Mücahit BİLİCİ



Bookmark and Share

Bir koltukta iki dünya


18.11.2019 - Bu Yazı 227 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Eskiden Tanrı ile alem iç içe olduğundan, şer için hususi bir mahal yoktu. Tanrı’nın tek ve aşkın (müteal) hale gelmesi ile birlikte, alemde Tanrı’nın kudreten olmasa da beka noktasında bir dışı (masiva) ortaya çıktı. Kalıcı olmayan bu Tanrı-dışı varlık alanı Tanrı’nın kontrolündeydi ancak insanoğlunun ürettiği kir ve atık maddenin boşaltıldığı bir mahale dönüşmesi söz konusuydu. Kötü(lük)ler çöpe gidecekti.

Eğer Tanrı ve iyilik beka ile ifade buluyorsa, o zaman fani olan her şey fena olmalıydı. Dünyanın faniliği dünyanın fenalığına sayıldı. Dünyanın zamanla insan ile Tanrısı arasına giren bir engel, bir aldatıcı nesne olduğu fikri dünyanın bir tür “imha”sı için tekniklerin geliştirilmesini tetikledi. Dünya nasıl aşılmalıydı?

Dünya engelini aşma yahut istenmeyen bu nesneyi eritme için gerekli prosedür tasavvufun koçluğunda imdada yetişti. Sufiler, Tanrı’yla ilişkilerini aşk üzerine bina ettikleri için biraz da sabırsızlanıp “ölmeden önce ölmek” (bir tür intihar) ile, yani dünyayı terk ile aşmayı denediler. Çoğunun etik prensiplerinin “terk” kavramı etrafında dönmesi bir tesadüf değildi. Bir dünya diyeti ve egzersizi olarak zühd, hem bir arınma hem de bir terk etmeydi. Dünyadan sakınma, Tanrı’ya yaklaşmanın yolu haline geldi.

Tanrı’yı belirginleştirmek (vücud ve tecelli) için dünyayı seyreltme ve sıfırlama temayülü felsefi olarak nihai sınırlarına varıp, İbn Arabi ile Vahdet-i vücud doktrini olarak billurlaşınca bu sefer başka bir sorun ortaya çıktı: Vahdet-i vücud ile Panteizm ve benzeri yaklaşımlar arasında gözle görünür bir farkın kalmaması. “Var olan tek şey Tanrı” düşüncesi ile “var olan her şey Tanrı” anlayışı arasındaki örtüşme bir rahatsızlık sebebi oldu. Dünyayı Tanrı’dan ayırmak ama kendi için ayakta duramayacak kadar mecalsiz bırakmak için yeni formüller bulunmalıydı. Yani dünya ona değer vermeye değmeyecek kadar var, ama Tanrı’dan başka bir şey bırakmayacak kadar da yok olmalıydı. O’ndan başka mevcudun olmadığı Tanrı’nın üstünde dünya onu tüm çıplaklığı ile gösteren transparan bir elbise (yahut ‘tenteneli bir perde’) olarak tasavvur edilmişti. Vahdet-i vücud ile birlikte insan ile Tanrı arasında duran dünya o kadar inceldi ki bu fani şey fena halde eriyip yok oluyordu.

Çevreye olan bu duyarsızlığın, dünyada yaşanan bu kemik erimesinin teolojik bir faturası olmalıydı. Bu yaklaşım Tanrı’nın varlığı yaratmada bir zayiata, yani israfa izin vermeyecek bir hikmetle yarattığı varsayımına açıktan zarar veriyor ve onunla çelişiyordu. Dünya o kadar boşsa, o zaman boşuna mı yaratılmış oluyordu? Bu riske karşı ‘dünyayı kurtarma’ çabaları kaçınılmaz hale geldi. Dünya tutunacak bir şey bulmalıydı.

Dünyayı fena diye idama (ademe) mahkum eden ‘vahdet-i vücud’un radikalizmini seyreltmek, dünyaya ‘var’lık kabuğu bağlatmak ve asgari bir işe koşmak için gerekli hamle İmam Rabbani’den geldi. Dünya işsiz ve yok olmamalıydı. Dünyaya manevi bir anlam, fonksiyon yüklenecekti. Böylece dünya içinde bulunmaya, içinden geçilmeye değer hale gelebilecekti. Vahdet-üş-Şuhud düşüncesi böylesi bir teşebbüs idi. Bu çizgiyi benimseyenler dünyayı Tanrı’nın tecellisine engel bir perde olarak değil, o tecellinin bir yansıtıcı aynası olarak tanı’mladılar ve görev’lendirdiler. ‘Varlığın tekliği’ yerine ‘Şahit olunanın tekliği’ fikrini getirdiler. Yani dünya vardı ama şahit olunanın tekliğinin arkasında mahpus haldeydi. Böylece dünyanın ayna gibi iki yüzü oluştu: Fenaya bakan fani/karanlık yüzü ile Tanrı’ya bakan parlak yüzü. Dünyanın çevrimiçi statüsü şöyle değişti: Eriyen bir şeffaf’lık yerine yüzey’sel bir var’lık.

Modern çağda ise Müslümanlar iki dünya arasındaki dengesizliği bu dünya lehine düzeltmek istediler. Kantarın topuzu kaçmıştı. Kantardan siyasi topuz yaptılar. Dünyasız yapamayacaklarını anlayan reformcu Müslümanlar öteki dünyaya yönelten kaderci Tanrı sevgisi yerine bu dünyaya saldıran iradeci bir rekabet ve mücadele ruhunu ateşlediler. Modern çağın Müslümanlarının iki dünya arasında yeni bir denge kurma arayışları bu dünyaya ayar verme çabası suretinde tecelli etti.

Mesela, tasavvufun modern çağda yetersiz kalacağını düşünen Said Nursi dünyaya iki değil üç fonksiyon yüklemeyi seçti. Çünkü rasyonellik ve materyal gerçeklik çağında bu iki yüz dünyayı taşımaya yetmeyecekti. Doğayı (kainatı) tekrar varlığa sokmak için yüzeyden daha derin bir anlam enjekte etmek gerekiyordu. Tanrı’yı temsilen vücudun tekliği yerine Tanrı’ya işareten esmanın çokluğunu ikame etti. İki boyuta düşmüş dünyaya üçüncü boyut katmak istedi. Tahkik adı altında öğrencilerine okur-yazarlık şartı ve bilme, varlıkla büyülenme ödevi çıkarttı. Ama bu hamlede toplumsallık yoktu. Kainat evinde oturan bu insanlar, sokaklarına çıkabilecekleri bir topluma sahip değillerdi.

Tanrı’nın tekliğinden, kainatın varlığına Esma-i Hüsna’nın çokluğu ile (son tahlilde yine de araçsal) bir yer açtı. Ona göre dünyanın üç yüzü vardı. Biri geçici ve maddi olan seküler yüzü. Bu yüz ihtiyaçsal ve gayrisembolik bir yüzdür. Yani diğer varlıklarla paylaştığımız organik boyutumuzla ilgilidir. İkincisi ahiret kazancı için sermaye ve yatırım yeridir. Dünyanın ahirete bakan bu yüzü, dünyada (ibadet formunda olması beklenilen) faaliyet ve çalışmanın meşruluk bulduğu bir yüzdür. Alışverişsel olan bu yüzde ticari mantık hakimdir. Mesaiye dayalı vardiya sistemine bağlı olduğu için bu yüz de geçicidir. Dünyanın üçüncü yüzü ise Esma-i İlahî’ye bakan yüzüdür. Yani Allah’ın isimlerinin tecelli ettiği yüzdür. Bu yüz semboliktir ve baki olan taraftır. Sonsuzluk bu yüzde kazanılır. Bir tür okuma olarak düşünülmüştür. Esma hem bekayı hem de kemali birden ifade eden (Platonik idea’lardır). İnsan dünyada esmayı (isimleri) görerek sembolikliğin içine giriyor ve bu suretle bu dünyadan veya dünyanın faniliğinden bekaya geçmiş oluyor.

Bu tarz ‘doğa’ merkezli dünya tasavvuru inşası yerine başka modern Müslümanlar ‘hakimiyet’ merkezli bir dünya tasavvuruna niyet ettiler. Tanrı adına daha önce tasavvufçu geleneğin terke maruz bıraktığı dünyayı istimlak ile sosyal olarak geri getirmek istediler. Tanrı adına dünyayı ‘politik’ olarak kolonize etmek için dünyaya ve iktidara bir hışımla yönelen (ve arkalarına yukarıdaki alternatif yolların takipçilerini de alan) bu Müslümanların ise iki anlamıyla dünya ellerinde kaldı.

Öteki dünya özleminin bu dünyayı çürütmesi karşısında İslam’da yaşanan dünya krizinin günümüzde başka şekilde devam ettiğini söyleyebiliriz. Bir koltukta iki karpuz taşıyan kimi Müslümanların, iki dünyadan da vazgeçmeyip hem de vicdanlara ters köşe yaptıran dünyeviliği bize ahiret probleminden daha büyük bir dünya probleminin var olduğunu gösteriyor. Günümüz Müslümanlarının buna bulduğu geçici çözüm ise kurallar dikkate alınırsa iki dünyayı da kaybettirecek bir şey gibi görünüyor. Çünkü tabiri zor bir riya.

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
10.12.2019
Türk sorunu değil Kürt sorunu
2.12.2019
Şehir, üniversite, iktidar
28.11.2019
İslamcıların sandıklarında bir şey var sandık
18.11.2019
Bir koltukta iki dünya
12.11.2019
Dağların büyüsü nasıl kaçtı?
5.11.2019
Kürt cumhuriyetinin general hali
22.10.2019
Kürt mülk sahibi olmasın
28.12.2018
Donald Trump’ın Zülkarneyn Olarak Portresi
26.12.2018
Bir fiyat sorusu: Kürt müsünüz?
25.10.2018
Evrenselci kurtuluş ideolojileri ve Kürtler
10.8.2018
Başörtüsü ve Silah
3.11.2017
Sosyolojinin Tanrısı
3.10.2017
İSLAM VE ATEİZM Kutsallık Yere Düşünce
20.9.2017
Kürdistan Özerk Bölgesi Referandumu
22.8.2015
Kürdistan’ı harabeye çevirmek
11.8.2015
Nurculuk da eleştirilmeli
9.8.2015
Öcalan’ın yarım kalan portresi
4.8.2015
Nurculuk eleştirisi ve mesiyanizm
1.8.2015
HDP ile PKK arasında fark bırakmamak
26.7.2015
Milliyetlilik ve milliyetçilik
23.7.2015
İki hazine: benlik ve milliyet
23.7.2015
Ümmeti bölen Kürdler!
18.7.2015
Mele Hikmet û Remezan Çavuş
12.7.2015
Kader ile irade’nin dansı
5.7.2015
Kürd sorununda insan haysiyeti
27.6.2015
İttihad-ı İslam ve Kürdler
21.6.2015
HDP devrimi, AK Parti devrimi
13.6.2015
Din elden gidiyor diyen tûtî kuşları
8.6.2015
HDP ve Kürdlerin Temsil Zaferi
6.6.2015
Kürtçülük ile suçlanmamış Kürd ‘yok’tur
30.5.2015
Düşman bitince, kendi göründü
25.5.2015
Kırmızı Kitap’tan Anayasa’ya
17.5.2015
Müslüman ol, Kürd olma!
9.5.2015
Bazı sosyal bilim kavramları
2.5.2015
İslam’ın solundaki boşluk
25.4.2015
Dua ve doğa
19.4.2015
Ermeni Soykırımı ve Ayasofya Mabedi
11.4.2015
Kullanışlı aptallık ve entelektüel popülizm
05.04.2015
Üç parti: Türklük, Kürdlük, Müslümanlık
28.03.2015
İslam’da siyasi partiler
21.03.2015
Demokrasinin yeni taşıyıcısı Kürdler
15.03.2015
İdeolojiden menfaate dindar benlik
08.03.2015
Ateistlerin inanç hürriyetini savunmak
01.03.2015
Cemaat yazısına tepkiler
21.02.2015
Cemaat’te özeleştiri alametleri mi
14.02.2015
İfade özgürlüğü niye önemli
08.02.2015
Said nasıl Kürdi oldu
31.01.2015
Kürdlerin teori hastalığı
24.01.2015
Kamusal alanın kökeni
18.01.2015
Hegemonya ve müsbet hareket
11.01.2015
İslamofobi nasıl düşman oldu
04.01.2015
Dindar Cumhuriyet’in sağı solu belli mi
27.12.2014
Fotoğrafçının ölümü
21.12.2014
Darbenin sıradanlaşması
13.12.2014
Said Nursi ‘bana yazdırıldı’ derken
07.12.2014
Eleştirel bir dindarlık ihtiyacı
30.11.2014
Kader kredisiyle dindar sarhoşluğu
22.11.2014
İyilikler hep bizde
15.11.2014
İslamda savaş bitmiştir
08.11.2014
Jefferson Kur’an’ı üstüne Ellison yemini
01.11.2014
Kürd öğrenci, Türk öğretmen: Konu ‘evrensellik’
25.10.2014
İntihar postacısı
19.10.2014
Yeni Türkiye’de devleti takdise devam
11.10.2014
İslamcılığın cesareti ve süreçteki zaaf
08.10.2014
IŞİD’in devleti, Kürdlerin milleti
04.10.2014
Mektup okumanın mantığı: Mana-yı harfi
02.10.2014
Ehmedê Xanî Hazretleri’nden Kürdlere mektup
28.09.2014
Çıplaklık ve örtünme
24.09.2014
Halepçe, Roboski, Kobani ya da Kürdlerin devletsizliği
20.09.2014
İskoçlar ne elde etti
17.09.2014
Hâkim Türk ile mahkûm Kürd’ün birbirini ağırlaması
13.09.2014
Nurdan bir üniversite
10.09.2014
Paralel etnikliğe milli temizlik
07.09.2014
Kafa kesenlerin şeriatı
03.09.2014
Dindar Cumhuriyet’in Müslüman ulusu
30.08.2014
Şehir nedir
28.08.2014
Kürtlerin uluslaşması
24.08.2014
Yeniden uluslaşma süreci
20.08.2014
Demokrasi Müslüman’a helal mi
16.08.2014
Bronzlaşmadan beyazlaşmaya Caprice Hotel
13.08.2014
Hıyarizma: Hıyarlığın sosyolojik analizi
09.08.2014
Siyasaldan put yapmak
06.08.2014
Nurculuk ve İslamcılığın devlette kesişen yolları
03.08.2014
İslamcılık ve Nurculuk (2)
31.07.2014
İslamcılık ve Nurculuk (1)
27.07.2014
Gülen Cemaati’ni bitirmek
23.07.2014
Müslümanlar Siyonizm’i aşabildi mi
19.07.2014
İslamcılığın Kürtlere borcu
16.07.2014
Adolf Eichmann kimdir
13.07.2014
Erdoğan’ın başarısının sırları
09.07.2014
Bediüzzaman’ın Türkleştirilmesi, Risale-i Nur’un devletleştirilmesi
05.07.2014
Aşk çevreye yeterince duyarlı bir yol mu
02.07.2014
Üç hilafetten hangisine aşinayız
29.06.2014
Kürtlerin boşanma hakkı
26.06.2014
Korkunç varlık
21.06.2014
Bir vicdan koalisyonu ihtiyacı
18.06.2014
Post-Kemalist laiklik yahut İslam içi siyaset
14.06.2014
Xweda, God ve Allah
12.06.2014
Barış süreci böyle olmak zorunda mı
08.06.2014
İslamcılık ve mukaddesatçılık
04.06.2014
Devrim ayakları ve demokrasi yorganı
31.05.2014
Kuyudaki adam: Tolstoy, Bediüzzaman ve Buda
28.05.2014
Gülen Cemaati için özeleştiri vakti
24.05.2014
Gere gere kazanmak
21.05.2014
Psikopat laikler ve ihtilalci demokratlar
17.05.2014
Tozlu çizme’den kibir tekme’sine
14.05.2014
Nihilist cihad
10.05.2014
Halk ihtilali ve meşruiyet
08.05.2014
Pennsylvania’nın yol haritası
04.05.2014
Milliyetçilik: Bir gönüllü körlük
30.04.2014
İlkel milliyetçiliğin faydaları
27.04.2014
Ermeni soykırımı ve Müslüman milliyetçiliği
24.04.2014
Milliyetçilik meselesi
20.04.2014
Ermeni Apo’dan Ermeni Gülen’e devlette devamlılık
17.04.2014
İslamcılığın ikinci momenti
13.04.2014
Marx ve Fakr
10.04.2014
Nurculuğun devletleşmesi
06.04.2014
Haklılık ve millilik
03.04.2014
Çekiç ile Kalem
29.03.2014
Halife çürük çıkarsa din elden gider mi
26.03.2014
Doğrunun iktidarına doğru
22.03.2014
Newroz ve özgürlük
19.03.2014
Yeni iç düşman
15.03.2014
Siyaset ve iman
12.03.2014
Müslüman’ın bencilliğiyle karşılaşmak
08.03.2014
Vazodaki akrep
05.03.2014
Türkiye’nin kayıp anayasası
02.03.2014
Cemaat’in Kürt sorunu (hükümetle mukayeseli)
27.02.2014
Kürt politikaları itibariyle hükümet ve Cemaat
22.02.2014
Sevgilinin yüzü zamanın durduğu yerdir
20.02.2014
Üçüncü Abdülhamid ya da AtaDindar
15.02.2014
Fethullah Gülen Cemaati’ne tavsiyeler
12.02.2014
Çocuk ve Lego
09.02.2014
Teşkilatın örgüt organizasyonu
05.02.2014
Trajik sınırların sakinleri
01.02.2014
Cemaat’in siyaset hakkı
29.01.2014
Hobbes’a bir dakikalık saygı duruşu
25.01.2014
Bir komplo teorisi
23.01.2014
Kürt ve Ermeni: Kendine gelme stratejileri
19.01.2014
Neden Cemaat kazanır
16.01.2014
Devlet nedir
11.01.2014
Hükümetin Cemaat hatası ve paralel çözüm süreci
09.01.2014
Zemberek boşaldı, balayı bitti
04.01.2014
Propaganda çöplüğü
01.01.2014
Roboski ve Paralel Devlet
28.12.2013
Mentoxe ve ölüm
25.12.2013
Cemaat ve hükümet mücadelesinin ihlâs ekonomisi
21.12.2013
Anarşinin sebep ve çareleri
18.12.2013
Cemaat’in anlamadığı
14.12.2013
Laikistan ve Kürdistan
12.12.2013
Türklük ve Müslümanlık özdeşliği
07.12.2013
Türk kime derler
04.12.2013
Dindar Cumhuriyet’te çok partili dönem
30.11.2013
Kürt olma sırası Cemaat’te
27.11.2013
Cemaat ile hükümet çatışmasının politik teolojisi
23.11.2013
Erdoğan, Gülen, Öcalan
20.11.2013
Kardeşlik vergisi ve Kürdistan
16.11.2013
Kürtlerin bölünmüşlüğü ve kardeşlik testi
13.11.2013
Halife, Mehdi ve İsa
09.11.2013
Devlete karşı çırılçıplak
06.11.2013
Soru neyin cevabıdır
02.11.2013
Kemalizm neydi
30.10.2013
Suyu dile getiren Feqiyê Teyran
26.10.2013
Suyla güreşen adam
23.10.2013
Kürdistan’a dair oryantalizm
19.10.2013
Devlet millet barışması
16.10.2013
Nihilizm ve tevhid
12.10.2013
Bilme ya da nesnenin insandaki yolculuğu
09.10.2013
Gundî’liğe övgü
05.10.2013
Kürtler kavim mi, millet mi
02.10.2013
İslamcı doktorun milliyetçilik teşhisi
28.09.2013
Bir atın ölümü
25.09.2013
Dinime dahleden İslamcı bari Müselman olsa!
21.09.2013
Kürtler zımmi midir
18.09.2013
Camcı Şafi’nin Türkiye sevgisi
14.09.2013
Bediüzzaman ve anadilde eğitim
11.09.2013
Meleke yırtılması
07.09.2013
Kürtlük ve çocukluk
04.09.2013
Misafir ve evsahibi
31.08.2013
İslam içi siyaset
28.08.2013
Diyarbekir’de balkon medeniyeti
24.08.2013
Akıl kamaşması
21.08.2013
Hamaset ile teenni
17.08.2013
Kardeşlikte zorlama yoktur!
14.08.2013
Parti, Cemaat, Örgüt
10.08.2013
Ağustos ağacı
07.08.2013
Demokraside bencillikten fazilete
31.07.2013
Devrimi bitirmeme ısrarı
27.07.2013
Mülkün temeli iktidar olunca
24.07.2013
Dış Kürtlere ‘kardeşlik’ ihracatı
20.07.2013
Vahşet, ünsiyet, medeniyet
17.07.2013
Kürdinsan mı, Kürdistan mı
10.07.2013
Duvar, çadır ve delik
03.08.2013
Yolculuğun dört bileşeni
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive