Reha RUHAVİOĞLU



Bookmark and Share

İslam Kardeşiliği’ne “Cumartesi Anneleri” Dâhil mi?


03.07.2014 - Bu Yazı 9913 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

‘zulme rıza zulümdür’

[recep tayyip erdoğan]

 insanın elinden çıkamayacak kadar kötü hikayeleri zihnime çizgi filmmiş gibi kaydederdim eskiden.

 zaman zaman durup düşününce hala öyle yaptığımı fark ediyorum. örneğin bosna’da müslümanların yahut ruanda’da tutsilerin uğradığı katliamların insan elinden çıkabileceğini kabullenmeyen zihnim, bunları bir film karesi olarak kabul edebiliyordu ancak…

 kars’ın digor ilçesinde bulunduğum bir zaman, doksan üç yılında yayla ve tarlalara gidişin yasaklanmasının protesto edildiği bir yürüyüş esnasında askerlerin sivil halkı silahlarla taradığına dair tanıklıklar dinlemiştim. en küçüğü sekiz, en büyüğü seksen yaşında on yedi kişinin yaşamını yitirdiği, altmış üç kişinin de yaralandığı bu elîm hadiseyi kabullenmekte zorlanan zihnim, onu film ile gerçek arası bir yere kaydetmişti bir zaman…

 bir zaman sonra şırnak’ta delik deşik edilmiş bir ev görmüştüm. ağır silah ve roketatar saldırısına maruz kalmış bu evin duvarlarında yüzlerce kurşun izi vardı. insanı taş gibi donduran bu manzarayı seyrederken yanımdaki ses o birkaç gece ve sonrasında olanları anlatıyordu. damı uçan evleri, balyozlarla evin tabanına kazılan sığınakları, ahırlarda günlerce ve gecelerce hayvanlarla iç içe yaşamaları, gözaltıları, işkenceleri, faili meşhur cinayetleri, kayıpları, yıkımları, göçleri… bütün bunları bir film karesi olarak kaydedebilirdi zihnim, ama sahibinin bir anıt olarak bıraktığı o delik deşik ev, ancak filmlerde olabilecek kötülükleri çıplak bir gerçeklik olarak önüme koyuyor, “insanlık” ile bir hesaplaşma için yakamı silkeliyordu…

 çocuklarının yanında açmak istemediği o günü benimle paylaşan bir “zorunlu göç” mağduru, evlerin ağır silahlarla tarandığını fakat caminin toplarla yıkıldığını anlatırken yutkunuyordu. hikayedeki acının gerçekliği, insanın ne menem bir varlık olduğunu yüzüme vuruyor, başta söylediğim insana yakıştıramama durumundan eser bırakmıyordu.

 her hikayede ölenler, dağa gidenler, karakola gidip dönmeyenler, nereye gittiği bilinmeyenler ve onların ardında “zorunlu göçe” maruz kalanlar vardı. kentlere sürgün gidenlerin, yani gidip de dönmeyenlerin, hatta nereye gittiği dahi bilinmeyenlerin ardında kalanlardan bir grup kadın “cumartesi anneleri” diye girdi hayatımıza…

 …

 hasan ocak, 21 mart 1995′te gözaltına alındı ve 55 gün sonra işkenceyle öldürülmüş bedeni kimsesizler mezarlığında bulunana dek onu arayan annesi emine ocak “oğlum nerede?” dedikçe dayak yedi, gözaltına alındı, hapse atıldı… hasan ocak’ın cesedinin bulunmasından sonra, adalet umutları tükenen kayıp yakınları 27 mayıs 1995′te giderek yükselen sessiz çığlıkları ile oturma eylemlerine başladılar…

 1999 yılına kadar her cumartesi saat 12’de “kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle galatasaray lisesi önünde sessizce oturan aileler 170. ile 200. hafta arasında defalarca polis saldırısına maruz kaldılar. yüzlerce kişi gözaltına alındı… bu yoğun baskılar üzerine eylemlerine son veren “cumartesi anneleri” on yıl aradan sonra, türkiye’de kısmen bir normalleşme yaşanması ve iktidarda “zulme rıza göstermeyecek müslüman bir parti”nin olmasının da etkisiyle 31 ocak 2009′da cumartesi oturmalarına yeniden başladılar ve bunu halen devam ettiriyorlar…

 ancak…

ancak “cumartesi anneleri”,  ne müslüman iktidardan ne de -birkaç istisna dışında- onu omuzlarında iktidara taşıyan müslümanlardan hiçbir zaman yeterli ilgiyi göremediler.

 doksanlarda, kürdlere kürd demenin fıkhen caiz ama maslahaten caiz olmadığı cambazlığındakileri geçiniz ama mahkemelerde yargılanmayı göze alarak kürdlerin var olduğunu ifade edenler de yüz senedir kürdlüğe dair her meselenin değişmez reçetesi olarak “islam kardeşliği” edebiyatı yapanlar da, bazı ayetler son birkaç yıldır inmiş gibi kürd meselesine uyananlar da “cumartesi anneleri”nin arşa değen sükutlarına kulak eğmiş değiller…

 islamcı kadroların oluşturduğu siyasi yapılar doksanlardan bugüne dek kendi siyaset alanlarını genişlettikçe islamcılığın muhalefet alanı daralageldi. islamcıları alanlara toplayan filistin, başörtüsü gibi meseleler artık bizatihi iktidarın politikalarına dönüşünce, islamcılık da büyük ölçüde iktidar üzerinden sisteme eklemlendi. bu durum müslümanlar için aşılması zor ama elzem bir handikapı beraberinde getirdi: islamcı yapı ve kurumların büyük bir kısmı iktidarın açtığı konularda konuştu, onun görmediği konularda üç maymunu oynadılar.

 bu sebepledir ki yapay sınırlarla parçalanmış kürdistan’ın aşağısı ile yukarısı arasına duvar örme girişimi, bir “müslüman” iktidar eliyle yapıldığı için müslümanlar tarafındangörülmüyor. bu sebepledir ki allah’ın sınırına sınır çizme, kardeşler arasına duvar örme küstahlığına karşı dokuz gün ölüm orucu tutan, ölüm suskunluğu içinde isyan eden kadın kürd olduğu için sesi ümmetin kulağına değmiyor. bu sebepledir ki toprağa sınır, sınıra duvar, duvara tel filistin’de çizilip örülürken ayaklanan ve sınırların ümmeti böldüğünü her fırsatta dilinden düşürmeyenler, mevzu kürdistan olunca havaya bakıp ıslık çalma kayıtsızlığını sergileyebiliyorlar: herhalde bu sebepledir ki  her müslüman ümmete dahil ama kürdler ümmetten hariç!

 erdoğan “cumartesi anneleri” ile görüşünce yüzlerce haftadır süregelen oturma eylemleri sanki yeni başlamış gibi meseleye “bismillah” dediler. ancak çok kısa bir süre sonra da hiç dememiş gibi eski hallerine döndüler. bugün cumartesi anneleri’nin acısına ortak olan müslümanlar, islamî camia tarafından ya marjinal yaftası ile yaftalananlar yahut görmezden gelinenlerdir.

 zulüm çin’de dahi olsa lanetleyen islamcılar, sağcılar, muhafazakarlar, mütedeyyinler vicdan hipermetrobuna tutulmuş gibi galatasaray meydanında yakınlarının mezarlarını yüreklerinde taşıyan anneleri görmüyor, “sükût’un çığlıkları”nı duymuyorlar…

 dün canı pahasına “zor zamanda konuşan”lar, bugün “müslüman iktidarın kazanımları zarar görmesin” düşüncesiyle galatasaray meydanındaki mazlumların sesine kulak tıkıyor, hakka adil şahitliği devam edenleri alametifarikasını yitirmekle itham eden müslüman entelektüeller başbakan’ı karşılamak üzere arabalarını başakşehir’den yeşilköy’e doğru sürerken önlerinden geçtikleri annelere hayalet muamelesi yapıyor, davutoğlu ile yan yana durmaktan şereflenmekten, hükümete daha sıkı bağlanmaktan cumartesi annelerinin sükûtunu dinlemeye vakit bulamıyorlar…

 çağrıdır!

 kendisini sağcı, islamcı, muhafazakar, muhafazakar demokrat, mütedeyyin, millî iradeci ve bilumum şekilde tanımlayan müslümanları bir cumartesi günü saat 12’de galatasaray lisesi yanında, beyaz tülbentleri ve sessiz çığlıkları ile oturan cumartesi anneleri’nin mazlumiyetine şahitlik etmeye davet ediyoruz!

 “cemil’i askerler götürdüğünde “anne” dedi. ben de “yavrum” dedim. 31 yıl oldu. o sesini çok özledim.” diyen ve oğlu gelir diye gece kapısını açık tutan berfo nene’yi göremezler artık ama en son 18 yaşında gördüğü oğlu için “hüseyin’in kemiklerini bulsam, gömmeyeceğim. bir torbaya koyup sırtımda gezdireceğim. kokusunu özledim.” diyen fatma morsümbül’ün gözlerindeki “çaresizlik ile umuda” bakabilir, hüseyin’i son kez 12 yaşında bir işkencede gören ve “davut’u çırılçıplak, gözleri bağlı bir şekilde duvara asmışlardı. baygın bir vaziyetteydi. “ana su, ana su” diye inliyordu. ona su vermeleri için yalvardım, vermediler. beni bıraktılar davut kaldı. o günden beri artık ben de su içmiyorum…” diyen hayat altunkaynak’ı dinleyebilirler.

 dün kemalist bir iktidara karşı canları pahasına hakikate (kıyısından da olsa) temas ettikleri zamanlar türkiye müslüman camiaları için zor zamanlardı. ama kendilerinden olan bir iktidara karşı hakkı adil şahitler olarak ayakta tutma sorumluluğunun önlerinde durduğu bu zamanlar şüphesiz ki daha zor zamanlardır.

 bugün mesele “milli irade” adıyla doksan yedi stk’nın sıraya dizilip “hükümete sadakat bildirisi” yayınlamak, ilk bildiriye yetişemeyen otuz yedi imzalık “milletin beyanı” bildirisi yayınlayıp “hakk ve sabır eksenli” hükümetin “dün olduğu gibi gelecekte de en sadık yarenleri ve duacıları olacağını kamuoyuna ilan etmek.” değil. bugün müslümanlar için asıl imtihan meselesi roboskî katliamı’nın hesabını sormak, cumartesi anneleri’nin derdine ortak olmaktır.

 türkiye müslümanları ya bu zor zamanda bu zor mesele ile yüzleşecek ve hipermetrop vicdanlarını üzerlerinden çıkarıp atacaklar yahut şu sorulara cevap vereceklerdir:

 müslümanlar yeryüzündeki sınırlara karşı iken neden güvenlik problemi olmayan nusaybin – qamşilo arasına duvar örülmesinde üç maymunu oynuyorlar?

 şırnak eski vali’sinin “doksan iki’de asker şırnak’ı alt üst etti!” itiraflarından sonra “müslüman hükümetin en sadık yarenleri”, neden “bu zulmün üzerine git, sorumluları adalet önüne çıkar!” demediler?

 islam kardeşliği galatasaray meydanına neden uğramıyor?

.

Facebook Yorumları

reklam
03.07.2014
İslam Kardeşiliği’ne “Cumartesi Anneleri” Dâhil mi?
18.04.2014
İslamî Gazetelerin Roboskî Katliamına Yaklaşımı
05.04.2014
yerel seçim sonrasına ilk bakış
22.03.2014
birinci yıldönümünde sürece bakış
15.03.2014
müsaade edin, cenaze var.
21.02.2014
özgül ağırlığı ümmet olan adama ciğerli künefeli sesleniş!
10.02.2014
muharrem’in yazgısı
02.02.2014
Hasta Tutsaklar Ölürken Hapishanesizliği Konuşmak
23.01.2014
Diyarbekir’den Yokuş Yol’a çıktı
11.01.2014
Gayretullah’a beş kala: Roboskî
06.01.2014
cemaat - hükümet kavgasının gör dediği
21.12.2013
paralel devlet, yolsuzluk, jöleli İslamcılık…
07.12.2013
urfa'da isotizm kazandı: ağam da şimdi gelir!
05.12.2013
halk iradesine iki pranga: seçim sistemi ve valilik kurumu
15.11.2013
Barzanî ziyareti kriz mi fırsat mı?
28.10.2013
Müftüdür adam, devletin bekasının kuludur!
12.10.2013
Demokratikleşme Paketi: Ne Kundir Ne Devrim
30.09.2013
Endişeli İslamcılık ve Hakperestlik
24.09.2013
Anadilde Eğitime Yaklaşım Sorunları
14.09.2013
Anadilde Eğitim ve Hakikatin Hırsızları
03.08.2013
Başörtüsü Meselesinin Çözülmesini İstiyor muyuz?
27.07.2013
Başörtüsü Meselesi Neden Çözülmüyor?
13.07.2013
Feqiyê Teyran’ın Sevgi Yolunda
24.06.2013
Roboskî'den Gezi Parkı'na İslamî Camiadaki Ayrışma
18.06.2013
İçinden Yazmak Gelmemenin Yazısı
07.06.2013
Taksim, Urfa, Diyarbekir Üçgeninde SürecAnkara
04.06.2013
Yeni İslamcı Gençlik: Hayal Kırıklığı mı Şans mı?
18.05.2013
Reyhanlı: Neyi Kaybettiğini Hatırla!
11.05.2013
Süreç İstanbul
08.04.2013
Süreç, Mektup, Roboskî…
02.03.2013
Peki ya dirileri ne yapacağız?
22.02.2013
Anadil Sızısı
16.02.2013
Şahin Öner’i Kim Öldürdü?
11.02.2013
Polisten Amme Hizmeti: “Çocuğunuz Olaylara Karışıyor…”
02.02.2013
İslam Kardeşliği ve Kürt Meselesi
31.01.2013
2012’de Neler Öğrendim
18.01.2013
Vurgun Yemiş Bir Güvercin: Hrant Ahparig
01.01.2013
Dersim’den Roboskî’ye İktidar-Medya İlişkileri
28.12.2012
Roboskî Yoklaması: Unutursak Kalbimiz Kurusun!
14.12.2012
Roboskîliler Devletten Özür Dilesin!
09.12.2012
Mustazafların Partileşmesi Bölge Siyasetini Nasıl Etkiler?
01.12.2012
İslami Camianın Kürt Meselesini Anlama Problemleri Üzerine*
24.11.2012
Mazlumder Kürt Forumu İzlenimleri…
22.11.2012
Ulus-Devlet İslamı ile Yüzleşme
09.11.2012
Hırs, Sebeb-i Hasarettir!
03.11.2012
Nefret Söylemi, Medya ve Başbakan
23.10.2012
Roboskî: Ankara’nın Dehlizlerinden Mahşere Mi?
13.10.2012
“öteki”nin iade-i itibarı
06.10.2012
TMK “Mazlum”u Çocuklar!
23.09.2012
Yaşasın adalet! ki insanlık ölmesin…
14.09.2012
Bir Mehter Yürüyüşü Olarak Millî Eğitim
12.09.2012
Kürdistan İslam Konferansı İzlenimleri
09.09.2012
Ulus Devlet İslamı ve Kürt Meselesi
24.08.2012
"Suriye halkı Gazze Tüneli ile ayakta!"‏
10.08.2012
Sahibinin Sesi Gazetecilik iftiharla Sunar
08.08.2012
Cami Kâbe’nin Şubesi mi, Bey Amcanın Kahvesi mi?
31.07.2012
İNŞ Diyanet’i: Tek Dil, Tek Mezhep, Tek İmam, Tek Selam!
21.07.2012
Bir Antimilitarist’in Askerlik Anıları (2)
09.07.2012
Serinleten Ölüm yahut Ölümüne Serinlik
01.07.2012
İslamî Camianın İmtihanı: Kürtler ve Roboskî
25.06.2012
Bir Antimilitarist’in Askerlik Anıları (1)
11.06.2012
Travmatik Ruh Halimiz ve Roboskî
28.05.2012
Kürdistanî İslamî Parti ve Kürt Hizbullahı
17.05.2012
ReisiCumhur’a Roboskî’nin arz-ı hali…
12.05.2012
“Irak Sınırındaki Olay” Yoklaması, yeniden…
04.05.2012
Roboskî’nin Tabutları İki Kere Yerde Kaldı
22.04.2012
Diyanete Reddiye: Lekum dinikum ve liye din!
10.04.2012
Buyurunuz, aşk ile; “büyümede rekor kırdık”
31.03.2012
Kürtçülüğün Kâbesinden Türkçülüğün Kalesine: Ziya Gökalp
25.03.2012
‘Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul’
16.03.2012
Hawara Kîmya Baran: Halepçe
12.03.2012
Roboskî’ye “Emine Ana” değil “Devlet” geldi…
02.03.2012
Roboskî: bunları biliyor muydunuz?
27.02.2012
Bir Mankurtlaştırma Süreci: Millî Eğitim
16.02.2012
Roboskî’nin 34’ü 35 olmasın! Roboskî’nin 34’ü 35 olmasın!
10.02.2012
Asım’ın Nesli’nden Kapitalizm Nesli’ne “Dindar Gençlik”
27.01.2012
Medyatik iz’ansızlığın tutarsızlığı
19.01.2012
Vurgun yemiş bir güvercin: Hrant!
15.01.2012
2011’de Neler Öğrendim…
07.01.2012
“Irak Sınırındaki Olay” Yoklaması
01.01.2012
Millî Eğitimin Dokunulmazları: Andımız ve Milli Güvenlik Dersi
29.12.2011
Ruhu Çalınmış Çocukları Yakan Ateş!
18.12.2011
Ruhu Çalınmış Çocukları Kamulaştırma Projesi
10.12.2011
Dezenformasyon Kalemşorluğu
07.12.2011
DERSİMİZ: DERSİM
17.11.2011
Kılıf Yapar Gafı, Esirgemez Lafı!
26.10.2011
"Kendine Müslüman" ile "Herkese Zerdüşt"
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı