Vahap COŞKUN

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

17 Nisan'a uyanmak


19.4.2017 - Bu Yazı 293 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Aralık 2016’da AKP’li 316 milletvekilinin imzasıyla başlayan anayasa değişikliği süreci, 16 Nisan akşamı nihayetlendi. “Evet” ve “Hayır” blokları arasındaki mücadele, beklendiği üzere, başa baş geçti. “Hayır” yüzde 48.6, “Evet” ise yüzde 51.4 oy aldı ve değişiklik teklifi kabul edildi.

Halkın oylarıyla biçimlenen tablo, siyasi alandaki bütün aktörlere, çok ince mesajlar verdi. Benim ilk bakışta altını çizmek istediğim dört nokta var:

Bir reklam ajansı olarak TRT

1. Türkiye herhalde tarihinin en tek taraflı seçim dönemlerinden birini tecrübe etti. Devletin bütün olanakları “Evet” için seferber edildi. Açılışlar, törenler, valilikler, belediyeler, üniversiteler, rektörler, KHK’lar, eşbaşkanları başta olmak üzere HDP milletvekillerine dönük tutuklamalar, HDP belediyelerine atanan kayyumlar, vergi indirimleri, aflar, borçları yeniden yapılandırmalar, bol keseden dağıtılan krediler, vb hepsi “evet” için çalıştı.

Halkın tamamının parasıyla finanse edilen devlet televizyonu, sayısını bilemediğimiz kadar çok kanalıyla, “evet” için çalışan bir reklam ajansı hüviyetine büründü. “Hayır” tercihini savunan tek bir sesin, tek bir nefesin TRT ekranlarına çıkması mümkün olmadı. Kentlerin sokakları, meydanları hep “Evet” afişleri ile pankartları donatıld; nadir görülen “hayır” afişleri ise yırtıldı, parçalandı. Bazen iş öylesine abartıldı ki, “Hayır” oyu vereceğini önceden açıklayan Saadet Partisi’nin binasına bile zorla “Evet” pankartı asılmaya kadar vardı.

Peki, sonuç? Tüm o tek seslilik yaratma temrinleri, muhalefeti fiili ya da hukuki olarak susturma gayretleri arzu edilen neticeyi yarattı mı? Çok açık ki; hayır; devletin gücüne yaslanarak toplumu tek bir görüşe maruz bırakmak ne kabul görüyor, ne de kimseyi etkiliyor. Eleştirel bütün sesleri kısan, farklı her fikri “düşman” olarak kodlayan ve kendini bir partinin propagandisti olarak konumlandıran medya, bırakın farklı toplumsal grupları, seslendiği kitleleri dahi ikna etmiyor, edemiyor. Tartışmayan, bir siyasi lideri “kült” ve bir siyasi fikri “dogma” haline getiren bir yayıncılık ve kampanya dilinin bir geleceği yok. Siyasi liderler bunu görmeli; ileriki seçimlerde bu tür tek yanlı,  kontrolsüzlük ve adaletsizlik düşüncesini güçlendiren böyle bir kampanyaya itibar etmemeli.

“Bir gece ansızın”

2. Büyük umutlar bağlanan AKP-MHP ittifakı sahada işlemedi. 1 Kasım 2015 seçimlerinde,  kabaca AKP’nin yüzde 50, MHP’nin ise yüzde 12 oyu vardı; her iki partinin oyu % 62’ye tekabül ediyordu. Ancak siyasetin ayrı bir matematiği var ve burada –çoğu kez- iki kere iki dört etmez. 16 Nisan’da da öyle oldu. Gerek Türkiye ortalamasına ve gerek AKP ile MHP’nin birlikte güçlü olduğu illere bakıldığında, MHP seçmeninin çok ağırlıklı bir bölümünün AKP ile kotarılan anayasa değişikliğine yüz vermediği görüldü.

Aslında bu, bir sürpriz olarak değerlendirilmemeli. Halk oylamasının sathi mailine girildiği günden bu yana yapılan birçok ciddi araştırmada, MHP’lilerin dörtte  üçünün bu işbirliğine ve onun ürünü olan anayasa değişikliğine sıcak bakmadığına dair veriler vardı. Başlıca iki sebep gösterilebilir buna: İlki, MHP’nin zaten çalkantılı bir dönemden geçmesiydi. Bizzat genel başkan tarafından seçilen delegeler, genel başkanın değiştirilmesi için harekete geçmişler, gerekli çoğunluğa erişmişler, kurultayı toplamışlardı. Her ne kadar iktidar destekli yargı kararları marifetiyle Bahçeli’nin koltuğu muhafaza altına alınmışsa da, partide sular durulmamıştı. Dolayısıyla MHP’nin tek parça halinde “Evet”in arkasında durması söz konusu olamazdı. 

İkincisi, MHP ve Bahçeli her zaman “başkanlık” sisteminin en keskin muhalifi olmuşlardı. Bahçeli’nin “Erdoğan’dan başkan olmaz” konulu yüzlerce konuşması arşivde yerli yerinde duruyordu. Bir gece ansızın Bahçeli’nin geminin dümeninin başkanlığa kırması, genel kamuoyunu şaşırttı ama herhalde MHP seçmeni kadar değil. Bahçeli “Ne oldu da başkancı olduk?” sualine tatminkâr cevap üretmedi. Kendi partisi içinde bu derece tartışmalı hale gelen bir liderin, parti tabanını istediği yöne sevk etmesine imkan ve ihtimal yoktu. Sonuçlar da bunu teyit etti; bilhassa Ege ve Akdeniz’in sahil kentlerinde AKP ve MHP ortaklığı battı.

Kürtlerin ipi

3. “Evet”in bıçak sırtı kazanmasında en önemli faktör, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde meydana gelen nispi artış oldu. 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin aldığı oy baz alındığında, bu illerde yüzde10 ile yüzde 20 arasında daha fazla “Evet” çıktı. Kürtlerin uzattığı ip sayesinde Evet kuyudan çıktı.Nitekim Erdoğan da teşekkür konuşmasında bu hususun altını özellikle çizdi; ortaya çıkan bu sonucun yeni bir dönemin başlangıcına işaret ettiğini ifade etti.

Bölgede MHP’nin esamisi okunmuyor. Katılımda da dramatik bir düşüş yaşanmadı. O halde bu artışın ardında yatan ne olabilir? Daha sonra ayrıntılı olarak üzerinde dururuz ama şimdilik üç noktanın altını çizebiliriz.

  • AKP’ye oy veren Kürt seçmenin çözüm için adres olarak Erdoğan’ı ve AKP görmesi, diğer siyasi partilere bu noktada bir umut beslemesi
  • PKK’nin hendek, barikat ve şehir savaşına yönelik tepki nedeniyle HDP’ye konulan mesafenin devam etmesi.
  • 1982 Anayasasını savunulamaz gören ve parlamenter sistem içerisinde Kürt meselesinin çözülemeyeceğini düşünen (AKP ve HDP dışındaki partilere gönül vermiş) Kürt seçmenin “Evet” tercihinden yana bir tavır alması.

Yol ayrımı

4. AKP’nin büyükşehirlerde yaşadığı kayıp, seçimin en önemli sonuçlarından birini oluşturuyor. 30 büyükşehirden 17’sinde geriye düşmesi hakkında ayrıntılı bir şekilde düşünmeye ihtiyacı var AKP’nin. 1 Kasım seçimlerinde bugünkü “Hayır” cephesi sadece yedi büyükşehirde (Aydın, Diyarbakır, İzmir, Mardin, Muğla, Tekirdağ ve Van) önde iken, 16 Nisan’da bunlara on büyükşehir daha (İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Balıkesir, Denizli, Eskişehir, Hatay, Manisa, Mersin) ekledi. Bilhassa Ankara ve İstanbul’da geride kalmak, AKP’nin moral üstünlüğünü ciddi şekilde zedeleyen bir etkiye sahip.

Bu sonucun ortaya çıkmasında kampanya sırasında kullanılan dilin ciddi payı var. Salt görünen o ki AKP, Salt seküler ve laik kesimlerin tepkisiyle açıklanabilir bir durum değil bu. Görünen o ki AKP; şehirleşen orta sınıf muhafazakarları kapsamada, özellikle gençler için cazibe merkezi olmada, onların taleplerine tercümanlık yapmada ciddi bir sıkıntıya girmiş durumda. Agresif, son derece milliyetçi, herkese meydan okuyucu, sahip olduğu güç ile dillendirdiği iddiaları arasında muazzam bir makas olan bir politik söylemin, geniş kesimleri kuşatan bir dil olmadığı görüldü.

Bu itibarla denebilir ki, AKP de aslında bir yol ayrımında: Ya onu toplumun merkezine taşıyan, farklı hassasiyetleri gözeten kapsayıcı ve kuşatıcı dili yeniden kurgulayacak, ya da bugün Pirus Zaferi’nin rüzgârına kapılarak dilini daha da ağırlaştırıp sertleştirecek. Zannım o ki eğer ikinci yolu tercih ederse, yakın dönemde yapılacak seçimlerde AKP adına manzara daha nahoş öğeler içerebilir.

17 Nisan’da Türkiye yeni bir döneme uyandı. Siyasi aktörlerin ve partilerin başarıları, bu yeni dönemin parametrelerine ne kadar uyum gösterebilecekleri ile doğrudan bağlantılı olacak. 

.

Facebook Yorumları

reklam
22.8.2017
“Dâvâ” bizden uzak olsun!
15.8.2017
İşkenceye sıfır toleranstan, sıra dayağına
10.8.2017
15 Temmuz’un ardından (5)
7.8.2017
15 Temmuz’un ardından (4)
31.7.2017
15 Temmuz’un ardından (3)
27.7.2017
Onlar hem vatandaş, hem rehin/e
26.7.2017
Akıldan uzakta
23.7.2017
15 Temmuz’un ardından (2)
20.7.2017
15 Temmuz’un ardından (1)
19.7.2017
İnsan hakları ve AKP: Dün ve bugün
15.7.2017
“Terörist”
11.7.2017
Kürtler devlete “eyvallah” etmedi; PKK’ye de etmez!
5.7.2017
Adalet yürüyüşünün karşılığı
26.6.2017
Sanki bütün sorun “anlatamamak”mış gibi!
20.6.2017
“Sayılı gündür, gelip geçer”
18.6.2017
Damat tahliyeleri ve vekil tutuklamaları
7.6.2017
Şüphe bulutlarını dağıtmak
5.6.2017
Dava
3.6.2017
Tabela ve bellek
27.5.2017
Halkla inatlaşılmaz
26.5.2017
Tarihî kişilikleri tartışmak
23.5.2017
Ergenekon’un akibeti, 15 Temmuz’un başına olmasın!
21.5.2017
Tarafsızlık süsü verilmiş ayırımcılık
17.5.2017
Hangi cephe, hangi blok?
13.5.2017
2019 arayışları ve Gül’ün adı
9.5.2017
Erdoğan’ın dönüşü
7.5.2017
CHP ve siyasetin kaynayan kazanı
26.4.2017
16 Nisan’a vurulan mühür
22.4.2017
16 Nisan’dan sonra AKP ve HDP ne yapmalı?
19.4.2017
17 Nisan'a uyanmak
16.4.2017
Neden hayır?
15.4.2017
Dost ve post
7.4.2017
Milleti denize dökmek
4.4.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 5
30.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 4
29.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 3
29.3.2017
Anayasa değişiklik teklifinin içeriği-1
27.3.2017
Anayasa değişikliğinin içeriği - 2
14.3.2017
Nerden baksan tutarsızlık!
12.3.2017
Bitpazarına nur yağmaz
9.3.2017
15 Temmuz’un tapusu
21.8.2015
Yapısal hatalar (3): Taahütlere uymama
18.8.2015
Yapısal hatalar (2): Muğlaklık
13.8.2015
Yapısal hatalar (1): Zaman
11.8.2015
Bilek güreşi
7.8.2015
Herkes kendine yakışanı yapar
4.8.2015
Feryatlar gökyüzüne yükselirken…
30.7.2015
'Biz yapmadık, bağımsız birimler yaptı'
28.7.2015
'Size savaş yaptırmayacağız'
24.7.2015
Akıl tutulması
21.7.2015
Çıkış kapısı
15.7.2015
Kabak tadı
9.7.2015
Gerçeğe dönüş
6.7.2015
Faili meçhul değil faili malum
30.6.2015
Türkiye'nin bitmeyen Kürt fobisi
25.6.2015
Merkezin dönüşümü
23.6.2015
Kalkınma ve özgürlük kıskacında Demirel
18.6.2015
Koalisyon kurmanın güçlüğü ve unutkanlık
15.6.2015
Çözüm koalisyonu
11.6.2015
Bir parça huzura hasret kalmak
8.6.2015
Kazanan siyaset ve demokrasi oldu
5.6.2015
Seçim ve felaket senaryoları
2.6.2015
Seçim ve siyasi rüşt
29.5.2015
SEÇİM VE TARAFSIZLIK
23.5.2015
Seçim ve normalleşme
19.5.2015
Seçimler gelir gider, kalıcı olan barıştır!
16.5.2015
Sinn Fein ile bir gün
11.5.2015
Geçmişi geçmiş kılmak
3.5.2015
PKK’nin özrü ne anlama geliyor?
29.4.2015
HDP: Türkiye'nin batısına konuşmak
28.4.2015
HDP’nin merkeze yolculuğu
23.4.2015
HDP’nin dezavantajları
22.4.2015
HDP’nin avantajları
17.4.2015
PKK çekilmeli
14.4.2015
Demokrasiden umut kesmek
11.4.2015
Barış sürecinin hukuku
7.4.2015
Çözüm Süreci ve Yeni Anayasa
06.04.2015
İzleme Heyeti ve PKK’nin meşruluğu
02.04.2015
Eşme ruhu ve Genelkurmay’ın ruhu
28.03.2015
Tavanda sorun, tabanda rahatsızlık
23.03.2015
Barışın newrozu
20.03.2015
Barış cümleleri toplamak
15.03.2015
Çağrı, irade ve sorumluluk
08.03.2015
Eyvah barış geliyor!
04.03.2015
Tarihi çağrı
07.02.2015
HDP'nin seçimi ve olası sonuçları
05.01.2015
Barışı provokasyondan korumak
03.01.2015
Muhafazakâr dayatma
24.12.2014
Seçim barajı ve Anayasa Mahkemesi
19.12.2014
14 Aralık operasyonu
17.12.2014
Başkalarının kiri
24.11.2014
Şiddetin kapısına kilit vuralım
19.11.2014
Doğru kelimeleri bulmak
11.11.2014
Fas’ta IŞİD, laiklik ve Kobani tartışması
07.11.2014
Kobani’de yeni dengeler
27.10.2014
Puslu havayı dağıtmak
22.10.2014
Dolmabahçe Toplantısı’ndan notlar
13.10.2014
Bu ateş hepimizi yakar
10.10.2014
Sağduyu ve itidal zamanı
02.10.2014
Suriye’de yeni politika ihtiyacı
23.09.2014
Kobani, rehineler ve Şer’den çıkan hayır
19.09.2014
Çok-kültürlü eğitim, anadil ve Türkiye (1)
13.09.2014
Yeni hükümet ve Çözüm Süreci
10.09.2014
CHP Kongresi: Akıntıya karşı kürek
07.09.2014
Kutuplaşma, helalleşme ve muhalefet
03.09.2014
AKP’de yeni dönem: Erdoğan, Gül ve Davutoğlu
24.08.2014
Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde neyi başardı?*
21.08.2014
Barış, çözüm ve provokasyon
17.08.2014
‘Tarih’ tartışması
14.08.2014
Kürtlerin ittifakı bir zorunluluk
12.08.2014
İki kazanan, bir kaybeden
09.08.2014
IŞİD vahşeti ve Kürtlerin birliği
29.07.2014
İhsanoğlu’nun Diyarbakır mesaisi
21.07.2014
Kürtler Kürt de olabiliyor!
16.07.2014
Bize yine hasret kaldı
13.07.2014
Türkiye, PKK ve Kürdistan
10.07.2014
Bağımsız Kürdistan
08.07.2014
Barış inşa ediliyor, bazıları neden mutsuz?
05.07.2014
Demirtaş’ın adaylığı
26.06.2014
Barışa katlanmak
20.06.2014
12 Eylül’e müebbet
19.06.2014
Elveda Kemalizm
12.06.2014
Cezalandırmayalım, ödüllendirelim
10.06.2014
Barışı toplum sahiplendi*
08.06.2014
Barış annelere emanet!
06.06.2014
Çözüm Süreci'nde yeni aşama
31.05.2014
Annelerin hasreti çabuk bitsin!
28.05.2014
İki zihniyetin mücadelesi veya 27 Mayıs’tan çıkmak
23.05.2014
Soma (2): Muhalefet ve sosyal medya
21.05.2014
Soma (1): Mevcut durum, iktidar ve sorumluluk
10.05.2014
Bakan Çağlayan’ın saati
05.05.2014
Doğru politika, yanlış aktör
03.05.2014
Anayasa Mahkemesi (3): Kılıç’ın konuşmasındaki yanlışlar
29.04.2014
Anayasa Mahkemesi (2): Kılıç’ın konuşmasındaki doğrular
27.04.2014
Anayasa Mahkemesi (1): Kararlar ve cumhurbaşkanlığı seçimi
21.04.2014
Barışmak sabretmekle mümkün
10.04.2014
2014 seçimlerinin aynasında AKP ve CHP *
07.04.2014
Kürtler barışa oy verdi
04.04.2014
Kaybedenler kulübü
30.03.2014
Kürt siyaseti ve meşruiyet
25.03.2014
‘Kürtlerin vakti geldi’ mi?
23.03.2014
Barıştan korkmamak
19.03.2014
Tahliye furyası ve yeni Ergenekon algısı
16.03.2014
Sağduyu çağrısının muhatabı kim olmalı?
14.03.2014
Hayatı ve ölümü araçsallaştıran bizlere dair…
11.03.2014
HDP’ye saldırı: Kim yapıyor, neden yapıyor?
05.03.2014
Atatürk’e hakaret, Türköne ve yargı
02.03.2014
Güncellenmiş 28 Şubatlar
27.02.2014
MİT Yasası: Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
25.02.2014
Başarısız bir 367 denemesi
20.02.2014
İnternet yasası
18.02.2014
‘İyi ki Öcalan var’
10.02.2014
Barış huzursuzluğu
06.02.2014
BDP ve HÜDA-PAR: Sorumluluk vakti
03.02.2014
Cemaat’in Kürt meselesindeki perspektifi
30.01.2014
Gülen’in BBC röportajı: ‘Bu arkadaş’ ve ‘adadaki insan’
28.01.2014
Nasıl bir HSYK?
24.01.2014
HSYK tartışması
16.01.2014
17 Aralık ve Kürt siyaseti (3)
09.01.2014
İnsafınız kurusun!
06.01.2014
17 Aralık ve Cemaat (2)
03.01.2014
17 Aralık ve AKP (1)
29.12.2013
Roboski: Hakaret
25.12.2013
Yargının Diyarbakır kriterleri
22.12.2013
AKP, Cemaat ve demokrasinin ipi
18.12.2013
Hawara Licê
14.12.2013
Acının keyfini sürmek
11.12.2013
Devletin mahremiyeti ve vatan hainliği
08.12.2013
Diyarbakır’ın seçimi
04.12.2013
Halkın sevgilisi Atatürk
03.12.2013
Zarar gören, kaybeden hiç kimse yok
1.12.2013
Koruculuk (2): Nasıl silah bırakırlar
28.11.2013
Koruculuk (1): Neden korucu oldular
26.11.2013
Dershaneler ve çözüm süreci
23.11.2013
Kürtler ne yana düşer, Kürdistan ne yana düşer?
19.11.2013
Diyarbakır buluşması: Semboller ve söylem
16.11.2013
Ayar kaçmasın!
12.11.2013
'Siyasi' değil 'itikadi'
11.11.2013
Kürtler arasında da barışa ihtiyaç var
06.11.2013
Yeni bir kimlik ihtiyacı
04.11.2013
Kim kimi Türkiyelileştirecek?
29.10.2013
CHP, BDP ve Sarıgül
22.10.2013
Demokratik felaket
15.10.2013
Perakende demokrasi
08.10.2013
Başörtüsüne tam özgürlük
01.10.2013
Brüksel'de 'Gezi' havası
24.09.2013
Cami-cemevi ve asimilasyon
18.09.2013
Tıkanmayı aşmak
10.09.2013
Çantada keklik
04.09.2013
Artık ana güzergah siyasettir
28.08.2013
'Stratejik konum'
21.08.2013
Ergenekon'a kefil olmak
13.08.2013
Olmayacak duaya amin
06.08.2013
Adaletin önündeki baraj
30.07.2013
Kürt anasını görsün artık!
25.06.2013
Demokratik reform ihtiyacı
18.06.2013
ERDOĞAN, MESAJI ANLAMADI MI?
11.06.2013
Gezi ve Kürtler
05.06.2013
Vesayetin kurumsallaşması
28.05.2013
Kimin iradesinden söz ediyorsunuz?
03.05.2013
Veda vakti
27.04.2013
Kürt meselesi nedir
19.04.2013
Türkiye mucizesi
12.04.2013
İrlanda dersleri
08.04.2013
Çokkültürlü vatandaşlık
29.03.2013
‘Türk kimliği’ meselesi
22.03.2013
Newroz û Aşitî pîroz be
15.03.2013
Barışın hâlleri
08.03.2013
Vicdanımız reddediyor
01.03.2013
Tedirgin olan kim
22.02.2013
Ah bu arşivlerin gözü kör olsun!
15.02.2013
‘Türk sorunu’
08.02.2013
‘Solin Ölmesin’
01.02.2013
‘Atatürk devrine dönemeyiz’
25.01.2013
‘Fezleke hukuku’
18.01.2013
Elbette ‘hubbu Ali’den’ değil!
11.01.2013
Helva
04.01.2013
Bu kez final barış olsun
30.12.2012
Acıdan süzülmüş metanet
28.12.2012
Bu dava bitmedi!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI


Seraby Interactive |Reklam Ajansı