Saim TUT



Bookmark and Share

Demokrasi uymadıysa Baasçılık verelim!


24.01.2020 - Bu Yazı 227 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Henüz Arap baharının esamisinin okunmadığı günlerdi ve Allah bana Şam entelijansiyasının önde gelen birçok ismiyle tanışmayı nasip etti. Donanımlı, zeki, dünyayı yakından takip eden, eğlenceli ve dost insanlardı. Arap dünyasının yakından tanıdığı önemli yazarlar, şairler, müzisyenler, oyuncu, yönetmen ve sanatçılardı bir kısmı. Bazı sohbetlerimiz esnasında sözü dolaştırıp Beşşar Esed ve Baas rejimine getirmek istediğimde ise, bakışlarına kuşku dolu bir karamsarlığın çöktüğünü hissederdim. O zamanlar tam olarak anlamlandıramadığım bir telaşla ya konuyu başka mecralara kaydırmanın gayretine düşerler, ya da sanki af dilercesine mimiklerle suskunluğu tercih ederlerdi. Bir anormallik olduğunu anlıyor ve ısrarcı da olmuyordum, ta ki dostluklarımız iyice pekişip baş başa kaldığımız güvenli ortamlarda onlar açılmaya başlayıncaya değin. Bizim ilk bakışta görüp hissedemediğimiz bir korku duvarı onların bilinçlerinde girilmesi halinde alarm zilleri çaldıracak sakıncalı bir departman oluşturmuştu. Karşıtlık şiddetleri farklılıklar gösterse de, istisnasız hepsi Baas rejimi ve Esed ailesinden muzdarip, ülkelerinin geleceği konusunda endişeli ve gidişatı değiştirmek adına bir şey yapamadıkları için de son derece mutsuz ve huzursuzlardı ki, tüm bu görece şen şakraklığın ardında başlarına bir haller gelmemesi için gerçeği gizleme dürtüsü yattığını çok zaman ardından idrak etmiştim. Bu korku, güvensizlik ve umutsuzluk ikliminin, tüm bu nitelikli bireyleri yakılacak ilk özgürlük meşalesinin cılız alevlerini güçlendirmek üzere kendilerini feda edebilecek ölçekte nefretlendirdiğini ise sonradan yaşananlar bize gösterecekti.

O yılların Şam’ında Türkiye bir kesim için neredeyse tükenmeye yüz tutmuş umudun yeni adıydı. Gerçekleştirdiği demokratik reformlar ve  ekonomisindeki büyük atılımlarla bölgede ve dünyada parlayan bir yıldız haline gelen Türkiye’nin, özellikle Başbakan Sayın Erdoğan’ın Esed’le olan yakın ilişkilerinin ülkelerinin demokrasiye doğru evrilmesinde büyük katkılar oluşturabileceğini düşünen önemli bir kitle vardı. Dönemin Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nun ‘’komşularla sıfır sorun’’ tezinin, bölge aydını nezdinde nasıl bir heyecan dalgasına yol açtığını ise, bu konuonlarca kez bana sorulmasaydı asla bilemezdim.

Tüm bunların üzerinden uzunca bir vakit geçti. Çok beklenmedik ve olmadık son derece üzücü ve yaralayıcı gelişmelere tanıklık ettik on yıldır bölgede ve ülkemizde. Suriye özgürlük mücadelesinde bir milyondan fazla insan; bebek çocuk kadın, genç yaşlı, suçlu suçsuz denmeksizin canavarca katledildi. Yeri yurdu yerle bir edilen çok milyonlarca insan topraklarını terk edip başka ülkelere sığınmak zorunda kaldı ve yaklaşık 4 milyon kadarı Türkiye’de yaşıyor şu an. Esed rejimi ise ayakta kalmayı becerdi, daha doğrusu tutulmayı başardı.

Türkiye’de bu dönemde, Gezi Olaylarıyla başlayıp hepimizin canhıraş gayretlerle bastırdığı FETÖ girişim ve kalkışmalarla devam eden sürecin ardından yepyeni bir düzene geçildi; Başkanlık Sistemi.

Demokrasinin olmazsa olmazı güçler ayrılığı ilkesinden güçlerin tek elde tevhit edildiği, yargı bağımsızlığı ve parlamento denetiminin askıya alındığı, ülkenin tüm meselelerinin hukuki gözetimden ırak KHK (Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri) çözülmeye çalışıldığı, hiçbir içsel-dışsal eleştiriye tahammülü olmayan ve canını çok sıkarlarsa da devlet gücünü bu eleştirel kesimlerin üzerine salmaktan imtina etmeyen ve denetlenmesi mümkün olmayan dengesiz bir yönetim tarzının adı bizlere Başkanlık Sistemi diye yutturuldu.

Uluslararası her sıkıntıyı çözmek için söze ‘’Eyyy’’ diye başlayıp boş tehditler savuran ve sonra da yine kapılarına gidip ‘bizi daha fazla ezmeyin, hepsi seçmen kitlemizi konsolide etmek için giriştiğimiz atarlanmalardı, yoksa siz büyük sermaye sahibi devletlere karşı olan bağlılığımız her türlü testten varestedir’ diye eğilip bükülebilen yönetim tarzına geçti Türkiye.

Geçtiğimiz yeni sistemin daha neler içerdiğine dair onlarca, yüzlerce sayfa tüketmek mümkündür de, hülasası şu; AK Parti, içindeki ve  oluşumundaki sağlıklı atom ve hücreleri bünyesinden elimine ettikten sonra sadece tek bir yapı ve familyanın mevcut zekası ve iradesine teslim edilmiştir. Onlar da kendi iktidar ve sultalarını devam ettirebilmeleri yolunda bugün sadece Devlet Bahçeli, Doğu Perinçek, Aydın Doğan, Cem Uzan falan değil akla hayale gelmedik birçok sembol isimle dahi işbirliği yapabilirler. Korku işte böyle bir şeydir. ‘’Dava’’ diye yola çıkarsın ve sonrasında elde ettiğin makam ve gücü korumak davasında vehimsel korkularla öyle bir savrulursun ki, vaktiyle sırdaşlık ettiğin tüm temiz eski yoldaşların, dava arkadaşların rakip ve hatta düşman gibi görünmeye başlar sana. İçlerinde totaliter duygular besleyen yetersiz liderlerin tarih boyunca kapıldıklarına şahit olduğumuz rutin bir sapmadır bu.

Birkaç gün önce Şam’dan tanıdığım, zamanından beri Türkiye’yi büyük bir umut olarak yakından izleyen ve Suriye olayları esnasında tutuklamamak veya öldürülmemek kaygısıyla İsveç’e kaçmayı başarmış son derece birikimli Arap bir dostumla telefonla uzun uzadıya konuştuk. ‘’Biz size çok inanmıştık ve aslında elinizden gelenin ötesinde fedakarlıklar da yaptınız, minnettarız. Ancak siz de çok değiştiniz, artık o günlerde bizlerde hayranlık uyandıran bir durumunuz yok şimdi. Siz Esed’in Baas’ını demokrasiye ikna edemediniz, ama yaşanan gelişmeler sizi Baas’çı otokrasiye doğru sürüklüyor gibi. Anlayamıyorum neden böyle oldu; Erdoğan Davutoğlu ve Gül gibi kaliteli isimlerle bağını niye kesti? Arap dünyasından ve buralardan baktığımda çok üzülüyorum, bir ümittiniz ancak şimdi… Niye böyle oldu Saim? ‘’

Bir şeyler gevelemeye çalıştım ve sonra uzun uzadıya anlatırım kardeşim derken, hafızam Şam’da birlikte geçirdiğimiz o güzel anıları gözlerimin önüne düşürdü. Hüzünlenip efkarlandım. Bu arada ona Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisinden söz ettim, Babacan’ın da bir parti kuracağını belirttim. Bu ülkenin eninde sonunda çözümü gerçek demokrasi standartlarına ulaşarak bulacağını ve bölge halklarına örnek olmaya devam edeceğini söyledim. Her zaman bana hoşluk duygusu veren o sağlam kahkahalarından birini atarak dedi ki; ‘’çok da sıkıntı yapma, siz bize demokrasiyi getiremediniz ve görülüyor ki getiremeyeceksiniz, o halde biz size sağlam bir Baas’çılık verelim, Arap kardeşlerinizden küçük bir hediye. Erdoğan liderliğindeki başkanlık sisteminiz Baas’a çok müsait. Biraz daha demokrasiden kopabilseniz becermeniz an meselesi.’’

Gülüşerek kapattık telefonları, her ikimiz de içerlerde bir yerlerde gizlediğimiz isyan volkanlarını bastırmaya çalışırken.

Selam ve esenlikler

.

Facebook Yorumları

Emlak8
14.02.2020
Suriyeliler gitsin!
12.02.2020
Kudüs mitinginden bir fotoğrafın başıma açtığı işler
5.02.2020
Astana, İdlib ve ötesi
28 .01.2020
‘Azize, ona de ki: Halti… ‘
24.01.2020
Demokrasi uymadıysa Baasçılık verelim!
19.01.2020
Viran oldum, mor sümbüllü bağ iken
16.01.2020
Gençlerin dünyasına takılmak
14.01.2020
Ankara Ekspresi yola çıkarken…
19.2.2019
Düzce AK Parti Belediye Meclis listesi üzerine genel bir değerlendirme...
13.12.2018
Bir AK Parti öyküsü..
27.10.2018
HAYATİ YAZICI'nın imaları, MELİH GÖKÇEK ve AK Parti'nin hali...
3.10.2018
Beni insanlıktan ihraç edip, susturabilir misiniz ?
24.1.2018
Yaşamın anlamsız rezilliğine dair…
4.1.2018
İran´da yaşananlar ve Balasagunlu Yusuf Has Hacip...
25.12.2017
Fahrettin Paşa vesilesiyle tarih öğretimimizle yüzleşmek…
17.1.2017
Yeni anayasa çalışmaları ve CHP
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive