Süha Jerfi



Bookmark and Share

Can Çekişen Sivilleşme ve Mirası


22.6.2016 - Bu Yazı 3264 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sivilleşme kavram olarak ‘’askeri olmayan’’ çağrışımı oluştursa da dar ve geniş olmak üzere geniş bir kapsama sahiptir. Dar anlamıyla askeri tahakkümünün kırılması, geniş anlamıyla ise sivil toplum alanının genişletilerek güçlendirilmesi anlamlarını taşır. Erken cumhuriyet ile başlayan toplumsal kesimlerin, devlet ( bürokratik-askeri) gerilimi bir gelenek olarak 2000’li yıllara kadar sürdü. Meşrebinden bağımsız olarak (Alevi-Dindar-Liberal-Kürt-Sosyalist-Ermeni vb.) tüm kesimlerin mücadeleleri farklı olsa da dillendirdikleri talepler demokrasi,sivilleşme,hukuk ve çoğulcu yaşam üzerinde bir payda oluşturuyordu. Bu ortak müşterek ancak güçlü sivil bir iktidar aracılığıyla (Tek başına ve çoğulcu kadrolar ile iktidar olmak) zihinlerde kendisine yer bulabilirdi. 2002’de Ak Parti ile başlayan hayaller ile dolu serüvenimiz belli bir süre beklentileri karşılayıp umut aşılasa da ,gelinen son dönemeçte bir geriye sarma halinin olduğu açıkça kendisini gösteriyor.                                                                                    

Siyasal analizi her dönemin ortaya çıkardığı dinamikler ile değerlendirme gibi bir ilkesel borcumuz olduğunu belirtmek isterim. Ak Partinin siyasi serüveninden ziyade ‘’bir araç olarak Ak Partinin sivilleşme serüvenindeki rolü ve işlevi’’ üzerine değinip,son gelinen noktanın yarattığı tahribata ilişkin saptamalarda bulunmanın kronolojik bir doğruluk taşıdığını düşünüyorum.                                           

 Askeri darbeler ile sivil iradeleri tasfiye eden müesses nizam olgusunun ,sivil iradenin tabanında filizlenen talepleri kırmızı çizgi olarak görmesi en büyük gerilim kaynağıdır. Aynı zamanda yapılabilecek askeri müdahalelerin sistem tarafından meşruluğunu da içerir. Bu siyasi iklimden gelişen ‘’sivil iktidar talebi’’ demokrasiyi hak ve özgürlüklerin teminatı olma konusunda sahiplenirken ,günümüzde ise demokrasi sayısal çoğunluğa sahip iradenin tercihlerinin, matematiksel çoğunluğun dışında kalanlar tarafından şartsız kabul edilmesi gerektiği algısını yaratmıştır. Bu algı ise iktidar sahipleri tarafından kesintisiz bir şekilde kullanılmaktadır. Sivilleşmenin temelinde yer alan hesap verilebilirlik ve kamusal tartışma mekanizmaları siyasi oy çoğunluğunun hesabı kendi istediği şekilde verebilme haline dönüştürüldü.

Demokratik siyaset alanı günden güne daraltılıyor. Muhalefetin sözünün kıymet taşımadığı, sivil toplumun tarafgir olmaya zorlandığı , iktidarın nobranca ( aldığı oyun her şeyi yapabilme yetkisi verebildiğine dair güçlü bir inanç tabanda da var) tavırları toplumsal bir bunalım atmosferi yaratıyor.

Askerin (TSK) siyasal alandan uzaklaştırılması, 90’lar başta olmak üzere yapılan darbelerin kamuoyu vicdanı adına yargılanması beklenirken, askerin fiili alanının genişlediği, yargının hiçbir zaman olmadığı kadar güvenini kaybettiği ve dahası Jitem gibi illegal suç örgütleri ile adı müsemma kişilerin yine protokollerde yerini aldığı bir evreye hızlı bir geçiş yaşadık. Toplumsal türbülansın yaşandığı günlere bombalı saldırılar,çatışmalar,ölümler,tutuklamalar ve türlü olumsuzluklar eşlik ediyor. Kürt sorununun çözümünde konserve olarak bekletilen güvenlikçi politikalara dönülmesi ile sivil iktidar fikrinin hafızası ne derecede uyuşuyor? Sivil toplum örgütlerinin beğenilmeyen fikirler üzerinden kriminalize edilmesi  ve ‘’legal görünümlü illegal yapı’’ gibi muğlak ifadeler ile geniş kesimlerin hukuksuzca sindirilmek istendiği  keskin viraja doğru yol alıyoruz.                                             

Distopya romanının bahsedebileceği tüm mekanizmaların gölgesini üzerimizde hissederken neler yapılabileceği,sivil iradenin nasıl etkinleştirilebileceği üzerine etkin bir düşünme yapmak zorundayız. Sol-Sosyalist-Dindar-Alevi-Liberal olma farklılıklarının hukuku ve demokrasiyi korumak adına bir sorun değil aksine zenginleştirici faktör olduğunu kabul ederek işe başlayabiliriz. Sivil itaatsizlik gibi kamuoyunu düşünmeye sevk eden eylemler asla terk edilmemelidir, zira şiddet iktidarın minderinde onun istediği avantajı yaratacaktır. Basın üzerindeki baskıların kırılıp sosyal medyanın doğru ve güvenilir haberler ile doldurulması önemlidir. Öte yandan Tarhan Erdem’in de bahsettiği demokrasi cephesinin kurulması, sivil toplumun siyasete 2002 yılında  yüklediği emanetin korunması ve mirasa sahip çıkılması adına kıymetli bir öneridir. Geliştirilmesi ve geniş kesimlere ulaştırılması için gerekli çaba gösterilebilirse geleceğimiz adına güzel bir iş yapmış oluruz.

Sorunun bir sistem sorunu olduğunu ve tek başına işlevi yüksek olur diye değer atfettiğimiz iktidarın devlet kodlarına bürünmesinin talebi olan kesimleri  uzak hedeflerine ulaştıramadığını yaşayarak deneyimledik. Post-vesayet denkleminde iktidarın parantez içine yazılan bir unsur olmaktan çıkarılamadığı sürece ,iktidar öznelerinin her yer değişikliğinde ciddi sarsıntılar yaşamamız kaçınılmaz olacaktır. Geleceğimizi neden birlikte kurmalıyız sorusuna II. Abdülhamit’in oluşturduğu istibdat döneminde burnu uzun olan Abdülhamit’i çağrıştırdığı gerekçesiyle burun kelimesinin yasaklanması ile cevap verebilirim. Burun herkese lazım…!

.

Facebook Yorumları

reklam
22.6.2016
Can Çekişen Sivilleşme ve Mirası
21.7.2015
KİTLE PSİKOLOJİSİ BAĞLAMINDA SURUÇ KATLİAMI
21.5.2015
Muhafazakar-Dindar İktidarcılık & Makyevalizm: AKP Örneği
19.4.2015
#milletcealkışlıyoruz
26.02.2015
Tecavüzün İdeolojisi:Kadına Şiddet
15.02.2015
Bunalımlardaki Umudun Çocukları:Syriza&HDP
21.01.2015
Kitleleri Örgütleyememe Sanatı : Gezi Örneği
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı