Sedat YURTDAŞ



Bookmark and Share

Olaylı yeminden büyük olayın yeminine


24.6.2015 - Bu Yazı 6847 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 TBMM'nin 25. dönem milletvekilleri bugün yemin ederek görevlerine başlıyor. Doğrusu, kolay olmayacak. Çünkü Türkiye'nin, Ortadoğu'nun ve dünyanın değişim sürecinin iyice bir hızlandığı, “yeni unsurların eklendiği, ekli unsurların çıktığı” ve sonuçlarının da neredeyse anı anına gözlendiği, “bir tür bilgisayar oyunu oynayan oyuncular” kıvamında, ancak bombaların yağdığı, kan ve gözyaşının oluk oluk aktığı “bir coğrafik kıyıda” süreç yaşamaktayız.

Bu açıdan, ancak geleceği isabetli öngörenlerin katkısının -yine de- görece büyük, döneme denk düşen kıvraklıkta uyum gösteremeyenlerin ise neredeyse sürekli şaşkınlıklarla geçirecekleri bir zaman dilimini yaşayacağız demek, yerinde olmalı.

Bir tür “milat” olan 6 Kasım 1991'de 19. dönem milletvekillerinin yaptığı -benim de en genç milletvekillerinden kâtip üye olduğum- yemin töreni doğal olarak herkesi “Bu yemin nasıl olacak?” sorusuna cevap aramaya itiyor.

Şüphesiz o gün gerçekleşen yemin töreni, bir yönüyle “aidiyet ilanı/kimlik ifşası/Kürtçe'nin dil ve ses olarak kamusal alana teklifsiz katılımı” anlamlarını taşırken, diğer yönüyle “Anayasal ve yasal düzene büyük başkaldırı/dilde vatanı ve milleti bölme girişimi/büyük şok” anlamlarını da taşımaktaydı.

O tarihte sadece 2. Dünya Savaşı koşullarında kısa ömürlü Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin, daha sonraları ise şimdilerde bağımsızlık adayıIrak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve YPG Kantonları’nın da bayraklarını oluşturan “yeşil sarı kırmızı” mendillerin göğüslerdeki ve Leyla Zana’nın “saç bağı”ndaki parıltısı ortalığı yıkmaya yetmişti.

İlk yüksek şiddetli depremin ardından Hatip Dicle, önceden kararlaştırıldığı üzere “HEP kökenli SHP’liler” adına “Ben bu yemini Anayasal baskı altında okuyorum” diyerek ikinci yüksek şiddetli depremi ve nihayet Leyla Zana, “Min vê sondê ji bo Gelê Kurd û Tirk xwend!/Ben bu yemini Kürt ve Türk halkları için okudum!” diyerek bir geceye sığan üçüncü şiddetli depremi yaratmış oldu/k.

Bütün bir Türkiye ekranlara kilitlenmiş, esasında sıralı bir düzen içinde tuvale dağınık boya kütleleri gibi düşen, gözle görülür vaziyette yazılan tarihe tanıklık etmişti.

Öyle ki, SHP ile 49. Hükümeti kurarak Başbakan olan -döneminde 360 insanın kayıplara karıştığı- DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel dahi durmaksızın sıra kapaklarına vurmaktaydı.

Tarihi arka plan

Bugünkü yemin törenini anlamak için 6 Kasım 1991'e giderek o günden bugüne hızlı bir bakış atmakta yarar var.

“Meclisi Mebusan” ve “Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi”nden o güne kadar Kürtler maalesef kendi kimlikleriyle politika yapma hak ve şansına sahip olamamışlardı.

SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) ile HEP (Halkın Demokrasi Partisi) arasında, “Erdal İnönü-Fehmi Işıklar”ın genel başkanlıklarında yapılan “seçim ittifakı”, esasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş/kurtuluş döneminin ruhuna son derece uygun düşmekteydi.

Ancak Kürt meselesini “geleneksel devlet refleksi”ne de denk düşecek şekilde “güvenlik/savaş/inkar ve imha” üzerinden çözebilme yanılgısı/iddiası, “sağlıklı ve güvenli yaşama-yerleşme-seyahat” ve daha pek çok hak açısından sadece Kürtlere ve Kürt coğrafyasına değil, giderek bütün Türkiye toplumuna “demokrasi, özgürlük ve adalet” bağlamında telafisi imkansız bir büyük faturaya dönüştü.

Sonradan anlaşılacağı şekilde azımsanmayacak bir fatura da dönemin bugünden bakınca “kör” denilebilecek koca koca siyasi partilerine, siyasetçilerine, “ANAP-DYP/Mesut Yılmaz-Tansu Çiller” gibilerine düştü.

“Olaylı yemin” dönemi aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’nce Türkiye’nin siyasi partiler mezarlığına çevrildiği bir dönem oldu. Faturası, 2 Mart 1994’te gerçekleşen “sivil darbe” ile DEP milletvekili olarak bizlerin tümden TBMM’den atılmasına ve Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak’ın ömürlerinin 11 yılını cezaevinde geçirmelerine neden oldu.

“Olaylı yemin töreninden bugün gerçekleşecek yemin törenine” uzanan süreçte ortaya çıkan tablo, “yeni Türkiye” arayışını kaçınılmaz kılmıştı. Bu söylemi sahiplenen ve programında da bu dili kullanarak inşa iddiasına yer veren AKP, 2002'den 7 Haziran 2015'e kadar esasında toplumdan istediği destek ve onayı ziyadesiyle almış oldu.

7 Haziran’a götüren nedenler

Çokça vaat edilmiş ve epeyce bir gereği yapılmış da olsa, sanırım önce Ak Saray, Türk tipi Başkanlık, doğrudan meydanlara inmek, Kur’an-ı Kerim sallamak,  Zerdüştlük iddiası, Kürt meselesinde de “masa da masa da” şeklindeki “yanlış yöne kırılmış rota”, sonra esasında hiçbir yenilik vaat etmeyen “barutu tükenmiş” değişim iddiasının ayakları yerden kesildi.

Bu kısır döngüye, üç döneme yayılan ve özellikle de Ortadoğu’ya ilişkin “dış politika açmazlarının yarattığı faturası ağır girdap” sonuçlarını tek tek ortaya koydu.

Öncü, kapsayıcı, inandırıcı, çözücü olmaktan uzak, tekdüze, sıradan ve bıktırıcı tekrara her gün bir yenisi eklenen çift başlılığın yaratığı çelişik durum yeni bir siyasal tablonun ilk belirtileri oldu.

Buna “Gezi’den bu yana” rahatsız olan, demokrasi, hukuk ve özgürlükler konusunda aslında Türkiye’yi her fırsatta uyaran uluslararası siyasi çevrelerin, önemli bir bölümü İstanbul ağırlıklı sermayenin, basının ve muhalefetin ayrı ayrı partilerde de olsa “Başkanlığın ve AKP’nin önünü kesme” bağlamında, “ortak reaksiyonu” dönemin ve siyasetin kaderini belirlemiş oldu.

Tam da burada, Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında ortaya çıkan, genel seçimde ise iyice serpilip görünür hale gelen, özel liderlik vasıf, dil, üretkenlik ve yaratıcılığı ile HDP (Hakların Demokratik Partisi) Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın parıltısı ile sürecin şekillenmesindeki hakkını teslim etmek gerekir.

21. yüzyıl ya da Kürtlerin yüzyılı

Dolayısıyla olaylı yeminden büyük olayın yeminine değişenlerin tam bir listesi, herhalde 20. yüzyıl ile 21. yüzyıl arasındaki farklar kadar çok ve çeşitlidir.

Alan: “Bölge”ye sıkışmışlıktan bütün Türkiye’ye yayılan bir siyasal güç ve örgütlenme

Sayı: 22 milletvekilinden 80 milletvekiline

Oran: Yüzde 5 küsurlardan yüzde 13’e

Destek: Uluslararası siyaset, geniş Kürt basını, gazete ve tv’leriyle merkez büyük basın, cemaat basını ve çok sayıda gazeteci, yazar ve aydın desteği

Birlik: Çok sayıda aile ve aşiretin geleneksel partilerinden ayrılarak HDP’ye katılımları

Çoğulculuk: Eksiklikler olsa da, farklı görüşlerdeki Kürtlerin HDP listelerinden aday gösterilmesi

Genişleme: Kürtlerin dışında kalan sol sosyalist çevrelerle “Gezi ruhu” üzerinden örgütsel birlik oluşturulması

Yeminin iki zaman dilimindeki anlamı açısından, hem Türkiye’deki hem de Ortadoğu’daki Kürtlerin durumlarını çok önemli bir faktör olarak ayrıca değerlendirmek gerekir.

1991’de Kürtlerin ancak en kararlı küçük bir bölümü Newroz meydanlarını doldururken, son Diyarbakır Newroz’da sayı herhalde 2 milyon civarındaydı.

Bugün bütün dünyanın DAİŞ’e karşı başarı umutlarından biri olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bel kemiği iki partisi KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) ile YNK (Kürdistan Yurtseverler Birliği) meşhur “birakûjî/kardeş kavgası”nın kanlı taraflarıydılar.

Kötüsü, Sabah Gazetesi’nin Ankara’daki askeri kaynaklara atfen “PYD DAEŞ'ten daha tehlikeli” şeklindeki söylemi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Anayasa dışına asla çıkmadım!” sözleri hâlâ aynı yanlış zeminde manevra yapıldığını göstermekte.

Yukarıdaki tablonun doğurduğu özgüven, Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca’nın Kürtçe yemin etme isteğine HDP’den onay çıkmamasını anlaşılır kılar. Her ne kadar yakın gelecekte, -belki bir seçim sonra- herkes kendi dilinde ya da iki dilde yemin edecek olsa da…

Sedat Yurtdaş, avukat ve siyasi aktivist. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1991 HEP- DEP Milletvekili. Özgür Gündem, Özgür Haber ve Radikal gazeteleri için siyasi yorumlar kaleme alıyor.

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/olayli-yeminden-buyuk-olayin-yeminine

.

Facebook Yorumları

reklam
24.6.2015
Olaylı yeminden büyük olayın yeminine
25.06.2014
Eşik
21.04.2014
IRA ile müzakerelerde Britanya istihbaratının rolü
18.04.2014
James Joyce ve Nora Joyce – (IV)
08.04.2014
30 Mart’ın ikinci galibi
03.02.2014
'İhtiyaç yaratıcılığın anasıdır!'
27.01.2014
Cenevre-2 'ikinci Lozan' mı?
20.01.2014
Çıkış mı?
13.01.2014
Zulmün büyük tanığı: LİCE
06.01.2014
Kaostan çözüme
30.12.2013
Kaos
23.12.2013
Babalar-oğullar ve 'sarmal devlet'!
16.12.2013
Toplumsal barış yasası
09.12.2013
Nehirler tersine akmaz!
02.12.2013
Hasta tutuklulara 'ölüm cezası' mı!?
25.11.2013
Geçmişle yüzleşme ve özür
18.11.2013
Barışa/Çözüme giden yol Diyarbakır'dan geçer!
11.11.2013
Yanlış kere yanlış!
04.11.2013
Barış konuşmaları
28.10.2013
Damardan!.. Süreç!..
22.10.2013
Öldürmeye, sakat bırakmaya devam!..
14.10.2013
Komutanın gözyaşları!..
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı