireysel tercih olduğunu, topluma dayatılamayacağı gerçeğini görmeden, devletin dinle sağlıklı ilişkisi için özgürlükçü laiklik anlayışı ile barışmadan toplumun bir kesimini öteki, ‘düşman’ gören bu yaklaşımdan kurtulamayız.

Hayrettin Karaman’ın yazdıklarına “Kişisel düşünce” diyerek itiraz eden kimi İslamcı yazarlar meseleye biraz da buradan bakmalılar.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive