Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Ayasofya İslamcılar için neden önemli ve muhalefetin vahim yanılgısı ne?


14.07.2020 - Bu Yazı 345 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Bu satırları, 18 yaşındayken, Ayasofya’ya büyük anlamlar yükleyen, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi konu olduğunda ayakları yerden kesilen biri olarak yazıyorum. 

İslamcı hareket için Ayasofya sadece camiye çevrilme meselesi değildi.

İslamcılar Ayasofya’ya şöyle anlamlar yüklüyordu: Türkiye Cumhuriyeti Batı’ya dini anlamda ciddi tavizler verilerek kuruldu. Yani cumhuriyeti kuranlar, dinsiz bir ülke ( laiklik böyle yorumlanıyordu çünkü) vaat ettikleri için Batılılar cumhuriyetin kurulmasına müsaade etti. Ayasofya, bu pazarlıkla beraber gelen esaretin en önemli sembollerinden biriydi.

İslamcı hareket meseleye böyle bakıyordu. 

Böyle baktıkları için Ayasofya’nın ibadete açılması bir anlamda yüz yıl önce verilen bu tavizin ve beraberinde gelen esaretin de sonu anlamına geliyordu.

Dinin toplumsal hayatı belirleyen bir norm olmasının önünde Batı’ya verilen bu sözün, tavizin büyük bir engel teşkil ettiğini düşünüyorlardı.

Bu nedenle Ayasofya’nın camiye çevrilmesi asıl amaca giden yoldaki en önemli adımlardan biriydi. 

Asıl amaç ise dinin belirleyici olduğu bir toplumsal yapı ve devlet oluşturmak.  

Siyasal İslam’ın liderlerinden Necmettin Erbakan bütün konuşmalarını Ayasofya’yı ibadete açma yemini ederek, salondaki izleyicilere de aynı yemini ettirerek bitiriyordu. 

İslamcı hareket benim çocukluğumda yüzde 3-4 bandında bir oy desteğine sahipti.

Bütün çabalarına rağmen, bütün dindarlık vurgularına, bu türden vaatlere rağmen uzun yıllar yüzde 10 barajını bir türlü aşamadılar.

Yani toplum hiçbir zaman onların zihnindeki Türkiye hayaline prim vermedi. 

İnanca dayalı siyaset anlayışının en alasını yapmalarına, bütün tarikatlar, vakıflar, dernekler bu anlamda çaba göstermesine rağmen en yüksek oy oranına 1995 yılında Refah Partisi’nin aldığı yüzde 21’le ulaşmışlardı.

Bu oranın tamamının da benzer bir yaklaşım içinde olduğu elbette söylenemezdi.

Yani yüzde 21’in hepsi için İslamcılık esas değildi. Hepsi Ayasofya’ya benzer bir anlam yüklemiyordu. 

Çünkü dindarlık ile İslamcılık çok farklı şeylerdi. 

İnanca dayalı siyasetin bir sonuç getirmediğini, ciddi tıkanıklıklar yaşandığını gören İslamcı siyasetçiler eski siyaset anlayışlarını, yaklaşımlarını terk ettiklerini ilan ederek AK Parti’yi kurdu.

AK Parti “Biz İslamcı değil, muhafazakar demokratız, laikliği benimsiyoruz, cumhuriyet felsefesiyle sorunumuz yok” diyerek yola çıktığı için yüzde 34 oy alarak İslamcı hareketin tarihindeki en yüksek oy oranına ulaştı. 

Yani AK Parti daha dindar olduğu için değil tam tersine inanca dayalı siyaseti terk ettiğini, laikliği benimsediğini ilan ettiği için toplumun farklı kesimleri tarafından benimsendi. 

Sonrasında elbette farklı şeyler oldu. 

AK Parti’nin gücü ele geçirmesiyle yeniden inancı esas alan siyaset anlayışına yönelmesi sürecini hep birlikte yaşadık.

Neler olduğunu biliyoruz o nedenle o kısmı uzun uzun anlatacak değilim.

İktidarın Ayasofya’yı cami yapma kararı ciddi bir sorun. 

Çünkü mesele sadece bir müzeyi camiye dönüştürme meselesi değil, esas sorun buna kaynaklık eden anlayış. 

Yani yapılmak istenende kat edilen mesafe. 

Dahası bunun hem içeride hem de dışarıda neden olacağı olumsuz etkiler.

Türkiye ciddi eksikleri olsa da inançlara saygılı, insan haklarını esas alan, medeni dünyanın bir parçası olma istikametinde yol almaya çalışan bir ülkeydi. 

Şimdi medeni dünyanın bir parçası olma iddiasını terk etmiş, demokrasiyi, hukuku, laikliği insan haklarını askıya almış, inanca dayalı siyasetin bataklığına saplanmış bir Ortadoğu ülkesi olma yolunda hızla yol alıyor.

Yukarıda da dediğim gibi iktidarın aldığı bu karar başlı başına bir sorun.

Ama bana kalırsa muhalefetin bu karar karşısında gösterdiği yaklaşım daha büyük bir sorun.

Muhalefet ”Aman dindarları küstürmeyelim, yanlış anlaşılmayalım” tedirginliğiyle iktidarın inanca dayalı siyaseti kurumsallaştırma, ülkeyi medeni dünyadan koparıp Ortadoğu ülkesine dönüştürme çabalarına ya sessiz kalıyor ya da destek oluyor.

İktidarın bu adımına açıktan karşı çıkan bir muhalefet partisi neredeyse olmadı. 

CHP sessiz kalmayı tercih ederken muhafazakar-sağ kökenli siyasetçilerin neredeyse tamamından aleni bir destek ve alkış geldi. 

‘Dindarlara şirin görünelim’ anlayışıyla izlenen siyasetin yanlış olduğunu daha doğrusu gerçekçi olmadığını fırsat bulduğum her ortamda dile getiriyorum.

Müsaade ederseniz bir kez daha tekrarlayayım.

Hem Konda’nın hem de Metropoll’ün bütün araştırmaları bize gösteriyor ki Türkiye’de dindarlık üzerinden oy verenlerin oranı yüzde 20- 25 bandını geçmiyor.

Üstelik bunların tamamı İslamcılık anlayışına sahip değil, yani Ayasofya’ya benzer anlamı yükleyenlerin oranı benim tahminlerime göre yüzde 10 bandında.

Yani muhafazakar sağ partilerin dediği gibi “Milletimiz Ayasofya’nın cami olmasını arzu ediyor” yaklaşımı gerçekçi değil.

Milletimiz derken tam olarak kimleri kastediyorlar?

Çoğunluğun böyle bir arzusu olduğu fikri hangi veriye dayanıyor?

Anket mi yaptılar? Millete mi sordular? Üç beş oy alacakları -bana göre dindarlık üzerinden oy veren seçmen, böyle davrandı diye muhalefete oy vermez- AK Parti tabanını milletin tamamı kabul etmek nasıl bir siyaset anlayışının ürünü?

Her üç gençten birinin işsiz olduğu, 45 milyon insanın yoksulluk sınırının altında yaşadığı, toplumsal barışın ağır yara aldığı, eğitimin, ekonominin can çekiştiği, demokrasinin, adaletin bütünüyle rafa kaldırıldığı, denetimsizlik sonucu her ay 150-200 işçinin can verdiği bir ülkede milletin gündeminin Ayasofya olduğunu düşünmek ve bu saçmalık üzerinden iktidarın peşine takılmak akıl karı değil.

Muhalefetin üç beş İslamcının tavrına, tutumuna göre politika belirlemesi anlaşılır gibi değil.

“Üç beş İslamcı” diyorum çünkü yukarıda da dediğim gibi küçük bir azınlığın dışında ortalama dindar insanlar arasında bile Ayasofya diye bir gündem yok.

Erdoğan’ın Ayasofya kararını açıklarken saat 20:53’ü, Ayasofya’da ilk namazın kılınacağı gün olarak 24 Temmuz’u, yani Lozan Antlaşması’nın yıl dönümünü seçmesi bize gösteriyor ki siyaset artık bütünüyle semboller üzerinden yürüyor.

Sembol siyasetiyle toplum bloke ediliyor, gerçeklikten uzaklaştırılıyor, sahici sorunların konuşulmasının önüne geçiliyor ve ülke aleni bir şekilde bataklığa sürükleniyor. 

Diğer taraftan bütün bir muhalefetin AK Parti tabanındaki dini saikle oy veren yüzde 25’in içindeki bir grubun hassasiyetine teslim olup yüzde 80-85 gibi büyük bir çoğunluğu umursamaz bir tutum içinde olması da anlaşılır gibi değil. 

Halbuki yapılması gereken toplumun bütününe bu yapılanların niçin yanlış olduğunu, neden karşı durulduğunu, meselenin din veyahut dindarlık olmadığını, asıl meselenin demokratik, özgürlükçü, medeni bir ülke mi yoksa bataklığa saplanmış bir Ortadoğu ülkesi mi olacağımız meselesi olduğunun anlatılması. 

Diğer taraftan muhalif siyasetçilerin, iktidarın bu tür adımlarının tam olarak ne anlama geldiğini bildiği, ülkeyi nereye sürüklediğini gördüğü halde destek mesajları yayınlaması da çok tuhaf. 

İnandığını söyleyemeyen, söylediğine inanmayan, öyleymiş gibi davranan, sahiciliğini yitiren, inandığını söyleyecek cesareti olmayan bir muhalefet görüntüsü var.

Muhalefet için bundan daha tahrip edici ne olabilir ki?

Umarım muhalefet aklını başına toplar, topladığında da iş işten geçmemiş olur. 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
14.07.2020
Ayasofya İslamcılar için neden önemli ve muhalefetin vahim yanılgısı ne?
13.06.2020
Erdoğan’ın muhalefete kurduğu büyük ‘tuzak’!
24.05.2020
Finlandiya modeli Türkiye’nin derdine çare olmaz mı?
1.05.2020
Babacan, Davutoğlu, Karamollaoğlu ve laiklik
21.04.2020
Fütursuz iktidar, hesaplı muhalefet
25.03.2020
Corona’yla mücadelede iktidarın büyük kumarı
1.03.2020
Vazgeçmeyeceğiz, teslim olmayacağız!
28.02.2020
HDP iktidardan tam olarak ne istiyor?
11.02.2020
Kudüs mitingi ve muhalefetin hali
2.02.2020
Yazmasam olmazdı: Ekrem İmamoğlu’nun tatil meselesi
29.01.2020
CHP muhafazakar seçmenin oyunu niçin alamıyor?
16.01.2020
Türkiye’de şeriat tehlikesi var mı?
30.12.2019
Yerli oto ve Kanal İstanbul gibi projeler bizi niye mutlu etmiyor?
17.12.2019
Gelecek Partisi’nin bir geleceği var mı?
12.12.2019
Babacan niçin Erdoğan’ı doğrudan hedef almıyor? Almalı mı?
1.12.2019
Kılıçdaroğlu’na yöneltilen eleştirilerdeki ilginç ittifak
15.11.2019
Ahmet Altan meselesi
10.11.2019
Önümüzde duran kocaman bir soru var!
20.10.2019
Hasar tespit raporu: Kim ne kazandı, kim ne kaybetti?
2.10.2019
Ekrem İmamoğlu ve oluşan endişe
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive