Yıldız RAMAZANOĞLU

Karar Gazetesi



Bookmark and Share

Kadınların yazarak müdahil olması


7.11.2018 - Bu Yazı 174 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hikaye yazan kadınların sayısında artış olduğu bir gerçek. Demek ki başımızdan kayda değer bir hikaye geçiyor. Yazmak elbette yavaşlamakla alakalı. Akıl almaz hızın girdabından kendimizi bir an kurtarıp olanlara baktığımızda, ancak yazarak anlayabileceğimiz bir akıntının içinde olduğumuzu kavrayabiliriz. Sadece son yüz yılımızda olup bitenlere bakalım; tespih tanesi gibi dağılan imparatorluktan cumhuriyete sancılı bir geçiş, geçmiş birikimin hiçe sayılması, Batılılaşmanın süzgeçten geçirilmeden dayatılması, iç ve dış çatışmalar, Anadolu’nun işgali, savaşlar, seferberlik yılları, bir yandan da amansız toplumsal değişim, iç göç, şehirleşme, sanayileşme. Öte yandan zamanın ruhuna uygun biçimde bireyin belirginleşmesiyle kendini gösteren yeni insan profili, iletişim yollarının değişmesi, ev içi ve toplumsal rollerin dönüşümü, dijital devrimin yarattığı bir örnekleşme, algıların zihinlerin hiç olmadığı kadar yönetilmesi, sahip olma ele geçirme istencinin, üç kişinin bulunduğu yerde iktidar mücadelesinin fazlasıyla öne çıkması ve daha birçok gerçeklik. 

Bütün bu alt üst oluşlar karşısında inisiyatif almak, müdahil olmak, ülkesi, toplumu ve gezegenin selameti için elini taşın altına koymak hususunda kadınların sadece seyreden nesneler olmaları düşünülemezdi. Osmanlı kadınlarından bugüne halkalar birbirine eklenerek büyük bir çaba sarf ediliyor, görmezden gelinemeyecek büyük bir birikim var ortada. Hanımlara Mahsus Gazete ve Kadınlar Dünyası dergisinin nüshalarına göz atıldığında zamanın cesur kadınlarının hala ışık tutmaya nasıl devam ettikleri görülebilir, hala aşılıp geçilmiş değil çünkü birçok tartışma konusu.   

Tanzimat döneminde kadını Hristiyan kültüründeki gibi ifade etmek gelenek olmuştu. Küsche (mutfak), kirsche (kilise), kinder (çocuk) formülü işliyordu: İyi eş, iyi anne, iyi Müslüman. Burada eş olmak en çok mutfakla eşleşiyor. Mutfaktan çıkmayan kadın muteber sayılıyor. Toplumsal olarak kadın ve erkeğin hayat alanlarının birbirinden bu kadar ayrı olduğu bir zamanda toplumun genelindeki ahlaki çözülme için önleyici tedbirler düşünülüyordu. Değişim talepleri fark edilmiş ve kadınların kontrolden çıkmamasının, bilinen değerlerin sürdürülmesinin telaşı başlamıştı. Değerlerin korunması gerekiyorsa bunu kadınlar yapmalıydı, erkekler zorunluluklar yüzünden bundan muaftı adeta. Yaşananlar üzerine düşünen yazan kadınların ortaya çıktığı zamanlar, şair ve yazar Şukufe Nihal etrafımda sanat ve edebiyat bahisleri edilmezse, fikir münakaşaları yapılmazsa beynimin uyuştuğunu hissediyorum diyordu. Kadınların yazma meselesine de açıklık getirmişti. Bir zamanlar mal-mülk, servet, kocan ne kadar kazanıyor, senin kocan hangi mevkide, böyle telaşlar, böyle yarışmalar ve rekabetler içindeyken artık biz bunların hepsini bıraktık. Artık bizim sinemizde başka bir aşk doğdu, yazma aşkı, anlatma aşkı diyordu.  

Ankara Kız Lisesi’nde öğrenciyken İngilizce öğretmenimiz Nihal Hanım “Siz Sevgi Soysal’ın, Adalet Ağaoğlu’nun okulunda eğitim görüyorsunuz, onları okumalı, siz de yazmalı, hiç değilse günlük tutmalısınız” dediği zamanlarda çizgili bir deftere şiirler yazıp saklıyordum. Sonra bu okumalara Firuzan’ın hikayeleri eklendi. Geçmişimizden bihaberdik. 1994’te Emel Aşa Fatma Aliye’nin Muhadarat’ını latinize edinceye kadar bu kıymetli yazarı tanımıyorduk. Ahmet Cevdet Paşa’nın iyi yetişmiş cesur kızları her yönden öncü kadınlardı. Keşke Emine Semiye de nazara verilebilse. Üzerine günler paneller düzenlense. Halide Edip yazmasa ne kadar eksilirdik. Safiye Erol da alfabe değişikliği ve edebiyata ilgisizlik yüzünden çok geç ulaşabildiğimiz yazarlardan. Kadınlar ne kadar da çok kadın hikayeci var denilen günlere varılıncaya kadar yazmak v e yayınlamak için çok mücadele verdiler. Aslında İslam dünyasında eş zamanlı olarak benzer süreçlerden geçtiğimiz Arap dünyasının kadın yazarlarının yazma serüvenlerini okumak ta çok ufuk açıcı. Arap yazarların bu yoldaki maceralarını içtenlikle anlattıkları bir derlemeye imza atan Lübnanlı yazar Fadiye Fakir’in Sükut Diyarının Gümüş Kadınları kitabının Türkçede yayınlanmış olması önemli. Kendisini Bağdat diyarından, yaseminli şarkılar ülkesinden, Şehrazat’ın Binbir Gece Masallarını anlattığı ülkeden geliyorum diye tanımlayan Fakir, özgürlük ve baskı, demokrasi ve despotizm arasında sıkışan yazmayı anlatır.   

İlk hikaye kitabım Derin Siyah’ı okuyan kanaat önderi bir ağabeyimiz “Bacım bunlar hep hezeyan, ağırbaşlı makaleler yazmalı bir kadın, illa yazacaksa” demişti. Günümüzde koşullar algılar görece de olsa epeyce değişti. Yazmak eskisi gibi sürekli sorgulanan, itibar kaybettiren, anlamsız görülen boş bir uğraş değil. Birçok yazan kadın için hayat memat meselesi. Bilgisayar kullanımı, evdeki teknolojik gelişmeler, kadının yazmasına duyulan saygınına artmasıyla yazan kadın sayısındaki artış doğru orantılı. Hikaye ise kırpık zamanların kullanımına imkan tanıyor. Türkiye’deki kadınların bohem bir yazarlık hayatı yok. Evdeki sorumluluklar arasında yazmaya alan açmak hala çok zor olsa da kadının yazması artık tekinsiz bir kontrolden çıkma olarak görülmüyor. Katedilecek daha ne çok mesafe var. Hayat aslında erkelere de kadınlara da yazma hakkı tanımaz, bu oylumlu bir konu. Fakat varoluşun derinlikleri, evrenin temel meseleleri, insanın insana ettikleri ve daha birçok şey etrafında edebiyatın içinden yazarak düşünmeye devam edeceğiz, başka bir yolumuz yok çünkü.  

.

Facebook Yorumları

Kod8
14.11.2018
Karamsar K kuşağı
7.11.2018
Kadınların yazarak müdahil olması
31.10.2018
Ruhun sevinci
24.10.2018
Atın kulağına fısıldayan şair
17.10.2018
Sinema ve dizilerde değişen aile
10.10.2018
Parça parça inşa edilen barış
3.10.2018
‘İnsan hep derine gitmek ister kızım, kıyı çöplerle doludur
26.9.2018
Bırakma Beni ‘yandı toprağım çalındı özgürlüğüm’
19.9.2018
Meczuplar deliler ve dahiler
12.9.2018
Genç yazarlar için bir hikaye
5.9.2018
Avrupa'nın iyi insanları
29.8.2018
Çağla uyumsuzluğun derin sularında
22.8.2018
Kurban: Tevessülle teslimiyet arasında
15.8.2018
İnsan olamadıktan sonra yazarlık nafile
8.8.2018
Bizi birleştiren nehirler, köprüler otlu peynirler
1.8.2018
Yaşayan edebiyat
25.7.2018
Iraklı sanatçılar
18.7.2018
O Suriyeli bir çocuk
11.7.2018
Gülzar Haydar İstanbul’da
5.7.2018
‘George Orwell Arkadaşımdı’
27.6.2018
Seçim izlenimleri
20.6.2018
Elektriksiz şehirde film çekmek
13.6.2018
Viyana İstanbul hattında bir ressam Betül Burnaz
6.6.2018
Tarlabaşı, Şehzadebaşı ve Üsküdar’da kalbe değen iftarlar
30.5.2018
İslam’ın kızı İslam’ın erkeği
23.5.2018
Tahayyül ve tefekkür arasında İslamcı dergiler
16.5.2018
Filistin kurtulur mu?
9.5.2018
Naci el Ali, Rachel Benjamin, Noor…
2.5.2018
Kolombiyalı kadınlar: Siriri ve Anka kuşları
25.4.2018
Ahde vefa toplantısı
18.4.2018
Nasıl bir dünyada yazıyoruz
11.4.2018
Dindar nesil meselesi
4.4.2018
Arakan sızısına diriltici ağıt festivali
21.3.2018
Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?
14.3.2018
Irmak şehri Tokat sakin ve derin
7.3.2018
Vicdan konvoyu sessizlerin sesi
1.3.2018
28 Şubat: Masum değiliz hiçbirimiz
14.2.2018
Depresyona girmiş hayvanlar
7.2.2018
Konuşma zemini
31.1.2018
Evsizler tinerciler kimsesizler ve aşhane
24.1.2018
Vincent’ı ya da tek bir insanı sevmek
10.1.2018
Füreya’nın topraktan gelen sanatı
3.1.2018
Nefretleşmek şiddettir, suçtur
27.12.2017
İşgal Mimarisi: Oyuk Toprak
20.12.2017
Filistinli kadınlar
13.12.2017
Filistin Akademisi
6.12.2017
Kudüs hakkında söz söylemek
29.11.2017
Türkan Şoray
22.11.2017
Aşk mucize mi hormon mu
15.11.2017
Karanlıkta seni görmek o kadar kolay ki
8.11.2017
Eğitim kanat taksın çocuklara
1.11.2017
İstanbul kurtulur mu?
27.10.2017
Beton canavarı
18.10.2017
Mardin’de gündelik hayat
11.10.2017
Kutucuklar içinde özgürlük çağı
4.10.2017
Bienalde İslam dünyasından sanatçılar
27.9.2017
Orouba Berakat ve Hulla’nın cenaze namazı
20.9.2017
Müslüman dünyanın Aida Begiç’i
13.9.2017
İnsan hakları savunucuları
6.9.2017
Arakan: Kendini tanımlamak güç istiyor
30.8.2017
Mecidiyeköy’de fal bakmalı
23.8.2017
Afette nerede toplanacak şehir halkı
16.8.2017
Ele geçirilen çocuklar
9.8.2017
Işık Doğubeyazıt’tan yükseldi
2.8.2017
‘Bir ulus ikinci bir ulusa üçüncü bir ulusun toprağını vaat etti’
26.7.2017
Yeni dünyanın Müslüman kadınları
19.7.2017
Köprüde yeni yurttaşlık bilinci
5.7.2017
Ölüm, bayram ve hakkaniyet
29.6.2017
Ölüm orucu ve etrafındaki hale
21.6.2017
‘Aradığınız ev kadını artık burada oturmuyor’
14.6.2017
Kudüs’ün yaralarına dokunmak
7.6.2017
Kültür Aynası: Mekan Hikayeleri
31.5.2017
Akif Emre: Kıymeti bilindi aslında
25.5.2017
Savaş dansına karşı sağlam hikayemiz
11.5.2017
Sürekli dijital devrim ve mültecilerin temsili
3.5.2017
Müslüman yazarlar buluşması
26.4.2017
Sanat tapınaklarından MoMA
19.4.2017
Siyaset sınırlarına dayandı
13.4.2017
Erzurumlu gençlerle kitap yolculuğu
5.4.2017
Öteki Avrupa: Casa nostra casa vostra
29.3.2017
Hüseyin Su’dan Gülşefdeli Yemeni
22.3.2017
Avrupa sıkıntısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8