Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Serdar Adem İŞLER

sademisler@hotmail.com



Bookmark and Share

Şeytan Taşlamadan Önce


11.5.2015 - Bu Yazı 6240 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kanımca şeytan taşlamadan önce biraz düşünmek gerek. Belki birazdan öte, enikonu düşünmek gerek. Acaba şeytan evrenin en akıllı varlığına her istediğini kolaylıkla yaptırabilecek kadar güçlü mü? Bu durumu özellikle ve ivedilikle analiz etmekle işe başlayabiliriz.

       Eğri oturup doğru düşünmeyi başardığımızda şeytandan önce kendimizi taşlamamızın daha yerinde bir hareket olacağı ortaya çıkacaktır. İlk başta insan kendini nasıl taşlar sorusu kabul sınırlarımızı zorlayabilir. Elbette şeytan taşlamada olduğu gibi kendimizi taşlarken de bunu sembolik olarak yapacağız. Üstelik kendimize küçük taşlar atmaya da gerek yok. Bunu akıl ve vicdanımızla ürettiğimiz her şeyi, mesela kararlarımızı, düşüncelerimizi, son aşamada tutum ve davranışlarımızı sıkı bir eleştiriye tabi tutmakla yapabiliriz. Emin olun, o zaman çok daha güzel günler bizi bekleyecektir.

Böyle yaparsanız en azından hiçbir şey kaybetmezsiniz. Hiçbir şey kazanmamış olsanız bile tasalanmayın. Neredeyse iki bin yıldan beri değişik inanç mensupları tarafından hayali bir şeytanı lanetlemek ve taşlamakla birlikte değişen hiçbir şeyin olmadığı da hepimizce malum. Savaşlar, cinayetler, ırza geçmeler, hırsızlıklar, gasp ve zimmete geçirmeler ve görevi kötüye kullanma vakaları sanırım ne demek istediğimi anlatmaya fazlasıyla yeter.

Belki yaptığımız eylemlerin hiçbirinde şeytanın parmağı yoktur. Ama işimize gelmediği için bu gerçeği kabul edemiyor olabiliriz. Ne dersiniz, hayatımızda bir kerecik olsun, doğru sandıklarımızı otopsi masasına yatırsak incilerimiz mi dökülür?  Bir kere olsun Allah rızası için sizi evrene efendi kıldığını iddia ettiğiniz aklınızı kullanmayı deneyin. İsterseniz, faydası olur ümidiyle küçük bir hikâye aktarayım size…

Bir köylü kadın inek sağarken, hayvan huysuzlanıp süt dolu kovayı devirmiş. Buna sinirlenen kadın sopayla hayvana vurmuş. Canı yanan inek, kadını teperek öldürmüş. O sırada yanlarına gelen gelinin kayınbabası olanları görünce sinirlenerek ineği vurup öldürmüş. Gürültüye koşan oğlu, gelinle babası arasında bir ilişki olduğunu zannederek babasını öldürmüş. Bütün bu olanları bir kenardan seyreden şeytan; şimdi bütün olanları benim üzerime atarlar, demiş.

       Evrenin sözde en akıllı varlığının elinden, dilinden ve belinden ortaya çıkan bütün kötülük ve fenalıkları şeytanın üzerine yüklemek işin kolayına kaçmak olmaz mı? Dahası evrenin en akıllı varlığının şeytan denen metafizik hayale bu kadar çabuk kanması insanın gerçekten evrensel anlamda akıllı olup olmadığı konusunu tartışmaya açmaz mı?

       Madem şeytan denen üfürükten tayyare, tek taraflı olarak evrenin en akıllısı olduğunu ilan eden ve bu oldubittiyi Tanrı’ya da onaylatan insana bu kadar kolay hükmedebiliyor; o zaman ona kızmak yerine belki saygı duymak gerek. Bükemediğiniz bileği öpmek de bir olgunluk göstergesi değil mi? Ya da şeytanı gene kötü kabul etmekle beraber onun en azından insandan daha akıllı olduğu düşünülebilir.

       Elbette zihnimizdeki anlamını dikkate alarak şeytana saygı duymayacağız. Şeytanı inkâr ya da kabul etmek gibi bir problemimiz de yok. Ama insan elinden çıkma organize suçların bütün mesuliyetini şeytana yüklemek de akılcı bir davranış olmasa gerek.

       İnsanın ölümden sonra mutlu bir yaşam sürmesi için onu iyi ve kötü arasında seçime zorlayan ve kökleri Mezopotamya’da atılan felsefenin yarattığı şeytan kavramı gerçekte sadece bir sembolden ibarettir. Böyle olmasa iyi ve kötü arasında seçim yapmakta zorlanan insanın dünya hayatı boyunca yaşamak zorunda bırakıldığı sınav süreci askıda kalabilirdi. Yoksa elbette Tanrı da, kulları da insanın yaptığı bütün hataları bilerek ve isteyerek işlediğini bilmektedir. Her ne kadar kulları şeytanın arkasına sığınmak suretiyle kıvırmaya kalksa da…

       İyiliğe karşı kötülük, aydınlığa karşı karanlık getiren ve insanın birinci düşmanı olarak tasvir edilen şeytan, aslında yine insanın kendisini temize çıkarma amacıyla kullandığı sanal bir varlıktan başka bir şey değildir. Böylece insan kendisine sen aslında iyisin ama şeytana uyup bu hataları yaptın. Ama tövbe edersen yeni doğmuş gibi olabilirsin ümidi aşılamaktadır.

Aksi takdirde insan zaten iyi kötü arasında tercih yapmakta zorlanırken başına bir de ebediyete kadar günah işleme ve günaha sevk etme beratı verilmiş bir şeytanın musallat edilmiş olması karşısında tamamen çaresiz kalacaktı.

       Şeytan sayesinde insan işlediği günahların sorumluluğunu üzerinden atmakta ve bu istenmeyen durumu, hayalini kurduğu ölümden sonraki hayatta cennete kabul edilebilmek için affedilmesine bahane olarak kullanmak istemektedir. 

Aslında bütün günahları bizzat ve isteyerek, yani özgür iradesiyle işlediğini kendisi de bilmektedir. Fakat ölüm karşısındaki çaresizliğini ikinci bir yaşam ihtimaliyle aşmayı bilen evrenin en akıllısı; dünyadaki sıkıntılarına karşı diğer yaşam diliminde kendisine layık gördüğü ve alelacele huri ve ırmaklarla bezediği cennete erişebilmek için ayaklarına dolanan günahlarını yükleyeceği bir günah keçisi olarak şeytanı seçmiştir.

 Kim ne derse desin bunun mantıklı başka bir açıklaması olamaz. Şeytan denen varlık hangi üniversiteden mezun olmuştur? Kim inanır on sekiz bin âlemin en akıllı ve şereflisinin, soyut ve yaptırım gücü olmayan sanal bir varlık tarafından sözde kalbine düşürülen vesveseler yüzünden akla, mantığa ve vicdana sığmayan günahlara imza atacağını… Vesveseler bir yere kadar günaha vesile olabilir.

       Her canlının içinde edilgen, kadınsı bir taraf vardır. Bu durum, genetik sığınma ve sığındığında maddeten ve manen yok olma hissini beraberinde getirir. Bu bağlamda çocuklar anne ve babalarına, kadınlar erkeklerine sığınarak bu açlıklarını gidermeye çalışırlar. Erkek ise güçlü ve baskın olması sebebiyle çok daha güçlü bir varlığa dayanma ve sığınmayla tatmin olabilir. Bu varlık kendisinden çok daha güçlü ve karizmatik baskın bir erkek olabilir. Ancak zamanla bu da yetmeyince Tanrı’ya sığınarak ruhunun açık ve gediklerini tamamlamaya çalışmıştır.

       İnsan bir güce sığınmışsa, ona layık olmak ve güvenini kaybetmemek adına onun istediği gibi davranmak ve yaşamak zorunda hissetmeye başlar kendini. Aynı şekilde sığındığı Tanrı’ya iyi bir kul olmak en büyük hedefi olacaktır. İyi bir kul olmak için de Tanrı’nın yaratıklarına ve özellikle de en seçkin yarattığı insana yararlı olmak durumundadır.

       Bunu her zaman beceremeyebilir. Çünkü sonuçta genetik yapısı ve psikolojik donanımları her zaman ve her yerde kişisel çıkarlarını ön plana çıkarmaya çalışacaktır. Kişisel çıkarlarını tatmin etmeye çalışırken başkalarına zarar vermesi, engellenemeyen bir sonuç olarak karşımıza çıkar.

       Bu durumda öz benliğinizi çayda şeker gibi erittiği yüce gücün, mesela Tanrı’nın güvenini kaybetmemek zorundadır. Aksi takdirde ölümden sonra hayalini kurduğu ve kendisine yakıştırdığı cennet ellerinden kayıp gidecektir.

       Aklını çelen ve hayalini meşgul eden zaman zaman da eyleme dönüşen bütün fenalıkları birinin üstüne yıkmak zorundadır. Onu günah işlemeye yönelten bir harici düşman ve aklını çelen, vicdanını yanıltan bir yerli işbirlikçiye ihtiyacı olacaktır.

Harici düşman şeytandan başkası olamaz. Şeytanın gönül kalenizi içerden fethetmesine yardımcı olacak yerli işbirlikçiyse tahmin edeceğiniz gibi tarifi bile tam olarak yapılamayan nefisten başkası olamaz. Bütün suçlarınızı bu iki günah keçisine yükledikten sonra basit bir tövbeyle cenneti elde etmeniz son derece kolaylaşacaktır. Birlikte suç işleyen kafadarların mahkemede sıkıyı görünce suçu birbirlerinin üzerine atmasına nasıl benziyor değil mi?

       Sonuç olarak her kötülüğü şeytanın üzerine atmak şeytan denen metafizik varlığın yaptırım gücü dikkate alındığında onun bile aklına gelmeyecek bir kurnazlık olarak kabul edilmelidir. Dünya üzerinde kendi çapında getirdikleri delillerle iyi, güzel ve doğruya sevk eden milyonlarca yazılı eser ve binlerce âlim, arif ve fazıl kişi varken; insan denen gafil varlığın işin kolayına kaçarak kendi tabiriyle şeytana uyması hiç inandırıcı değil. İnsanın bu bahane paranoyasından bir an önce kendini kurtarması ve somut gerçekler üzerinde mantık yürütmesi gerekmektedir.

       Böyle yaptığı takdirde şeytan taşlamadan önce ya da sonra asıl taşlanacak olanın kendisi olduğu bilinç düzeyine ulaşması uygarlık adına son derece büyük bir kazanım olacaktır. Bu aşamaya ulaştıktan sonrası çorap söküğü olarak gelir.

       Büyük bir ihtimalle yeryüzü cennetten bir köşeye döner ve hayat eskisine nazaran çok daha kolay ve güvenli olur.

 

 

 

.

Facebook Yorumları

reklam
11.5.2015
Şeytan Taşlamadan Önce
10.03.2015
Yaşlanınca Değişen Değer Yargıları
05.09.2013
Kim, yasal silah kullanıyor ki?
21.06.2013
NATO üyeliğimizi tartışabiliriz
12.05.2013
REYHANLI’DA SURİYE POLİTİKASININ İFLASI
14.03.2013
GÜNEŞİN BATTIĞI BİR DÜNYADA
16.02.2013
DANS EDEREK ŞİDDETE HAYIR
31.01.2013
Darbe derken subayları bitirdik
23.01.2013
GALATASAYAR ÜNİVERSİTESİ YANIYOR
18.01.2013
KADININ SELAMETİ EVLİLİKTEN SAKINMAKTA
13.01.2013
GAM GAM STEİN
09.01.2013
İSTANBULDA KAR TATİLİ ŞAKASI
08.01.2013
İMRALI HAKKINDA ABARRTLI TEPKİLER
02.01.2013
KAFA YORMAYACAKSAK KAFAYA NE GEREK
15.12.2012
Özal ölüm labirentinde
10.12.2012
ASYA VE AFRİKA’YA SERVET DAĞITIRKEN
24.11.2012
Gazze eski Gazze geğil
19.11.2012
Gazzeye ideolojik bakış
11.11.2012
ON YEDİ ŞEHİT
08.11.2012
PKK Eş Şebabp gibi
06.11.2012
Kandıra Cezaevi'nde şaşırtan firar
05.11.2012
CİNNET BABA
30.10.2012
Yasakçılık içimize işlemiş
28.10.2012
İNSANLAR NEDEN BU KADAR İLKEL?
24.10.2012
Uzaydaki hayat formları hakkında
23.10.2012
AYDINLIK ÇAĞIN YENİ SEMBOLÜ
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı