Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Seçimler ve rutinlerimiz…


27.04.2019 - Bu Yazı 271 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 ...Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar/Ve dağılmış pazar yerlerine memleket/Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile/Gelse de/Öyle sürekli değil (Edip Cansever)

Edip Cansever’in Sonrası Kalır kitabında yayımlanan Mendilimde Kan Sesleri şiiri memleketin şu anki ahvalinin bir özeti. Şair bu topraklara hoş bir sada bırakıp dünyadan göç etse de aradan geçen 45 yılık süre zarfında hiçbir şeyin değişmediğini, aynı rutinin içinde cebelleşip boğulmamaya çalıştığımızı görmek acı veriyor insana… Kişisel olarak o rutinin dışına çıkmak istesen de çıkamıyorsun, bir şekilde o büyük girdabın içinde buluveriyorsun kendini…

Bekamızı seçimlerde gören bir memlekette yaşıyoruz. Hal böyle olunca halat gerildikçe geriliyor, bir seçimden diğerine her defasında öfkeyi yükselterek, ‘ötekileştirerek kin ve nefret’, dozunu artırarak koşturmanın içinde kayboluyor, boğuluyoruz… Varsa yoksa seçimler ve onun getireceği iktidar. Mesela kimse Belçika’da dört yıldan fazla süreyle hükümetin olmadığını orada yaşayan insanların bunu sorun etmediğini görmüyor. Tuhaftır ki ekonomilerine de bir şey olmuyor. Bizde ise iktidar olmak aynı zamanda devleti ele geçirmek olduğundan bir beka sorunu oluyor haliyle…

Son seçimlerde de böyle oldu. İktidar, büyük bölümünü kapattığı medyanın da desteğiyle 31 Mart Yerel Seçimlerini bir beka (olmak ya da olmamak) sorunu haline getirdi. Memleketin tipik bir kısır döngü hikayesi denilebilir buna. Geçmişte devletin gazabına uğrayanlar, iktidar olunca bu kez karşı düşüncede olan insanlara ‘gazap’ gösterme konusunda hiç tereddüt etmedi. Ne de olsa bu bereketli topraklar, ortaklaşa üretip tüketebileceğimiz tarım ürünlerinden çok daha fazla ‘hain’ üretiyor. Bu ‘hainlik’ kavramı iktidarın düşüncesine göre değişim gösterse de değişmeyen tek şey hainlik…

Mesela saksıda bile yetişebilen patates- soğan niye bu kadar pahalı diye sormak bir beka sorunu olabiliyor. Ha keza vatandaşın alım gücünün giderek düşmesi esnafın siftah yapmadan kepengini kapatmasını sorgulamak ‘dış güçlerin üst akıl oyunu’ olarak göstermek, pekala mümkün. Bu şartlar altında girilen seçimde, ‘bitse de kurtulsak’havasında olan ahaliye rahatlamayı çok görüyoruz. Kendi siyasi rutinimizde boğulmadan çıkmak, şöyle bir nefes alıp derin bir ‘ohhh’ çekmek bu ülkenin insanlarına haram kılınmış belli ki…

Normal hayata döneceğimizi düşlerken bir anda İstanbul seçimleri memleketin ortasına saatli bomba gibi düştü. Seçim gecesinden başlayarak 17 gün süren bir ‘mazbata’ kriziyle boğuşup durduk. Bu süre zarfında evlendirme dairelerine müracaat eden sevgililer, krizi atlatamayarak ayrıldı. Şimdiye kadar Türkiye’de yapılan seçimleri şeffaf ve dürüst diye niteleyen iktidar bloğu İstanbul’u kaybetmeyi bir türlü içine sindiremedi. Ortaya akla zarar iddialar atarak, ahalinin zekasıyla alay etmenin yanı sıra gerilimi sürekli tırmandırdılar.

Varlıklarını sadece Beştepe’ye borçlu olan ve bırakın bir gazeteyi yönetmeyi gazeteci olmaları tartışılır insanlarla ülkenin kaosun içinde kalması sağlandı. Portföyünde seçimle gelmiş bir 'başbakanı' bildirilerle ve yalanlarla devirmeyi gururla taşıyan ‘pelikancıların’taşıdığı benzin bidonları sayesinde ülkedeki gerilim hep üst düzeyde tutuldu.Yetersizliklerini bir kenara bırakalım, öncelikle bu gazeteciler seçim sonuçlarını kendi bekaları olarak gördü. Demek ki neymiş, insanın bakası memleketten daha önemliymiş. Bunu da görmüş olduk!

Aslında bu durumu anlatacak çok daha komik yazılar yazılır elbet. Ortada düşmanlaştırmanın sonucu akıl sağlıklarını kaybetme aşamasına gelen geniş kitleler çıkarılmasaydı eğer.

Geçmişte yaşanılan acı olaylardan ders alınmadığı, benzer  durumlar tarihsel süreç içinde tekrarlandığı için yeni bir ateş topunun ortasındayız. Her ne kadar Başkan Erdoğan, “Şimdi demiri soğutma zamanı…” Deyip, Türkiye ittifakından bahsetse de bu‘düşmanlaştırmadan’ en karlı çıkan ortağı Bahçeli’yi nasıl durduracak. Ha keza kendilerini Erdoğan’dan daha çok ‘reisçi’ gören medyasını nasıl dizginleyecek?

Bahçeli, ateşe benzin dökmeye devam edecek belli ki… Bu ‘ayrıştırma, nefret dili’ en çok ona yaradı. Zaferini daha ileriye taşımak adına seçimle kazanan belediye başkanlarının görevden alınması çağrısı yapabiliyor. Şehit cenazesinde ‘linç’ edilmeye kalkışılan ülkenin Ana Muhalefet Partisi liderine “O yumruğu yiyecek ne yaptın” diyor- diyebiliyor.

Bir şey daha dikkatimi çekti bu linç edilme olayında. Böyle olaylarda hep bizim çocuklar, iyi çocuklar ortaya çıktı. 2005 yılında Şemdinli’de Umut Kitapevinin bombalanması eylemini yapan iki astsubay için dönemin Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt,“Tanırım iyi çocuklardır” demişti. Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin önündeki gözleri dönmüş kalabalığa MSB Bakanı Hulisi Akar’da “Arkadaşlar…” diye hitap ederek rutinimizi bozmamış oldu. ‘İyi çocukların, arkadaşların' bol miktarda olduğu ama sebze ve meyveyi pahalıya yediğimiz memleket topraklarında yaşamak da bizim bir imtihanımız olmalı…

Şairin yıllar önce birkaç dizeyle anlattığı memleket hallerini uzun uzadıya yazmak hem bana hem size eziyet olsa da geçmişte yaşadığım bir gözlemi yazmak istiyorum. Birkaç yıl önce Ege Denizi’nin mültecilere mezar olduğu dönemde, Midilli Adası’na gitmiştim. Canlarını kurtaranlar kaldırımlarda yaşam mücadelesi veriyorlar, başka bir ülkeye gitmenin yollarını arıyorlardı. Parklarda, kaldırımlarda bir çeşitlik vardı. Okumuşu da, cahili de oradaydı. Çarşaflı mülteci de vardı, açık giyinen de. Geçmişte ne olduklarının zengin ya da fakir olmalarının, inançlarının hiçbir önemi yoktu… Başka bir ülkenin kaldırımında hayata tutunmaya çalışan mülteciydiler… Bugün bu ateşi yakıp, sürekli ortamı harlı tutmaya çalışanlar şunu unutmasın; işin içinde başka bir ülkenin kaldırımında ‘eşit’ bireyler olarak yaşamak da var.

Gelin bunu kendi ülkemizde yapalım. Farklılıkları, düşünceleri ayrıştırmadan, nefret dilini kullanmadan yapalım. Eşit bireyler olarak yaşamayı beceremesek te, rutinimizi bozmuş oluruz en azından. Bu bile önemli… Bir yerden başlamak gerek bence.      

.

Facebook Yorumları

Emlak8
29.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
13.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
4.12.2018
Hepimiz Mehmediz!
27.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
23.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
20.6.2015
Sınır…
5.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
11.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
22.03.2015
Kanaviçe
08.03.2015
Ağrı Dağı’nda bir Ebru
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive