Mehmet YILDIZ

yildizmemed@gmail.com



Bookmark and Share

Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (2)


09.09.2014 - Bu Yazı 9916 Kez Okundu.
Yorum : 18 - Onay Bekleyenler : 0

 Nüfus ve Gelişme İlişkisi Üzerine Teoriler

Ülkelerin ekonomik gelişmesiyle nüfuslarının artışı arasındaki bağlantı üzerine ileri sürülen teoriler çok çeşitlilik arz ederler. En eski teoriler Karamsar Teoriler olarak adlandırılır. Bunlar Ortodoks görüşler olarak da addedilir. Karamsar (Ortodoks) Teorilere göre yenilenemeyen doğal kaynaklar ve kapital her zaman sabittir. Bunların arzı nüfus artışından her zaman daha yavaş artar. Dolayısıyla nüfus artışı yukarı tırmandıkça ekonomik gelişme aşağıya iner. Malthusian teoriye göre, nüfus geometrik bir oranda artma eğilimindedir. Yiyecek ise yalnızca aritmetiksel olarak artabilmektedir. Artan nüfus bütün artı-ürünü tamamıyla tüketir. Çalışan sınıfın gelirinde gerçek bir yükselme mümkün değildir. İnsanoğlunun önünde nüfusun aşırı artışını önlemek için iki seçenek vardır: İnsanoğlu beslenmesi imkansız aşırı sayısını ya kendi kontrol altına alacak ya da bu işi doğa yapacaktır.

1940-1960 yılları arasında dünya nüfusu daha önce hiç rastlanmayan bir oranda arttı. 1958’de Coale-Hoover, Neo-Malthusian bir teori geliştirdiler. Bu teoriye göre, yüksek nüfus artışı sosyoekonomik gelişmeyi ciddi oranda zayıflatıyor. Bundan çıkan siyasi sonuç: Hükümetler nüfusu kontrol altına almak için müdahale etmek zorundadırlar.

Akademik çevrelerde Coale-Hoover teorisinin aşağıdaki sınırlılıklara sahip olduğu ileri sürülüyor:

1- Farz edilen ekonomik büyümenin yalnızca kapital büyümesinin bir fonksiyonu olarak görülmesi,

2- Teknolojideki gelişmelerin ve iş gücü kalitesindeki iyileşmenin (yeni jenerasyonun daha iyi sağlık ve eğitim koşullarına sahip olması aracılığıyla) hesaba katılmaması,

3- Nüfus artışıyla ekonomik gelişme arasındaki ilişkinin her yerde tutarlı bir biçimde negatif bir nitelik taşımaması; negatif ilişkiye dair ampirik kanıtların zayıflığı.

Karamsar Teorilerin yanı sıra nüfus artışıyla ekonomik gelişme arasındaki ilişki üzerine ileri sürülen İyimser Teoriler de söz konusudur(Boserup, Julion Simon). Bu teorilere göre nüfus artışı ekonomik gelişme üzerinde olumlu bir etki yaratır. İnsan zekası ve yaratıcılığı sayesinde yaratacağı teknolojiyle doğal çevrenin taşıdığı sınırlılıkları aşarak gelişmeyi sürdürecektir.

Marksizm’e göre ise “fazla nüfus” kapitalizmin bir ürünüdür ve kapitalizmin egemenliğini sürdürebilmesinin mutlak ön koşuludur. Kapitalizm sömürülebilecek hazır insan gücüne ihtiyaç duyar. Bu insan gücü zirai toprağın ele geçirilmesi ve topraksızlığa ve işsizliğe mahkum edilmiş kalabalıkların şehirlere sürülmesi suretiyle yaratılır.

İlk kez 1974 yılında toplanan Uluslararası Nüfus Konferansı yukarıdaki teorilere alternatif olarak yeni teoriler (“Revizyonist Teoriler”) geliştirdi.

1. Revizyonist Teoriye göre azgelişmişlik hızlı nüfus artışının sebebidir. Bundan çıkarılması gereken politik sonuçlar, “ekonomik aktivitelere yatırım yapmak ve ekonomik sistemi iyileştirmek” olmalıdır. 1984’te Meksika’da toplanan Uluslararası Nüfus Konferansının geliştirdiği 2. Revizyonist Teoriye göre ise nüfus ile ekonomik gelişme arasında bir nedensellik bağı yoktur. Nüfus ekonomik gelişme sürecinde neutral bir rol oynamaktadır. Bundan çıkan sonuç şudur: Nüfus planlaması yerine ekonomik reformlar, serbest piyasa ekonomisi, demokrasi vb. konular öncelik taşımalıdır.

1986 yılında ulaşılan düşünceye göre, konuyla ilgili bilimsel kanıtların yetersiz olduğu, nüfus artışı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin ulusal/bölgesel düzeyde bir netlik taşımaktan ziyade kişisel/hane düzeyinde açık olduğu ifade edildi. Az gelişmiş ülkelerdeki hızlı nüfus artışının, ekonomik, kültürel, kurumsal ve demografik farklılıklara bağlı olduğu ve ülkeden ülkeye değiştiği ileri sürüldü. 

Yeni paradigmaya göre nüfus artışı az gelişmiş ülkelerdeki problemlerin her zaman başta gelen sebebi değildir. Buna rağmen diğer problemlerin yol açtığı zararın bu yolla daha da arttırıldığı söylenebilir. Sadece nüfustaki artış sorununu çözmek suretiyle bütün sorunları çözmek mümkün değildir. Fakat bu sorunun çözümü diğer sorunların çözümüne bir katkı sunabilir.

1994 yılında Kahire’de toplanan BM Uluslararası Nüfus ve Gelişme Konferansı yukarıda adını andığımız 2. Revizyonist Teorinin yerine yeni bir paradigmayı koydu. Yeni paradigmaya göre insan hakları temel alınmak zorundadır. Cinsiyetler arasında eşitliği sağlamak, ayrımcılık yapmamak, kadınları iş alanında ve sosyal hayatta daha etkin bir rol oynamaya teşvik etmek anahtar konuları teşkil etmektedir.

Teoriler ve Hakikat

Teori belli doğal olayları izah eden ve çok sayıda ampirik kanıta dayanan bir genelleme ise yukarıda adını andığımız teorilerin hiçbiri bu vasfa sahip değildir. Buna rağmen gerçeğe en yakın teorilerin Malthusian ve Neo-Malthusian teoriler olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu teoriler sınırlı bir sahada sınırsız bir tür(specie) artışının gerçekleşemeyeceği gerçeğini ifade ediyorlar. Örneğin Kalahari Ulusal Parkı’nda azami olarak kaç filin yaşayabileceği bellidir. Söz konusu ulusal parkta sayısız bir fil nüfusu için yaşama şansı yoktur. Aynı yalın gerçek biyolojik bir tür olarak insanoğlu için de geçerlidir. Teknoloji hiçbir zaman bu sınırlılığı aşamaz. En ileri teknoloji yeni toprak, su ve hava yaratamaz. Malthus ve Neo-Malthusçular bu gerçeği görmek suretiyle diğerlerinden ayrılıyorlar.

Öte yandan nüfusun ve yiyeceklerin artış mekanizmasıyla ilgili Malthus’un yaptığı açıklamalar basit bir analojiden ibarettir. Nüfus geometrik olarak değil, exponential olarak artar. Dolayısıyla nüfusun ikiye katlanması yıllık büyüme oranıyla ilgilidir. Örneğin yılda %2 oranında büyüyen bir nüfus kendisini ancak 35 yılda ikiye katlar. Malthus’un öne sürdüğü gibi her nüfus artışı ikiye katlanma anlamı taşımaz. Başka bir deyişle buradaki çelişki geometrik artışla aritmetiksel artış arasındaki bir çelişki olmayıp, sınırlı bir fiziki alanda sınırsız bir büyümeyi olanaklı gören teoriyle, sınırlı bir alanda hiçbir türün sınırsız bir biçimde exponential olarak büyüyemeyeceği gerçeği arasındaki çelişkidir. Malthus daha 1798 yılında bu gerçeği görebilmiştir. Teknolojik ilerlemenin ve petrole dayalı tarımın Malthus’un öngördüğü doğal kontrolü ertelemiş olması teorinin zayıflığına işaret etmez. Petrole dayalı yoğun tarım gıda üretiminde görülmemiş bir bolluk ve ucuzluk yarattı. Bu sayede exponential artış mümkün hale geldi. Ancak bu geçici bir durumdur. Petrol rezervleri tükenince ucuz gıda da tükenecektir. Kaldı ki teknoloji ve petrole dayalı modern tarım yaşam kaynaklarına onarılması olanaksız bir zarar vermiştir. Ne tahrip edilen doğal kaynakları onarmak ne de petrolün yerine bir başka enerji kaynağını idame etmek mümkündür.

Kimyasal maddelerin kullanılmasına dayanan, onlara mutlak suretle bağımlı olan modern tarım metotları toprağı uzun vadede tahrip etmektedir. Öncelikle topraktaki besinler yok oluyor. Keza topraktaki yararlı mikroplar da imha ediliyor. Yerkürenin çölleşmesine ve küresel iklim değişikliğine yol açıyor. Tarım alanında kullanılan zehirli böcek öldürücüleri, istenmeyen ot öldürücüleri ve suni gübre yeraltı sularına, nehirlere, göllere ve okyanuslara karışıyor. Modern suni gübre değişen oranda nitrojen, potasyum ve fosfordan oluşuyor. Bitkilerin büyüyebilmesi için bunlar şarttır. Fosfor ve potasyum suni olarak üretilemiyor. Madencilik yapılmak suretiyle topraktan çıkartılan bu elementlerin rezervi büyük ölçüde Rusya ve Kanada’nın elindedir. Tarımda kullanılan Nitrojen ise doğal yaşama, canlılara ve yeraltı su kaynaklarına en büyük zararı vererek çevre felaketine yol açıyor. Makineleşmiş yoğun tarımın yarattığı su kirliliğinin en önde gelen sebebi kullanılan Nitrojen ve fosfordur.

BM’nin sözde teorileri tamamen absürt olup sorunu ifade etme cesaretinden yoksun teorilerdir; maddi hiç bir temelleri yoktur. BM kendi kendini yalanlıyor. BM verilerine göre bir milyar insan açlık sınırının altında yaşıyor. Bir milyar insan da (aynı bir milyar değil, ikinci bir grup) içilebilecek temiz sudan yoksundur. BM’nin temiz su, ekilebilir toprak ve solunabilir bir hava yaratma yeteneği olmadığına göre yukarıdaki savları öne sürebilmesi gülünçtür.

Sonuç ve Türkiye Gerçeği

Türkiye nüfusu en hızlı artan ülkelerden biridir. 1980’li yıllarda 50 milyon civarında olan toplam nüfus bugün 80 milyona dayanmıştır. Aynı hızla yeşil alanlar kaybolmakta, ülke çölleşmekte ve su kaynakları kurumaktadır. Aileler büyük, ortalama yaşam beklentisi kısadır. Nüfus genç olduğu için daha hızlı nüfus artışının koşulları mevcuttur. Bu durum AKP’nin çok tercih ve teşvik ettiği bir durumdur. AKP İslam adına söz konusu durumu kutsuyor. AKP iktidarı nüfus kontrolünü dini gerekçelerle reddediyor.

Nüfustaki hızlı artış AKP iktidarının toplumsal zeminini oluşturur. Eğitimsiz yoksul kalabalıklar mezhepçi bir iktidar aracılığıyla zenginleşmenin umudunu taşıyorlar.      Ekonomideki bazı göstergelerin pozitif gözükmesi bu umudun sürekli canlı tutulmasını sağlıyor. Türkiye gibi hukukun üstünlüğünü tanımayan, oturmuş hiçbir hukuki kurumu bulunmayan, şeffaf olmaktan uzak bir ülkede her şeye seçim zaferleriyle karar verilir. Kimin zengin olup olmayacağına da hükümetler karar verir. Devletin süreklilik arz eden kalıcı kurumları ordu ve derin devlettir. MİT ve polis teşkilatı bile hükümetler tarafından yeni baştan dizayn edilir. Yargı bütünüyle hükümetin otoritesi altında şekil alır ve faaliyet gösterir. Hukuk yoktur, kimin yargıç kimin suçlu olacağına da hükümetler karar verir. Örneğin AKP hükümeti 17-25 Aralık operasyonlarından sonra yargı ve polis kuvvetini kriminal ilan ederek kriminalleri mağdur ilan etti. Son 12 yılda kimin zengin olacağına tamamen AKP hükümeti karar veriyor. Kamu arazisini kendi aralarında paylaştılar. İhaleleri bütünüyle yandaş firmalara veriyorlar. Gazete patronları iflas etmemek için Tayyip Erdoğan’ın karşısında telefonlarda ağlıyorlar. Gazete patronlarının kimi çalıştırıp kimi işten atacağına da Tayyip Erdoğan karar veriyor. Koca şirketler, holdingler vergi denetimi aracılığıyla Tayyip Erdoğan tarafından batırılmaktan korkuyorlar.

Genç Türk seçmeni bütün bu olup bitenleri normal görüyor. Küresel maggotlaşma fenomeni yerel düzeyde böyle zuhur ediyor. AKP sonuç olarak IŞİD zihniyetine sahip bir hanedanlık kurdu. Zorbalığa, hukuksuzluğa, rüşvetçiliğe, kayırmacılığa, yağmacılığa, yolsuzluk yapmaya dayanan bu sistem seçmenin ezici çoğunluğunun desteğini almaya devam ettiği sürece rasyonel tartışmaların bir ağırlığı olmayacaktır. Mevcut seçmeni hukuk devleti ve demokrasi kavramlarına sahip bir kütle gibi görmek ve sadece propagandaya ağırlık vermek suretiyle bir yere varılamaz. Türkiye’nin sadece siyasal gerçeklerini değil, aynı zamanda sosyobiyolojik gerçeklerini de görmek gerekir. 

.

Facebook Yorumları

reklam
09.09.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (2)
26.08.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (1)
15.08.2014
La Catedral Hapishanesi veya Çankaya Köşkü
06.08.2014
Kasımpaşalı Tayyip cumhurbaşkanı olurken
15.07.2014
Dersim ve solculuk
22.06.2014
Öcalan serbest bırakılmalıdır
12.06.2014
Anadolu’da Bir Hümanizm Şavkı
09.06.2014
Öcalan nasıl serbest kalır?
07.06.2014
Öcalan'nın aşk mektubu ve barış
20.05.2014
“Vura vura büktüler bizi, eğildikçene eğildik”
06.05.2014
“Autoritair en corrupt, maar mateloos populair; hoe doet Erdogan dat?”
14.04.2014
Erzurumlu “bebe” ve Mısır Bildirisi
01.04.2014
Türkiye’de sıfırlamacı Tayyip, Dersim'de 'yırtık' Apo kazandı !
10.02.2014
Öcalan’ın Videoları ve Gönüllü Köleleri
08.02.2014
Hukuk, adalet, ahlak ve demokrasi
01.11.2013
HDP’deki Aleviler yahut Caligula’nın atları
16.10.2013
Roman ya da Ğışto’nun hançeri
02.10.2013
“Devrimci faşizm” olur mu?
14.09.2013
Ah Anadolu’da bir Pirahã olsaydım
13.09.2013
Önemsiz yazarın önemsiz notları
13.08.2013
Dersim Notları
03.08.2013
Anwar Congo ve Dersimli TİKKO’cuların benzer kişilikleri
17.07.2013
Karl Marx, toplumsal yoksulluk ve Siirt’in kızları
16.07.2013
Kalbim çat diye dursa...
29.06.2013
Sosyal Ontoloji Forumları ve Demokrasi
27.06.2013
Ethem Sarısülük Cinayeti ve Kadıköy Eylemi
20.06.2013
No Anonymous One Victim (Mağdur)
10.06.2013
Erdoğan’ın Sosyal Mühendisliği, Mezhepçiliği ve Kızgınlığı
04.06.2013
Gezi Parkı’ndaki Öfkeli Kalabalık ve Mezhepçi Bir Külhanbeyi
26.05.2013
General Ludd’un Bedbaht Manifestosu
18.05.2013
Dersimli Kemal, Kamer ve Hüseyin
10.05.2013
Boş Konuşmak İmtiyazı
03.05.2013
AKP İslamcılığı, Dinin Avucundaki Toplum ve Solcu Ritüelizmi
28.04.2013
Üç Soru, Üç Cevap
20.04.2013
Alevilik
12.04.2013
Katatonik Şizofreniden Muzdarip Toplum
09.04.2013
Hayalet Kimlik Sendromu ve Tevekkül
08.04.2013
MEHDİ ÖMERLİLİ ABDULLAH EFENDİ
03.04.2013
Erdoğan, Öcalan ve Dersim
29.03.2013
Barış, siyasi zombiler ve siyasi kriminaller
27.03.2013
Abdullah Öcalan ve barış
24.03.2013
Dersimlilere de bir Hakan Erdem lazım
23.03.2013
PKK silah bırakırsa
18 0
Munzur 22.11.2015 - 20:15:21
Mehmet Yıldız’ı 20 Kasım 2015 saat 14:15 de kaybetmenin tarifsiz acısı içindeyiz. Devri daim, mekanı cennet olsun. Aile yakınlarının, sevenlerinin, Kırmanciye’nin başı sağ olsun.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
f.guner 14.11.2014 - 22:13:26
Sayın mehmet YILDIZ'ın sağlık durumu hakkında bu köşede arada bir bilgi verirmisiniz.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
f guner 15.08.2014 - 21:37:45
sayın YILDIZ,size bu güzel yazınız için teşekkür ediyorum. Henüz okumadım,başlığın son yazınızdan farklı olduğunu gördüğümde çok seviniyorum.Ben henüz okumadığım,okuduğum,okuyacağım tüm yazılarınız için size teşekkür ediyorum. şimdi büyük bir keyifle okuyabilirim.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
f guner 07.08.2014 - 20:50:03
Ne Utanmaz Köpekleriz "Namık KEMAL" Ne Utanmaz Köpekleriz Edepsizlikte tekleriz Kimi görsek etekleriz Hakk'tan da yardım bekleriz Ne utanmaz köpekleriz. Biz bakmadan sağa sola Düşman girdi İstanbul'a Vatanı sattık bir pula Ne utanmaz köpekleriz. Dalkavuklukla irtikap İşte etti bizi harap Sen söyle ey Şevketmeab Ne utanmaz köpekleriz. İnsan mı neyiz seçilmez Bir zehiriz ki içilmez Tavrımızdan da geçilmez Ne utanmaz köpekleriz Gitme vatan kavgasına Yetiş rütbe yağmasına Daldık dünya sefasına Ne utanmaz köpekleriz Vatanın girdik kanına Leke getirdik şanına Topumuzun bok canına Ne utanmaz köpekleriz
