Tayfun Atay

T24



Bookmark and Share

'Yaratılmışların en şerefsizi': İnsan


25.08.2019 - Bu Yazı 123 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 T24'te perşembe günü yayımlanan "Önce ırmaklar, sonra göller ve işte şimdi buzulllar kurudu"  başlıklı yazıma gelen yorum ve değerlendirmelerde küresel iklim krizine ilişkin "din faktörü"nü ihmal ettiğimi vurgulayanlar oldu. Bunlar arasında bir okurumdan gelen notları özetle paylaşayım:

"Tanrı'nın dünyayı insanlar için yarattığına inanmamız isteniyor; Tanrı dünyayı insanlar için yarattığına göre küresel ısınma falan hikayedir. Zira Tanrı tüm gezegeni, tüm ormanları, tüm denizleri ve buralardaki tüm canlıları salt insan tepe tepe kullansın diye yaratmıştır. Böyle bir dünyada önemli düşünce devrimi yapmadan AKP rejimi gibi, Trump'ın ABD'si gibi dini de kullanarak doğayı mahveden odakların doğaya vereceği geri dönüşümü olmayan tahribatları engellemek çok zor. Bizim inançlarımız bize dünyanın varlığının Tanrı tarafından güvence altına alınmış olduğunu, dünyanın sonunun ise salt Tanrı iradesi öyle isterse olabileceğini düşündürtüyor. 'Küresel ısınma' kavramı binlerce yıldır insanlığın zihnine nakşedilen 'mahşer günü'nün yanında sinek vızıltısı gibi kalıyor. Kanaatimce işin bu yönünü düşünmeden yapılacak çabalar hep yetersiz kalacak."

Bu ifadelerin kışkırttığı düşüncelerle, "Tanrı'nın dünyayı insanlar için yarattığı inancı"nın da içinde yer aldığı çok yaygın bir zihinsel örüntü ve şartlanma olan "homosantrizm", yani "insan-merkezcilik" üzerine bir tartışma açmakta ben de yarar görüyorum.

Ama bunu sadece teolojik sınırlar içerisinde değil, çuvaldızı kendime batıracak şekilde "antropolojik" çerçeveye genişleterek yapacağım.

"Yaratılmışların en şereflisi" ("eşref-i mahlûkat") olduğu kadar, "doğanın en seçilmişi" olarak insan "tasavvuru" üzerine de bir sorunsallaştırma ile yola koyulacağım.

"Seçilmiş primat" mı, "eşerr-i mahlûkât" mı?

Antropolog Adam Kuper, insanın biyolojik varlık alanı ile kültürel varlık alanını birbiriyle ilişkili olarak ve evrimsel çerçevede tartışmaya açtığı meşhur kitabına çarpıcı bir isim vermiştir: The Chosen Primate (1994), yani "seçilmiş primat (maymun)".

Bir "çıplak maymun" olan insanı hayvanlar âleminde eşsizleştirdiği söylenebilecek bu ifade, aslına bakılırsa dinsel dünya görüşünün insanı eşsiz kılan "eşref-i mahlûkât" deyişinden çok da farklı bir duyarlılık yansıtmaz.

İnsanbilim (antropoloji) alanına 40 yılını vermiş biri olarak, insanın içerisinde yer aldığı doğal çevre ve parçası olduğu canlılar dünyasıyla kurduğu ilişkinin mahiyetine baktığımda ben, Kuper'ın "seçilmiş primat" tabirinin çok karşılıksız, hatta talihsiz olduğunu düşünmekten yanayım.

Bana kalırsa insan, seçilmiş değil "bozulmuş/yoldan çıkmış" (distorted) primat.

İnsan kendi doğallık ve canlılık kategorisinden sapmış, doğaya da başka canlılara da zararlı, kötünün kötüsü, baş belası, Osmanlıca tabirle "eşerr" bir yaratık.

İnsan, "eşref-i mahlûkât" değil, "eşerr-i mahlûkât". Yaratılmışların en şereflisi değil, yaratılmışların en "şer", en kötü olanı yani…

İlk iş, "şapka"yı önümüze koymak!

En son örnek-olay olarak İzlanda'da karşımıza çıkan "buzul-kuruması"nı da, çok daha uzun zamandır devam eden ırmakların-göllerin kurumasını da, denizlerin-okyanusların balıklara yuva olmaktan ziyade artık plastiklere çöplük olmasını da, beton ormanlarını da, hayvan-kıyımlarını da anlama yolunda;

İşe "eşref-i mahlûkât şapkası"nı çıkarıp önümüze koyarak başlamak gerekiyor.

İnsanı ne Allah'ın yarattığı en "şerefli" varlık, ne de doğanın "seçilmiş" canlısı sayarak bu işin üstesinden gelinebilir.

İnsandan daha değerli varlık yok dedikçe bu tür doğa-düşmanı tutumlar, hoyratlıklar, acımasızlıklar, gaddarlıklar, kıyımlar artmaktan öteye gitmez.

"Eşerr-i mahlûkât"ın yıkıcılığını görmeden, bunun doğa-insan ilişkisinin bozulmasıyla kök-bağını kurmadan bu problemin üstesinden gelinemez.

Doğaya ihanet eden varlık

İnsan, bir doğal/biyolojik varlık, bir omurgalı-memeli hayvan, iki ayağı üzerinde dik durabilen-yürüyebilen bir "çıplak maymun" olarak parçası, bağlısı, bağımlısı olduğu doğaya ihanet etmiş bir canlı.

Bu ihanetin itici gücü yukarıda işaret ettiğimiz insan-merkezcilik; dinî tabirle söylemek gerekirse de işte o "eşref-i mahlûkât" telakkisi…

İnsan, "eşref-i mahlûkât" değil; ve eğer dinî referans konusunda çok fazla ısrarcıysanız belirtmek gerekir ki Kur'ân'da hiçbir yerde bu ifade geçmiyor. ("Yarattıklarımızın birçoğuna onları üstün kıldık" ayeti de bu ifadeye karşılık gelmiyor.)

Ama Tîn Sûresi'nde, "İnsanları en güzel kıvamda yaratmışızdır. Sonra alçakların en alçağına döndürmüşüzdür" denmekte. 

Yani bu ayete bakılacak olursa insan, dinde bile iyilik kadar kötülüğe, güzellik kadar çirkinliğe, doğruluk-dürüstlük kadar yalana-dolana ve üstünlük kadar alçaklığa da yatkın bir varlık olarak önümüze konmakta. 

İnsan-merkezci yıkıcılık

Demek ki "kedi-köpek sever", "ağaç-böcek sever" diye küçümsenip aşağılanan insanlar karşısında ha bire "insanlık" adına beton-severliği, altın-severliği, nükleer-severliği dinen caiz kılmaya temel oluşturacak mahiyette "eşref-i mahlûkât" diye bir tabir dinde yok. 

Ama bu tabir ve onunla aynı doğrultuda hep servis edilen, "Her şey insan için, insandan daha değerli hiçbir şey yok" gibi ifadelerle yıllardır orman, dağ, tepe, bayır demeden her yeri insana mesken kılma yolunda izlenen bu yıkıcı insan-merkezciliğin bedelini tüm bileşenleriyle doğa ödüyor.

Mesela, "Kanal İstanbul"un ne kadar canlıyı yok edeceğini bir düşünün!.. 

Yaşadığımız mahalleler, çalıştığımız mekânlar, dinlenip tatil yaptığımız beldeler, hep diğer canlılar, canlılık ve canlılığa alt yapı oluşturan kaynaklar (hava, su, toprak) hilafına insana mahsus kılınıyor. 

Türcülük "sorunu"

Irkçılığın bir ileri istasyonu olan "türcülük"le de ilişkilendirilmeden geçilmemesi gereken tutum ve eylemler bunlar… Ve ırkçılığın zihinsel altyapısında nasıl "etnosantrizm" (biz-merkezcilik) şartlanması varsa, türcülüğün altyapısında da işte homosantrizm (insan-merkezcilik) şartlanması var.

Irkçılık nasıl kendi dışımızda kalan öteki insan topluluklarını renginden, dilinden, dininden, vb. farklılıklarından dolayı aşağı ve her şeye müstahak görmekse;

Türcülük de öteki (insan-dışı) hayvanları insandan aşağı, dolayısıyla her şeye müstahak görmek, bir başka türe mensup oldukları için onlara zarar vermek demek (Richard Ryder, "Türcülük", Birikim, Sayı: 195, 2005).

Zararın boyutları hayvanları yiyeceğe-giyeceğe dönüştürmek gibi "masum" addedilen pratiklerden, onları zevk için avlama, deneylerde kullanma, giderek at yarışı, rodeo, horoz dövüşü, boğa güreşi gibi acımasızlıklara ve sirklerde eğlence unsuru yapma vicdansızlıklarına kadar varıyor.

Bu vicdansızlıkların altını kazıdığınızda da orada "eşref-i mahlûkât" yazdığını görüyorsunuz!..

Bu yüzden önce tüm bunları yapan yaratığın adını dosdoğru "eşerr-i mahlûkât" koymak gerekiyor. Onu, yaratılmışların en şereflisi değil "en şerefsizi" saymak gerekiyor!..

Aynı doğrultuda, homosantrizmden sıyrılmak ve bir "hayvanî tevazu" içinde "ekosantrizm"e (çevre-merkezcilik) yürümek gerekiyor; isterseniz Marx'ın, "Doğa ile uyum içindeki üreticilerin özgür birliği" idealini de akılda tutarak…

Doğal denge, bizsiz de sürer

İlk sözü bir okuruma verdim. Son sözü de okuru olduğum birine, bu memlekette çevre konusundaki çalışmaların öncülerinden Güneş Gürseler'e bırakıyorum:

"İnsan, çevrenin bir parçası. Hem de rastgele bir parçası. Doğal denge bizim dışımızda, bizim hiçbir davranışımıza gereksinimi olmadan da sürmekte. Bizim tek yaptığımızsa tüketmek, doğal halkayı kesmek, kırmak, koparmak ya da bozmak.

Çevre, insan olmadan da varlığını sürdürebilir ama çevre olmadan insanın varlığını sürdürmesi olanaksız. Bu nedenle çevreye bakışımızı artık değiştirmeliyiz. Çevreye bakışımızda insanı çevrenin merkezinden çıkarmalıyız.

Bakışımızın 'çevre merkezli', EKOSANTRİK olmasını sağlamalıyız" (G. Gürseler, Dikkat Dünya Tektir, 1992, s. 14-15).

.

Facebook Yorumları

Emlak8
12.09.2019
Bir insanlık yenilgisi: ‘Erkeklik’
25.08.2019
'Yaratılmışların en şerefsizi': İnsan
20.08.2019
Amok koşusu
6.08.2019
Akif’in Akit’i normalleştirmesi
30.07.2019
Sen bahar toprağı gibisin Dersim, seni seviyorum!
26.07.2019
İthal ya da itlaf: Bütün mesele bu!
11.07.2019
Ümmet-i Muhabbet!
2.07.2019
Geç gelen doğruluk, doğruluk değildir
27.06.2019
AKP zarâfetle düşmesini bilecek mi?
25.06.2019
Bitmiş bir iktidarın yakın ölümü
20.06.2019
Dinbazlığı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır
17.06.2019
Binali Yıldırım: Elde var hüzün…
10.06.2019
“Yeni Türkiye”de dinî hiyerarşi ve dinbaz sıkışıklık
3.06.2019
Dinbazlığın kırılma noktası: Gezi
27.05.2019
Bir 'dinî-ortodoksi' deklarasyonu: Diyanet raporu
26.05.2019
‘Devletin Tunç-eli’ yine mi inecek Dersim üzerine?
23.05.2019
Yeni Zelanda İslam’ı!
19.05.2019
"Hasta Türk’ün gençleşmesi": 19 Mayıs
9.05.2019
Bir ‘Ümmet-i iktidar’ komedisi
22.4.2019
Cumhuriyet’i cezasıyla sevdik biz!
21.4.2019
İmamoğlu’nun işareti: Dünya dünyevî yaşanır!
18.4.2019
Ya Cumhurbaşkanı ya ‘Biz’!
15.4.2019
‘Erkeklik kabuğu’nu kıran adam: Şener Şen
14.4.2019
Etnografi ‘mızrağı’nın İslamcılık ‘çuvalı’na sığmadığı Sudan
11.4.2019
'AKP Katolisizmi', Cadılar ve Seçimler
8.4.2019
Doktorun iyisi ‘palyaço’ olur!
5.4.2019
Kürdün olduğu kadar kurdun da hakkını gözeten Fatih Başkan
2.4.2019
'Beka sorunu’nun sonucu: Balkondaki yalnızlık
31.3.2019
İslam’da ilk seçim: Halifelik
28.3.2019
Bir ‘kriko’ olarak AKP
25.3.2019
Reis’e İskenderpaşa vız gelir tırıs gider
22.3.2019
Hangi Erdoğan?
4.3.2019
İslamiyet’te evrim
1.3.2019
Evet, Türkistan yoksa Kürdistan da yoktur!
25.2.2019
Komünizm ve din
21.2.2019
Hukukun ‘intikam’ olduğu yer: Cumhuriyet davası
18.2.2019
Siz ‘insan’ olun, kadından imam da olur peygamber de!
14.2.2019
Bir ‘ağıt’ olarak Sevgililer Günü
11.2.2019
Dede’cim seni söylüyorum, Reis’im sen anla!
4.2.2019
Hazzı kazıyın, altından hüzün çıkar: ‘Sex Education’
3.2.2019
Gutenberg asıl şimdi ölürken…
24.1.2019
A’dan Z’ye hep ‘memuriyet’tir işimiz!
21.1.2019
Hız zehri
14.1.2019
Kamu spotlarının ‘Kamu'dan bîhaberliği!
10.1.2019
Katil, adın ‘Şöhret' olsun!
27.12.2018
Bugünün ‘Abuzer'i kim?
24.12.2018
Kim milyonlara rezil olmak ister?
20.12.2018
Murat ve Acun, papağan ve aslan: 7 farkı bulun!
17.12.2018
Kadın vaiz, imanınızı mı gevşetir?!
13.12.2018
‘Usta'ya veda!
10.12.2018
Sırrı Süreyya: 'Ferhad'dır, Kerem'dir ve Keloğlan'dır!'
6.12.2018
Tesettür 'açılımı'
3.12.2018
Yine de ‘ucuz' kurtuldu Acun!
29.11.2018
Geçin ‘helâl turizm'i, ‘helâl porno' kapıda!
26.11.2018
'BİSMİLLAH'
22.11.2018
“Mühendis olmuş, matematik bilmiyor hocam!”
19.11.2018
Çocuk, insanın babasıdır!
15.11.2018
Mısıroğlu meselesi: Galip kim, mağlup kim?
12.11.2018
Türkçe ezan kimin fikriydi?
10.11.2018
Atatürk, cesarettir
5.11.2018
Birbirimizi yaşamak
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive