Ümit Akçay

gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Fed’in 'U' dönüşü


8.2.2019 - Bu Yazı 255 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Fed kararını 2008’de başlayan küresel kriz konjonktüründe değerlendirmek gerekiyor. Zira Fed’in bu “U” dönüşü, 10 yılı aşan bu konjonktürün getirdiği kısıtlar içinde formüle edildi.

2015 yılından bu yana dokuz kere, D. Trump’ın göreve gelmesi sonrasında altı kere, 2018’de de dört kere faiz artıran ABD Merkez Bankası Fed’in 2019’daki ilk toplantısından çıkan en önemli sonuç, faiz artışlarına ara verildiğinin açıklanması oldu. Bu karar, elbette sadece ABD ekonomisi için değil, küresel finans sisteminin hiyerarşik yapısı nedeniyle diğer ülkeler, özellikle de ekonomisini büyük oranda ‘dolarize’ olmuş Türkiye gibi bağımlı ekonomiler için de son derece önemli idi.

Bu konuda tek bir yazıda geniş kapsamlı bir değerlendirme yapmak zor, o nedenle konuyu üç haftalık bir mini yazı dizisi olarak ele almanın daha iyi olacağını düşündüm. Dizinin ilk parçası olan bu yazıyı, 29-30 Ocak 2019 tarihlerindeki Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısında alınan kararları değerlendirmek ile sınırladım. İkinci yazıda bu kararın arka planını ve üçüncüsünde de bu kritik dönüm noktasının olası etkilerini ele almayı planlıyorum.

30 OCAK 2019 AÇIKLAMASI 

Toplantı öncesinde, Fed’in politika faizini değiştirmesi zaten düşük bir olasılık olarak görülüyordu. Toplantı bu açıdan beklendiği gibi sonuçlandı, fonlama faizi değişmeden kaldı. Ancak açıklamanın dikkat çekici yanı, yeni eklenen ve çıkarılanlardı. Örneğin ocak açıklamasında ‘kademeli faiz artışı’ ifadeleri yer almadı. Eklenen kısım ise, üç parçadan oluşuyor:

1. Açıklamada, Komite’nin ileriki faiz artışları için sabırlı olacağı belirtilmiş.
2. Bunun ilk gerekçesi olarak, içeriği tam olarak açıklanmasa da ‘küresel ekonomik ve finansal gelişmelere’ referans verilmiş.
3. İkinci gerekçe, enflasyon baskısının azalması (muted) olarak yer almış.

Toplantı sonrası Fed Başkanı Jerome Powell, yaptığı basın toplantısında ise “ekonomiyi en iyi şekilde desteklemenin yolu faiz konusunda sabırlı olmak” diyerek, faiz artışlarına bir süreliğine de olsa ara verdiklerini açıkladı. Son olarak, Fed’in bilanço daraltmasını otomatik pilottan çıkardığını açıklaması, bir diğer kritik karar idi.

1937’NİN HAYALETİ

Fed’in bu açıklaması, 2013’te ilan edilen ve 2015’te uygulanmaya başlayan faiz artışı sürecinin sonu anlamına mı geliyor? Yoksa halen faiz artırımını gerektiren veriler gelmeye devam mı edecek? Bu tip tarihsel dönemeçler, ABD’deki para politikası tarihinde daha önce de yaşandı. Bunlar arasında yeni bir çöküşle sonuçlanan dönemeçlerden biri 1937 yılı idi.

1929’de başlayan krizden sekiz yıl sonra, artık ekonomik toparlanmanın başladığı gerekçesiyle Fed tarafından yapılan faiz artışının yeni resesyon dalgasını tetiklediği biliniyor. Bu örnekten hareketle Fed’in kurumsal hafızasında olan 1937 vakasının tekrarlanmasından çekindiğini ileri sürebiliriz.

DURAKLAMA MI DEĞİŞİM Mİ?

Fed’in faiz politikasının tarihsel olarak gelişimine baktığımızda, her bir faiz artışı döngüsünün tepe noktasının sonrasında resesyonların geldiği görülür. Ocak toplantısındaki kararın aynı doğrultuda giderden yaşanan bir duraklama mı, yoksa bir doğrultu değişikliği mi olduğu bu açıdan da önemli.

Sonraki haftalarda daha detaylı olarak değineceğim ancak Fed kararını 2008’de başlayan küresel kriz konjonktüründe değerlendirmek gerekiyor. Zira Fed’in bu “U” dönüşü, 10 yılı aşan bu konjonktürün getirdiği kısıtlar içinde formüle edildi.

Bu bağlamda, Fed’in faizleri tekrar indirebilmek için artırdığı görüşüne katılanlardanım. Geçtiğimiz yıllarda hazır ekonomik aktivite canlı iken yapılan faiz artışları, eninde sonunda geleceği belli bir resesyon için bir hazırlık anlamına geliyordu. Bu çerçeveden bakarsak, faiz artışının durması, bir sonraki resesyonun yaklaşmakta olduğunu gösteriyor olabilir.

Pragmatik bir şekilde, Türkiye ekonomisinin krizi bağlamında bu gelişmeleri ele alırsak, bu kararın Türkiye’deki ekonomi yönetimi tarafından uzun süredir dört gözle beklendiğini belirtmekte yarar var. Hatta bu gelişme ile beraber sermaye akımlarının yeniden ‘yükselen piyasalara’ yönelebileceği beklentisi ile mevcut kriz ortamında herhangi bir IMF desteğine ihtiyaç duyulmadan hızlı bir toparlanma yakalanabileceği ihtimali, karar alıcıların akıllarındaki en iyi senaryo olsa gerek.

Haftaya, bu kararın arka planında yer alan gelişmeleri iki başlıkta inceleyeceğim: a) Avrupa ve Çin ekonomisindeki gelişmeler, b) Karar alıcıların bir sonraki resesyona oldukça sınırlı bir alet kutusu ile girecek olması.

 
.

Facebook Yorumları

Kod8
14.2.2019
Fırtınaya hazır olun
8.2.2019
Fed’in 'U' dönüşü
1.2.2019
Venezuela’nın krizi üzerine iki görüş
25.1.2019
Davos 2019: Kapitalizmi kapitalistlerden korumak
18.1.2019
(Neo)Liberalizm, demokrasiyi tasfiye ediyor
10.1.2019
Kredi kartı borçları silinsin mi?
4.1.2019
Stres testi sonuçları ne kadar gerçekçi?
28.12.2018
2018-2019 krizinin aşamaları
20.12.2018
2018’de adım adım krize
14.12.2018
Beş soruda 2018-2019 ekonomik krizi
7.12.2018
TL’nin değerlenmesi, krizi çözer mi?
30.11.2018
Ekonomideki gerçekler
23.11.2018
Sanayi daralıyor, batık krediler ve işsizlik artıyor
17.11.2018
Avrupa’da krizin nedenleri ve gidişatı
9.11.2018
Müteahhit düzeni battı, alternatifler neler?
1.11.2018
Dolar indi, kriz bitti mi?
25.10.2018
İtalya ve AB arasındaki bütçe krizi
19.10.2018
İktidarın anahtarı düşük faiz
12.10.2018
‘En kötüsü’ henüz başlamadı
4.10.2018
Sınıf mücadelesi ve kriz
26.9.2018
Erdoğan’ın Almanya ziyaretinin önemi
12.9.2018
Yapısal reformlar ve Batı Balkanlar'da otoriterizmin yükselişi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8