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
mehmet dursun 21.06.2014 - 11:09:02
Sayın Mehmet Yıldız yazınızı ilgiyle okudum. Öcalan'a koyduğunuz şizofreni teşhisi ne derece doğru bilmiyorum ama şizofreni artık tedavisi olmayan bir hastalık değil. Dediğiniz gibi Türkiye'de barışın sürdürülebilirliği bir şizofreni hastasının tedavi edilmesinden geçiyorsa işimiz çok da zor değil. Şizofeni hastası Murat (gerçek adı değil) sürekli sesler duyuyor, geceleri uyuyamıyor ve yemek yemeği reddediyordu. O dönemde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Bir noktadan sonra yemek yemeyerek veya yıkanmayarak dünyayı kurtaracağımı sanıyordum. Düşüncelerim ve inançlarım tümüyle gerçek dışıydı." Murat birkaç kez hastaneye kaldırıldı ve psikiyatrik tedavi gördü. Ancak kendisini kurtaran psikoterapi ve sosyal terapi kombinasyonuydu.Murat bugün 35 yaşında ve kız arkadaşı ile birlikte oldukça sağlıklı bir yaşam sürdürüyor. Geriye Türk Harryler ve Olivialar kalıyor onları ne yapacağız, tıpda onlar için de çareler var mı bilemiyorum.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
f guner 16.06.2014 - 22:12:54
sayın yıldız bu aralar bizlere resmen ziyafet veriyorsunuz . her yeni yazınızı heyecanla bekliyorum. sizi severek okuyorum.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
celal Tas 10.06.2014 - 21:49:08
Sevgili Mehmet,diline,ellerine sağlık.Yazılarını büyük bir zevkle okuyorum,takip ediyorum.Okuyunca çok da gülüyorum,neşeleniyor ve seviniyorum.Biat,biat,biat topllumu işte böyle.Sözüm ona bazı parti ve kuruluşlar,kişiler bağımsız hareket etiklerini ,hiç bir kimsenin etkisinden kalmadan düşüncelerini söylediklerini iddia eder dururlar.işin garip yanı,senin de belirttiğin gibi şizofreni hastası olanların geçmişte olduğu gibi ,bugünde bazı kesimlerce tutulmuş olmalarıdır.Demek ki bu biatçılar da şizofrendirler.Bu hasta olanların en ön sıralarında da bizim Dersimliler yer alıyor,başını onlar çekiyorlar."Metruk Şehrin Metruk İnsanları"adlı makaleni okudum.Mükemmel bir yazı! Yalnız sana olan sitemim şudur:"Dersim Sözlü Tarih Projesi"dışında ,Dersim'le ilgili bir çalışmanı göremiyorum.O da bitti sanırım.Sağlıcakla kal.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
f guner 23.01.2014 - 22:33:00
sayın yıldız bu gazete sayesinde sizi tanıdım ve sizi çok sevdim.siz yazamasanız da ben buraya girip yine sizin isminizi tıklayacağım ve yüreğinizle yazdığınız yazılarınızı okuyacağım.şunu bilinki tanıdığım onurlu ve cesur insanlardan birisiniz.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
Ad Soyad Giriniz... 18.01.2014 - 11:45:30
Sevgili Güner, Ellerimi kullanma kabiliyetimi yitirdim. ALS hastasıyım. Bir arkadaşım konuşmayı yazıya çeviren bir program getirdi ancak Türkçe için değil. Türkçe yazmam olanaksız. Sevgilerimle, Mehmet Yıldız
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
f guner 14.01.2014 - 21:29:26
sayın yıldız 3 aydır sizin yazınız var mı yok mu diye hemen hemen hergün bakıyorum..bu sitede en azından sağlık durumunuzla ilgili bilgi verilse,ne zaman yazacağınız belirtilse bizler de bilsek diye düşünüyorum. geçmiş olsun sizi seviyorum.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
demir 22.10.2013 - 16:10:55
Sayın Mehmet Yıldız, sizi biraz karamsar gördüm. Bir şiie yollayayım, belki can sıkıntınızı bir nebze dindirir, sağlıcakla kalın... *ADAM OLMAK (Eğer) Çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse sen aklı başında kalabilirsen eğer herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır hem kendine güvenebilirsen eğer bekleyebilirsen usanmadan yalanla karşılık vermezsen yalana kendini evliya sanmadan kin tutmayabilirsen kin tutana düşlere kapılmadan düş kurabilir yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir ikisine de vermeyebilirsen değer söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz kandırabilir diye safları dert edinmezsen ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz koyulabilirsen işe yeniden döküp ortaya varını yoğunu bir yazı-turada yitirsen bile yitirdiklerini dolamaksızın dile baştan tutabilirsen yolunu yüreğine sinirine dayan diyecek direncinden başka şeyin kalmasa da herkesin bırakıp gittiği noktada sen dayanabilirsen tek herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken dost da düşman da incitemezse seni ne küçümser ne de büyültürsen çevreni her saatin her dakkasına emeğini katarsan hakçasına her şeyiyle dünya önüne serilir üstelik oğlum adam oldun demektir. Rudyard Kipling Çeviri Bülent Ecevit
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
bayram batman 13.09.2013 - 00:10:46
Önemsiz notlarınızın içine önemli meseleleri yazmaya çalışmışsınız bula bula İslam peygamberine atılan iftiraları mı? buldunuz. bu hadislerin çoğu değil %90 uydurma ve O günün, saltanat sahiplerinin arzu ve istekleri doğrultusunda yazılmış, yalan ve iftiralardır.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
bayram batman 13.09.2013 - 00:10:46
Önemsiz notlarınızın içine önemli meseleleri yazmaya çalışmışsınız bula bula İslam peygamberine atılan iftiraları mı? buldunuz. bu hadislerin çoğu değil %90 uydurma ve O günün, saltanat sahiplerinin arzu ve istekleri doğrultusunda yazılmış, yalan ve iftiralardır.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
f guner 12.09.2013 - 23:04:46
sayın yıldız umarım en kısa sürede sağlığınıza kavuşursunuz geçmiş olsun.sizi tekrar görmek beni sevindirdi.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
dursun 21.07.2013 - 18:41:01
Öcalan kendisiyle ilgili tecavüzcü suçlamalarını bugüne kadar yalanlamadı. PKK /BDP ile Öcalan arasında mürit-derviş ilişkisi olduğundan bu durumu kimse sorgulamadı. Kürt halkı bu şekilde özgürleşeceğine 'köle' olarak kalsa durum onlar için daha onurlu olacaktır.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,00
necdet erdoğan 21.06.2013 - 10:24:55
ali can yazıya bir yorum yapmış. kendisi necati şaşmazın kardeşi mi oluyor acaba.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%87,50
Ali Can 20.06.2013 - 14:53:31
Birseyleri cok gec algiliyorsun bayim; bu durum eski sosyalist, yeni libarellerin bir hastaligi; bunun sende de ortaya cikmasi cok normal. Yasdigin surede Ulkeyi anlayamayan birinin yurt disindan anlamaya calismasi-yabancilisma- sureci dogal olrak. Ayrica Turkce yazdin sozcuk ya/ya da kavramlarin yanina parantez icinde Ingilizce karsiliklarini yazmaniz da bu yabancilasmayi tescil eder nitelikte. ornekledigin onlar "spitzmundwackelohrenblinzelnaugenschnuppernasengesicht" gibi zirvalayarak yeni kavramlar uretiyorlar uyduruk dillerinden yeni uyduruk kelimeler ureterek.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%92,31
f guner 03.06.2013 - 23:07:03
mehmet yıldız bey kaç günde bir yazıyorsunuz acaba . lütfen biraz daha sık yazarmısınız
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%94,12
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı