Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Siyaset, popülizm ve vasatlar


8.11.2018 - Bu Yazı 195 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Trump Kongre seçimlerini kaybetti; ama Senato seçimlerini kazandı. Bu şu demek: Trump’ın alaşağı edilmesini arzulayanların hevesleri kursaklarında kaldı. Çünkü Senato; Amerikan Kongresi’nin “bitirici” kararlarının alındığı kurumdur. Onun alt kanadı olan Temsilciler Meclisi bundan sonra belki Trump’ı sıkıştırabilir; ama onu azledecek araçlar elinde mevcut değildir. Trump seçim neticeleri karşısında rahatlamış gözüküyor.

Beni esas olarak ilgilendiren , Trump’ın alaşağı edilmesi arzusunun ardındaki sâikler. Pentagon ile Beyaz Saray arasındaki gerilimin bunda sınırlı bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Evet, Trump pek de Pentagon’ın dümen suyunda bir siyâset izlemiyor. Sapmaları var. Pentagon da onu sıkıştırarak kendi yörüngesine oturtmak istiyor. Ama bu, Pentagon’ın Trump’dan vazgeçtiği manâsına gelmiyor. Yakın çevresi, onu manipüle temek adına Pentagon aklını temsil eden kişilerce kuşatılmış vaziyette. Trump’dan ölümüne hoşlanmayanlar ise onun neo-merkantilist popülist sağ siyâsetlerinden rahatsız olan ve Pan Avrupa kafalı “incelmiş” orta sınıflar.

Ortada bir gerilimin olduğu muhakkak. Bu sâdece ABD ile sınırlı kalmıyor. Tekmil dünyâda bir karşılığı var. Bugün dünyâ siyâsetlerinin, sağ popülizmler ile sol popülizmler arasına sıkışmış durumda olduğunu düşünüyorum. Bu bölünmede, “sol” ve “sağ “ ayırımı görece ehemmiyetsiz kalıyor; ortak payda popülizm. Misâlen bir sual ortaya koyalım: Chavez ile Trump arasında bir fark var mıdır? Evet ideolojik seviyede bir fark olduğu söylenebilir. Ama ideoloji dışından bakarsak bir sürekliliğin olduğunu söyleyebiliriz. Gerek Chavez gerek Trump siyâsetlerinde millî çıkar önceliklerinin dayatıldığını görüyoruz. Diğer taraftan her ikisinin referans çevresi de, bir dizi toplumsal vasatlar. Bütün mesele vasatların nasıl tanımlanacağında odalanıyor. İdeolojik araçlar tam da burada devreye giriyor. Chavez “fakir halk”ın güçlendirilmesi projeleriyle alâkadardı. Trump’ın söyleminde de hakkı yenmiş ve fakirleşmiş orta sınıfların güçlendirilmesi başat bir yer tutuyor. Popülist söylemin en nâzik kavramlaştırması zâten, bir tür ihyâcılık olan güçlen(dir)me (empowerment) değil midir?

Kapitalizmin krizleri çok defâ “fakirleşme” olarak değerlendirilir. Bununla da kalmaz: Bir adım daha atılır ve II. Genel Savaş öncesi dünyânın tecrübelerinden hareketle, “fakirleşme” ve “vasatlaşma” arasında da bir bağ kurulur. Nihâyet yükselen sağ popülizm ve faşizmler büyük bir tehlike olarak teşrih masasına yatırılır. Aslında hatâ da burada yatıyor. Çünkü bu bakış, süreci bütünlüklü değerlendirmiyor; sağ popülizm ile sol popülizmin aynı mecrâda geliştiği ıskalanıyor.

Iskalanan bir diğer husus da; vasatlığın modern dünyâ siyâsetlerinde veri olduğudur. Vasatlara yaslanmadan modern siyâsetlerin başarılı olması mümkün gözükmüyor. Görmek lâzım gelir ki; egemenliğin târihsel sâhibi olan devletler onu ulusa hiçbir yerde devretmedi. Olsa olsa, bir ulus vasatı üzerinden kendi egemenliğini meşrûlaştırdı. Sınıfsal siyâset tâkibinin kifâyetsizlikleri başarısızlıkları apaçık ortada görülüyor. Buna merkez ve yarı merkez dünyâdan verilebilecek çok sayıda misâl olduğunu düşünüyorum. Stalinist devirde, bizzât sovyetimin sınıfsal niteliğini kaybedip halkçı bir millîlikte karar etmesi (halkların kardeşliği) ve Avrokomünizmin 1970’lerde popülizme teslim oluşu bunu gösteriyor. Yeni Sol’un kültürel temelde “dezavantajlılardan” yana siyâsetlere odaklanması, vasatlara tutunan popülizmin nüfûz gücü ve ve çeşitliliğini gösteriyor.

İleri Batı demokrasisi ise bunu, orta sınıfların refaha erdirilmesi ve kendisini aşırılıklarından arındırması ve konformizme evrilmesi olarak târif etti ve bir seviyede başardı da. Yerlere göklere koyulamayan Batı demokrasileri, kazanım ve çıkarlarından başka şey düşünmeyen, tahayyül gücünü kaybetmiş, iğdiş edilmiş orta sınıflar üzerine binâ olmuştur.

Bugün dünyâda çöken vasatlığın yerleşik standartlarıdır. Vasatlaşma algısı bir yanılsamadır. Zâten varolan vasatlığın standartlarıdır çöken. Bunu en sarih bir şekilde Komünist Manifesto’nun, târihsel gelişmeler tarafından by pass edilmesinde görüyoruz. Marx, “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlara” sesleniyordu. Hâlbuki bugün dünyâda herkesin kaybedecek bir şeyi var; ister ekonomik, ister kültürel olarak. Dünyâ siyâsal ikliminin sâikleri bugün bunların telâş ve panikleriyle yüklü. Tekmil bir ihyâcılık hâkim…Popülizmler, bulanık söylemleriyle vasatları görece daha düşük seviyelerde kurmanın peşinde…

.

Facebook Yorumları

Kod8
15.11.2018
I.Dünya Savaşı bitti mi?
12.11.2018
Yaşama sevinci
8.11.2018
Siyaset, popülizm ve vasatlar
5.11.2018
Kadına şiddet
1.11.2018
Toprak…
11.10.2018
Kötülük yarışı
8.10.2018
Tecritçilik ve Türkiye’nin yolu
4.10.2018
Bağımlılığın serencâmı
1.10.2018
Öznenin nesnesi, nesnenin nesnesi
28.9.2018
Küreselleşmenin sonu…
24.9.2018
Endişeli düşünceler…
20.9.2018
Soçi sonrası
17.9.2018
Öz ve biçim üzerine…
13.9.2018
Rusya; Quo Vadis?
10.9.2018
Tahran Zirvesi’nden sonra
6.9.2018
Buharlaşma…
3.9.2018
Amerikan sosyalizmi mi?
30.8.2018
Kahramanlar ve körler
27.8.2018
Herkes oradaydı...
23.8.2018
Bir western hikâyesi
20.8.2018
ABD kötülüğü seçti(2)
16.8.2018
ABD kötülüğü seçti (1)
13.8.2018
Dünyânın düşündürdükleri..
9.8.2018
21. Asrın sonuna doğru…
2.8.2018
CHP dogmatizmi…
30.7.2018
Delilik
16.7.2018
15 Temmuz’un sene-i devriyesinde…
12.7.2018
Dönüşüm
5.7.2018
Tarafsızlık
28.6.2018
Seçim ve sonrasına dair
18.6.2018
Siyasetten soğumak
14.6.2018
G7 ve ABD-Kuzey Kore anlaşması
4.6.2018
Siyasal kısırlık ve muhalefet
31.5.2018
Ahlaki isyan ve isyan ahlakı
28.5.2018
Para oyunları
24.5.2018
Demokrasi
17.5.2018
İşler karışıyor, tablo değişiyor
14.5.2018
İstanbul: Siluet ve muhit
10.5.2018
Post oryantalizm
7.5.2018
Siyasal hikâyeler
30.4.2018
Sistem değişiminin düşündürdükleri
26.4.2018
Parametreler
23.4.2018
Dünyadan savrulmak
16.4.2018
Adâletin bu mu dünyâ?
12.4.2018
Kimyasal…
9.4.2018
Acılar, sevinçler ve geçişler…
5.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (2)
2.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (1)
29.3.2018
Erken final yok
26.3.2018
Mare Nostrum
22.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri (2)
19.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri(1)
15.3.2018
Şahinler savaşı başlıyor…
12.3.2018
Evrenselcilik ve yercilik
8.3.2018
Bir entelektüel hesaplaşma
5.3.2018
Körlük
1.3.2018
Saçmalama ve aşırılaştırma
26.2.2018
Iskalama…
22.2.2018
Kirli savaş
19.2.2018
Kökler
12.2.2018
Kâhinler ve hikâye anlatıcılar
8.2.2018
ABD algısı
29.1.2018
İmzalar ve bildiriler
25.1.2018
Satılık fikirler…
4.1.2018
Ekmek, özgürlük ve İran
1.1.2018
İran…
25.12.2017
Homolar savaşı
21.12.2017
Trump’ın yeni güvenlik stratejisindeki tuhaflıklar
18.12.2017
Mevlânâ, yani şu dönme muhabbetini çıkaran adam…
14.12.2017
Bir ideolojik bulanmanın serencamı
11.12.2017
Trump’ın yalnızlığı
7.12.2017
Post-IŞİD devir üzerine
4.12.2017
Siyasal davalar
27.11.2017
Değişen suretler
23.11.2017
NATO ve Türkiye
20.11.2017
Özür…
13.11.2017
Uluslararası ilişkiler…
9.11.2017
Suud baharı
26.10.2017
Âfitab-ı tanbur Necdet Yaşar’ın ardından…
23.10.2017
Engellenmemişlik…
19.10.2017
Gençlik imgesi ve siyaset
12.10.2017
Akıl tutulması
9.10.2017
Hudutların kanunu
5.10.2017
Utanmak…
2.10.2017
Şehirler, kasabalar ve köyler
28.9.2017
Referandumun ardından
18.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi - 2
14.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi (1)
11.9.2017
Şerif Bey…
7.9.2017
Kuzey Kore saldırır mı?
4.9.2017
Sun’î sistem dışı hareketler
28.8.2017
Entel dantel bir mevzu…
24.8.2017
Halk adamı olmak
21.8.2017
Kıt’aların geleceği
14.8.2017
Distopya
10.8.2017
Hayvan dostlarımız
7.8.2017
Okuyup da adam ol(ama)mak
3.8.2017
İnanç ve umut
31.7.2017
Küçük düşünmek….
27.7.2017
Sosyal Darvinizm
24.7.2017
Almanya Türkiye ilişkileri kopuyor mu?
20.7.2017
İşler ve günler
17.7.2017
15 Temmuz: Tarihsel bir eşik
13.7.2017
15 Temmuz’un sene-i devriyesi üzerine
10.7.2017
Sistem karşıtı hareketler
6.7.2017
Adalet
3.7.2017
Savaşan dünyanın kültürel iklimi üzerine
29.6.2017
Sivil itaatsizlik
26.6.2017
Bayram ve dolaşımdaki kimlikler
22.6.2017
Ortadoğu; kördüğüm ve bazı tahminler
19.6.2017
Yürüyüş…
15.6.2017
Tahayyülü olmayan dünyada bekâ sorunu
12.6.2017
Savaşlar…
8.6.2017
Hiper reelpolitik
5.6.2017
Çıkarlar…
1.6.2017
Romantizm ve terör
29.5.2017
Terörün yol haritası
25.5.2017
Âkif Emre için
23.5.2017
Yenileşme ve yenilenme
18.5.2017
Erdoğan ve ABD
11.5.2017
Sıkışan coğrafya
8.5.2017
Yeni sistemler ve partiler
4.5.2017
Riskler ve fırsatlar
1.5.2017
Bir cân için…
27.4.2017
Defarges, bilgi ve Sakallı Celal
24.4.2017
Referandum ve partilerin durumu
20.4.2017
Oran ve sayıların düşündürdükleri
17.4.2017
Seçmek
13.4.2017
Dizilimler ve çatlaklar
10.4.2017
Ortadoğu’da yeni dönem
6.4.2017
CHP’nin referandum stratejisi
3.4.2017
Dünya düzeni
31.3.2017
İnanç, silah ve para
27.3.2017
Avrupa: Olmayacak bir dua...
23.3.2017
Rockefeller
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8