Saim TUT



Bookmark and Share

Viran oldum, mor sümbüllü bağ iken


19.01.2020 - Bu Yazı 199 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 -Buruk bir AK Parti öyküsü-

Bu ülkenin insan hakları ve ekonomi açısından yerlerde süründüğü yıllarda, idealistçe bir sorumluluk hissiyatıyla ve imkanları elverişli genç bir tüccar olarak, büyük umutlar saçan AK Partiyle girmiştim siyaset dünyasına.

Başarabilirdik!..

Her açıdan güçlü bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edebilir, halkımızın huzur ve mutluluğunu sağlayıp güvence altına alabilir, herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği, gençlerinin yarına umutla bakabildiği ve toplumsal barışını sağlamış bir ülke olarak saygın demokratik uluslar liginde yerimizi alabilirdik.

28 Şubat ruhunun korkutucu bir heyula gibi ülkenin siyasi atmosferine çökmeye devam ettiği 2001 yılında, AK Parti kurucusu olmak yüksek adrenalin, cesaret ve dirayet isteyen bir tutumdu açıkçası. Önümüze arkamıza bakmadan, bu işe girişmekle kişisel planda kaybedip kazanacaklarımız hesabı yapmadan, yalın kılıç çıktık yola.

O günlerde Sayın Erdoğan henüz ''Reis'' sıfatıyla anılmıyordu ama çok yetkin bir lider kadro vardı ortada. Her birine birçok devletler ver yönetsinler yani, o derece güven telkin eden bir kadroydu. Kolektif akıl deniliyor, siyasetin bir meslek olmadığı sürekli vurgulanıyor, koltuğa oturup da gitmemek hırsı alabildiğine eleştiriliyor, hatta 3 dönem kuralı gibi akla hayale gelmez siyasi erdem söylemleri havalarda uçuşuyordu.

Türk siyasi hayatına damgasını vuran lider merkezli oluşumların demokrasimizin gelişmesi önündeki en büyük engellerden olduğu, onların makam sevdalarının millete bedel ödettiği, ''artık Türkiye'de hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı'', Erbakan hareketinden ayrılmalarının sebebinin de onda hissettikleri saltanat özlemi olduğu gibi sözler kapalı açık toplantılarda net olarak dile getiriliyor, marjinaller hariç merkezin sağ ve solunu kucaklayacak bir hareket olduğumuz parti programı ve tüm yazılı belgelerde kesintisiz yer alıyordu.

O günün şartlarında, yani mevcut siyaset erbabı ve vesayetçi askeri bürokrasinin ülkemizi ağır buhranlara sürüklediği, sorunları çözmek bir yana kendilerinin bizatihi sorun haline dönüştükleri günlerde,   dünya görüşü her ne olursa tüm aklıselim vatandaşlarımız için AK Parti daha iyi bir gelecek umudunun adresi olarak görülmekteydi.

İyi de geldiğimiz günde elimizdeki hasıla ne?

Millete ''beka sorunu, üst akıl, büyük oyun, ülkemizin bölünmesi, dahili ve harici düşmanlar, ekonomik saldırılarla mücadele, yeniden istiklal mücadelesi'' gibi korkular ve bu korkulara dayalı teyakkuzlar dışında nasıl bir gelecek ümidi aşılıyor AK Parti?

Mesela Hazine Bakanı gülücükler eşliğinde bazı parlak ve ilgi çekici kelimeleri yan yana dizip önü sonu belli olmayan cümleler kurduğunda ve ekonomimizin neredeyse dünyanın en iyisi olduğuna bizi inandırmaya çalıştığında millet hakikaten 2 kat daha zenginleşmiş oluyor mu? Vazgeçtim, halkın büyük çoğunluğu zerre miskal söylediklerine inanıyor mu?

Mahiyeti tam olarak anlaşılamayan ve mümkün olan her öğünde önümüze konulan yerlilik ve millilik vatandaşın cebine, günlük yaşamına ne gibi katkılar sağlıyor mesela?

İstenen, murat edilen dindar bir gençlik ''ben böyle istiyorum, olmalı'' buyurmakla oluşuyor mu? Sahi bir de dindarlıktan kast edilen nedir meselesi var ki, buna hiç girmek istemiyorum bile.

Yoksa gençler bu buyurgan ve kendilerini dindarlık söylemleriyle üst pozisyona taşımaya çalışıp meşruiyetlerini pekiştirme gayretinde olan yetersiz kimi yöneticilerine bir tepki olarak, bırakın dindarlığı bilakis din kavramından mı uzaklaşıyorlar acaba?

Mesela pazarda 25 kuruşun hesabını yapmak zorunda kalan ve mutsuzlukları gözlerinden okunan 60-70 yaşındaki SSK emeklisi Hatice teyzelere verebileceği bir yaşam sevinci kaldı mı o devrimci AK Parti'nin?

Son dokuz aydır sürekli zarar ettiği için dükkanını kapatmak zorunda kalan Yusuflar, ekranlardan on vakit hamaset yiyip, son derece mükellef meydanlarda sağlam nutuklar içtiklerinde çoluk çocuklarıyla birlikte karınları doymuş sayılacak mıdır?

Hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı, erklerin kesin olarak birbirinden ayrılığı, ekonomide şeffaflık ve hesap verilebilirlik, devlet yönetiminde liyakat esası, eğitimde fırsat eşitliği, inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğünün teminat altına alınması, hür basın, ileri demokrasi vs. Bu kavramlar artık sanırım AK Parti üst yönetimi için duyduklarında nostaljik tebessümlere yol açan eski zaman esatiri haline geldi.

Oturup üzerine çalışmama bile gerek yok; şimdi, şu dakika yüzlerce yanlış ve çelişkilerini ortalığa serebilirim de, o çatı altında bulunmakta ısrar eden bazı temiz ve samimi dostlarımızı çok da gücendirmemek için kalbim şimdilik bu kadarına el veriyor.

Şu aşamada söyleyebileceğim tek bir şey var; bu bizim her türlü riski alıp, bin bir fedakarlıklarla kurduğumuz parti değildir artık. Sayın Erdoğan'ı yanında kendilerinden emin olduğumuz bir kadroyla yol yürürken çok destekledik. Ömrümüzün en güzel çağları onu ve AK Partiyi yedirmeme kavgasıyla geçti. Ne zaman ki partinin tüm kuruluş ilkelerini yok sayıp ve sanki kendisini de inkar edercesine, ortak selim akıl yerine izan ve erdem yoksunu trollerin hezeyanlarını kendisine rehber edinmeye ve şahsına istisnasız teslim olmadığını varsaydığı şerefli yol arkadaşlarını, partiyi ve iktidarını dünyalıklarına vesilesi kılmaya çalışan bir öbeğin de iğvalarıyla tek tek trenden atmaya başladı ve haysiyetlerini çiğnetti… Ne vakit ki  ‘’dava’’yı  iktidarda kalma hırsıyla tecessüm ettirip yol açabileceği zararları umursamazcasına eylem ve söylemlere tevessül etti… Hangi dönem ki, başkanlık sistemi adı altında kendi tek adamlığını ilan edip milletin hissiyatından koptu ve dostane uyarı ve tavsiyelerin hiç birine kulak vermediği gibi bunları dillendirenleri hain ya da dolandırıcı şeklinde nitelemeye başladı, işte bu öykü de orada hazin bir şekilde bitti.

''Siyasetin sığınacağı tek liman ahlaktır'' diyebilen bir insanın yapabileceği şeyler değildi bunlar. Millet yolunu her zaman olduğu gibi yeni baştan çizer de, bu arada o denli öfkelendirirsiniz ki, tutup çözümü en olmayacak yerlerde bile arayabilirler, endişem o.

Geldiğimiz aşamada ülkemizin selameti adına daha iyi bir gelecek ümidiyle temiz ve donanımlı kadrolardan oluşan hareketleri desteklemek bizim için tercihten öte bir sorumluluk ve hayat zaten hak-hakikat, adalet ve özgürlük adına daimi bir mücadeleden başka bir şey değil ki…

‘’Keşke’’ kelimesini kullanmayı pek sevmem, ancak bu kez içtenlikle keşke böyle olmasaydı, bu hikâye böyle buruk bitmeseydi diyor ve AK Parti’nin durumunu en iyi özetleyebilecek, bu yazıya başlık da olan Karacaoğlan dizesiyle sözlerimi sonlandırıyorum: ‘’Viran oldum, mor sümbüllü bağ iken’’  

Selam ve esenlikler…

.

Facebook Yorumları

Emlak8
14.02.2020
Suriyeliler gitsin!
12.02.2020
Kudüs mitinginden bir fotoğrafın başıma açtığı işler
5.02.2020
Astana, İdlib ve ötesi
28 .01.2020
‘Azize, ona de ki: Halti… ‘
24.01.2020
Demokrasi uymadıysa Baasçılık verelim!
19.01.2020
Viran oldum, mor sümbüllü bağ iken
16.01.2020
Gençlerin dünyasına takılmak
14.01.2020
Ankara Ekspresi yola çıkarken…
19.2.2019
Düzce AK Parti Belediye Meclis listesi üzerine genel bir değerlendirme...
13.12.2018
Bir AK Parti öyküsü..
27.10.2018
HAYATİ YAZICI'nın imaları, MELİH GÖKÇEK ve AK Parti'nin hali...
3.10.2018
Beni insanlıktan ihraç edip, susturabilir misiniz ?
24.1.2018
Yaşamın anlamsız rezilliğine dair…
4.1.2018
İran´da yaşananlar ve Balasagunlu Yusuf Has Hacip...
25.12.2017
Fahrettin Paşa vesilesiyle tarih öğretimimizle yüzleşmek…
17.1.2017
Yeni anayasa çalışmaları ve CHP
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive