Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Babacan, Davutoğlu, Karamollaoğlu ve laiklik


1.05.2020 - Bu Yazı 315 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Diyanet işleri başkanının eşcinseller ve nikahsız birliktelikler üzerinden başlattığı tartışma tuhaf bir durum çıkardı ortaya. 

Öncelikle, bu konu iktidar çevreleri tarafında her ne kadar bir inanç tartışması gibi gösterilmeye çalışılsa da esasında konu inanç meselesi değil.

Yapılan tartışma temel hak ve özgürlükler tartışmasıdır. 

Yani asıl tartışılan konu devletin yapısını, toplumun temel hakları belirlenirken bir inancın referans alınıp alınamayacağı meselesidir. 

Çünkü bir din adamı kendi inancı bağlamında her konuda görüşünü dile getirebilir, o din adamına farklı kesimlerden cevap verenler olur ve bir tartışma yürütülür, burada sıkıntı yok.

Asıl sorun o din adamının devletin bir bürokratı olmasıdır. 

Yani ülke yönetiminde ve toplumsal yaşamı kurgulamada bir din, mezhep referans alınacak mı, alınmayacak mı tartışmasıdır. 

Kısacası ortadaki asıl tartışma din, inanç değil, laiklik tartışmasıdır. 

Şimdi gelelim esas konuya.

Dindar-muhafazakar siyaset anlayışına sahip veyahut o kültürden gelen muhalif siyasetçiler bu tartışmada tuhaf bir tavır aldılar. 

İlk önce Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu, sonrasında da Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “İnanç meselelerini tartışma konusu yapmayalım, ailenin kutsallığına saygı gösterelim, gereksiz kutuplaştırıcı söylemlere kapılmayalım” mealindeki sözleriyle bu tartışmada üstü kapalı olarak Diyanet başkanının, dahası mevcut iktidarın yanında yer aldılar.

Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise gördüğüm kadarıyla bu konuda henüz konuşmadı. 

Ortada çok ciddi bir sorun var.

İktidarın anayasada da yazılı olan laiklik ilkesini hiçe sayması, devlet yönetiminde ve toplumsal yaşamda dini belirleyici bir faktör haline getirmesi, bana göre Türkiye’nin en önemli meselelerinin başında geliyor.

Çünkü devlet yönetiminde, temel hak ve hürriyetlerin belirlenmesinde inancın referans alınması demek bir kişinin, bir zümrenin din yorumunu, anlayışını devlet eliyle bütün bir topluma dayatması demektir. 

Bunun ne tür sorunlar doğurduğunu, toplumsal çatışmalara zemin yarattığını ve o ülkeleri nasıl bir yıkıma sürüklediğini hepimiz biliyoruz.

Konu bu kadar açıkken AK Parti tecrübesinden ağzı yanmış, tam da bu nedenle o partiden ayrılıp yeni parti kurmuş, kurdukları partilerin programlarında laiklik gibi, insan hakları gibi değerlere ciddi vurgu yapmış muhafazakar, dindar çevrelerden gelen muhalif siyasetçilerin bu tartışmada net bir tutum takınmamış olmaları anlaşılır gibi değil.

Esasında Saadet Partisi’nden ve lideri Temel Karamollaoğlu’ndan farklı bir yaklaşım bekleyenlerden değildim. 

Çünkü Saadet Partisi’nin kadrosu, siyaset anlayışı, parti programındaki vurguları, siyaset alışkanlıkları… Bütün bunlar Saadet Parti’sinin özgürlükçü laiklikten yana bir siyaset anlayışını benimsemesine, sürdürmesine müsaade etmediğinin farkındayım.

Bu nedenle asıl dikkati Ali Babacan’ın ve Ahmet Davutoğlu’nun durumuna çekmek istiyorum.  

Müsaade ederseniz Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’a ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na bir çağrıda bulunmak istiyorum.

Kıymetli genel başkanlar;

İnanca dayalı siyasetin nelere mal olduğunu, iktidarı nasıl yozlaştırdığını, bu siyaset anlayışının ülkemizi içinden çıkılmaz bir girdaba nasıl sürüklediğini hepimiz yaşayarak gördük.

Bunun en yakın tanıkları da sizlersiniz.

Çünkü ‘bu yıkıma ortak olmak istemediğinizi’ söyleyerek AK Parti’den istifa edip, yeni partiler kurdunuz.

Hem kurucular kurulu tercihleriniz hem de parti programlarınızdaki vurguladığınız değerler AK Parti tecrübesinden önemli dersler çıkardığınızın da göstergesi.

Parti programlarınızda laiklik vurgusu yaptınız. Temel insan haklarına, özgürlüğe, eşitliğe dayalı yaşam tercihlerine saygıyı esas alan cumhuriyet felsefesi ile barışık bir yönetim anlayışını benimsediğinizi söylediniz. 

Bütün bunlar parti programlarınızda var. Sadece programlarınızda değil bütün konuşmalarınızda da bu değerlere, bu siyaset anlayışına vurgu var. 

Şimdi yaşanan bu son tartışma bir inanç tartışması değil. Bir dinin neyi yasaklayıp neyi serbest bıraktığı tartışması hiç değil.

“Dinimiz şunu emrediyor, bunu kabul mü edelim, yoksa ret mi edelim” tartışması da yapılmıyor. 

Apaçık bir laiklik tartışması yaşanıyor. 

İktidar Diyanet eliyle inancı esas alan bir devlet ve toplum oluşturma çabası içinde ve buna karşı duran, itiraz eden insanlar var.

Hal buyken her ikiniz de böyle bir konuda esaslı bir tutum almadınız.

Bu tartışmaya istinaden vermeniz gereken tepkiyi vermediniz.

Parti programlarınıza uygun bir yaklaşım ortaya koymadınız.

Ya sustunuz ya da parti programlarınızdaki değerlere aykırı bir şekilde Diyanet başkanını desteklediniz. 

Değerli genel başkanlar;

Yaşadığınız zorluğun farkındayım. Dindar, muhafazakar bir insanın siyasete bakışını, siyaseti hangi misyonla yaptığını, bunun nasıl bir alışkanlık olduğunu yakından bilenlerdenim. 

Bütün bunları bir çırpıda değiştirmenin, yeni bir siyaset anlayışı oluşturmanın kolay olmadığını, bu değişim için ciddi bir zamana ve çabaya ihtiyaç olduğunun da farkındayım.

Dahası muhafazakar/dindar mahallenin hassasiyetlerini hesaba katmanın sizi bu konularda çekingen yaptığının da farkındayım.

Ama şunu bilmelisiniz ki geldiğimiz durumda artık mahalleler yok, ülkemiz var.

Bütün toplum kesimlerinin hassasiyetlerini hesaba katmadan bir politika üretmek de yeni bir siyaset anlayışı ortaya koymak da mümkün değil.

Yukarıda da dediğim gibi özgürlükçü bir laiklik anlayışının, eşitliğin, demokrasinin, özgürlüğün, dahası evrensel değerlerin esas alındığı bir yönetim anlayışının ülkemiz için ne kadar hayati bir konu olduğunu hepimiz yaşayarak gördük, görüyoruz.

Bu nedenle burada size daha büyük bir sorumluluk düşüyor.

Çünkü iktidarın manipüle ettiği muhafazakar kesime bu meselenin ciddiyetini, esas yapılmak isteneni ancak siz anlatabilirsiniz. 

Yani bu yaptıklarının dine uymak değil, tam tersine dini kullanarak, değersizleştirerek, itibarsızlaştırarak iktidarlarını korumak olduğu gerçeğini dindar insanlara siz anlatabilirsiniz. 

Özgürlükçü laikliğin en çok da dindar insanların, istedikleri gibi inanma ve o anlayışa göre yaşama özgürlüğü sağladığına, dahası dinin değerini, itibarını korumak için vazgeçilmez olduğuna o insanlara siz anlatabilirsiniz.  

Kimsenin yaşamına, inancına, tercihine, giyimine müdahale edilmeden herkesin özgürce, dostça, kardeşçe yaşamın ancak evrensel değerlerin esas alındığı ülkelerde mümkün olduğu gerçeğini muhafazakar kesime en iyi siz anlatabilirsiniz.

Zaten dindar muhafazakar kesimin büyük bir çoğunluğunun özgürlükçü laiklikle sorunu yok.

Böyle olmadığını siz de biliyorsunuz. 

Fakat buna rağmen bu tür tartışmalarda net bir tavır alamıyorsunuz. 

Üstelik parti programlarınızda yazmanıza, her konuşmanızda değinmenize rağmen bu değerlerin yok edilmesine yönelik tartışmalarda açık bir tutum alamıyorsunuz. 

Ülkemiz ağır bir tahribat altında. Toplumsal barış ciddi yara aldı.

Buradan çıkmak, herkesin özgürce, eşit, adil yaşadığı bir ülke kurmak için size büyük sorumluluk düşüyor. 

Cesarete ihtiyacımız var.

Kararlılığa ihtiyacımız var.

Samimiyete ihtiyacımız var. 

Dirayete ihtiyacımız var. 

Risk almanıza ihtiyacımız var. 

Dini görüntülü bir tartışma başladığında “Yanlış anlaşırız” endişesiyle susmak veyahut iktidarın yanında durmak ne size ne de ülkeye bir yarar sağlamaz.

Tam tersine sizin de artık konuşamayacağınız, siyaset yapamayacağınız dahası giderek inancınızın kolayca sorgulandığı bir ortama doğru sürükleniriz.

Bugünlerdeki sessizliğiniz, taban hassasiyetine dayalı tedirginlikleriniz hem ülkemizin yıkıma sürüklenmesini hızlandırıyor hem sizin demokratik bir siyaset yapma imkanınızı ortadan kaldırıyor hem de toplumun farklı kesimlerinin size olan güvenini zedeliyor. 

Hepimizin geçmişte hataları oldu.

Bu hatalarımız neticesinde ülkemiz bu halde.

Bundan dolayı hepimizin bu ülkeye karşı sorumluluğu var dahası gençlere, çocuklarımıza borcumuz var. 

Bundan dolayı susmamalısınız, mahalle, taban oy hesaplarına girmemelisiniz, parti programlarınızda vurguladığınız değerlere uygun bir siyaset anlayışı, bir tutum, bir tavır belirlemek zorundasınız. 

Doğru olanı zamanında, cesaretle söylemez, alınması gereken riski almazsanız hem siz hem de ülkemiz kaybedecek. 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
24.05.2020
Finlandiya modeli Türkiye’nin derdine çare olmaz mı?
1.05.2020
Babacan, Davutoğlu, Karamollaoğlu ve laiklik
21.04.2020
Fütursuz iktidar, hesaplı muhalefet
25.03.2020
Corona’yla mücadelede iktidarın büyük kumarı
1.03.2020
Vazgeçmeyeceğiz, teslim olmayacağız!
28.02.2020
HDP iktidardan tam olarak ne istiyor?
11.02.2020
Kudüs mitingi ve muhalefetin hali
2.02.2020
Yazmasam olmazdı: Ekrem İmamoğlu’nun tatil meselesi
29.01.2020
CHP muhafazakar seçmenin oyunu niçin alamıyor?
16.01.2020
Türkiye’de şeriat tehlikesi var mı?
30.12.2019
Yerli oto ve Kanal İstanbul gibi projeler bizi niye mutlu etmiyor?
17.12.2019
Gelecek Partisi’nin bir geleceği var mı?
12.12.2019
Babacan niçin Erdoğan’ı doğrudan hedef almıyor? Almalı mı?
1.12.2019
Kılıçdaroğlu’na yöneltilen eleştirilerdeki ilginç ittifak
15.11.2019
Ahmet Altan meselesi
10.11.2019
Önümüzde duran kocaman bir soru var!
20.10.2019
Hasar tespit raporu: Kim ne kazandı, kim ne kaybetti?
2.10.2019
Ekrem İmamoğlu ve oluşan endişe
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive