Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Naci SÜMELİ



Bookmark and Share

ÖZGÜRLÜK SELİNİN KAYNAKLARI GEÇİCİ SAĞANAKLAR DEĞİL!


12.05.2012 - Bu Yazı 13047 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Cesur Yürek Filmini hatırlarsınız. Kahramanımız tuzağa düşürülmüş ve yakalanmıştır. Kral’ın cellatları halkın gözü önünde işkence yapmakta ve onu pişmanlığa zorlayarak itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır.Özgürlük savaşının lideri pişman olduktan sonra özgürlük savaşından,özgürlük tutkusundan geriye ne kalacaktır k? Kahramanımızın, kendisine yapılan işkenceleri izleyenler içerisine gizlenmiş olan en yakın arkadaşları bile “pişmanlık getir”, “pişman olduğunu söyle” diye fısıldaşırlar. Ama sonucu biliyorsunuzdur.

Bu sahneyi izleyenlerimiz de mutlaka farklı yorumlarla farklı beklentiler içerisine girmişlerdir. Ben de filmi her izleyişimde bu beklentileri ve kahramanımızın tutumunu tartışmış, “başka türlü olamaz mı?” diye düşünmüşümdür.

Beni bu filmin son sahneleri üzerine bir kez daha düşünmeye götüren 30 Aralık 2011 günü Beşiktaş Adliyesi’nde 15.ağır Ceza Mahkemesi’nde  izleyicisi olduğum bir duruşmaydı. Hakimler bu duruşmada davayı sonuçlandırma kararlığındaydılar. Yargılanan Yeğenim Sebahattin Sumeli’ydi. Aslında tek başına değil, bir grup arkadaşıyla birlikte yargılanıyordu ama halen tutuklu olan tek sanık kendisiydi ve dava başlayalı 5 yılı buluyordu. Mahkeme başkanı  “Bir diyeceğin var mı?” diye sordu. Sabahattin “Ger Kurdi neaxıfım tıştek nabéjım” (Eğer Kürtçe konuşmayacaksam bir diyeceğim yoktur!) diye yanıtladı. O sırada gözlerim, önümde oturan 70 yaşlarını aşmış anne ve babanın yüz ifadelerine kaydı. “Şu anda acaba başka bir beklenti içindeler mi?” diye anlamaya çalıştım gayri ihtiyari. Çünkü  bu iki yaşlı Kürt ana-baba çok iyi hissediyor ve biliyorlardı ki, 5 yıldır tutuklu olan evlatları Kürtçe savunma yapma konusunda inat etmezse çok büyük bir ihtimalle serbest bırakılacaktı. Çünkü Sabahattin’in şimdiye kadar tutuklu kalması da anti demokratikti, hukuksuzluktu, vahşetti. Avukatımızın dile getirdiği itiraz ve talepler hiçbir şekilde dikkate alınmadı ve Duruşmaya ara verildi. Koridora çıktık. Yaklaşık iki saat bekledik. Yeniden duruşma salonuna çağırdılar.

Hakim, artık karar vereceklerini açıkladı. Yeniden sanığa sordu “bir diyeceğin var mı” diye. Sebahattin bir sefer daha “Ger Kurdi neaxıfım tıştek nabéjım” dedi. Hakimler Avukatımıza da bir şey sorma gereği duymadan, oturumu kararı açıklamak üzere kapattı. Salondan çıktık gene saatler boyunca Beşiktaş Özel Yetkili Mahkeme koridorlarında ailecek bekledik, başka duruşmalar için orada bekleşen onlarca kişi ile birlikte. Anne-baba ile her konuyu konuştuk. İhtiyaçlarımızı, biz Kürtlerin özgürlük mücadelesini, ödediğimiz bedelleri, çocuklarımızın yaptığı fedakarlıkları, o gece Roboski’de bombalanarak öldürülen kardeşlerimizi. İçimizde kıpraşan hisler, bir gece önce Roboski’de işbaşında olan zihniyetin bugün de burada görevli olduğunu bize söylüyordu. 5 yıldır tutuklu olan, ne silahlı eylem, ne saldırı, ne yaralama, ne kap kaç hiçbir gözle görülür somut bir kanıta dayanan suçlama yok, ama avukatımızın tahliye talebi değerlendirilmeye bile gerek görülmeden reddedilmişti. Nihayet akşam saatlerinde kararın  hazırlandığını duyurdular ve karar metinlerini avukatımıza verdiler. Toplamda 47 yıla yakın ceza verilmişti yeğenim Sebahattin Sumeli’ye. Avukatımızla birlikte tahliye olmayacağını, ağır bir ceza alacağımızı anlamıştık ama karşılaştığımız durum bizi şoke etmişti. Kararı okuyunca bu davalarda tecrübeli olan avukatımızın nerdeyse 15 dakika oturduğu yerde donup kaldığını size söylemek zorundayım. Önceki Akşam Roboski’deki F-16’ların pilotları(!) Beşiktaş’ta Hakim cübbesi giymişlerdi.

Anne-babanın durumlarını anlatmaya geçmeden önce bu yargılamanın nerden çıktığını, nasıl oluştuğunu da özetlemek isterim. Sebahattin yasal olarak ayda bir yayınlanmakta olan Özgür Halk Dergisi’nde editör olarak çalışmaktadır. Yönetim yeri, adresi, hangi matbaada basıldığı, tamamen yasaların tarif ettiği şekilde gerçekleşen bir yayın organıdır Özgür Halk. Sabahattin bu dergide çalıştığı için “örgüt üyesi” sayılmakta, bu derginin çalışanı olarak haber ve görüntüleme amacıyla gittiği her bir eylem “örgüt lehine propoganda faaliyeti” olarak değerlendirilmekte, buna kanıt olarak da Sebahattin’in el konulan video kamerasındaki görüntüler gösterilmektedir. Örgüt üyesi olmaktan iki sefer ayrı ayrı en üst sınırdan ve ağırlaştırılarak ceza veriliyor. Yetmezmiş gibi içinde yeraldığı her eylem ayrı ayrı “örgüt propogandası” olarak niteleniyor, en üst  ceza ağırlaştırılarak üç kez tekrarlanıyor. Ve böylece verilen ceza 47 yıla ulaştırılıyor.

Sebahattin Sumeli’nin bir basın kuruluşunda, Özgür Halk Dergisi’nde çalıştığı sabit görülerek “örgüt üyeliği kanıtlanmış” sayılıyor ama gazeteci olduğu kabul edilmiyor. Dergiyle gazeteci ilişiği yok sayılıyor, ama dergide ele geçirildiği ileri sürülen suç delillerinin sorumluluğu ona yıkılmak isteniyor. Sebahattin ve bir çok Kürt medya çalışanı “bunlar gazeteci değil silahlı militan” diye yalnızca mahkemelerde değil, başbakan aracılığıyla her fırsatta suçlanıyor, karalanıyor. Bu nasıl hukuk? Bu hangi adil yargılama anlayışı? Şu günlerde yargı önüne çıkarılabildiği için üzerinde çok konuştuğumuz 12 Eylül döneminde bile böyle bir tek örneğe rastlayamazsınız! 12 Eylül mahkemelerinde tek bir kimse bile aynı örgüte üye olmaktan birden çok sefer cezalandırılmış değil. Kısacası şimdiki mahkemelerde de Kürt medya çalışanlarına karşı orantısız bir güç kullanılıyor. Tıpkı gösteri yapan Kürtlere polislerin kullandığı gaz bombaları gibi…Tıpkı dağlarda tesbit edilen birkaç gerillaya karşı F-16 ve Skorsky’lerle taarruza geçildiği gibi…Tıpkı elinde taş bile olmayan Ceylan Önkol’a roketle saldırılması gibi…

Tüm bunlara karşın Kürt halkının özgürlüğe yürüyüşü güçlenerek, yaygınlaşarak sürüyorsa bunun nedenini duruşmada beraber olduğum ağbim Hüseyin ve yengem Hanif’in gözlerinde, o ağır mahkeme kararını öğrendikten sonra da gösterdikleri metanetli, vakur ve kararlı bakış ve davranışlarında bir sefer daha ve çok açık görebildim. Son derece insani olan “Keşke Türkçe savunma yapsaydı da bu kadar ceza almasaydı” anlamına gelecek ne bir söz, ne bir davranış gözlemedim. Tersine özgür yaşayabilmek için bedelleri göze almaktan başka çıkar yol olmadığını, bu evlatlarına hasret iki yaşlı Kürt,  buğulu gözlerle bakmaya devam ederek, öfkeden boğazlarına tıkanan kelimelere inat “Tabii ki çocuğumuz inandığının gereklerini yapacak. Bize düşen de elimizden geldiğince onun yanında olmak”(Helbet wé bir û baweriyén wxe bıparéze. Ya me ji, hıngé jı testé me hat emé cem wi bın.)

Sonuç olarak şunu söylemek isterim. Sarp Kürdistan dağlarını aşarak ovaları da dolduran Kürt Özgürlük Mücadelesi selinin zaman zaman ortaya çıkan sağanakların sonucu oluşmadığını, bu özgürlük selinin acılar içinde kıvranan milyonlarca Kürt insanının yüreğinden ve bilincinden kaynaklandığını herkesin anlaması gerek. Anlamak için bugüne kadar olduğundan daha fazla çaba ve fedakarlık yapmayı göze alması gerek. Kürtler bedel ödemekten ve mücadele etmekten yılmıyor.Ama Kürtlerin mücadelesi, kararlılığı ödediği bedeller bütün Türkiye’nin özgürleşmesine ve demokratikleşmesine yetmiyor.

nacisumeli@hotmail.com

.

Facebook Yorumları

reklam
12.05.2012
ÖZGÜRLÜK SELİNİN KAYNAKLARI GEÇİCİ SAĞANAKLAR DEĞİL!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı