Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Bir ideolojik bulanmanın serencamı


14.12.2017 - Bu Yazı 238 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 PKK’nın geçirdiği evrim bir hayli dikkât çekici bir mâhiyet kazandı.  PKK; veyâ PYD bugün ABD’nin himâyesinde sevk ve idâre ediliyor. Aslında bu merhum Ahmet Kaya’nın meşhûr ifâdesiyle; çok “yaman bir çelişki”yi de düşündürüyor. Yaman çelişki kavramı,aslında  antagonist zannedilen çelişkileri bile eriten bir çelişkiyi ifâde ediyor olsa gerekir.

Bilindiği üzere, kuruluşu îtibârıyla PKK Marksist-Leninist ve dahi Stalinist bir teşkilât olarak temâyüz etmişti. Aslında bu, ideolojik bir tekerlemedir. Marksist olmak, aslında Leninist olmayı; Leninist olmak ise Stalinist olmayı gerektirmez. Bunu ilk defâ, seneler önce tanıdığım bir Fransızdan işitmiştim. Kendisinin Marksist olduğunu; Lenin ve Stalin’in doktrinlerine ise şiddetle karşı çıktığını söylemişti. Tekerlemeyi çok sık duyan birisi olarak çok şaşırmıştım. Tabii sorunca ayrıntılarına girdi ve hayli tutarlı bir şekilde gerekçelerini ortaya koydu. Bu tekerlemenin Fransa’da karşılığını olduğunu; lâkin bunun ciddî bir okuma ve değerlendirme zaafı içerdiğini söylemişti. Daha ileriki zamanlarda, sâdece Lenin ve Stalin’in değil; Marx’ın en yakın çalışma arkadaşı olan Engels’in yaklaşımını da reddeden Marksistleri de tanıdım. 

Zihinler bir hayli bulanıktı. Ama bir miktar dikkât edildiğinde, bâzı temel hususlarda çok ciddî savrulmaların olduğu âşikârdı. Meselâ Marx, ulusal sorunların bir zihinsel sapma ve aldanma olduğunu; târihin esas dinamiği olan sınıf savaşlarını perdelediğini kuvvetli tonlamalarla iddia ediyordu. Diğer bir mühim nokta da, işçi sınıfının devrimi yapma kapasitesinin, ileri kapitalist birikimlere sâhip toplumlarda, meselâ İngiltere’de mümkün olduğunu iddia etmesiydi. İngiltere’ye göre çok daha geri bir evrede gördüğü, feodal tortulara sâhip Almanya için bile devrimin başarı ihtimâli yoktu. Hâsılı Marx, arzuladığı devrim için, ikinci serflik devrinden geçen Doğu Avrupa’yı diskalifiye ediyordu.

 Gelin görün ki, Marx’ın bu değerlendirmesi, acûl Bolşevikleri tatmin etmedi. Lenin, devrimin Marx’ın dediğinin tam da tersine, Batı’da değil Doğu’da gerçekleşeceğini, çünkü artık emperyalist safhaya geçildiğini ileri sürdü. Bu, basit olarak bir yorum farkı değil; düpedüz Marx’ın mirâsının reddiydi.

Leninist jargonla, devrimin rüzgârlarının Batı’dan Doğu’ya değil; Doğu’dan Batıya eseceğinin ilânı, Marksist terminolojide “geri târihsel yapılar” olarak tanımlanan yapılara izdüşürülmesi ortalığı allak bullak etti. Kaçınılmaz olarak “ulusal” sorunlar, “köylülük” devrimi tanımlayan esas unsurlara dönüştü. Ortaya tuhaf melezlenmeler çıktı. Milliyetçi; hattâ ona eklemlenen yerelci (nativist) dinsel duygular ile sosyalist duyarlılıklar arasında tuhaf melezlenmeler yaşandı. Bu; Marx’ın dünyâ görüşüyle bağdaşması neredeyse imkânsız olan tabloydu. Maoculuk ise bu melezlenmenin en kaba; Pol Pot  rejimi ise en kanlı  yorumları olarak tezâhür etti.

Stalin ise, yine Marx’ın devlet konusundaki temel tezini ters yüz etti. Marx, yine bilindiği üzere devletin “egemen sınıfların, ezilen sınıfları baskı altında tutmasını sağlayan bir aygıt” olduğunu, sosyalist devrimin, devletin sönümlenmesini hedef aldığını husûsen vurguluyordu. Gelin görün ki Stalin, bir taraftan Sovyet uluslarını Moskova’nın diktasına sokuyor; diğer taraftan da “sosyalist devletin” ideolojik olarak bayraktarlığını yapıyordu.

İpin ucu kaçmıştı. Zaman içinde Marksist-Leninist-Stalinist tekerlemenin en kaba resmî boyutunu temsil eden Sovyetler ile onun en kaba köylücü yorumunu oluşturan Maoculuğun bile düşman kamplara ayrıştığını gördük. Tuhaf olan Batı’da devrim yapma umudunu kaybetmiş olan devrimcilerin de bu bölünmeye dâhil olmasıydı. Avrupa Komünist Partileriyle 68’liler arasındaki bölünme bunun ıspâtıdır.

Duvarın yıkılması ve Çin’in ve diğer sözüm ona sosyalist devrim yapmış Güneydoğu Asya devletlerinin kapitalist ilişkilere uyumlulaşma doğrultusundaki  çözülmesinden sonra, bu melez ideolojik mirâs romantize edildi. Tabiî ki resmî  boyutu târihe gömüldü. Bunun yerine, ister Aydınlanmanın reddi; isterse yeniden yorumlanmasıyla  kültüralist talepler önplâna geçirildi. Bunu en başta liberâl veyâ yeni sol yaptı. Diğer taraftan köylücü damar, paganlığa mâtuf güzellemelerle (bol oksijenli, bahar yaşayan dağlar)  fetişleştirildi.  Bu bana hep Marx’ın üzerine düşen eğreti bir Rousseau hayaletini anımsatıyor.

Aslında artık anlaşılıyor ki, sistem karşıtı hareketler, sistemin bir parçasıdır ve sistem tarafından massedilmektedir. Tuhaftır ki, bunu gören, trajik bir biçimde de olsa  yine aklı başında bâzı  Marksistler oldu.

PKK’nın serencâmı, yukarıda kısa bir değerlendirmesi yapılan en az üç katmanlı bir târihsel sapmayla tam da buraya oturuyor. Paganlık, popülizm, köylücülükle estetize edilen kabîleci bir kültürel dünyâdır bu. Bu kültürel yapı, onun ideolojik tekerlemelerini de, önemsizleştirip  marjinalize ediyor. Ortaya çok gevşek ve bedeli mukâbilinde  tutanın elinde kalan bir teşkilât çıkıyor.

.

Facebook Yorumları

reklam
4.1.2018
Ekmek, özgürlük ve İran
1.1.2018
İran…
25.12.2017
Homolar savaşı
21.12.2017
Trump’ın yeni güvenlik stratejisindeki tuhaflıklar
18.12.2017
Mevlânâ, yani şu dönme muhabbetini çıkaran adam…
14.12.2017
Bir ideolojik bulanmanın serencamı
11.12.2017
Trump’ın yalnızlığı
7.12.2017
Post-IŞİD devir üzerine
4.12.2017
Siyasal davalar
27.11.2017
Değişen suretler
23.11.2017
NATO ve Türkiye
20.11.2017
Özür…
13.11.2017
Uluslararası ilişkiler…
9.11.2017
Suud baharı
26.10.2017
Âfitab-ı tanbur Necdet Yaşar’ın ardından…
23.10.2017
Engellenmemişlik…
19.10.2017
Gençlik imgesi ve siyaset
12.10.2017
Akıl tutulması
9.10.2017
Hudutların kanunu
5.10.2017
Utanmak…
2.10.2017
Şehirler, kasabalar ve köyler
28.9.2017
Referandumun ardından
18.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi - 2
14.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi (1)
11.9.2017
Şerif Bey…
7.9.2017
Kuzey Kore saldırır mı?
4.9.2017
Sun’î sistem dışı hareketler
28.8.2017
Entel dantel bir mevzu…
24.8.2017
Halk adamı olmak
21.8.2017
Kıt’aların geleceği
14.8.2017
Distopya
10.8.2017
Hayvan dostlarımız
7.8.2017
Okuyup da adam ol(ama)mak
3.8.2017
İnanç ve umut
31.7.2017
Küçük düşünmek….
27.7.2017
Sosyal Darvinizm
24.7.2017
Almanya Türkiye ilişkileri kopuyor mu?
20.7.2017
İşler ve günler
17.7.2017
15 Temmuz: Tarihsel bir eşik
13.7.2017
15 Temmuz’un sene-i devriyesi üzerine
10.7.2017
Sistem karşıtı hareketler
6.7.2017
Adalet
3.7.2017
Savaşan dünyanın kültürel iklimi üzerine
29.6.2017
Sivil itaatsizlik
26.6.2017
Bayram ve dolaşımdaki kimlikler
22.6.2017
Ortadoğu; kördüğüm ve bazı tahminler
19.6.2017
Yürüyüş…
15.6.2017
Tahayyülü olmayan dünyada bekâ sorunu
12.6.2017
Savaşlar…
8.6.2017
Hiper reelpolitik
5.6.2017
Çıkarlar…
1.6.2017
Romantizm ve terör
29.5.2017
Terörün yol haritası
25.5.2017
Âkif Emre için
23.5.2017
Yenileşme ve yenilenme
18.5.2017
Erdoğan ve ABD
11.5.2017
Sıkışan coğrafya
8.5.2017
Yeni sistemler ve partiler
4.5.2017
Riskler ve fırsatlar
1.5.2017
Bir cân için…
27.4.2017
Defarges, bilgi ve Sakallı Celal
24.4.2017
Referandum ve partilerin durumu
20.4.2017
Oran ve sayıların düşündürdükleri
17.4.2017
Seçmek
13.4.2017
Dizilimler ve çatlaklar
10.4.2017
Ortadoğu’da yeni dönem
6.4.2017
CHP’nin referandum stratejisi
3.4.2017
Dünya düzeni
31.3.2017
İnanç, silah ve para
27.3.2017
Avrupa: Olmayacak bir dua...
23.3.2017
Rockefeller
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı